Talâkın Kinayeleri Faslı


Kinaye, Usûl Ulemâsına göre, muradı gizli olan şeydir. [41] O gizli­lik gerek hakikaten, gerekse mecazen olsun. Kinaye, burada talâk içir konulmayıp talâka ve taîâkdân başkasına muhtemel olan sözdür. Bu-nurda talâk vâki olmaz. Ancak niyet ile vâki olur. Ya da hâlin delaletiy­le vâki olur. Çünkü kinaye, talâk için konulmayan söz olup, talâka ve *alâkdan başkasına muhtemel olunca niyet veya delâletle ta'yin vâcib-ûir. Talâk hakkında konuşma hâli ve öfke hâli gibi.

Bu, talâk için konulmayan şey üç kısımdır. Musannif birinci kısmı:

«Ya yalnız kadının talâkı sormasına cevâb için vâki olur» sözü İle zik­retmiştir. Yani kadının sözünü reci yâhud ona sövmek, sitem etmek için değildir, Karısına «Sen iddetini say.» demesi gibi. Çünkü «iddetini say» lâfzı ile «Allah Teâlâ'nın nimetlerini veya benim nimetlerimi say» de­mek ihtimâli murâd olabilir. Ya da «Nikâhdan iddet doldur (i'tidâd ey­le) » demek olur. Şayet nikâhdan i'tidâda niyet etti ise, kapalılık orta­dan kalkar. Bununla cimâdan sonra iktizâen talâk vâcib olur. Sanki koca karısına «Ben seni boşadım veya sen boşsun onun için iddetini say» demiş gibi olur. Cimâdan önce bu söz boşamakdan istiare edilmiş­tir. Çünkü filcümle yâni kısmen sebebidir. Velev ki burada sebeb olma­sın. Sebeb hükme muhtas olursa, hükmü sebeb için istiare etmek caiz olur. Nitekim usûlde anlatılmıştır.

Karısına «Sen rahmini istibrâ eyle.» demesi de bu nevidendir. Bu­nunla talâk vâki olmaz. Zira istibrâ i'tidâd (iddet beklemek) ma'nâsma kullanılır. Çünkü istibrâ iddet ile.maksûd olan şeyin açıklamasıdır. İm­di istibrâ i'tidâd menzilesinde olmuştur. Bu istibrâ kadının rahminde çocuk yokken boşamak için de muhtemeldir. Yani, «Seni boşamam için sen rahminde bir şey var.mı, yok mu, bil!» demiş olur.

Şu da bu nevidendir: Karısına, «Sen bir tanesin» dese, yani «sen kavminin içinde bir tanesin-veya benim yanımda birsin. Benim için se­nin ile beraber başkası yoktur» dese, talâk vâki olmaz. Ancak niyet ile veya hâlin delâleti ile olur. Bu «Sen birsin» lâfzı hazfedilmiş masdann sıfatı olmaya da muhtemel olur. Yani sen bir talâkla boşsun, demek olur.

Ârrime-i Meşâyihe göre, vâhid kelimesinin i'râbma bakılmaz. Çür kü Arapların avam tabakası îrâbın vechlerini ayırd etmezler. Niyet ile mübhemlik zail olunca sarîh üzere delâlet olur. Mucebi ile amel etmiş olmaz. Sarîh sözün arkasından ric'î talâk gelir. Burada talâk sorusuna cevâb olmak ihtimâli de vardır, red ve sebeb ihtimâli yoktur.

Şu da bu nevidendir: Karısına «Emrin senin elindedir» dese, niyet­siz talâk vâki olmaz. Yani işin senin elindedir ma'nâsmdadır. Nitekim Allah Teâlâ' (C.C.) nm
«Fir'avn'ın emri (işi) hiç de salahiyetli ve dürüst değildi.» [42] kavl-i şerifinde emr (iş, amel) bu ma'nâyadır. «Emrin elindedir» sözü, boşa­mak hususunda da söylenmiş olabilir. Nitekim ileride gelecektir.

Şu da bu nevidendir. Karışma, «Nefsini seç» dese; «Sen nefsini ni-kâhdan ayırmakla seç» demektir. Bu iki lâfız, red ve sövmeye uygun olmazlar. Binâenaleyh, talâk isteğine cevâb olurlar. Bu lâfızların, hangi dilden olursa olsun müteradifleri de, ayni hükümdedir. Son iki lâfızda, yani «Nefsini seç» ve «Sen nefs*ini nikâhdan ayrılmakla seç» lâfızların­da kadın kendisini boşamadıkça,. boşanmış olmaz. Bu babı ta'kîb eden bâbda açıklaması gelecektir.

. Musannif kinaye lâfızların ikinci kısmını «Ya kadının talâkı iste­mesine hem cevâb hem red için uygun olur» sözü ile zikretmiştir. «Çık!» lâfzı gibi ki, «Benim yanımdan çık, çünkü ben seni boşadım» demektir. Ya da «Benim yanımdan çık ve talâk isteme» elemektir. Keza «Benim" yanımdan git ve benim yanımdan kalk.» kelimeleri de böyledir.

«Peçelen!» sözüne gelince: Bu lâfız ya (kına) dan alınmadır ki, başörtüsü ma'nâsmadır. Yani «Kendini örtü ile ört, çünkü ben seni boşadım.» dem&.olur. Ya da (kanâat) dandır. «Allah'ın sana benim tara­fımdan verdiği* rızıka kanâat et, talâk isteme.» demektir.

Keza; «Başını ört ve örtün!» kelimeleri de böyledir.

Ugrubî lâfzı ise (gurbet) tendir. Yâni «Gurbeti seç, çünkü ben se­ni bo§adım.« demektir. Ya da «Var git aileni ziyaret et.» demektir. Ba­zı âlimler demiştir ki: Bu kelime u'zubîdir. Bu lâfz, ya uzûbettendir ki kocadan ayrı bekâr olmak veya uzaklaşmak ma'nâsına gelir. Yani, «Sen bekârlığı seç veya benden uzak ol. Çünkü ben seni boşadım.» demektir. Ya da «Aileni ziyaret için benden uzak ol ye talâk isteme.» demektir.

«Evlen, kendine zevç ara!» sözleri de böyledir.

«Var git ailene katıl!» demek lâfzı gibi. Yani «Var git ehline ka­tıl. Çünkü ben seni boşadım!» demektir. Veya «Sen var git ehline (aile­ne) katıl, çünkü ben sana izin verdim, talâk isteme!» demektir.

. «İpin gâribindedir.» demek gibi. (Gârib) devenin hörgücü ile boy­nu arasına derler. Yani «Senin ipin boynundadır!» demektir. Yani «Var dilediğin yere git, çünkü ben seni boşadım!» veya «Talâkı istememek için dilediğin yere git.»; «İpin gârlbindedir!» lâfzının ma'nâsında (sa^ lıverdim) ma'nâsi vardır. Bu bakamdan musannif bu lâfzı' ayrıca zik-retmemiştir.

. Karısına, «Senin üzerine bana yol yoktur ve seninle benim aram­da nikâh yoktur. Ve benim senin üzerinde mülküm yoktur.» demek gi­bi. Bu lâfızların talâka ihtimâli açıktır. Amma redd-i cevâb ihtimâli, bunlardan her birinde nikâh için inkâr olmakla talâk vâki olmaz.-Belki yalan olur. Yakında açıklaması gelecektir. İmdi en olumlu şekilde red­de hamletmek vâcib olur. Hangi dilde olursa olsun, bu zikredilen lâ­fızların eşanlamlılarında hüküm, zikredilen lâfızların hükmü gibidir.

Musannif, kinaye lâfızların üçüncü kısmını «Yâhûd kadının talâkı istemesine cevâb ve sövmek için uygun olur.» sözü ile zikretmiştir.

Hâliyye, beriyye, bedle, bette ve bâin sözleri gibi. Hâliyye, boş; be-rlyye, beri; bedle, bette, bâin ayrılmış ma'nâlarına gelirler. «Senden ayır­dım.» lâfzı da bu ma'nâdadır. Bunun için, onu ayrıca zikretmemiş-tir. «Haram» lâfzı gibi ki, «Sen haramsın!» demektir. Bu lâfızların ta­lâka ihtimâli besbellidir.

Sövmek (şetm) ihtimâline gelince; kocanın karısına «hâliyye» lâf­zı ile «Sen hayırdan uzaksın.», «Sende haya yoktur» veya «Sen tâatlar ve iyi huylardan berisin» demeyi murâd etmesi caizdir. Bedle, bette; bâin lâfızlarının hepsi ayrılmış ma'nâsmadır. Yani «Sen her doğru yol­da olmakdan ve güzel ahlâkdan ayrılmışsın (kesilmişsin)» veya, «Ben seni ayrılma şekilleriyle ayırdım, senin ile sohbet ve beraberlik (dost­luk) haramdır.» demeyi murâd etmesi caiz olduğu içindir.

Sonra; haller de üç kısımdır. Birincisi, rızâ hâli, ikincisi müzâkere-i talâk hâlidir. Bu ya kadın talâkını istemekle yâhûd yabancı birinin o kadım boşamasını istemekle olur. Üçüncüsü de öfke hâlidir.

İmdi, rızâ hâlinde bu lâfızlardan birinden bir şey ile talâk vâki ol­maz. Ancak ihtimâlden dolayı talâka niyet ile vâki olur. Niyetin yok­luğunda söz, yemini ile kocanındır. Talâkı müzâkere hâlinde, kadının talâkı istemesinden, cevâb ve red için elverişli olan ikinci kısımda ni­yetle talâk vâki olur. Çünkü talâkı konuşma hâli, cevâb ve reddi muh­temel olunca, niyetsiz en aşağısı sabit olur. O da reddir. Çünkü red, olanı olduğu şey üzere bırakmaktır. Niyet bulununca, cevâb belli olur. Geri kalan iki şeyde, — ki bunlar kadının talâkı istemesine cevâb olan birinci kısım ile, cevâb ve sövmek için uygun olan üçüncü kısımdır.— niyetsiz talâk vâki olur. Birinci kısımda sebeb şudur: Çünkü hâl, cevâb hâlidir ve hâlin delaletiyle ceyâba hamledilir ve talâk vâki olmuştur; Üçüncü kısım da böyledir. Çünkü hâl; sövmek için uygun değildir. Bi­nâenaleyh cevâb ma'nâsına teayyün eder, (belli olur). Öfke hâlinde talâk yalnız cevâba elverişli olan kinayelerle niyetsiz olarak vâki olur. Çünkü hâl, üzerine öfkenin delâlet ettiği talâk için uygun olur. Red ve sövme için uygun olmaz. Geri kalan ikisi ile öfke hâlinde talâk vâki olur. Geri kalan ikisi, cevâb ve red için uygun olan ikinci kısım ile ce­vâb ve sövme için uygun olan üçüncü kısımdır.

Niyet ile talâk vâki olur. Çünkü Öfke hâli cevâba ve cevâbdan baş­kasına muhtemel olunca, cevâbı tercih ettirecek bir şeye yani niyete muhtaç olur.

tik üçü ile yani «İddetini doldur!», «Rahmini temizle!» ve «Sen birsin!» lâfızları ile kadın bir ric'î talâk ile boşanmış olur. «İddetini doldur!» lâfzında bir ric'î talâk ile boşanmış olmasına sebeb; işin ger­çeği hesâb ile olduğu içindir. «İddetini doldur!» lâfzı ile «Allah Teâlâ' (C.C.) nın ni'metlerini veya benim senin üzerine olan ni'metlerimi sa­yıp dök veya nikâhdan iddetini say» ma'nâlarına da ihtimâli vardır.

Şayet sonuncuyu, yâni «Nikâhdan iddetini say (ftidâd eyle).» ma'nâsım niyet etti ise, kapalılık ortadan kalkar. Bununla cimâdan sonra iktizâen talâk vâki olur. Sanki koca karısına «Sen boşsun, id­detini bekle.» demiş gibi olur. Cimâdan, önce talâkdan i'tidâd müstaar (ödünç alınmış) kılınmıştır. Çünkü talâk i'tidâdm sebebidir. Şayet hü­küm sebebe has olsa, hükmün sebeb için ödünç alınması caiz olur. Ni­tekim Usûlde böyle anlatılmıştır. Talâk, ardından geri dönmeyi (ric'atı) getirir, İstibrâ ise iddet beklemek ma'nâsına gelir.    Çünkü i d de t ten ınaksad olan şeyi açıklamaktır. Binâenaleyh bu İstibrâ, iddeti doldur­ma (i'tidâd) menzilesinde olmuştur. Bu istibrâ kadını rahminde ço­cuk olmadığını bilerek boşamak için de olabilir. Yâni «Seni boşamam için rahminin boş olduğunu bil!» demiş gibi olur.-

«Sen birsin!» sözüne gelince, bu lâfız şu ma'nâlara muhtemel olur: «Sen kavminin yanında biriciksin!» veya «Benim yanımda teksin. Be­nim için seninle beraber başkası yoktur.» İşte bunlara benzer sözler demek istemiş olabilir.

Bu «Sen birsin!» lâfzı, mahzûf masdarın sıfatı da olabilir. Yâni «Sen bîjr talâk ile boşsun!» demek olur. Daha önce geçti ki Âmme-i Meşâyihe göre, bir i'râba itibâr yoktur. Çünkü Arapların avam taba­kası i'râbm vechlerini ayırd edemezler. Niyet ile kapalılık ortadan kal­kınca, açık ve besbelli olan üzerine delâlet olur. O delâletin gereği İle amel edici olmaz. Açık ve besbelli olan sözün ardından ric'at gelir.

Bu üç lâfızda, üç talâka niyet sahîh olmaz. Çünkü «Sen boşsun!» sozü,« İddetini say, rahmini istibrâ et!» sözlerinde iktizâ en sabittir. «Sen.birsin!» sözünde ise muzmar (zamiri!) dır. Eğer «Sen boşsun!» sözü açıklanmış olsa, onunla ancak bir talâk vâki olur. Bu lâfızlarda muktezâ veya muzmar olunca ancak bir talâk vâki olması evleviyyette kalır. Eğer, masdar «Sen birsin» sözünde zamiri i olunca onda üçe ni­yet sahîh olmak vâcib olur, denilirse; cevâbında biz deriz ki: Vahide (bir) diye nassan beyânda bulunmak üçü niyete aykırı olur. Kâîî'de ööyle zikredilmiştir.

Sair kinaye lâfızları ile bîr bâin talâk vâki olur. Velev ki koca iki­ye niyet etmiş olsun, Bâin olmasının sebebine gelince; çünkü hainlik valnız talâkdan kinaye olmayıp belki bâin olarak talâkân kinayedir.

İkiyi kasdetmenin mümkin olmamasına gelince; Usûlde anlatılan se-bebdir ki, talâk lâfzı masdardır, «ırf sayıya muhtemel olmaz.

Kinaye lâfızlardan bu üç lâfızdan başkasmda üç talâka niyet sahîh olur. Ancak «Seç!» lâfzında üçe niyet sahîh olmaz. Bunun açıklaması, bu babı izleyen bâbda gelecektir ki seçmek muhtelif olmaz. Bu istisna mutlaka lâzımdır. Kenz'de istisna yapılmamıştır.

Koca karısına üç kere «İddetini bekle!» dese ve birinci ile talâka ni­yet ettiğini söyleyip, geri kalanlarla hayzi kasdettiğini söylese, kazaen tasdik edilir. Çünkü sözünün hakikatim niyet etmiştir. Eğer geri ka­lan ile bir şeye niyet etmediğini söylerse, üç talâk vâki olur. Çünkü birinci ile talâka niyet edince, talâkı müzâkere hâli olmuştur. Şu hal­de, geri kalan ikisinin talâk için olduğu bellidir. Niyetim yoktu, derce-sinde tasdik edilmez.
Şu da kinaye lâfızlardandır: Karısına «Sen1 benim kanm değilsin!» keza «Ben senin kocan değilim!» demesi, eğer koca talâka, niyet etti ise bâin talâktır. İmâmeyıı (Rh. Aleyhimâ): «Kocanın bu sözleri ile . talâk çlmaz. Çünkü bu söz, nikâhı inkâr etmektir. Halbuki nikâhı in­kâr etmek talâk oJmaz. Belki karı - kocalık hâli bilinmekle yalan olur. Şu halde, sanki kocanın karısına «Ben senin ile evlenmedim» demesi gibi olur. Veya kocaya, «Senin karın var mıdır?') diye soruldukda, ko­canın «Yoktur!» deyip de talâkı niyet etmesi gibi olur. Bu söz ile talâ­ka niyet etse de vâki olmaz. Burada da böyledir.» demişlerdir. İmâm AJ-zam' (RhA.) in delili şudur: Bu lâfızlar hem kocanın nikâhı inkârı için elverişli hem de, talâkı inşâ için elverişlidir. Görülmez mi ki; koca karısı İçin; «O benim kanm değildir. Çünkü ben onu boşadım!» demesi caiz olur. Nitekim koca karısı için «O benim karım değildir, çünkü ben onunla evlenmedim!» demesi caiz olduğu gibi.

Şayet koca bununla talâka niyet etse, lâfzın muhtemeline niyet et­miş olurl İmdi niyet sahih olur. Nitekim karısına «Senin ile benîm aramda nikâh yoktur» dese, niyet sahih olduğu gibi.

Koca karısını bir talâk ile boşasa, peşi sıra «O talâkı üç yaptım» dese, o talâk üç olur. İmâmeyn (Rh. Aleyhimâ): «Bu talâk ancak bir olur, çünkü birin üç olması düşünülemez.» demişlerdir. İmâm A'zam'

(Rh.A.)  m delili şudur: Bire iki eklenmesiyle üç olur. İmdi kocanın sözünü doğrulamak için buna yorumlanır.

Koca karısını ric'iyyen boşayıp o kûea, ric'atten önce «O talâkı bâ­in kıldım» dese, tic'î bâin olur. İmânı Muhammed (Rh.A.), «Bâin ol­maz. Çünkü koca meşru olanı değiştirmeyi kasdetmiştir. O değiştirme ric'atin sübûtundan sonra ric'at velayetini ibtâldir. Şu halde hüküm­süz olur.» elemiştir. îmânı A'zam ile Ebû Yûsuf (Rh. Aleyhimâ) un de­lilleri şudur: Koca ilkin ayrılmak vasfı ile boşamaya mâliktir. Çünkü o niteliğe ihtiyâç vardır. Şu halde bu niteliği talâka katmak, kocanın tasarrufunu doğrulamak ve gayesini elde^etmek için sahîh olur.

Musannifin, ric'atten önce demesinin sebebi; Muhît'te «Bu ric'at­ten önce ise» denildiği içindir. Çünkü erkek, kadına müracaat etse, bun­dan sonra «Ben kadını bâine kıldım» dese, ittifakla sahih olmaz. Çünkü o adam talâk işini ric'at ile ibtâl e( mistir. İmdi bununla talâkı bâin yapmak imkânsız olur.                                .

Sarîh sarihe katılır. Yâni karısına, «Sen boşsun, sen boşsun!» ve­ya «Sen boşsun ve boşsun!» dese, iki talâk,ile boşanmış olur. Bu bes­bellidir.

Sarih bâine de katılır. Yâni karısını talâk-ı bâinle boyadıktan sonra;  «Sen boşsun!» dese,  talâk vâki olur. Çünkü Allah Teâlâ   (C.C.).
«Kadının fidye vermesinde ikisine de günâh yoktur.» [43] buyur­muştur. Bu âyet-i kerîmede anlatılmak istenen hurdur. Bundan son-ra Allah Teâlâ (C.C.):
«Erkek, karısını (üçüncü defa) boşarsa, ondan sonra kadın başka bir ere nikahlanıp varıncaya kadar ona (birinci kocaya) helâl ol­maz.» [44] buyurmuştur. Âyetteki «fe» vasi ile beraber ta'kibe delâlet eder. İmdi bu söz, bâin talâk olan hul'dan sonra üçüncünün vukuuna

nass (delil) dır. Bu konu Telvîh'de araştırılmıştır. Telvîh haşiyele­rinde onu biz de açıkladık. Bu konuyu araştırmak ve incelemek iste­yen kimse o haşiyeye başvursun.

Bâin, sarihe (açık olana) de katılır. Yâni koca cima edilmiş olan karısına, «Sen boşsun!» der de sonra, «Sen bâinsin!» derse, bâin talâk vâki olur.                                       .
Bâin bâine katılmaz (yâni eklenmez.) Ancak muallâk olursa o baş­ka. Meselâ koca karısına, «Eve girersen sen bâinsin» demekle bir şar­ta bağlar da, ondan sonra «Sen bâinsin» derse, kadın iddet içinde eve girdiği takdirde boş olur. Bâinin açık olana (sarihe) eklenmesi bellidir. Çünkü hükmî kayd iddetin kalmasiyle bakîdir. Bâfnin bâinc eklenmemesinîn sebebi ise, kocanın ikinci bâini birinciden haber yapma­sı mümkün olduğu içindir. Halbuki o bu sözünde doğrudur. Kocanın onu inşâ yapmasına hacet yoktur. Çünkü bu iktizâen zarurîdir. Hattâ koca «İkinci bâin ile beynûnet-i galîza [45] veya hürraet-i galîza kasdettim» dese, itibâra alınması gerekir ve onunla hürmet-i galîza sabit olur. Çünkü hürmet-i galîza, mahalde sabit değildir. Şu halde kocanın onu sabitten ihbar kılması mümkün olmaz. Binâenaleyh zarûreten inşâ yapılır. Bundan dolayıdır ki muallâk vâki olur. Nitekim anlatılmıştır. Çünkü bunu haber yapmak mümkün değildir. Zira ta'lîk daha önce sa-hîh olmuştur. Şart bulunduğunda kadın, talâka mahaldir. Şu halde ta­lâk vâki olur. K£fî'de ve başkasında böyle zikredilmiştir.

Ben derim ki: Kâfi'nin ve başkasının «Ben bununla hürmet-i galî-zayı kasdettim demiş olsa... ilâhr» sözleri, kesinlikle şu manâya delâ­let eder: Şayet koca karısını ibâne etse, ondan sonra iddet içinde sen $ç kez boşsun, dese, üç talâk vâki olur. Çünkü hürmet-i galîza, mahal­de sübûtu bulunmadığı için üç sözü söylenmeden yalnız niyet ile sa­bit olursa, üç sözü açıklandığı vakitte sabit olması evleviyyette kalır. Buna şu da delâlet eder: (Sarîh) bâine eklenir. Çünkü kocanın karısı­na «Sen üç kez boşsun!» demesi, şüphesiz sarihtir. Kâlî'nin ve başka­sının: «Sen üç kere boşsun» sözlerinin ma'nâsı beynûnet-i gaüzayı ifâ­de eder. Çünkü bu söz hürmet-i galîza ve tam ayrılığı ifâde eder. Ki­nayelerden alman beynûneti ifâde etmez.
Koca karısını cima dan Önce üç kez boşasa, üç talâk vâki olur. Çün­kü kansına «Sen üç kez boşsun!» demesi, mahzûf masdari söylemektir. Bunun takdiri «üç talâik» demektir. İmdi üç talâk toptan vâki olur. Kocanın «Sen boşsun!» demesi, yalnız başına boşamak sayılmaz. El-İh-tiyâr'da böyle zikredilmiştir. Ben derim ki: Bu mesele ile zahir olur ki; Koca karısını cinsî ilişkiden önce üç kez boşasa, üç talâk vâki olmaz. Çünkü âyet-i kerîme cima edilmiş kadın hakkında nazil olmuştur, di­ye El-Müşkilât'tan nakledilen söz bâtıldır. Bu, Usûlde yerleşmiş olan kaideyi bilmemekten meydana gelmiştir. Kaide şudur: Sebeb-i nüzulün husûsî olması; bize göre, mu'tetaer değildir, tmâm Şafiî (Rh.A.) buna muhaliftir. [46]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler