Kuyular   Faslı


Yüzeyi ona on (10 x 10) dan eksik olan kuyuya pislik düşse, her ne kadar güvercinin, serçenin pisliği ve iğne uçları gibi sidiğin damla­ması afv edilmiş ise de, eğer sidik iğne ucundan daha büyük olursa, afv edilmez.

(Ona ondan eksik) sözünde «eksik» kaydına sebeb şudur : Çünkü yüzeyi ona on olsa, suyunun rengi veya tadı veya kokusu değişmedikçe pislenmiş olmaz. Bunu Kâdîhân (Rh.A.) ve başkaları zikretmiştir.

Pisliğin tozu ve devenin ya da koyunun iki tane tersi de afv edil­miştir. Tesniye sığası ile (iki tane tersi) denmesi, üç olursa çok oldu­ğuna işarettir. Nitekim bu, İmâm Temurtâşî- (Rh.A.) den nakledilmiş­tir.

Afvın vechi şudur : Sahralarda olan kuyuların başlan örtülü değil­dir. Deve ve koyun çevresine pislerler. Rüzgâr da onu kuyulara atar. Eğer onun azı ifsâd ederse, güçlük lâzım gelir. Güçlük ise kaldırılmış­tır. Bu bakımdan o atılan şey, gerek kuru olsun, gerekse yaş olsun; gerek bütün olsun, gerek kırılıp ezilmiş olsun; gerek deve ve koyun ve gerekse sığır pisliği olsun; gerek at, katır ve eşek pisliği olsun, zaru­retin bunlara şumûlü olduğu için fark yoktur. Yine gerek şehir kuyu­su olsun ve gerekse sahra kuyusu olsun, sahîh kavilde, zaruretin şumû­lü sebebiyle, fark yoktur.

Nitekim devenin veya koyunun iki pisliği, süt sağılan kaba düşse ve hemen dışarı atılsa, süt pislenmiş olmaz.

Mebsûl'da : «Şayet, hemen atılıp rengi kalmazsa, zaruretten do­layı o pislenmiş olmaz. Çünkü hayvanların âdetleri, sütleri sağıldığı va­kitte pislemektir.» denmiştir.

Kuyuda, kanı olan bir hayvan (hayvân-ı demevî) ölüp şişmiş olsa, ve o kuyuda insan gibi bir varlık ölse, kuyuya düşen şey çıkarılıp suyun hepsi çekilir. O kuyuda olan suyun hepsini çekmek, kuyu için temizliktir.
Kanı olan (demevî) kaydına sebeb, yakında bahsî gelecek şu şey içindir: Şayet demevî olmayan hayvan suda veya üzüm şırasında ölüp şişse pislenmez. Musannif, dağılmasını zikretmemiştir. Çünkü onun hükmü, şişmekten evleviyyet [93] yoluyla ma'lûm olur.[94]

Nihâye'de: Pislik düşen kuyunun suyunun sadece çekilmesiyle, o kuyunun taşlarının yıkandığına ve çamurun nakline, tevakkufsuz te­mizlendiğine bunda işaret vardır.» denmiştir.
Eğer suyun hepsini çekmek güç olursa, kuyuda bulunan su kadar çekilir. Bu durumda o kuyuda olan suyun çekilmesi, su işinde uzman iki kişiye bırakılır. Yâni suyun durumu hakkında anlayış ve bil­gileri olan iki adama bırakılır. Onlar kuyuda ne kadar su vardır der­lerse, o kadar su çekilir. Fıkh'da esah ve eşbeh [95] olan budur. Çünkü o iki kişi gerekli olan şehâdetin nisabı (ölçüsü) dır. Asıl olan, bir işe müb-telâ olunduğu vakitte ilim sahihlerine baş vurulmasıdır. Yüce Allah (C.C.) Kur'ân-ı Kerîm'de :
«Eğer bilmiyorsanız zikir erbabına (âlimlere) sorun.» [96] buyurmuştur. Bazıları, «O kuyuda olan su takdir edilir» demiştir. İmâm Ebû Yû­suf (Rh.A.) dan yapılan rivayete göre; bu takdir iki şekilde olur. Birin­cisi, derinlikde ve genişlikde suyun yeri kadar olan bir çukur kazılıp kireç ile sıvanır ve kuyunun çekilen suyu o çukura dökülür. O kuyu­dan çekilen su, 6 çukuru doldurduğu zaman kuyunun suyu çekilmiş olur.

İkincisi, kuyunun suyuna bir kamış sokulup o kamışta suyun ulaş­tığı yere işaret konur. Sonra kuyudan, meselâ on kova su çekilir. Sonra ne kadar eksildiği görülmek için kamış yine suya sokulur. Eğer suyun ondabiri miktarı eksildi ise, yüz kova çekilmesi gerekir. Lâkin bu doğ­ru olmaz, ancak eğer kuyunun devri (yâni çapı veya iç çevresi) suyun üst yüzeyinden kuyunun dibine kadar eşit ölçüde olursa olur.
Bu hususta, «O pislik düşen kuyudan, ikiyüz kovadan üçyüz kova­ya kadar su çekilir» diyen de yardır. Bu, İmâm Muhammed' (Rh.A.) den rivayet edilmiştir. O, Bağdad'da gördüğü şeyle fetva vermiştir. Çün­kü Bağd-ad'ın kuyuları Dicle'ye yakın olduğu için suları çoktur. [97]

Eğer kuyuda güvercin veya tavuk gibi bir şey ölse, orta büyüklük­te kova ile kırk kovadan aUmişa kadar su çekilir. Kırk kovası vücûb yo­luyla ve yirmisi de müstehab olmak yoluyladır.

Eğer kuyuda İare veya setçe gibi bir şey ölse, yirmi kovadan otuza kadar su çekilir. Bunda da zikredilen gibi, yirmi kovası vücûb tari­kiyle (yoluyla) ve on kovası da müstehabtır.

Orta büyüklükden fazla olan kova ile çekilen su, orta büyüklükde kova ile hesâb edilir.

Sonra, fare ile güvercin arasında olan hayvan ölse, fare hükmüne tâbidir. Yâni yirmi kovadan otuza kadar su çekilir.

Tavuk ile koyun arasında olan hayvan ölse, tavuk gibidir. Yâni kırk kovadan altmış kovaya kadar su çekilir. Zeylaî' (Rh.A.) de böyle zikretmiştir.

Eğer, birden fazla fare ölse,  dörde kadar yirmi kova su çekilir.

Eğer beşi ölse, dokuza kadar kırk kova su çekilir. Eğer on tanesi birden ölse, o kuyunun bütün suyu çekilir.

Eğer tavuk büyüklüğü kadar, iki îâre ölse, kırk kova su çekilir. Eğer iki kedi Ölse,' o kuyunun bütün suyu çekilir. Zahîriyye'de böyle zikredilmiştir.

İçinde hayvan Ölen kuyunun pis olması eğer vakît bilinirse o hay­vanın kuyuya düşmesi vaktinden itibârendir. Şayet hangi vakitte düş­tüğü bilinmezse, ve o hayvan da şişmedi ise, abdest hakkında bir gün bir gece olmak üzere hükmedilir. Hattâ ondan abdest alanların namaz­larını iade etmeleri lâzım gelir. Fakat abdeştin gayrinde kullanma hak­kında, o kuyunun pis olmasına şimdi hükmedilir. Çünkü onu başka yerde kullanmak, libâsda pislik bulunmak bâbmdandır. Hattâ o kuyu­nun suyu ile libâs yıkamış olsalar, o libâsın temiz su ile yıkanmasından başka bir şey lâzım gelmez. Sahih kavi budur. Nitekim Zeylaî' (Rh.A.) de böyle demiştir. Mi'râc'ud-Dirâye'nin : Şüphesiz Sahbâgî (Rh.A.) bu­nunla fetva verirdi, demesi bunu destekler.

Eğer,o kuyuda ölen hayvan şişmiş olsa veya dağılmış olsa, suyun pis olmasına, üç gün üç geceden itibaren hükmedilir. Musannif bu­rada dağılmayı zikretmiştir. Zira dağılmanın hükmü burada şişmek­ten anlaşılmaz. Çünkü dağılmak, suyu şişmekten daha çok bozar. Şu halde uygun olan, dağılmak için takdir edilen müddetin, şişmek için takdir edilen müddetten daha çok olması idi. Eğer bu müddetin tak­dirinde şişmek hükmü üzere yetinilse, dağılmanın şişmek için takdir edilen müddetten daha çok olması gerekir, sanılır. Eğer dağılmak üze­re yetinilse, şişmenin bu müddetten daha az olması gerekir, sanılır, îşte, hükmü açıklamak ve zannı gidermek için, ikisi bir araya getiril­miştir. İmdi anlaşıldı ki, Vikâye'nin ibaresinin önce şişmek ile dağıl­mayı bir araya getirmesi, sonra şişmek üzere yetinmesi uygun değildir. Halbuki yapılması gereken bunun aksidir.

İmâmeyn demişlerdir ki: Kuyunun pis olması, pislik bulunduğu vakitten itibârendir. Hattâ ondan abdest almış olanlara, namazlanndah bir şeyin iadesi lâzım gelmez. Ancak, o kuyu suyunun isabet ettiği şeyin yıkanması gerekir.

Eğer o kuyuya ayn'ı pis olmayan hayvan düşüp diri olarak çıka­rılsa, yâni kendisi pisdir diyen kimseye göre, domuz ile köpekden baş­ka bir hayvan düşüp diri olduğu halde çıkarılsa, ve onun bedenine bir pislik bulaşmış olmasa, o hayvan o kuyuyu pisletmez. Hattâ, kuyuya dü­şen hayvan koyun ve emsali gibi temiz olsa veya eşek, katır, kedi vesair yırtıcı hayvanlar gibi ayn'ı necîs hayvan düşse bedeninde bir pislik ol­masa, diri olarak çıkarıldığı takdirde o hayvan kuyuyu pisletmez. Te­miz olanın pisletmediği açıktır. Ayn'ı pis olmayan hayvanın pisletme-diğine gelince, Muhît'de şöyle denmiştir : Eğer kuyuya düşen, eti yen­meyen vahşî yırtıcı hayvan ve yırtıcı kuşlardan olursa, Fukahâ onda ihtilâf etmişlerdir. Sahih olan pisletmemesidir. Keza eşek ve katır, o kuyunun suyunda şüphe meydarîa getirmez. Zira bu hayvanların bede­ni temizdir. Çünkü kullanma bakımından bizim için yaratılmışlardır. Bunlar, düştükleri kuyunun suyunu ancak içinde ölmeleriyle pisletir­ler. Ancak, eğer o hayvan ağzını suya sokmuş ise, o suyun hükmü o hayvanın ağzının salyası hükmünde olur.

Eğer o hayvanın ağzının salyası temiz ise, kuyunun suyu da te­mizdir. Eğer pis ise, o kuyunun suyu da pistir. Suyun hepsi çıkanîir.

Eğer o hayvanın ağzının suyu şüpheli ise, o kuyunun suyu da şüphe­lidir. Suyun hepsi çekilir. Eğer ağzının suyu mekruh ise o kuyunun su­yu da mekruhtur. Çekilmesi müstehab olur.

Ağzı temiz olan insanın; o insan gerek cünub veya hayızlı veya lo-huşa olsun; gerekse küçük çocuk veya kâfir olsun, içtiği suyun artığı ve keza bütün eti yenip ağzı temiz olan hayvanların artığı temizdir.

Çünkü bunların ağızlarının suyu (salyaları) temiz etten meydana gel­miştir. Şu halde onunla karışmış olan su da onun gibi temiz olur.
Domuzun, köpeğin, .yırtıcı hayvanların ve henüz fare yemiş kedi­nin artıkları ve henüz şarab (içki) içen kimsenin artığı pistir. «Henüz» kaydına sebeb şudur : Çünkü kedi, fareyi yemezden önce veya yiyip bir ya da iki saat geçtikten sonra içtiği suyun artığı pis değildir. Ancak, mekruhtur. Bu hususta «Eti haram olduğu için» ve bir kavle göre de «Pislikten korunmadığı için mekruhtur» demişlerdir. Bu, kerâhet-i ten-zîhiyye'ye işarettir. Evvelki, kerâhet-i tahrîmiyye*ye [98] işarettir. Fakat üç evvelkinin; yani domuzun, köpeğin ve yırtıcı hayvanların artığının pis olması, artığı, pis olan salyasıyle karıştığı içindir. Son ikisinin pis olması ise ağızdaki pislikle karışmasındandır.

Süprüntülükle başı boş gezen tavuğun içtiği suyun artığı; yırtıcı kuşların ve evlerde sakin olan yılan, akreb, fare ve kertenkelenin iç­tiği bütün su artıkları mekruhtur.

Başı boş gezen tavuğun artığının mekruh olması, pislik karıştır­dığı içindir. Eğer tavuk, gagası ayağının altına erişmeyecek şekilde bahsedilmiş ise, onun artığı mekruh olmaz. Yırtıcı kuşların artığının mekruh olması ise, leşleri yedikleri içindir. Bu durumda, süprüntülük-de başı boş gezen tavuğa benzemişl erdir. Hattâ eğer habsedilip sahibi, gagasının pislikden hâlî olduğunu bilse, artığı mekruh olmaz.

Evlerde sakin olanlara gelince; bunlarm etlerinin haram olması, artıklarının haram olmasını gerektirir. Lâkin onlar evlerde dolaştıkları için artıklarından haramlık düşüp kerahet bakî kalmıştır.

Eşeğin ve katınım içtiği suyun artığı şüphelidir. Ulemâdan çoğunun ibaresi böyledir. Bazıları, Yüce Allah' (C.C.) m ahkâmından olan bir şeyde şüphe edilmesini kabul etmeyip demişlerdir ki; eşeğin artığı temiz­dir, şayet o artık suya libâs batırılsa, o libâsla namaz caizdir. İhtiya­rî halde onunla abdest alınmaz. Eğer ondan başka temiz su bulun­mazsa, onunla abdest almak ile teyemmüm bir araya getirilir.
Ulemâ demişlerdir ki: Şüpheden, murâd, delillerin karşıtlığı (tearu­zu) veya zaruretteki tereddüdden dolayı, tevakkuftur [99]

Bu hususta, «Şüphe onun temiz olmasındadır» ve «Temizleyici olmasındadır» diyenler de vardır. Sahîh olan söz budur. Fetva da buna göredir. Kâfî'de ve Kunye'de. böyle zikredilmiştir.

Hidâye'de zikredilmişti* ki: Katır, eşekden hâsıl olmuştur. Şu halde, eşeğin hükmünü alır. Zeylaî (Rh.A.); şayet katırın anası eşek olursa, katır eşeğin hükmünü alır, demiştir. Çünkü hükümde muteber olan anadır. Şayet katırın anası kısrak olursa, zikredilen şeyden dolayı bu hususta müşkiilik vardır. Çünkü itibâr anayadır.

Malûmdur ki, kurt koyunla temas edip de, koyun ondan bir kurt doğursa, yenmesi helâl olur ve onu kurban etmek de caiz olur. îmâ-meyn'e göre, etinin yenmesi uygun olurdu. İmâm A'zam' (Rh.A.) a gö­re, anasına itibâr ile temiz olması uygun olurdu.

Gâyet'üs-Serûcî'de zikredilmiştir ki: Şayet eşek kısrağa temas etse, o ikisinden hâsıl olan katırın eti mekruh olmaz. İmâm Muhammed'-(Rh.A.) den rivayet edilmiştir ki: Bu surette onun artığı şüpheli olmaz/ Eğer şüpheli olursa, "başka temiz su bulunmadığı takdirde, onun ar­tığı ile abdest alınıp teyemmüm edilir. Murâd olan, bir namazın ikisinden hâlî olmamasıdır. Yoksa bir durumda abdestle teyemmümü birleştirmek şart değildir. Hattâ bir kimse eşeğin artığı ile abdest alıp namazı kıldıktan sonra abdestini bozup teyemmüm ederek o namazı iade etse, kat'i olarak uhdeden çıkıp edâ etmiş olur. Kîfâye'de ve Zahidi Şerhinde böyle zikredilmiştir.

Hurma ıslatılan tatlı su (nebîz), artık gibi değildir. Zira; İmâm A'zam' (Rh.A.) a.göre, onunla abdest alınır. Her ne kadar Ebû Yûsuf, (Rh.A.) yalnız, teyemmüm edilir, dedi ise de, İmâm Muhammed (Rh.A.) abdest ile teyemmümü cem'eylemiştir.

Nebîz'den maksad; su gibi akıcı, duru ve tatlı, hurma ıslatılan su­dur. Fakat, şayet kükremiş olup sarhoşluk verirse, ittifâkan onunla ab­dest alınmaz.                             .                                               .           .

Kâdîhân (Rh.A.) demiştir ki: «Hela çukurunu su kuyusu yapsalar, şayet pisliğin erişmemiş olduğu yere kadar geniş ve derin kazılırsa, te­mizdir. Eğer o hela çukuru daha derin kazılıp, fakat daha geniş yapıl­mazsa, bu durumda onun yanları pis ve dibi temizdir.

Bir kuyuya pislik düştükden sonra suyu kaybolsa, sonra suyu yine gelse, sahîh olan kavle göre, o geri gelen su temizdir. O suyun kaybol­ması kova ile çekilmek yerine geçer.

Keza, yirmi 'kova su çekilmesi icâb eden bir kuyudan on kova su çekildiği zaman kuyuda su kalmasa, sonra su gelse, o kuyudan bir şey çekilmez.                                                           >
Hela çukuruyla su kuyusunun arası, su kuyusuna pislik ulaşmaya­cak kadar uzak olmalıdır. Kudûrî'de beş zira' veya yedi zira' tak­dir edilmiştir. Bu gerekli değildir. Muteber olan pisliğin suya ulaşma-masıdır. Şu bir gerçektir ki yer, sertlik ve yumuşaklık bakımından çe­şitli olur. [100]

Sonra musannif, artığın ahkâmını beyân edip bunun gibi terin ah­kâmı da beyâna muhtâc olunca : «Zikredilen ahkâmda ter, artık gibi­dir» demiştir. Çünkü artık ile ter ikisi de etten meydana gelir. Bu durumda, o ikisinden biri diğerinin hükmünü alır. Bize, eşek ile katırın artığı şüpheli olup bununla beraber eşeğin teri temizdir, diye i'tiraz vârid olamaz. Çünkü terin hükmü, kıyâsa muhalif hadîs ile sabit ol­muştur. Hadîs şudur:

«Resûl-î Ekrem (S.A.V.), eşeğe eyersiz bindi. Bununla beraber ha­vanın sıcaklığı, Hicaz (Mekke) sıcaklığı ve ağırlık da Nübüvvet ağırlığı idi.»

Bizim; kıyâsa muhalif hadîs ile sabit olmuştur, dememize sebeb şu­dur : Çünkü kıyâs, eşeğin teri pis etten hâsıl olduğu için, terin pis olma­sını gerektirir. Başkasına hüküm, kıyâsın aslı üzere bakî kalmıştır.

Bununla beraber rivayetlerin en sahihine göre -aynı şekilde- onun artığının temiz olduğunu söyleriz, Gâyetü'l Beyân'da böyle geçer.
Bu hayvanların bedeninin temiz olduğu anlatıldı. İmdi terin pis etten hâsıl olduğu sözü nasıl doğru olur? denilirse, cevaben deriz ki: Evvelce anlatılan bedenin zahirinin hükmen temiz olması idi. Şu mânâya ki: Sıvıların hayvana ulaşanı kullanma zaruretinden dola­yı pis olmaz. Bu, hayvanın iç kısmının pis olmasına aykırı değildir. Çünkü ona nazaran zaruret yoktur.  [101]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler