Küfüv'ün Hükümleri:

Musannif, velînin hükümlerini açıklamayı bitirince, küfüv (denk) ile ilgili olan hükümleri açıklamaya başlayıp demiştir ki: Kefâet, îûgat yönünden bir şeyin diğerine benzer olmasıdır. Kefâet nikâhın lüzumu için erkekler ile kadınlar arasında nikâhda itibâr olunur. îmâm Mâlik (Rh.A.) bunda ayn görüştedir.

Arabda neseb yönünden itibâr olunur. Çünkü Arap olmayanlar ne-seblerini yitirmişlerdir. Kureyş kabilesi birbiri için küfüv olur. Ku-reyş'in gayri olan Arablar da, birbirlerine kabile kabileye küfüv'dürler. in gayri olan Arablarda, birbirilerine kabile kabileye küfüv'dürler. Ama, Kureyş'e küfüv (denk) değillerdir.

Mevâlî, yâni Arab olmayanlar — bunlara mevâlî denilmesi; ehl-i harb ile savaşda Araba yardım ettikleri içindir. Yardım ediciye de mevlâ adı verilir. Allah Teâlâ (C.C.) :
«Kâfirlerin mevlâsı (yardımcısı) yoktur.» [3] buyurmuştur. — bir­birlerine küfü' (denk) dürler.

Acemler birbirilerine küiü'dürler. Yani, onların nesebi itibâra alın­maz. Onlar Araba denk (küfüv) olmazlar.
Kefâet [4] neseb yönünden itibâr olunduğu gibi, İslâm yönünden de itibâr olunur.

Kendisi binefsihî Müslüman olan kimse, İslâm'da bir tek baba sa­hibi olan kimseye denk olmaz. İslâm'da iki baba sahibi olan kimse Müs­lüman babaları olan kimse gibidir. Yani İslâm'da ebevân sahibi olan kimse, yani baba ve dedesi Müslüman olan kimse İslâm'da baba ve de­delere sâhib olan kimseye denk olur. Çünkü ta'rîf ebeveyn lafzı ile vâ~ kî olur. Fazlası itibâra alınmaz.

Kefâet neseb ve İslâm yönünden itibâr olunduğu gibi, hürriyet yö­nünden de itibâr olunur. Şu halde bir köle veya azâd edilmiş köle, aslı hür olan kadın için küfüv olmaz. Babası azadlı olan kimse de hür ebe­veyn sahibi olan kimse için denk olmaz.

Kefâet, hürriyet yönünden itibâr olunduğu gibi, diyanet yönünden de itibâr olunur. Şu halde fâsık erkek sâliha kadın için ve sâlih adamın kızı için denk olmaz.

Kefâet, mal yönünden de itibâr olunur. Mal yönünden itibâr, er­keğin mehre ve nafakaya mâlik'olmasıyle olur. Zahir rivayette mu'te-ber olan budur.                                             .

Mehr-i muaccelden ve nafakadan âciz olan kimse, fakir kadın için denk olmaz, Mehr-i muaccelden âciz oldukda denk olmamasına gelin­ce;  çünkü mehr kadından cima istifâdesine karşılık kılınmıştır.  Şu halde nıehr-î muacceli teslim etmek gerekir. Çünkü mehr ile murâd ta'-cili âdet olan miktardır. Zira bundan ötesi örf yönünden nıehr-i mü­ecceldir.

Nal akadan âciz olmakla küi'iiv yâni denk olmaması ise, evliliğin kıvamı ve devamı nafaka ile olduğu içindir.

Esah kavilde, zenginlik yönünden denk olmaya (kelâete) itibâr olunmaz. Şemsu'l-Eiınme cs-Serahsî (Rh.A.) ve Zahire sahibi demiştir ki : Esah olan şudur ki, zenginlik yönünden kefâet itibâra alınmaz. Çünkü malın çokluğu esah kavle göre makbul değildir. Resûlüilah (S-A.V.) :

«Malı çok olanlar helak oldu. Ancak malı için şu mal şuna, şu da yuna diyen, yani o malı tasadduk eden helak olmadı.» buyurmuştur.

Şu halde mehr ile nafakaya kadir olan kimse, çok mal sahibi olan kimse için küt'üv olur. Çünkü zenginlik itibâra alınmam.

Kefâet, ma! yönünden olduğu gibi sanat yönünden de itibâra alı­nır. Çünkü insanlar san'at ile övünürler. Meselâ dokumacı attâra (gü­zel kokular satan kimse) küfüv değildir. Demirci, ayakkabıcı da öyledir. Bezzaz (manifaturacı) attâra küfüv'dür. Âlim olan Acemî (yâni Arap-dan başka millet) câhil olan Arabi için denk olur. Çünkü ilim şerefi neseb şerefine karşılık olur.

Fakir âlim de, yani zengin ^olmayan âlim de, - çünkü mehr-i muac­cel ve nafaka üzerine kadir olmak vâcibdir - ve Hz. Ali (R.A) soyundan olana; câhil olan zengine denk olur. Zira bilirsin ki, zenginlik mu'teber değildir. Ve ilim şerefi, zenginlik şerefini karşılar.

Köylü, şehirli için denk yâni küfüv olur.

Bir kadın kendisini bir adama nıehr-i mislinden eksiği ile tezvîc et­se, velî için mehr-i mislini tamamlatmak veya ikisi arasını ayırmak hakkı vardır. Çünkü kadının eksik mehr ile evlenmesi ar (utanç) ve­ricidir. Zira velîler mehr-i misi ile övünürler ve eksik ile utanç duyar­lar. Şu halde velîler için itiraz hakkı vardır.

Bir adam bir şahsa bir kadın tezvîc etmeyi emretse, o şahıs da bir câriye tezvîc etse, caiz olur. Çünkü bu söz mutlak sâdır olmuştur. Töhmet yerinden başkasında ıtlâkı üzere carî olur. Nitekim o şahıs kendi cariyesini tezvîc ederse töhmet olur (yâni caiz olmaz).
Bir engel olmamalıdır. Nitekim o adamın nikâhı altında hür bir kadın olsa engel olur. Şayet emredilen şahıs bir akd ile iki kadını tezvîc etse câi2 olmaz. Çünkü iki kadını birden iltizâmına vech yoktur. Zira âmirin emrine aykırıdır. Öncelik bulunmadığı için o iki kadının ikisin­den birine ta'yîni iltizâma da vech yoktur. O iki kadından birine ta'-yinsiz iltizâma da vech yoktur. Çünkü o şahıs nikâhdan maksûd olan şeyi kesin bildirdiği için nikâhın meçhul kadına izafeti muhtemel ol­maz. O,maksûd olan şey cimâdır. Çünkü belli kadından başkasını cima imkânsızdır.

Bir kadın kendisini bir gâib erkek için şâhidlerin huzurunda; «Siz şâlnd olun ki ben kendimi lülân kimseye tezvîc ettim.» demekle tezvîc etse, o gâib kişi de kendisine nikâhın haberi erişmekle tezvîce «Oluru dese, eğer o meclisde gâib kimse tarafından kabul eder bir kimse olsa, gerek o kimse fuzûlî olsun veya vekîl olsun, nikâh caizdir. Eğer o mec­lisde gâib tarafından kabul eder bir kimse olmazsa, nikâh caiz olmaz. Çünkü kadından sâdır olan şey akdin yarısıdır. Yarısı ise gâib olan ni­kâh sahibinin kabulüne bağlı değildir. .Bilâkis o meclisde kabule bağ­lıdır. Gerekse o kimse fuzûlîden olsun. Çünkü fuzûlîde akdin sureti tahakkuk eder. Bu akdin tamâmı gâib olan nâkih (nikâh sahibi) in iznine bağlı olur. Bir adam, bir taraftan fuzûlî olmamak şartıyla ni­kâhın iki tarafına, yâni îcâb ve kabule velî olur. îcâb ve kabulü söyle­mesi şart değildir. Belki bir adam iki tarafın vekili olunca, o kızı o oğlana tezvîc ettim, derse kâfi gelir.

Nikâha velî olan kimse için bir kaç kısım vardır: Ya asil ve velîdir.

Nitekim amca oğlu amcasının kjüçük kızım kendisine nikahlaması gibi. Veyaasıl ve vekildir. Nitekim bir kadın bir erkeği kendisine tezvîce ve­kîl etmek gibi.

Veya iki tarafdan velîdir veya iki taraftan vekildir veya bir taraf-dan velî ve diğer tarafdan vekildir. Fuzûlî olmak caiz olmaz. Nitekim fuzûlî ile beraber asil olmak caiz olmadığı gibi. Veya bir tarafdan veli ve diğer tarafdan fuzûli veya bir tarafdan vekîl ve diğer tarafdan fu­zûlî veya iki tarafdan fuzûlî olmak caiz olmadığı gibi.

Bir kadın bir erkek için kendisini tezevvüc etmeye izin verip o erkek o kadını kendisi için iki şâhid yanında tezvîc etse, nikâh caiz olur.
Çünkü o kimse o surette iki tarafı, bir yönden fuzûlînin gayri olduğu için tevellî edince «Tezvîc ettim» sözü iki tarafı kapsar ve kabule hacet kalmaz. -Keza amca oğlu amcasının kızını kendisine nikâh etse, bu nikâh da sahih olur. Çünkü bir taraftan fuzûlî velî değildir. Eğer bir kadın bir erkeği kendisim tezvîce vekîl etse, o erkek o kadını kendi: sine nikâh etse, caiz olmaz, çünkü kadın o erkeği müzevvic (evlendiri-ci) ta'yîn etmiş, mütezevvic (evleniri) ta'yîn etmemiştir. [5]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler