Tilâvet Secdesi Babı


Tilâvet secdesi, İmâm Ebû Yûsuf (Rh.A.) a göre ve İmâm A'zam' (Rh.A.) la ilgili bir rivayete göre, vüs'at [130] yönünden vâcibdir. [131] İmâm Muhammed' (Rh.A.) e göre ve yine İmâm A'zam' (Rh.A.) a ait bir rivayete göre fevren [132] vâcibdir. İnâye'de böyle zikredilmiştir. [133]

Bu tilâvet secdesinde namazın şartlarıyle beraber secdelerin teşbi­hini okumak vardır. Yâni; (Sübhâne rabbiye'l alâ) demek vardır. Onların şartları ise yukarıda geçmişti: ' Tekbir alırken niyet etmek ve Kıble'ye yönelmek, avreti örtmek ve iki çeşit temizlik gibi.

Elleri kaldırmak sızın secde, iki tekbîrin arasında vâcibtir. Yâni ti­lâvet secdesi yapmak isteyen kimse, önce ellerini kaldırmaksızın tekbir alır ve secde eder. Ondan sonra yine tekbir alır ve başını secdeden kaldı­rır. Bu secde, namaz secdesi-gibi yapılır. Bu söz, İbni Mes'ûd' (R.A.) dari mervîdir.
Yine tilâvet secdesi, teşehhüd etmeksizin ve selâm vermeksizin iki tekbîr arasında vâcibdir. Çünkü teşehhüd ve selâm tehallül [134] içindir. Tehallül de, tahrîmenin daha önce geçmiş olmasını gerektirir. Burada tahrîme bulunmadığından teşehhüd ve selâm da yok olmuştur.
Tilâvet secdesi bilinen ondört âyetten birinin okunmasiyle vâ-cib olur. O bilinen âyetler : A'râf sûresinin sonunda; Ra'd, Nahl, Benî İsrail ve Meryem sûrelerinde; Hac sûresinin ilk yarısında; Furkân, Nemi, Secde, Sâd, Hâ mim (es-Secde), Necin, İnşikâk ve Ikra' sûrelerin-dedir. [135]

Şayet, üzerine eda ve kaza î'tibâriyle namaz lâzım gelen bir kimse secde âyetini okusa, ona secde vâcib olur. Bu duruma göre tilâvet sec­desi, secde âyeti okuyan sağıra vâcib olur. Çünkü sağır edâ ve kaza ehlindendir.

Yine tilâvet secdesi; secde âyetini, okuyan cünub, abdestsiz ve sar­hoşa da vâcib olur. Çünkü onlar kaza ehlindendir.
Tilâvet secdesi; kâfir, mecnûn [136], çocuk, hayızh ve lohusaya vâcib değildir. Çünkü onlar edâ ve kaza için ehil değillerdir.
Ondört âyetten bir âyeti işiten kimseye, dinlemeyi kasd etmese de [137], tilâvet secdesi vâcibtir. İster o kimse secdeyi anlasın ve isterse anlamasın, şayet ona secde âyeli okunduğu haber verilirse, secde vâcib olur. Kâdîhân  (Rh.A.) böyle zikretmiştir.

Yukarıda zikredilen sağır, cüııub, abdestsiz ve sarhoşdan secde âyetini işitmekle de secde vâcib olur. Yine tilâvet secdesini, uyuyan kimseden işitmekle secde vâcib olur.

Kâdîhân (Rh.A.) demiştir ki: «Bir kimsenin, tilâvet secdesini, uyu­yan kimseden işitmesi meselesinde ihtilâl edilmiştir. Sahih olan, secde­nin vâcib olmasıdır.»
Secde âyetini, kuştan [138], daimî deliden (mecnûn-ı mutbık), sadâ-dan (yankı) ve imâma uyan kimseden işiten kimse üzerine tilavet sec­desi, bunlar kırâata ehliyetleri olmadıkları için vâcib değildir. Bunlar tarafından yapılan okuma, okuma olmamış gibidir. İşitilen de dinlen­memiş gibidir. İlk üçün, yâni kuş, daimî deli ve sadânuı, ehil olmadık­ları açıktır. Dördüncüsü, yâni imâma uyanın ehil olmamasının sebebi ise şudur : Çünkü imâma uyan kimse, imâmın tasarrufu kendisine ulaş­tığı için, kıraatten menedilmiştir. Menedilıniş (Mahcur) in tasarrufu için ise hüküm yoktur. Cünub, hayızlı ve bunlara benzeyenler bunun aksinedir. Çünkü onlar kıraat tan nehyedilmişlerdir. Nehy ise, hıcr (me­netme) den başkadır.

Câmi'ul-Kebîr'in telhisinde denmiştir ki: «İmâma uyan kimseden secde âyetim işitmek, deliden, kuştan ve sadâdan işitmek gibidir. Bir şey icâb etmez»

Yine Kâdîhân demiştir ki: «Tilâvet secdesi, üzerine namaz vâcib olan kimseye, secde âyetini okuduğunda vâcib olur. Ya da secde âyetini, üzerine namaz'vâcib olan kimseden işittiğinde vâcib olur. Ya da hayz veya nifâs sebebiyle; cünûn sebebiyle; küfür sebebiyle veya küçüklük sebebiyle üzerine namaz vâcib olmayan kimseden işittiğinde, secde vâ­cib olur.» Bu ikisi arasında ise mecnûn hakkında açık bir muhalefet vardır.

Ben derim ki; bunda uzlaştırma yolu şudur : Şüphesiz Kâdîhân' (Rh.A.) in mecnûn'daıı maksadı, daimî olmayan «ayık olan» delidir. Telhis sahibinin maksadı ise, daimî delidir.

Nevâdİr'den Zahidi' (Rh.A.) nin naklettiği şu şey bunu te'yîd eder :

«Delilik (cünûn), kısa olurda, bir gün bir gece veya bir gün bir geceden daha az olursa, o mecnûna, secde âyetini okumak veya işitmek ile secde lâzım gelir,» demiştir.

Bunun tahkik ve tedkiki şudur : Şüphesiz delilik üç mertebedir :

Birinci mertebe kısa delilikdir. Nitekim yukarıda anlatıldı. İkinci mer­tebe daimî olmayan kâmil delilikdir. Bu delilik kısadan daha çok olur. (Üç gün üç geceden daha kısa.) Lâkin bu delilik bazan gider. Üçüncü mertebe daimî olan kâmil (tam) deliliktir. Bu delilik asla gitmez.

Şahıslar da, delilik gibi tilâvet secdesine nazarla üç mertebedirler.

O mertebelerin ilki, secde âyetini okumasıylc kendi üzerine ve ken­dinden secde âyetini işiten başka kimsenin üzerine secde lâzım gelen­dir. «Kısa (Geçici) deli» bu kabildendir ki o Nevâdir'de zikredilendir.

ikinci mertebe, secde âyetini okıımasıyle üzerine secde lâzım gel­meyendir. Lâkin ondan secde âyetini işiten başkası üzerine secde lâzım gelir. Dâimi olmayan kâmil deli bu kabildendir. Bu, Kâdîhân' (Rh.A.) m zikrettiği deliliktir.

Üçüncü mertebe secde âyetini okumasıyle kendi üzerine ve kendi­sinden işitmekle başkası üzerine bir şey lâzım gelmeyendir. Bu, Telhis sahibinin zikrettiği deliliktir.

Bu araştırma, Melik'ul-Allâm olan Yüce Allah' (C.C.) m yardımıy-le benim için burada kolaylıkla tamâm oldu. Doğruyu ilham eden Allah' (C.C.)  a hamd olsun, dönülecek ye sığınılacak olan O'dur.

Namaz içinde olan tilâvet için, tilâvet secdesi, namazuı rükûu ve sücûdundan başjsa, bir rükû ve sücûd ile edâ edilir. Şayet rükû, secde âyetinin peşisıra yapılırsa - eğer musallî, rükûun tilâvet secdesi ile ol­masına niyet ederse - tilâvet secdesi namazın rükûu ile edâ edilir.

Yine, tilâvet secdesi, namazın rükûu ile edâ edildiği gibi, kıra­atin peşisıra, - her ne kadar musallî tilâvet secdesi olmasını niyet et­mese de - namazın secdesiyle de edâ edilir. Yâni şayet musallî, namazı içinde secde âyetini okursa, eğer dilerse tilâvet için rükû eder, di­lerse tilâvet için secde eder, ondan sonra doğrulup okur. Çünkü secde­den maksûd, Ma'bûd (C.C.) için huşunun gösterilmesidir. O huşu, sec­de ile hâsıl olduğu gibi, rükû ile de hâsıl olur.

Tilâvet secdesi, namaz secdesi ile de edâ edilir. Çünkü namaz secde­si, her bakımdan tilâvet secdesine uygun olur. Muhît'de böyle zikredil­miştir.

Hulâsa'da denmiştir ki; Ulemâ, şüphesiz tilâvet secdesi, tilâvet için niyet edilmese de, namaz secdesi ile edâ edilir, diye icmâ etmişler­dir. Fakat, rükûda ihtilâf etmişlerdir.

Hâherzâde (Rh.A.) adiyle laııınan Şcyh'ul İslam; nRükûun tilâvet secdesi yerine geçmesi için, rükûda l.ilâvet secdesi için niyet, lâzımdır» demiştir.

İmâm Mulıammed (Rh.A.) bunu böyle lâyiıı ve tahdîd etmiştir.

Her ne kadar imâma uyan kimse âyeti işi t meşe de, imâma uyması gerektiği ivin, imâma uyan, imâmın secde âyetini ukımıasıyle secde eder.

Eğer secde âyetini imâma uyan kimse (mü'tem) okursa, imâm da nıü'tem de asla secde etmez. Çünkü malûmdur ki, imâma uyan kimse mahcurdur. (Yâni okumaktan menedilmiştir) ve mahcurun i'iili için as­la hüküm yoktur. Yâni ne namaz içinde, ne de namazdan sonra, imâm ve imâma uyan secde etmezler. Namazın dışında bulunan kimse bunun aksinedir. Eğer o namazın dışında olan kimse -secde âyetini, imâma uyandan işitse, bu takdirde onun üzerine secde vâcibdir. Çünkü hıcr (menetme), namaz Kılanlar'hakkında sabit olmuştur. Böylece, o na­mazın dışında olan kimse, namaz kılanlardan sayılmaz.

Musaliî secde âyetini namaz kılmayandan işitse, namaz içinde sec­de etmez. Zira o âyet namaza âid değildir. Çünkü namaz kılanların bu secdeyi işitmeleri namazın nülerinden değildir. O secdenin sebebi ger­çekleştiği için, bii'akis o musallî namazdan sonra secde eder.

Eğer musallî namaz içinde secde etse caiz değildir. Çünkü musallî, namazın rükünlerinden olmayan şeyi'namaza sokmaktan nehy olun­muştur. Ancak secde, namazın dışında bir sebeb ile kâmil şekilde vâcib-dir. Şu halde, eğer musallî namaz içinde eda etse, nakıs şekilde vâki olur. Bu durumda, o noksan sebebiyle uhdeden çıkmaz. Bilâkis musallî, secdeyi îâde eder. Namazı iade etmez. Çünkü sâ,dece secde etmek, nama­zın hürmetine aykırı olmaz.

İmâm ile beraber namazda olmayan bir adam, secde âyetini imâm­dan işitse ve hiç imâma uymasa veya imâma bir diğer ıek'atta uysa, sebebin varlığından ve edanın yokluğundan dolayı o adam namazın dı­şında secde eder.

Eğer o adam, secdeyi işittiği ıek'atta, imâm secde etmezden önce imâma uysa, imâm ile beraber secde eder. Çünkü o adam, şayet secde âyetini işitmese bile, imâm ile beraber secde eder. Nitekim daha önce anlatıldı. Şu halde burada secde etmesi daha uygundur.

Eğer o adam secde âyetini işittiği rekatta, imâm secdeyi yantıkdan sonra imâma uysa, mutlaka secde etmez. Yâni gerek namazda ve gerek­se namazın dışında secde etmez. Çünkü adam o rek'ate yetişmekle o secde için müdrik olmuştur.

Yeri namaz içinde olan bir tilâvet secdesi, namazın dışında kaza edilmez. Çünkü o secde namaza âiddir. Ve o secdeye namazın meziyye-ti (üstünlüğü, tamlığı) vardır. O hâlde nakıs ile edâ etmek lâzım gel­mez.

Musannif, namaz içinde vâcib olan ile edasının yeri namaz dışında olan tilâvet secdesini birbirinden ayırmak için, «namaz içinde vâcib olan bir secde» dememiştir. Nitekim musallî secdeyi kendisiyle beraber ol­mayan kimseden veya imamından işitse ve o imâma bir başka rek'atta uysa, tilâvet secdesi vâcib olduğu gibi.

Bir kimse namazın dışında secde âyetini okuyup peşisıra secde et­se ve namaza başladığında, namaz içinde secde âyetini tekrar okusa, tek­rar secde eder. Çünkü o kimse, şayet namazdan önce secde etse, na­maz içinde vâcib olan secde meydana gelmiş olmaz.
Eğer o kimse namaza başlamadan önce secde etmezse, namaz içinde bir secde yeter. Çünkü her ne kadar meclis (yer) bir değil ise de, namaz içinde olan secde, namazın gayri olan secdeyi tabî kılmıştır. Ni­tekim bir kimse secde âyetini bir mecliste tekrar etse, bu takdirde bir secde yettiği gibi. Gerek o musallî secde âyetini bir meclisde iki kere okusun, ondan sonra secde etsin veya bir kere okuyup secde etsin, on­dan sonra o meclisde secde âyetini yine okusun müsavidir. İki meclisde okusa, bir secde yetmez. Şu halde eğer o kimse secde âyetini iki mec­lisde tekrar etse, iki. secde vâcib olur. Eğer o kimse secde âyetini bir meclisde tebdil etse, yâni bir meclisde birinci âyetin yerine baş­ka bir secde âyeti okusa, bir secde yetmez. Bilâkis, iki secde icâbeder. Asıl olan şudur ki : Şüphesiz secdenin mebnâsı (esâsı), güçlüğü savmak için tedahül [139] üzerinedir. [140] O secde sebebde tedahül etmiştir, hü­kümde tedahül etmemiştir. O sebeb [141], ihtiyat için ibâdetlere daha uygundur. Hükümde tedahül   [142], şeriat sahibinin keremini göstermek için ukûbâta (cezalara) daha uygundur. Tedahülün mümkün olu­şu, ayrı olanları ihtiva ettiğinden dolayı meclisin bir olduğu zamanda­dır. Şu halde şayet meclis ayrı ayrı olsa, hüküm asl'a döner.
Hakikat yönünden ayrılık bulunduğu ve fakat hüküm yönünden cemeden bulunmadığı için, bez çözülmesi ve bir daldan diğer bir dala geçilmesi (bir yerden bir yere geçilmesi)" tebdili mekândır. [143]

Mescidin ve evin köşeleri bunun aksinedir. Şüphesiz köşeler imâma uymanın sıhhatinin delili ile bir tek yer hükmündedir.

Az bir iş mekânı (meclisi) değiştirmek değildir. Otururken kalk­mak gibi. Bu takdirde, bir secde yeter. Gerek o secde az fiilden sonra vâkî olsun - meselâ bir kimse secde âyetini okuyup peşisıra ayağa kal­kıp ondan sonra secde âyetini tekrar okuyup peşisıra secde etse - veya gerekse o secde az fiilden önce olsun - meselâ secde âyetini okuyup pe­şisıra secde edip ondan sonra ayağa kalkıp peşisıra secde âyetini tekrar okusa - bir tek secde yeter.

Yine bir adım veya iki adım yürümek, bir lokma şey yemek, bir yudum şerbet içmek, az bir söz konuşmak ve meclisi değiştirmeyen şey­lerden bunlara benzeyen; oturmak, bir şeye dayanmak, hayvana bin­mek ve inmek gibi şeyler meclisi değiştirmez.
Şu secde bunun aksinedir: Şayet bir kimse bir başka secde âyeti okusa veya bir kaç adım yürümek gibi çok bir işden sonra, secde âyetini tekrar etse [144], şüphesiz bir secde yetmez.

Bir kimse musallî olmayıp hayvan üzerinde binici olduğu halde sec­de âyetini tekrar etse, secdeyi de tekrar eder. Çünkü hayvanın yürü­mesi, hayvana binmiş olana izafe edilir. Hattâ o binicinin, hayvanın zarar verdiği şeyi ödemesi gerekir. Bu durumda, binicinin yeri, arza iti­bâr edilir. Yoksa hayvanın sırtına değil.

Musannifin; «musalH olmayıp», demesine sebcb şudur : Çünkü na­maza hürmet, mekânları bir tek mekân gibi yapar. Eğer tek mekân olmamış olsa, o binicinin namazı sahih olmaz. Çünkü mekânın ihti­lâfı namazın sıhhatini meneder.

Bir kimse secde âyetini gemide iken tekrar etse - her ne kadar o kimse gemide namazda olmasa da - secdeyi tekrar etmez. Zira gemi ev gibidir. Geminin yüzmesi, o kimseye izâle edilmez. Yüce Allah (C.C.)
Kur'ân-ı Hakim'de :  «(Gemiler) onları götürdüler.» [145]buyurmuştur.
Eğer musallj secde âyetini bir rek'at namazda tekrar etse, meclis bir olduğu için, kıyâscn [146] ve istihsânen bir secde yeter. Eğer iki rek'-atta tekrar etse, İmâm Ebû Yûsuf1 (Rh.A.) a göre, yine bir secde yeter.

Secde âyetini işiten kimsenin meclisinin değişmesi, üzerine diğer secdeyi gerektirir. Fakat okuyanın üzerine diğer secdeyi gerektirmez. Aksi olmaz. Yâni okuyan kimsenin yerinin değişmesi, işiten üzerine diğer secdeyi gerektirmez.

Secde âyetini işiten kimse, secdeden hasını, okuyan kimseden önce kaldırmaz. Âyeti okuyan kimse işitene âdeta imâm gibidir.

İmâmın gizli okuyuş i!e kıldığı namazda secde âyetini açık dan oku­ması mekruhtur, Çünkü açıkdan okumak cemâati okunan şeyin sıhha­tinde şüpheye sevkeder. Ancak hemen peşisira rükûa niyet ederse, mek­ruh olmaz.

Yine imâmın secde âyetini terk edip, geri kalanını okuması da mek­ruhtur. Çünkü imâmın o sec"de âyetini terketmesi, secdeden çekinmesi ve üzerine secdenin lüzumundan kaçması kuruntusunu verir.

Yine secde âyetine bir âyet veya bir kaç âyet eklemek, üstünlük kuruntusunu savmak için mendûbdur. İşitene şefkat için secde âyetini okuyan kimsenin gizlice okuması da mendûbdur.

Ayağa kalkıp ondan sonra secde etmek de mendûbdur. Bu, Âişe'
(R.Anhâ) den rivayet edilmiştir. Çünkü tilâvet secdesine kıyamdan in­mek daha kolay ve daha tamdır. [147]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler