Boşama   Bölümü  (Talâk)

Talâk, lügat yönünden mutlak surette kaydı (bağı) kaldırmak ma'-nâsınadır. «Atı saldı.» ve «Esîri saldı.» denilir. Lâkin nikâhda kullanıl­ması, selâm ve serâh lâfızlarının teslim ve tesrîh ma'nâsına kullanıl­dıkları gibi «tef îl» ölçüsü ile «tatlîk - kadını boşamak» ma'nâsmadır.
Allah Teâlâ' (C.C.) nın    «Boşama iki defadır.» [27] kavl-i şerifinde olan «talâk» lâfzı da bu kabildendir. Yani «tatlîk» ma'n asmadır. Bundan başkasında cif âl» Ölçüsü ile «itlâk - sa­lıvermek»  ma'nâsına kullanılır.    Bundan dolayı, bir adam karısına en boşsun.» dese «Jâm» m teşhîdi ile, niyete ihtiyâç olmaz. «Lâm» in tahfîfi ile   dese' talâka ni etmeye muhtaçtır. Bunu Zeylâî (Rh.A.) zikretmiştir..

Talâk ıstılahan; şer'an sabit olan kaydın kaldırılmasıdır. Şer'an de­mekle hissen sabit olan kayd hâriç kalmıştır. Bağın çözülmesi gibi. Ya­ni nikâh ile şer'an sabit olan kayd (bağ) m kaldırılması ma'nâsmadır, Nikâh lâfzı ile ıtk (âzâd olma) hâriç kalmıştır. Çünkü ıtk şer'an sabit olan kaydı kaldırmaktır. Lâkin bu kayd nikâh ile sabit değildir. Kenz'de böyle zikredilmiştir.

Ben derim ki: Bu, ta'rîf başkalarının girmesine mâni değildir. Çün­kü buna fesh girer. Bundan dolayı ben: «Bu kaldırma birden üçe kadardır.» sözünü ekledim. Bu ziyâde ile fesh de hâriç kalır. Çünkü leshde aded yoktur.
Malûmdur ki, talâk üç çeşittir: Birincisi: Ahsen, ikincisi: Hasen, üçüncüsü: Bidîdir.[28]

Musannif birinci çeşidi; «Kadının tuhru hâlinde cimâ'dan önce bo­şamak ahsendir.» sözüyle zikretmiştir. Yani, talâkın ahsenj (en- güzeli) kadının, cima bulunmayan tuhrunda (hayzdan temiz hâlinde) bir talâk ile boşamak ve kadının iddeti bitinceye kadar kocanın onu terk etmesi­dir. Çünkü rivayet edilmiştir ki, Resûlüllah (S.A.V.) in Ashabı böyle ya­parlardı. Zira böyle yapmak tedâriki mümkün olmakla (hatâyı düzelt­mek mümkün olmakla) pişmanlıkdan daha u,zak olur.

Musannif, ikinci çeşidi şu sözü ile zikretmiştir: «Cima edilmemiş hayz gören kadının bir defa boşanılması, velev ki o boşama hayzda ol­sun ve keza cima edilmişin, içinde cima olmayan üç tuhrda ayrı ayrı üç talâkla boşanüması, âyise (yani hayz âdeti kesilmiş kadın), küçük kız ve hâmile kadınların üç ayda boşanılması hasendir ve sünnî talâk-tır                            

İmâm Mâlik (Rh.A.); «Talâk-ı selâse bid'attir.» demiştir. Çünkü talâk mahzurdur, yâni haramdır. Ancak kurtulma ihtiyâcı için mubah olur. Bu ise bir talâk ile savulmuş olur.

Bizim için delîl; Resûlüllah' (S.A.V.) in Hz. Ömer' (R.A.)

«Oğluna emret karısına müracaat etsin, ondan soma hâiz olup te­mizleninceye kadar onu terketsin, ondan sonra boşasın ve yine hâiz olup temiz oluncaya kadar terketsin, ondan sonra dilerse boşasuı.» bu­yurduğu hadîsidir.

Yine Resûlüllah (S.A.V.), İbni Ömer' (Rh. Anhümâ) e:

«Sen sünnette yanıldm. Allah Teâlâ' (C.C.) mn sana emrettiği böyle değildi. Şüphesiz sünnetten olan, senin tuhra yönelin beklemen ve her hayz için bir defa boşamandır. Allah Teâlâ' (C.C.) nın kadınların boşan­ması için emrettiği iddet budur.» buyurmuş ve Hak Teâlâ' (C.C.) nın:
 «Kadınları iddetleri içinde boşaym.» [29]

kavl-i şerifini murâd eylemiştir. Bu sözü ile talâkın sünnî diye adlandı­rılmasının nedeni anlaşılmış olur.

Âyise, sagîre (küçük kız) ve hamileyi, cima'in ardında boşamak he­lâldir. Çünkü kerahet, yüklü olması tevehhümü ile hayz sahibi kadın­lardadır. Bu ise, zikredilen kadınlarda bulunmaz.

Musannif talâk'ın üçüncü çeşidini: «îçinde ric'at (dönüş) olmayan bir temizlik devresinde kadını bir veya iki defada üç talâkla yâhud iki talâkla boşamak yahud temizlik hâlinde cima edilmiş olan kadını bir kerede veya hayzda, cima edilmiş olan kadını bir kerede boşamak bidl-dir.» sözüyle zikretmiştir. Çünkü bu talâk hasen talâka ve ahsen talâka aykırıdır. Şu halde bid'î olanın çirkin olması gerekir. Esah olan söz, sonuncuda yani hayz hâlinde boşamlan kadında —emrin hakikati ile amel edip, mümkün olduğu kadar iddetin eserini kaldırmakla masiyeti savmak için— rie'atin vâcib olmasıdır. Bizim Meşâyihimîzin bazılarına göre, ric'at müstehabdır. Hayzlı kadın ric'attan sonra temizlendiği za­man, koca onu dilerse boşar ve dilerse tutar.

Cima edilmiş hayz gören karısına, kocası niyetsiz; «Sen sünnet için üç talâk ile boşsun.» dese veya her bir temizlikde bir talâk vâki olmaya niyet etse, her bir temizlikde bir talâk vâki olur. Çünkü kocanın sözü mutlaktır, kâmili kapsar. «Hayz gören kadın» demeye sebeb şudur: Çün­kü kadın zevâtü'I-eşhürden (aylarla iddet bekleyenlerden) olursa, hemen bir talâk ve bir aydan sonra bir talâk bir ay sonra bîr talâk daha, vâ­ki olur. Keza niyetli veya niyetsiz olursa hâl yine böyledir. Eğer cima edilmemiş ise, hemen bir talâk vâki olur. Ondan sonra o kadın üzerine, evlenmezden önce bir şey vâki olmaz. Çünkü bu sözün takdiri şudur: Sünnet vaktine kadar sen üç talâk boşsun, demektir. Halbuki iddet ol­madığı için onun hakkında sünnet vakti yoktur. Ancak el'ân küllün vâki olmasına veya her bir ayda bir. talâka niyet etmiş ise, bu takdirde niyet ettiği şey vâki olur. Çünkü sözünün muhtemelidir. Zira niyet et tiği talâk vükûan sünnîdir. Çünkü üçün toptan vukuu sünnet ile ma' lûmdur. Yoksa ikâ'ı sünnetle malûm değildir. ; Binâenaleyh kocanın mutlak olan sözü buna şâmil değildir. Çünkü, kocanın sözü kâmile mun-sarıf olur. Nitekim daha önce geçti, O ki vukûan ve îkâen sünnî talâk­tır.

Hür olsun, köle olsun âkil ve baliğ olan her kocanın talâkı vâkidir. Çünkü Resûlüllah (S.A.V.):

«Köle ve mükâteb, talâkdan başka bir şeye mâlik olmaz.» buyur­muştur.

Velev ki talâk zorla yaptırılmış olsun. Çünkü onun boşaması sahili­dir. Lâkin talâk ile ikrarı sahih değildir. Ya da o koca şaka edici olsun. Hâail  (şaka edici); sözünün hakikatini kasdetmeyen kimsedir. Veya sefîh yani aklı zayıf olsun veya aklı gitmiş derecede sarhoş olsun, çünkü onun talâkı vâkîdir. Keza hul'u ve âzâü" etmesi de vâkîdir. Ge­rekse o koca dilsiz olsun. _

El Yenâbi'de zikredilmiştir ki: Bu dilsizin talâkının vâki olması, dilsiz doğduğu veya sonradan arız olup devamlı dilsiz kaldığı surettedir. Eğer devamlı olmazsa talâkı vâkî olmaz, Dilsizin bilinen işaretiyle vâki olur. Çünkü onun nikâhında ve talâkında, satışında ve satın alışında bi­linen belli işareti olsa, o işaret istihsânen konuşanın ifâdesi gibidir. Kâ-fî'ılc böyle zikredilmiştir.

Ya da o koca yanılsa, yine talâk vâki olur. Meselâ «Sübhânellah» de­mek isteyip diline «Sen boşsun» sözü gelse, talâk vâki olur. Çünkü söz açıktır, niyete hacet yoktur.

Efendi, kölesinin karısını boşamakla talâk vâki olmaz. Çünkü efen­di koca değildir.

Mecnûnun ve küçük çocuğun talâkı vâki olmaz. Çünkü Resülüllah (SAV):                                                                                       

«Her talâk caizdir, ancak sabi ve mecnûnun talâkı caiz değildir.» buyurmuştur.

Mübersem (zâtülcem'be tutulmuş adam) in talâkı da caiz değildir.

Mübersem (bâ) nın kesriyle «birsam» dandır. Bu da delilik (cünûn) gi­bi, ma'lûm bir illettir.

Bayılmış kimsenin, bunamı|ın ve uykuda olan kimsenin talâkı vâki değildir. Bunaklık; akılda bir bozukluk olup kimi sözü akıllıya ki­mi de deliye benzer. Bunların talâkının vâki olmadığına sebeb, onlarda temyiz ve akl olmadığı içindir.

Şayet karı - kocamn biri diğerinin bütününe veya bir kısmına mâ­lik olsa, nikâh bâtıl olur. Çünkü mâlik olmak ibtidâen nikâha aykırıdır, bekâsını da meneder. Eğer kadın mâlik olduğu kocasını, mâlik olduğu vakitte hür kıldıkda, koca o kadını iddette boşasa veya kadın dâr-ı harbden Müslüman olduğu halde dâr-ı İslâm'a çıksa, ondan sonra ko­cası da Müslüman olduğu halde dâr-ı harbden dâr-ı İslâm'a çıksa, o koca da onu iddet içinde boşasa, İmâm Ebû Yûsuf (Rh.A.), bu iki mese­lede talâkı lâğv etmiştir, yani «Talâk vâki olmaz» demiştir. İmâm Mu-hammed (Rh.A.), «İkisinde de talâk vâki olur.» demiştir. Talâkın itibân ki, murâd sayısıdır. — Kadınlara göredir. — Kocası gerek hür ve gerek köle olsun hür kadının talâkının hepsi üçtür. Cariyeye itibâr ile — koca­sı gerek hür ve gerek köle olsun — cariyenin talâkı ikidir.
Talâk, ıtk (yani âzâd) lâfzı ile vâki olur. Aksi, yâni talâk lâfzı üe ıtk vâki olmaz. Yani koca karısına, «Seni âzâd ettim.» dese, eğer talâka niyet etti ise veya hâl talâka delâlet ederse talâk vâki olur. Şayet efen­di cariyesine, «Seni boşadım.» dese, o câriye âzâd edilmiş olmaz. Çünkü mülkün yok edilmesi kayddan daha kuvvetlidir ve birinci ikinci için lâ­zım değildir. İkincinin istiaresi birinci için sahih olmaz. Fakat aksi sahîh olur. Yani birincinin istiaresi ikinci için lâzım olur. [30]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler