Oruçla  İlgili Çeşitli Meseleler

Kendinden veya çocuğundan korkan gebe veya emzikli kadının, hastalığının artmasından korkan hastanın ve yolcu olan kimsenin (mü-safirin) oruç tutmaması caizdir. Cevazın sebebi; Özür bulunduğu için­dir. Zikredilen kimselerin, geçen günlerin orucunu, özrün ortadan kalktığı günlerden yetiştikleri miktarı kaza etmeleri gerekir. Kaza lâ­zım gelmesinin faydası, kazanın kaybedilmesi zamanında yemek ye­dirmek (ifâm)  ile vasıyyetin vâcib olmasıdır.

Özür ile iftar edildiği için, yâni oruç tutulmadığı için, keffâretsiz ve fidyesiz kaza lâzım gelir. Çünkü fidye, kıyâsa aykırı olarak şeyh-i fânî hakkında vârid olmuştur. Fidyeden başkası fidyeye kıyâs edil­mez. Fidye, buğdaydan yarım sâ'dır. Hurmadan veya arpadan bir sâ'-dır.

Müsâfirin ona zarar vermezse, oruç tutması mendûbdur. Çünkü Yüce Allah (C.C.)  Kur'ân-i Kerîm'de :
«Oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.» [92] buyurmuştur. Resûlüllâh (S.A.V.) in:
«Yolculukda oruç tutmak, birr (itaat ve iyilik) değildir.» [93]  sözü ise güçlük durumuna hamledilmiştir.

Eğer o özürlü olanlar özürlü oldukları esnada öl sele r. fidye île vasıyyet vâcib olmaz. Eğer özür ortadan kalktıkdan sonra ölseler, ölü­nün velisi ölü adına, ölünün sağlığında kazasına kadir olduğu hâlde geçip giden günler kadar fidye verir. Çünkü ölenden geçip gi­den günler, şayet on gün olup da Ramazan'dan sonra da beş gün yaşa­yıp ondan sonra ölürse, eğer o kimse ikâmet günlerinde sıhhatli ise, onun üzerine Ramazan'dan sonra sıhhatli bulunduğu beş günün fid­yesi lâzım gelir, diğerlerinde lâzım gelmez.

Eğer ölen kimse vasıyyet etti ise, velîsi ölünün malının üçtebirin-den fidye verir. Eğer velîsi, ölü için fidye verdiği şeyi teberru ederse caizdir. Eğer velî, ölü için oruç tutup namaz kılarsa, caiz değildir. Çün­kü Resûlüllah (S.A.V.) :
«Bir kimse (başka) bir kimsenin yerine oruç tutmaz. Yine bir kim­se (başka) bir kimsenin yerine namaz kılmaz. Lâkin onun için yemek yedirebilir.»  [94]  buyurmuştur.

Keza, köle azadından başkasıyle, yemin keffâreti ve kati keffâre-tinde de teberru' zikredilen ^gibidir. Yâni şayet (velîsi) yemin ve kati keffâretinde yemek yedirmek ve giydirmek ile teberru'da bulunsa, ca­izdir,

KÖle azâd etmek suretiyle teberru' caiz değildir. Çünkü onda ölü­nün rızâsı olmaksızın ona velâ (mütevelli tâyini) ilzam etmek vardır.

Ayırmak (fasl) ile de olsa, Ramazan kaza edilir. Yâni ayrı ayrı (yâ­ni aralıklı) veya ardarda tutmak caizdir. Vacibi uhdesinden sür'atle düşürmek için, müstehab olan ardarda tutmak (vasi) dır.

Eğer özürlü kaza tutarken diğer Ramazan gelse, o gelen Ramazanın orucunu tutar. Çünkü o gün, o gelen Ramazarim edasının vaktidir. Di­ğer Ramazan edâ edildikden sonra, Önceki Ramazan'dan kalanları kaza eder. Çünkü o, kazanın vaktidir.

 (O, önceden kalan kazaları) fidycsiz kaza eder. Çünkü kazanın vâ­cib olması terâhî (mühlet) üzeredir. Hattâ onun için, kaza etmezden önce tatavvuan oruç tutmak caizdir. İnıâm Şafiî' (Rh.A.) ye göre, özür­süz geciktirirse fidye vâcib olur.

Vitre varıncaya kadar her vakti geçen namazın fidyesi bir günün orucunun fidyesi gibidir. Sahih kavi budur. Bu hususta; «Bir günün namazının fidyesi bir günün orucunun fidyesi gibidir» diyenler de vardır.

Oruç tutmaya gücü yetmeyen pîr-i fâni iftar eder ve fidye verir.

Yâni her gün için keffâretlerde doyurduğu gibi, bir yoksulu doyurur. Eğer oruç tutmaya gücü yeterse, kaza eder. Zira fidyenin hükmü iptal olur. Çünkü yerine geçme şartı, aczin devamlı olmasıdır.

Edâen ve kazaen, kasden başlanılan nafile orucun tamamlanması vâcibdir. Nafile Namazı bölümünde bunun tahkiki geçmiştir. Eğer baş­layan kinifse o nafile orucu bozarsa, onun üzerine kaza lâzım gelir. Ancak, eğer yasaklanmış günlerde başlarsa tamamlamak vâcib değildir.

Çünkü o günlerde başlamak gerekmez.

Oruç tutulması yasaklanmış günler; fıtr yâni Hamazan Bayra­mının birinci günü ile edhâ yâni Kurbân Bayramının dört günüdür.

Nafile oruca başlayan kimsenin, bir rivayette, özürsüz iftar etme­si yâni orucunu bozması caiz değildir. Çünkü bu, amelin ihlâlidir. Yü­ce Allah  (C.C.) :
«Amellerinizi ibtâl etmeyiniz.» [95]buyurmuştur. Diğer bir riva­yette iftar caizdir. Çünkü kaza onun halefidir. Bu durumda ibtâl edil­miş olmaz. Ziyafet bir özürdür. Yâni azhar rivayete göre, böyledir. İmâm Hasan' (Rh.A.) in, Ebû Hanîfe' (Rh.A.) den rivayetine göre, zi­yafet özür değildir. Bu hüküm, ziyafetin sahibine ve ziyafete gidene şâmil olur.
Müsâfir iftara niyet edip mukîm olsa ve niyetin vaktinde - ki o va­kit dahve-i kübrâya (kuşluk vaktine) varıncaya kadardır, zeval­den Öncesi değildir [96] - oruca niyet etse sahîh olur. Orucdan murâd, farz ve nafileye şâmil olandır. Bundan dolayı musannif «sahih olur» demiştir. Çünkü farz ve nafile sıhhatte muhtelif değillerdir. Ancak vu-cûbda ve vucûbun yokluğunda muhtelif olurlar. Bu durumda ma'nâ : «O oruca n nisa fi r ve mukîmin ııiyycti sahih olur,» demektir.

Zikredilen niyet, şayet Ramazanda olsa, oruç vâcibdir. Çünkü yol­culuk; mukîm olan bir kimsenin üzerine Ramazanda müsâfir olduğu günün orucunu tamamlamak vâcib olduğu gibi, ovucun vâcib olmasını ortadan  kaldırmaz.

Müsâfirin ikâmetinde ve mukîmin yolculuğunda iftar etmelerin­den dolayı keffârel yoktur, çünkü başında ve sonunda şüphe vardır.

O da seferdir. Nitekim fâsid nikâhda şüpheden dolayı had (ceza) düş­tüğü gibi.

Baygınlık günleri, bir ay bile olsa, hepsi kaza edilix Çünkü o bir çeşit hastalıkdır ki, güçleri zayıflatır, aklı yok etmez. Vücûbu ve eda­yı ortadan kaldırmaz. Ancak, o bayılan kimse bayılmanın meydana geldiği günde veya gecesinde oruçlu bulunduğu için, o günü kaza et­mez. Çünkü zahir olan şudur ki: Müslümamn faydası bakımından uy­gun olan, geceden niyet etmesidir. Hattâ Ramazanın hepsim yemek mutadı olduğu için fâsık olsa, niyet bulunmayıp, sebeb mevcûd oldu­ğundan Ramazanın hepsini kaza eder.

Ramazanda delilikten i fakat bulan kimse, geçen delilik günlerini

kaza eder. Çünkü sebeb, Ramazan ayı'dır, o da vardır. Vucûbun bizzat ehliyyeti ise zimmetledir. Bu da mânîsiz gerçekleşmiştir. Şu halde, şa­yet vucûb mânîsiz gerçekleşse, kaza belirlenmiş olur.

Tamâmı delirme (cünûn) ile geçirilmiş olan Ramazan ayının ta­mâmı kaza edilmez. Çünkü bu, Sıkıntı ve güçlüğe sebeb olur. Bayılma bunun hilafıdır. Çünkü bayılma, âdeten-ay'ı tamamen kaplamaz. De­lirme ise çok kere ay'ı tamamen kaplar.

Mutlaka, yâni gerek o kimse deli olduğu halde âkil baliğ olsun, gerekse âkil baliğ olup sonradan deli olsun, deliliği Ramazan ayını tamamen kaplarsa kaza "etmez.

Bir kimse yasaklanmış olan günlerde veya yılın bütün günlerinde oruç tutmaya nezr etse (adaşa), o nezr sahih olur. Çünkü o kimse meş­ru bir oruca nezr etmiştir. Yasak, bundan başkası içindir. O da, Yüce Allah' (C.C.) in da'vetine icabeti terk etmektir. Onun nezri sahih olur.

Lâkin o kimse o nezr ettiği günlerde ma'siyete yakınlıkdan sakınarak iftar eder ve o nezredilmiş günlerin orucunu, vacibi düşürmek için kaza eder. Eğer o yasaklanmış günlerde oruç tutarsa, caiz görülür ve uhdesinden çıkar. Çünkü o kimse orucu üzerine aldığı gibi edâ etmiştir.

Eğer bir şeye niyet etmeyip «Allah için şu günlerin veya yılın oru­cu benim üzerime olsun» dese, bu mesele altı şekilde mütâlea edilir:

Ya bir şeye niyet etmemektir veya yalnız nezre niyet edip yemine niyet etmemektir. Veya yalnız nezre niyet edip, yemin olmamaya niyet etmektir. Zikredilen üç şekil bil'icmâ nezr olur. Çünkü bu söz, sîgasıy-le nezrdir. Gerçekliği  nezredenin azîmetiyle  sabit olmuştur.
Eğer yemine niyet edip nezr olmamasını dilerse, sözü yemîn olur. Çünkü yemin O'nun sözünün ihtimal mahallidir. Ayrıca yemini­ni ta'yin edip ondan gayrisini uzaklaştırmıştır. Bu surette iftar ederse, üzerine keffâret lâzım gelir. Nitekim yeminin hükmü de budur. Eğer ikisine veya nezri ta'yin etmeksizin yemine niyet ederse, yemîn ile be­raber nezr olur. Hattâ iftar etse nezr için kaza eder ve yemîn için kef­fâret vâcib olur. Çünkü söyleyenin nezri sîğasıyle nezrdir ve sebebiyle yemindir. Burada, Fıkıh kitaplarında zikredilmiş olan işkâl-i [97] meş­hur vardır. Burada anlatılmasına ihtiyâç yoktur.

Şevvâl'den altı günün orucunu aralıklı tutmak mendûbdur. Yâni altı günlerin orucunu iftardan sonra ardı ardına oldukları halde tut­mamalıdır. Fukahâdan bazısı, ard arda tutulmasını kerih görmüştür. Kerih gören îmânı Mâlik' (Rh.A.) tir. Bazısı da kerih görmemiştir. Eğer bir kimse altı gün orucun aralarını Şevval ayı içinde ayırırsa, o ayırma kerahetten ve Nasârâ'yâ benzemekten uzak olur. Hâniyye'de böyle zikredilmiştir.

Eğer bir kimse belirli olmayan bir ayın ardı ardına orucuna nezr edip başladıkdan sonra, bir günü iftar etse, yeniden başlar. Çünkü o nezir vasıfla muhteliftir. Belirji bir aya nezr etse, yeniden başlamaz.

Yâni eğer ayniyle bir ayın orucuna nezr etse, bir gün iftar etmekle ye­niden başlamaz. Hattâ orucun hepsi vaktin gayrında vâki olmasın diye, o iftar ettiği günü kaza eder. Kâfî'de böyle zikredilmiştir.

Bağlı (muallâk) olmayan nezr, zamana ve mekâna, dirheme ve fa­kire mahsûs olmaz. Zamana mahsûs olmayana gelince : Nezreden kim­se : «Allah için Receb ayını oruç tutmak benim üzerime nezr olsun» der, veya «Receb'i itikâf etmek nezrim olsun»* der, Receb'den önce bir ayı oruç tutar veya itikâf eder, ya da zikredilen şekilde, namazı söyler­se, nezri caiz olur. İmâm Muhammed (Rh.A.) ve İmâm Züfer (Rh.A.) «caiz olmaz» demişlerdir.

Yine «Allah için yarın şu kadar para tasadduk etmek benim üze­rime nezrim olsun» dese de onu içinde bulunduğu gün tasadduk ediver­se, bize göre «caiz olur.», İmâm Züfer' (Rh.A.) e göre olmaz.

Mekâna gelince : O nezreden kimse Mekke* (Kâ'be) de namaz kılmaya, i'tikâf etmeye, oruçlu olmaya veya tasadduk etmeye nezr et­se, ve bu zikredilenleri Mekke'den başka yerde yapsa, bize göre caiz olur. İmâm Züfer (Rh.A.), bunun ayrı görüştedir.

Dirheme ve fakire mahsûs olmayan ise şudur: Onun «Allah (C.C.) için bu dirhemleri tasadduk etmek benim üzerime nezr olsun» veya «Bu fakire tasadduk benim üzerime nezr olsunu demesidir. İmtdi o kimse o dirhemlerden başka dirhem tasadduk etse veya nezr ettiği fakirden başkasına tasadduk etse, bize göre caiz olur. İmâm Züfer (Rh.A.) ayrı görüştedir.

Bağlı (muallâk) nezr, bağlı olmayan nezrin aksidir. Nezreden kim­se, «Eğer filân kimse gelirse, Allah (C.C.) için tasadduk etmek veya oruç tutmak veya namaz kılmak ya da i'tikâf etmek benim üzerime olsun» dese, onun o kimse gelmezden önce nezr ettiği işi yapması caiz ol­maz. Fark şudur : Şüphesiz nezr, halde sebebdir; ve nezrin altında dâ­hil olan, kurbet (yakınlık) olan şeydir. O ta'yinin değil, tasaddukun aslıdır. Bu durumda ta'yin bâtıl olur, ona kurbet lâzım gelir. Bağlı (mu­allâk) olan nezr bunun aksinedir. Çünkü taiîk nezrin sebeb olmasını meneder. O halde ta'lîkden önce ta'cîl caiz olmaz.
Bir kimse Receb ayı orucunu nezr etse de Receb ayı girdiği zaman hasta olup gücü yetmföse, ancak dha hastalığına zarar vermek suretiy­le gücü yetse, o kimse iftar edip Ramazan orucu gibi kaza eder. Yâni dilerse o kazayı Recebe bitiştirir (vasi eder), dilerse ayırır (fasl eder). [98]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler