Cinâyetler    Babı

Musannif, ihram giyenlerin hükümlerini açıklamayı bitirince, on­lara aid arızaları (arız olan şeyleri) açıklamaya br.şladı. O arızalar (bo­zukluklar) : Cinayetler, ihsâr ve fevât (Haccın geçirilmesi) dır.

Cinâyât, cinâyet'in çoğuludur. Bu cinayet ile kasdedilen : İhrâmlı-nın yapamayacağı bir iştir. Sonra bu cinayet sebebiyle vâcib olan : Bazaıı bir kurbân, bazan iki kurbân ve bazan da sadaka olur. Baza ti sadaka veya dem (kurbân) olur, bazan ise bunlardan başka bir şoy olur. Musannif bunları açıklamayı dileyip demiştir ki: Baliğ olan bir îhramlı, eğer bir tam uzvuna ve daha fazlasına güzel koku sürer­se, bir dem vâcib olur.

Tam uzuv : Baş, incik, uyluk ve bunların benzeri olan uzuvlardır.

İhrâmlı, başına kına yaksa - çünkü kına güzel kokulu şeylerden­dir - veya bir uzvuna, zeytin ya da susanı yağı kullansa - eğer bunlar hâlis olursa - dem (kurbân) vâcib olur. Şüphesiz menekşe yağı gibi gü­zel kokulu ve bunun benzeri olan yağlarda ittifakla dem vâcib olur. Fakat, hâlis yağ, İmâm A'zamf (Rh.A.) a göre, dem gerektirir. İmâ-meyn' (Rh.AIeyhimâ)  e göre sadaka gerektirir.

Ya da dikilmiş libâs giyse veya başını tam bir gün örtse, o kimse üzerine dem vâcib olur.

İmâm Ebû Yûsuf (Rh.A.) dan : Şayet bir kimse yarım günden fazla başını örtse ona dem vâcib olur, diye rivayet edilmiştir.
Ya da ihrâmlı, başının dörttebirini tıraş etse veya hacâmet yerini veya iki koltuğunun birini veya kasığını veya boynunu tıraş etse ya da iki elinin ve ayağının tırnaklarını bir meclisde (aynı yerde) veya bir elinin ve bir ayağının tırnaklarını bir meclisde kesse, o ihrâmlıya dem vâcib olur. Çünkü elinin biri ve ayağının biri, iki eli ile iki ayağının dörttebiri olur. Bu durumda o bütün yerine geçer. Zikredilenlerin hep­si bir meclisde (aynı yerde) olursa bir dem vâcib olur. Bir demden fazla olmaz. Çünkü cinayet bir çeşittendir. Eğer iki eli ile iki ayağının tırnaklarını bir kaç meclisde (mahalde) keserse ve eğer her bir mec­lisde bir elini veya bir ayağını keserse, onun üzerine dört dem vâcib olur. Çünkü onda gâlib olan ibâdet ma'nâsıdır. Meclisin bir olması se­bebiyle o ibâdetin ma'nâsı tedahül [152] ile kayıtlanır. Nitekim secde âyetinde olduğu gibi.

Eğer bir elin veya bir ayağın tırnaklarını bir meclisde kesse, üze­rine bir dem vâcib olur. Çünkü tıraşda olduğu gibi, dörttebiri bütün yerine geçer. Eğer beş parmaktan daha azını keserse sadaka vâcib olur. Yakında bunun açıklaması gelecektir.

Ya da cünub olduğu halde kudüm tavafını veya sader tavafını yapsa veya abdestsiz olduğu halde farz için tavaf etse, - eğer farz ta-vâfda cünub olsa, bedene vâcib olur. Yâni farzda cünub olarak tavaf etse vâcib olan, bedenedir. Çünkü cenabet hadesden daha büyük pis­liktir. İkisi arasında fark olsun diye cebr-i noksanı (noksan kıymetinin tamamlanması) bedene ile vâcib olur. Veya tavafın çoğunu cünûb ola­rak yapsa, yine bedene vâcib olur. Çünkü bir şeyin çoğu için bütün hük­mü vardır - veya Arafat'tan, imâmdan önce çıksa veya farz olan yedi ta­vafın azım terk etse, yâni ziyaret tavafından üç şavtı veya iiçden azını terk etse, dem vâcib olur. Üç şavttan fazlasını terk ettiğinde, yâni dört şavtını veya dörtten fazlasını terk .ettiğinde o kimse ihrâmlı olduğu hal­de, tavaf edinceye kadar kalır.

Ya da sader tavafını terk etse, veya sader tavafından dört şavtı terk etse veya Safa iie Merve arasında sa'yi terk etse, veya Müzdelife'-de vakfeyi terk etse veya remyin tamâmını veya bir gününü veya bi­rinci remyi (taşlamayı) veya birinci remyin çoğunu terk etse, yâni nahr gününde cemre-i akabenin taşlanmasını veya çoğunu terk etse veya şehvet ile zevcesine dokunsa veya şehvet İle öpse veya tıraş olmayı ya da farz tavafı nahr günlerinden sonraya bıraksa veya bir ibâdeti diğer ibâdetten önce yapsa, - remyden Önce tıraş olmak gibi ve kırana niyet eden kimsenin remyden önce nahrı ve zebhden önce tıraş olma­sı gibi - Ya da nahr günlerinde Ilaccedici olduğu halde veya Umre yapı­cı olduğu halde tıraş olsa dem vâcîb olur. Fakat nahr günlerinde ha­remden çıkıp haremden başka yerde tıraş olsa, İntanı A'zam' (Rh.A.) a göre, onun üzerine iki dem vâcib olur. Zeylaî (Rh.A.) böyle zikretmiştir.

Ya da süreyi'bitirmeden önce Haccedici olduğu halde haremden çıksa, ondan soma dönse, dem vâcib olur. Umre yapan, Haccedenîn aksinedir ki, haremden cıktıkdan sonra dönüp saçını kırksa, o zaman dem lâzım gelmez.

Vikâye'de : «HnTde Hac ve Umre için tıraş olsa, dem vâcib olur. HılJ'den dönüp ondan sonra saçım kırkan veya zevcesini öpen veya ona dokunan mu'temire dem vâcib olmaz» denmiştir. Ben derim ki : Bunda birkaç sebebden lekellüf (zorlanarak cevap vermeye çalışma) vardır.

Birinci sebeb şudur : Onun (»Hac veya Umre ile» sözünden kasdı, Haccm veya Umrenin ihramından çıkmak dolayısıyladır. Lafzın onun üzerine delâleti de tekellüften hâlî değildir. Bundan dolayı Fukahâdan bazısı demiştir ki: Her ne kadar vâki olana uygun değilse de «veya tıraş olsa» sözü babın başındaki «şayet ihramlı güzel koku sürünse» sözüne bağlıdır.
İkinci sebeb şudur : «Mu'temire dem vâcib olmaz» sözü için ma1-tûfun aleyh [153] zâhirdeğildir. Velev ki onun kasdettiği ma'nâ açık ol­sun. Çünkü, «Mu'temir haremden çıkıp ondan sonra hareme dönüp sa­çını kırksa ona dem lâzım gelmez.o ma'nâsınadır. Gerçek ibare : "Veya Hacceden, süreyi bitirip çıkmadan önce haremden çıksa, ondan sonra hareme dönse, dem vâcib olur. Süreyi bitirmeden önce haremden çıkıp ondan sonra hareme dönen mu'temir saçını kırksa veya zevcesini Öp-se veya ona dokunsa, onun üzerine dem vâcib olmaz,» şeklinde olacakdı.

Üçüncü sebeb şudur : «Veya zevcesini Öpse» sözünün zahiri «saçı­nı kırksa» sözünün -üzerine atf (râcî) edildiği zannını veriyor. Halbuki, «veya tıraş olsa» sözü üzerine rna'tûîdur (râcidir). Bundan dolayı, bu­rada ben ibareyi gördüğün şekie çevirdim.

Kurban kesmeden tıraş olaa Kıran sahibine iki kurban vâcib olur.

Bu söz babın başında «bir dem vâcib olur» sözündeki «dem» sözüne atf-dır. Zebhden (kesmek) önce tıraş olan kârin (Kıran sahibi) üzerine demin birisinin gerekmesi, kıran vaktinden önce tıraş olduğu içindir. Çünkü kıranın vakti zebhderı sonradır. Birisi de zebhi tıraşdan sonraya bıraktığı içindir.

Rükn tavafını ciinûb olarak yapan kimse üzerine veya teşrik gün­lerinin sonunda temiz olarak sader için tavaf eden kimse üzerine - ve­lev ki rükn için tavâfda hadesli olsun - bir dem vâcib olur. Yâni eğer-o,  ziyaret tavafını cünûb olarak yapsa ve teşrik günlerinin sonunda sader tavafını temiz olarak yapsa, İmâm A'zam' (Rh.A.)  a göre, iki dem vâcib olur. İmâmeyn (Rh.AJeyhimâ) bir dem vâcib olur, demişler­dir.

Eğer ziyaret tavafını abdestsiz olarak yapsa ve sader tavafını teş-rîk günlerinin sonunda temiz olarak yapsa itLifâkan bîr dem vâcib olur.

Aradaki fark şudur: İkinci sebebte sader tavafı ziyaret tava­fına intikal etmez. Çünkü sader tavafı vâcibdir. Ve hades ile olan ziyaret tavafının iadesi müstehabdır. Vacibe intikâl etmez. Birinci se-bebde, sader tavafının ziyarete nakli vâcib olmuştur. Çünkü iade vâ­cibdir. Bu sader tavafının ziyaret tavafı yerine geçmesinde, kendisin­den bedenenin düşmek faydası vardır. Halbuki ihramın başlangıcın­da meşru olan tertîb üzere fiiller için azimet mevcuttur. Öyleyse onun meşru tertibin hilâfına olarak niyeti bâtıl olur. Şu halde tavafı meşru tertîb üzere sarf etmek vâcib olur. Üzerinde aslî secde olan kimse şa­yet sehv için secde etse, o aslî secdeye sarf olunup (sayılıp) sehve sarf olunmadığı gibi. Ve âdeta o kimse, teşrik günlerinin sonunda ziyaret tavafını yapmış ve sader tavafı için tavaf etmemiş gibidir. İmdi İmâm A'zaın' (Rh.A.) a göre, sader tavafını terk ettiği için ona bir dem vâcib olur. Bir dem de ziyaret tavafını nahr günlerinden sonraya bıraktığı için vâcib olur. İmâmeyn (Rh.AIeyhimâ), «sader tavafının terki için bir dem vâcîb olur, ziyaret tavafı için ise bir şey yoktur,» demişlerdir.

Eğer bîr uzuvdan daha azına güze! koku sürerse, buğdaydan yarım sâ' tasadduk ona vâcib olur. Ya.da bir günden daha az vakitte başını örter veya dikilmiş libâs giyerse veya başının dbrttebirinden daha azı­nı tıraş ederse veya beşden daha az tırnağını keserse veya ayrı ay­rı oldukları hatde beş parmağının tırnaklarını keserse, yine buğdaydan yarım sâ' tasadduk ona vâcib oiur.
Ya da o kimse, kudüm tarafım ve sader tavafını abdestsiz olduğn halde yapsa veya sader tavafının yedi çav tının üçünü terk etse veya üç cemrenin bîrini terk etse veya diğer ihraınlımn başını tıraş etse, buğdaydan yanın sâ1 sadaka vermek ona vâcib olduğu gibi zebh de vâcib olur. Ya da altı yoksula zebh'in etinden veya üç sâ' buğdaydan yiyecek sadaka vermek vâcib olur, veya üç gün qruc tutmak vâcib olur. (Yâni bu üç şeyin arasında muhayyerdir.)

Eğer ihrâmlı olan kimse özürlü olduğu için güzel koku kullanırsa veya tıraş olursa da böyle yapar.
İhrâmlmın cimri] - unutmakla da olsa - farza vukuf dan önce Hac-cını ifsâd eder. Haccı tamamlaması ve bir kurbân vâcib olur. Onun, gelecek yılda Haccı kaza etmesi gerekir. O kimsenin ifsâd ettiği şeyi kaza vaktinde, karısından ayrılması vâcib değildir.

Farza vukûfdan sonra vat'ı (karısı ile cimada bulunma) Ham it-sâd etmez. Bir bedene kurbân etmek vâcib olur. Tıraşdan sonra vat' ederse, bir koyun kurbân etmek vâcib olur.

Umresinde, dört tavâfdan önce vat' etse Umresini ifsâd eder. O, bozulan Umresini tamamlar, kurbân keser ve Umresini kaza eder.

Umresinin dört şavtını tavaf ettikden sonra cimâda (cinsî münâ­sebette) bulunsa bir kurbân keser.  (Cima)  Umresini bozmaz.

Ya da ihrâmlı olan kimse bir av öldürse veya ihrâmlı, avı öldürene yol gösterse, gerek o gösterme ilk defa olsun, gerekse olmasın ve gerek unutarak olsun ve gerekse kasden olsun eşittir. O ihrâmlı üzerine avın cezası lâzım gelir.

Şayet av, saldırıcı olmayan yırtıcı bir hayvan olursa, ceza vâcib olur. Saldırıcı ve yırtıcı hayvanı avlamjakda bir şey yoktur. Yâni ceza vâcib olmaz. Yahut av insana alışmış hayvan olursa veya paçalı (mü-servel) güvercin olursa, avın cezası vâcib olur. Müservel; bir güvercin­dir ki iki ayağında pantolon gibi tüy vardır. İmâm Mâlik (Rh.A.), «Pa­çalı güvercin insana alışmış kuşdur, kaz gibidir,» demiştir. Biz deriz ki: O, yaradılışının aslında avdır. Ancak ağırlığından dolayı uçmaz.

Yahut ihrâmlı, açhkdan veya bir başka zaruret Üe avı yemeye mecbur kalırsa yine avın cezası vâcib olur. O ceza ise, avın öldürüldü­ğü yerde veya öldürüldüğü yere yakın yerde iki âdil kimsenin takdir ettiği şeydir. Her ne kadar yırtıcı av hayvanı koyundan daha büyük olsa da, cezası koyundan fazla olmaz.

Sonra ihrâmlı o av için bir hedy satın alıp Mekke'de o hedyi keser. Veya o ihrâmlı yiyecek satın alıp her fakîre buğdaydan yarım sâ' veya hurmadan veya arpadan bir sâ''sadaka verir. Bir fakire bundan daha az tasadduk olmaz. Veya her fakirin yiyeceği için bir gün oruç tutar.

Eğer fakirin yiyeceğinden fazla geriye kalırsa, fakirin yiyeceği yarım sâ'dır. Fazla kalan ondan daha azdır. O fazlayı da tasadduk eder. Veya o fazla yerine bir gün oruç tutar.

O ihrâmlı avcıya avı yaralamasıyla veya onun tüyünü yolmasıyle veya uzvunu kesmesiyle (kıymetinden) eksilen şey vâcib olur. Yâni ih­râmlı kimse bir avı yaralasa veya tüyünü yolsa veya avın bir uzvunu kesse, ba'z (cüz) e kül ile itibâr olunması yönünden (kıymetinden) ek­silen o şeyi Öder. Nitekim kulların haklarında bu böyledir.

Hayvanın kanadını yolmakla ve ayaklarını kesmekle o, korunma du­rumundan çıkmış olur. Çünkü avcı o avdan korunma âletini kaybettirrnesiyle hayvanın güvenliğini yok etmiştir. Bu durumda onun cezasını öder.

Avın yumurtasını kırmasıyle, ilırâmlı üzerine yumurtanın kıyme­ti vâcib olur. Çünkü yumurta avın aslıdır. O yumurtanın av olma im­kânı vardır. O yumurta bozulmuş olmadığı müddetçe ihtiyaten av sa­yılır.

Eğer o kırılan yumurta bozulmuş ise, kıran kimse üzerine bir şey lâzım gelmez. Avın yumurtası kırılmakla ve içinden ölü yavrusu çık­makla o yavrunun diri olduğu haldeki kıymeti vâcib olur. Bu mesele şu üç durumdan hâlî değildir : Ya o yavrunun diri olup yumurta kı­rıldığı için öldüğü bilinir. Ya da o yavrunun yumurta kırılmazdan ön­ce ölmüş olduğu bilinir. Veya o yavrunun ölümü yumurtanın kırılma­sıyla mıdır, yoksa kırılmakla değil midir, bilinmez. O yavrunun diri olup yumurta kırılmakla öldüğü bilinirse, yumurtanın kıymetini kıran öder. Eğer kırılmazdan önce yavrunun ölü olduğu bilinirse, yumur­tayı kırana bir şey lâzım gelmez. Eğer yavrunun ölümü yumurtanın kırılmasıyle olduğu bilinmezse, kıyâsa göre, o, yumurtadan başkasını ödemez. Çünkü yavrunun yaşadığı bilinmiyor. İstihsânen, o yumurta­yı kıran kimseye yavrunun diri olduğu haldeki kıymeti vâcib olur. Çünkü yumurta yavru diri çıkmak için hazırlanmıştır ve vaktin­den önce kırmak Ölümüne sebeb olmuştur. Bu sebeple onun cezası, ihtiyaten o yavrunun diri olduğu haldeki kıymetine nakledilir.

Yine - İnâyede de geçtiği gibi - Hacdan çıkmış bir kimsenin hare­min avını kesmesi ile de ihrâmlıya avın kıymeti vâcib olur. Ve o kıymeti tasadduk eder. ,Helâl ile kaydın faydası yakında açıklanacaktır.

Yine haremin avının sütünü sağan kimse üzerine sütün kıymeti vâcib olur. Çünkü süt avın cijzlerindendir. Böylece o, avın bütününe benzer.

Haremin kuru otluğunu ve kendi biten - insanların yetiştirdiği ve bitirdiği cinsden olmayan - ağacını kesmek de ceza gerektirir. İsterse o ağaç bir kimsenin mülkü olsun.

Musannifin bu sözü, Vikâye'de ve Vikâye'den başkasında bulunan c.mülk edinilmemiş == gayri memlûk» sözlerine işarettir. O söz faydalı değildir. Çünkü Hidâye sarihleri ve daha başkaları demişlerdir ki: Şüphesiz Harem'in kuru otluğu ve ağacı iki çeşittir: Bir çeşidi insan­ların yetiştirmesiyle meydana gelen ağaçtır. Bir çeşidi de kendi biten ağaçtır. Bu ikisinden her biri de iki çeşittir: Ya insanların yetiştirdiği şeyin cinsindendir, ya da değildir.
Birinci çeşit için; insanın yetiştirdiği iki nevi sebebiyle ceza icabetmez, İnsanın yetiştirdiği cinsten olmayan birinci nevi için de ceza icâ-betmez. Ceza ancak ikinci çeşidin ikinci sınıfıncladır. O da kendi bitip ve insanların yetiştirdiği cinsden olmayandır. Onda, insanın kendi mül­künden yetiştirdiği memlûk olması ile mülkünde kendiliğinden biten memlûk olması hükmü müsavidir ve kıymeti lâzımdır. Hattâ Fukahâ : «Bir adam mülkünde ümmüğaylân (müğaylân) [154] ağacı yetiştirse bir insan da onu kesse, o insanın o ağacın kıymetini mâlikine ödemesi ge­rekir. Şeriat hakkı için de bir kıymet ödemesi gerekir. Ancak eğer o ağaç kurumuş olursa, o vakit tazminsiz kesilmesi caiz olur.» [155] demiş­lerdir.

Şu dört şeyde oruç olmaz : Ha re m in helâl olan avının boğazlan­masında, sütünü sağmakda, kuru otunu ve ağacını kesmekde; bun­larda kıymetin yerine oruç tutmak lâzım gelmez. Çünkü burada vâcib olan, kıymeti tazmin (bedelini ödemek) dir. Keffâret değildir. Malların borcuna benzer. Öyleyse bu, oruç ile edâ edilmez.

Musannifin, «Haccdan çıkanın kesmesi» demesine sebeb; «Boğaz­layan kimse eğer ihrâmlı olursa, kefaretinin oruç ile edâ edilir» olma­sıdır. Nihâye'de böyle zikredilmiştir.

Harem'in kuru otları otlatılmaz ve kesilmez. Ancak ayrığı kesilir ve otlatılır. Çünkü Resûlüllah   (S.A.V.) :
«Harem'in otluğu biçilmez ve dikeni kesilmez.» [156] buyurmuştur. Ayrığını ise Resûlüllah (S.A.V.) istisna kılmıştır. Onun kesilmesi ve ot­latılması caizdir. Mantarın da kesilmesi caizdir. Çünkü mantar bitki­den değildir.

Bitin ve çekirgenin öldürülmesiyle ihrauılı için az da olsa sadaka vâcib olur.
Karganın, dölengeç (çaylak) kuşunun, akrebin, yılanın, iarenin ve kuduz köpeğin öldürülmesiyle ihramhya bir şey lâzım gelmez. [157] Bazı rivayetlerde kurt da bunlar arasında zikredilmiştir. «Kuduz kö­pek ile murâd kurttur,» diyen de vardır.

Sivrisineğin, pire, kene ve kaplumbağanın Öldürülmesi ile de bir şey lâzım gelmez.

İhrâmUmn, sığırı, koyunu, deveyi, tavuğu ve ev kazını boğazlama­sı caizdir.

Yine helâlin yâni ihrâmh olmayan kimsenin, bir ihramimin ona avı göstermeksizin ve kesilmesi için ona emretmeksizin avladığı ve bo­ğazladığı avın ihrâmh tarafından yenmesi caiz olur.

İhrânılı olmayan bir kimse elinde av ile Harem'e girse, o avı salı­vermesi gerekir. Hidâye'de denilmiştir ki: Bir kimse Harem'e av ile girse, eğer o av, o kimsenin elinde ise, o kimseye o avı salıvermesi lâ­zım gelir. İmâm Şafiî (Rh.A.)  bu görüşte değildir.
Nihâye sahibi: «Şafiî'nin hilafının zahir olması için, o hareme av ile giren kimse ihrâmlı olmayan kimsedir. Çünkü ihrâmlı olan kim­seye o avın salıverilmesi, yalnız ihramla bü'ittifâk vâcib olur» demiş­tir. Bundan dolayı Ben; «İhrâmlı olmayan bir kimse (elinde av iie) Ha­rem'e girse» dedim. «Elinde» sözünden murâd; onun yaralayıcı olan hakîkî elidir. Hattâ o kimse, av ,ile Harem'e girdiği zaman, av onun yükünde veya kafesinde olsa, o avı salıvermesi vâcib olmaz. Bunu Tâc'-uş-Şerîa (Rh.A.) zikretmiştir.[158]

İhrâmlı veya ihrâmlı olmayan kimse getirdiği av ile beraber Ha­rem'e girdikden sonra, eğer satılan av, alıcı elinde mevcûd ise, o avın satılması reddedilir. Çünkü satış fâsiddir veya bâtıldır. Eğer av, alıcı elinde durmuyor ise, satıcı alıcıdan aldığı kıymeti verir. Yâni ihrâm-lının sattığı av, eğer duruyor ise geri verilir. Eğer zayi oldu ise, kıy­meti vâcib olur. Gerek ihramhya satsın ve gerekse ihrâmlı olmayana satsın müsavidir.

İhrâmh olan kimsenip evinde veya beraberinde olan kafesindeki avı ihrâmh olduğu için salıvermesi gerekmez. Çünkü ihram, avın mâlikiyetine ve muhafazasına karşı (muhalif) değildir. Birinci mesele bu­nun aksinedir.

Şöyle ki: Gerek ihrâmh ve gerekse ihrâmlı olmayan kimsenin av ije beraber Harem'e girdikten sonra o avı salıvermesi gerekir. Çünkü o av Harem'in avı olmuştur. Eğer ihrâmlı olmayan bir kimse, ihrâmlının elinde olan avı alıp salıverse, o avın kıymetini öder. Eğer alıp salıveren kimse ihrâmlı olursa, ödemesi gerekmez. Bir ihrâmlı kimse, kendisi gibi bir ihrâmlının avım öldürse, o avın cezası ikisine de lâzım gelir. Yâni her birine avın bütün kıymeti lâzım gelir. Çünkü avı almış olan ihrâmlı kimse, avın güvenliğini yok etmeye kalkışmıştır. Öldüren kim­se o güvenliğin yok olmasını sabit kılmıştır. Sabit kılmak ise ödemek hakkında başlamak gibidir. Duhûlden önce talâk şâhidlerinin şehâdet-ten dönmelerinde olduğu gibi. Bu durumda o avı tutan, öldürene taz­min ettirir. Çünkü öldüren kimse öldürmek sebebiyle almak işini sebeb kılmıştır. Bu durumda o, illetin illetine mübaşereti (vukuu, cereyanı) ma'nâsına olmuştur. Böylece, o ödemek ona havale edilir.

İfrâd Haccı yapan kimseye bir dem gerekmesine sebeb olan şey, kârin yâni Haccı Kıran yapan kimse üzerine iki dem lâzım gelmesine sebeb olur: Biri Hac için ve biri de Umre için. Ancak eğer o, ihrâmlı olmadığı halde mîkâtı geçerse, kârin için bir dem vâcib olur. Çünkü kârin üzerine mîkâtta vâcib olan bir tek ihramdır.
Zeylaî (Rh.A.), Şeyh'ul-İslâm'dan şöyle nakletmiştir: Kârin üze­rine iki demin vâcib olması, Arafede vukûfdan önce vâki olduğu va­kittedir. Arafe'de vukûfdan sonra ise, cima' hususunda kârin üzerine iki dem vâcib olur ve mahzûrât (Hac esnasında yasaklanmış diğer şey­lerde) dan [159] bir dem vâcib olur.

İhrâmlı iki kimsenin öldürdüğü bir avın cezası, İki olur. Çünkü bu ceza fiilin cezasıdır. Fiil birden çok olunca, ceza dahî birden çok olur.

Eğer Harem'in bir avını ihrâmlı olmayan ifai kimse öldürseler, ce­za birleşmiş olur. Çünkü Harem'in avının cezası, yerin cezasıdır. Yer İse birdir. Ceza da bir olur.

İhrâmlının avı satması, satın alması bâtıldır ve boğazlanması ha­ramdır. O, yediğinin kıymetini öder. Boğazlamayan başka ihrâmlı yese kıymetini ödemez.

Bir geyik Harem'de doğursa, bir kimse o geyiği yavrusuyla beraber Harem'den çıkardığı zaman ikisi de Ölse, çıkaran kimse onları öder. Yâ­ni geyiğin ve yavrusunun kıymetini öder. Çünkü av Harem'den çıktıkdan sonra, şer'an emin olmaya müstehıktır. Bundan dolayı o geyiği ye­rine bırakmak gerekir. Bu bırakma, bir şer'i sıfattır ki yavrulara da si­rayet eder. Nitekim hür olmakda, köle olmakda, kitabette ve bunların benzerinde olanda sirayet ettiği gibi.

Eğer geyiğin cezası edâ edildikden sonra doğursa, o kimseye yav­runun cezası lâzım gelmez. Çünkü anasının cezası ödendikden sonra güvenlik bakî kalmaz. Zira halefin ulaşması aslın ulaşması gibidir.
Âfâkî olan kimse, Hac ve Umre yapmak istese, — Hac ve Umrenin irâde edilmelerinin sebebi şudur; çünkü bu ikisinden birini murâd et­mese mîkâtın geçilmesiyle onun üzerine bir şey vâcib olmaz. — Hac ve Umreyi yapmak isteyen o âfâkî mî kâtı geçtiğinde ona bir dem lâzım ge­lir. O mîkâtı geçen âfâkî, mîkâta geri dönse veya yolda ihrama girdiği halde geri dönse, menâsikden bir nüske [160] başlamadan ilk defa oldu­ğu halde telbiye de etse, ona lâzım gelen dem düşer. Musannifin, «tel-biye de etse» sözü, İnıâmeyn' (Rh.Aleyhimâ) in sözünden ayırdetmek-tir ki, İmâmeyn' (Rh.Aleyhimâ) e göre, İhı ânı 11 olduğu halde bir kim­senin mîkâta geri dönmesi, demin düşmesine yeter. İmâm 'A'zam* (Rh.A.) a göre, İhrâmlı ve telbiye edici olduğu halde geri dönmesi gere­kir. Eğer mîkâta geri dönmezse veya menâsikden bir nüske başladık-dan sonra geri dönse, tavaf veya Hacer-i Esved'i istilâm (selâmlamak; ona elini ve yüzünü sürmek) [161] başlayıp ondan sonra geri dönse, dem düşmez. Bu aynen Hac yapmak isteyen Mekkî ve Umresini bitirip çıkan mutemetti' gibidir ki bunlar Harem'den çıkıp ihrama girseler dem lâzım olmakda birinci meseleye benzerler. Çünkü Mekke'linin ih­ramı Harem'dendir. Umre ile mutemetti' olan da Mekke'ye girip Umre yaptığı zaman Mekkî olur; ihramı Harem'den olur. Bu durumda, bun­ların üzerine mikâtı ihrâmsız geçtikleri için dem vâcib olur.
Bir Kûfeli, bir ihtiyâç için bahçeye girse, onun için ihrâmsız Mek­ke'ye girmek caizdir. Onun mîkâtı, bahçıvan gibi, bahçedir. Benî Âmir Büstânı (Bahçesi) inikattan içeride ve Mekke'nin dışındadır. Kûfeli olan kimse ihtiyâcı için oraya girse, ona ihram vâcib olmaz. Çünkü bahçe, tazimi vâcib olan bir yer değildir. Şu halde Kûfeli ona girse, o bahçe halkına katılmış olur. Bahçe halkı için ise ihrâmsız Mekke'ye girmek caiz olur. Lâkin eğer Haccetmek isterse, onun mîkâtı bahçe­dir. Yâni bahçe ile Harem arasında olan Hıll'ın [162]  hepsi bahçe gibidir. Bahçıvan ile oraya giren kimselere, eğer Hıll'dan ihrama gi­rip Arafât'da vakfe yaparlarsa, bir şey lâzım gelmez. Çünkü onlar inikatlarından ihrama girmişlerdir. Bu durumda, eğer o ihrâmsız Mek­ke'ye girse, ona Hac ve Umre lâzım gelir. Mekke'ye ihrâmsız girmesi sebebiyle lâzım gelen şey ondan sahîh olur. Eğer o Mekke'ye girdiği yılda mîkâta çıkıp ihrama girer ve o yılda üzerine lâzım gelen Haccı yaparsa, sahîh olur. O yıldan sonra sahîh olmaz. İmâm Züfer (Rh.A.), «Sahîh olmaz, kıyâs da budur. Nezr sebebiyle ona lâzım gelen şeyden dolayı o, yıl değiştiği vakitte yapmış gibi olur.» demiştir.

Bizim için sahîh olmasına sefteb şudur : Şüphesiz o kimse terket-tiği şeyi vaktinde elde etmiştir. Çünkü onun üzerine vâcib olan, Mek­ke'ye girişi vaktinde, bu mahalle saygı göstererek ihrâmlı olmaktır. Yoksa onun ihramı ta'yin edilerek Mekke'ye girmek için olmak değil­dir. Yıl değiştikden sonra olan bunun aksinedir. Çünkü zimmetinde borç olmuştur. O ancak ihram ile, maksûd olduğu halde edâ edilir. Ni­tekim nezr edilmiş i'tikâfda olduğu gibi. Çünkü i'tikâf ayni yılın Ra-mazan'mda oruç ile edâ edilir. İkinci yılda olmaz. Nitekim bu daha ön­ce geçmişti.

Bir kimse mîkâtını ihrâmsız geçse, Umre için ihrama girip Umre­sini ifsâd etse, Umre vakti geçtikden sonra kaza eder. Mîkâtı terk et­tiği için ona dem yoktur. Çünkü o kimse kazasında, mîkâtm hakkını ih­ram sebebiyle mîkâttan kaza edici olmuştur.

Bir Mekkeli kimse, Umre için bîr şavt tavaf ettiği zaman Hac için ihrama girse, Haccı terk eder. Yâni o kimsenin Haccı terk etmesi gere­kir. Çünkü İmâm A'zam' (Rh.A.} a göre, Mekkelinin iki ihramı bir ara­ya getirmesi yasaklanmıştır. İmâmeyn' (Rh.Aleyhimâ) e göre o, Umreyi terk eder. O kimseye dem lâzım gelir. Hac ve Umrenin kazası da lâzım gelir. Çünkü o kimse, başladıkdan sonra Hacda devam etmekten âciz olduğu için, Haccı kaçırmış gibidir. Bu durumda, Haccı kaçıran kim­seye Hac ve Umrenin kazası lâzım gelir. Eğer o, Hac ve Umreden biri­ni terk etmeyip ikisini de tamâm ederse sahîh olur. Çünkü o kimse, o ikisini gereken şekilde edâ etmiştir. Lâkin o ikisini birleştirmek yasak­lanmıştır. Şer'î fiillerden nehy, meşrûiyyeti gerçekleştirir. Fakat, ame­linde yasaklanmış şeyi işlemekle eksiğinden dolayı dem lâzım gelir. Bu dem Mekkeli için cebr (tamamlama) demidir. Âfâkî için şükür de­midir. Bir kimse Hac için ihrama girse, ondan sonra Nahr Gününde diğer bir Hac için ihrama girse, eğer o birinci Hac için tıraş olmuş ise, diğer Hac ona lâzım gelir. Hatta o, gelecek yılda demsiz kaza eder. Eğer birinci Hac için tıraş olmamış ise, diğer Hac ona dem île lâzım gelir. İkinci ihramdan sonra saçını, gerek kırksın, gerekse kırkmasın.

Bunun aslı şudur: Şüphesiz Hac ile Umrenin iki ihramını birleş­tirmek bid'attır. Eğer o kimse birinci ihramda tıraş olmuşsa, iki Haccı bir araya getirmemiştir. Onun için, bir araya getirmekten (cem) do­layı dem vâcib olmaz. Eğer birinci ihramda tıraş olmamış ise, Hac ve Umrenin ihramlarını bir araya getirmiş olur. Bundan sonra eğer tı­raş olmasa, birinci ihramdan çıkar ve ikinci üzerine cinayet işler. Çün­kü o, vakitlerinin dışında ihrâmlı olmuştur. Böylece, ona icmâen dem lâzım gelir. Eğer ikinci yılda Haccedince tıraş olmamış ise, İmâm A'zam (Rh.A.) a göre, tıraşı birinci ihramdan geciktirdiği için o kimseye, ic­mâen dem lâzım gelir.

Bir kimse Umrenin işlerini tamâmpyle yerine getirip, sâdece tıraş geri kaldığı zaman, diğer Hac için ihrama girse, o kimseye dem lâzım gelir. Çünkü o kimse Hac ve Umrenin iki ihramını bir araya getirmiş­tir. Bu ise mekruhtur. Bu durumda, ona dem lâzım gelir. Afakî olan bir kimse Hac için ihrama girip ondan sonra Umre için de ihrama girse, ikisi de lâzım gelir. Çünkü âfâkî için Hac ile Umreyi bir araya getirmek, - kıran gibi - meşrudur. Umrenin işlerini yerine getirmeden önce Arafat'ta vakfe yapmakla Umre bâtıl olur. Ancak yönelmekle bâ­tıl olmaz. Eğer Hac için kudüm tavafını edâ etse, ondan sonra Umre için ihrama girse ve Umrenin fiillerini hac fiillerinden öne alsa onun üzerine dem lâzım gelir. Çünkü'o kimse Umrenin işlerim, Haccın iş­leri üzerine bina edici olmuştur. Bu durumda, Umreyi terk mendûb olmuştur. Çünkü ihram, Hac işlerinden bir şeyle sağlamlaştırılmıştır. Hac için tavaf etmeyen kimse bunun aksinedir. Eğer Umreyi terk ederse Umreye başlamanın sıhhati için kaza eder ve Umreyi terk ettiği için kurbân keser. Bir kimse Haccedip Nahr Gününde veya Nahr Gününü takib eden üç günde Umrede yüksek sesle telbiye etse, o kimse için Um­re lâzım gelir. Çünkü Hac ile Umrenin ihramlarını birleştirmek sahîh-dir.                                      -
Umreyi terk etmek de lâzım gelir. Çünkü o kimse Haccın rüknü­nü - ki o vukûfdur - edâ etmiştir. Bu durumda, Umrenin işlerini Hac­cın işleri üzerine her bakımdan bina etmiş olur. Halbuki bu gün­ler içinde Umre mekrûhdur. Terk ettiği Umreyi dem ile beraber ka­za eder. Eğer Umreyi terk etmeyip Umreye devam ederse sahîh olur. Mekruh işlediği için dem vâcib olur. Haccı geçiren kimse şayet Hac veya Umre için ihrama girse, ihramı terk etmek vâcib olur ve o, Umrenin fiilleriyle ihramdan çıkmış olur. Çünkü Haccı kaçıran kimsenin böyle yapması vâcibdir. Ondan sonra Hac ve Umreden hangisi ile ihrama girmiş ise, onu kaza eder ve kurbân keser. Haccın ihramını terke sebeb şudur : Çünkü o kimse Hac ve Umrenin ihramlarını bir araya getirmiş­tir. Bu durumda o, Umreyi terk eder. Umrenin ihramını terke sebeb şu­dur : Çünkü o kimse Haccı kaçırdığından onun üzerine Umre vâcib ol­muştur. Şu halde o, ihram ile iki Umreyi bir araya getirmiş olur. Bu durumda, ikinci Umreyi terk eder. O kimseye dem vâcib olmasına se­beb; odasından önce terk etmek suretiyle ondan çıktığı içindir. [163]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler