Ta'lîk  Babı


Ta'lîkin sıhhatinin şartı mülktür. [48] Meselâ kocanın kansına; «E-ğer sen gidersen, boşsun.» demesi gibi. Veya mülke izafettir: «Eğer ben seni tezevvüc edersem, boşsun» demek gibi. Çünkü tezevvüc (evlenmek) mülk değildir. Lâkin mülke sebeb olduğu için mülk yerine konulmuş­tur. Bu ikiden birinin şart kılınmasına sebeb; Çünkü cezanın —yeminin ma'nâsının gerçekleşmiş olması için—korkutucu olması lâzımdır. Kor­kutucu olmak nefsi men üzere takviyedir. İmdi hâlen mülk veya mülke izafe olmasa yeminden istenen fayda nasıl hâsıl olurdu. Çünkü hâlen mülkde ceza yoktur ki şarttan sakınsın. Mülke izafe de yoktur ki mül­kü tahsilden sakınsın. Yemîn, faydasını, ifâde edemeyince, asla nıün'akid olmaz. İkincide yâni mülke izafette İmâm Şafiî (Rh.A.) afn görüştedir. Binâenaleyh yabancı bir kadın boşanmış olinaz. Bir kimse yabancı bir kadına; «Eğer seninle konuşursam, boşsun.» dese, arkasından da o ka­dını nikâh edip konuşsa, mülk ve mülke izafe olmadığı için boşanmış olmaz. Şarttan sonra kadın boşanmış olur. Yâni koca kansına «Eğer seninle konuşursam, boşsun» dese, ondan sonra konuşsa, ta'Iîk. vaktin­de mülk bulunduğu için boşanmış olur. Veya bir yabancı kadına «Ben seni nikâh edersem boşsun.» dese ve nikâh etse, mülke izafe bulundu­ğu için boşanmış olur.

Ta'Iikı helâlliğin ortadan kalkması ibtâl eder, mülkün ortadan kalk­ması ibtâl etmez. Üç talâkın tencîzî (hemen yürürlüğe konulması) ta'-lîkmı ibtâl eder. Üçden aşağısının tencîzi ta'lîkı ibtâl etmez. Yâni «Eğer sen eve girersen üç kez boşsun.» dese ve önce üç kez boşasa, ondan sonra o kadın başka koca ile evlenip ve o koca ile cima etse, sonra birinci kocaya geri dönse ve eve girse bir şey vâki olmaz. Çünkü ceza bu mül­kün boşamalarıdır. Zira bu boşamalar, mülk için engeldir. Çünkü zahir olan sonradan meydana gelen şeyin yok olmasıdır. Yemin isbâtta men için akd olur. Nefy de hami için akd olur. Ceza bizim zikrettiğimiz olunca, mahalliyyeti mubtü (bozan) olan üçün yerine getirilmesi ile elden gitmiştir, İmdi yemin baki kalmaz. Şayet koca kadını bâîn kılsa, zikredilenin aksinedir. Çünkü cezanın yeri bakî olmakla ceza da bakî­dir. Bununla ma'lûm olur ki: Vikâye'nin, «tencîz ta'lîkı ibtâl eder. ilâh» sözü ıtlâkı üzere müsamahadan hâiî değildir.

Şart lâfızları: «Eğer, vakitte, her» kelimeleridir. Bu «her» lâfzı ha­kîkaten şart değildir, Çünkü bu «Her» lâfzını ta'kib eden isimdir. Şart ise cezanın bağlandığı şeydir. Cezalar fiillere bağlıdır. Lâkin bu «Her» lâfzı, fiilin «Her» i ta'kîb eden isme teallûku olduğu için şarta katılmış­tır. Senin; «Evlendiğim her kadın şöyle olsun.» demen gibi.

«Her - dıkça», «ne zaman» ve «her ne zaman» da şart lâfızlarıdır. Bu (Her - dıkça) lâfzında yemîn çözülür, yâni ta'lîkın bâtıl olmasiyîe yemîn, üç talâkın vukuundan sonra bâtıl olur. Yâni koca mevtûa (cima ettiği karısına) sına «Her ne zaman eve girersen sen boşsun.» dese, ka­dın da iddette iken üç kere eve girse, üç kez boşanmış olur. Koca o ka­dını diğer kocadan sonra nikâh etse, o kadın eve girmekle yemin bâtıl olduğu için talâk vâki olmaz. Ancak «Her - dıkça» anlamına gelen lâfz tezevvüce girse, talâk vâki olur. Yâni koca kadına «Seni her aldıkça, boşsun.» demekle talâk vâki olur. O kadın şayet üç kez boşanmış olsa ve diğer kocadan sonra yine birinci koca onunla evlense, bu suretle yi­ne boşanmış oluı% Çünkü «Her - dıkça» lâfzı fiillerin umûmunu ifâde eder. Nitekim «Her» lâfzı isimlerin umûmunu ifâde ettiği gibi. Bundan madâsı şayet şart mülkde bulunursa yemîn, eezâ ile neticelenmek üze­re bozulur. Yâni yemîn bâtıl olur ve üzerine ceza gerekmiş olur. Şayet şart mülkden başkasında bulunsa, yemîn münhâll olur (bozulmuş olur). Lâkin cezaya münhâll olmaz. Yâni yemîn bâtıl olur ve üzerine ceza ge­rekmez. Eğer koca karısına «Sen eve girersen üç kez boşsun» dese ve ka­dının eve girmesini fakat üç talâkın olmamasını istese, bunun hilesi şu­dur: Koca o kadını bir kere boşar, iddeti biter, kadın eve girer, nihayet yemin bâtıl olur ve üç talâk vâki olmaz. Ondan sonra yine evlenir. Eğer kadın eve girerse yemîn bâtıl olduğu için bir şey vâki olmaz. «İddet bit­tikten sonra» dememizin sebebi, çünkü kadın iddet içinde girerse üç talâk vâki olur.

Koca ile kan şartın varlığında ihtilâf etseler, söz kocanındır. An­cak kadın şahit getirip isbât ederse söz kocanın olmaz. Çünkü koca asla dayanmıştır. O da şartın yokluğudur. Bir de koca talâkın vukuunu ve mülkün zevalini inkâr etmekte, kadınsa bunu iddia etmektedir.

Ancak kadın tarafından bilinen bir şart ile meselâ; «Eğer sen ha­yız olursan, boşsun ve fülân kadın dahî, yâni kuman da.» dese ve kadın da «Hayız oldum.» dese, o kadın yalnız kendi hakkında tasdik edilir, kuması hakkında tasdik edilmez. Kıyâs, kuması gibi, kadının kendisi hakkında da tasdik edilmemesi idi. Çünkü şarttır. Kadın şartta tasdik edilmez. Nitekim duhûlde tasdik edilmediği gibi. İstihsâlim vechi şudur: Kadın kendisi hakkında güvenilirdir. Çünkü hayzın görünmesi ancak onun tarafından bilinir. Binâenaleyh onun sözü kabul edilir. Nitekim ta-lâkda iddet ve cimâda hull hakkında sözü kabul edildiği gibi. Lâkin ka­dın kuması hakkında şâhiddir. Hattâ kadın töhmet altındadır, kuması hakkında sözü kabul edilmez Nihâye'de Tahâvî şerhinden nakledilmiştir ki: Bu söz umûm üzere değildir. Belki, kocası onu «Ben hayız oldum» sö­zünde yalanladığı vakittedir. Ama koca onu doğrularsa, her ikisinin de üzerine talâk vâki olur. Hayz kanının başlangıcından üç günden sonra talâk ile hüküm verilir. Yâni kadın hayz kanını görse, üç gün devam et­medikçe talâk olmaz. Çünkü üç günden eksikde kesilmiş olan kan hayz olmaz. Üç gün tamâm olunca, hayız olduğu vakitten itibaren talâk ile hükmederiz. Çünkü kan gelme vakti uzamakla onun rahimden olduğu kesinlikle bilinir. İmdi başlangıçtan itibaren hayz olur.

Şayet koca karısına «Eğer sen bir hayza görürsen, boşsun» dese, kadın temiz olduğu vakitte boşanmış olur. Çünkü «hayza» kelimesi kâ­mil hayz manasınadır. Hayzın kemâli ise sona ermesi iledir. Bu da te­mizlenme ile olur.

Koca karısına «Eğer bir gün, oruç tutarsan, boşsun!» dese, kadın oruç tuttuğu günde güneş battıkda boşanmış olur. Çünkü yukarıda geç­tiği veçhile gün kelimesi uzayan bir fiil ile birlikte söylenirse onunla gündüz kasdedilir. Eğer sen oruç tutarsan deyip (bir gün) demese, zik­redilenin aksi olur. (Yâni günün evvelinde boş düşer.) Çünkü koca Ölçü ile takdir etmemiştir. Halbuki oruç rüknü ile bulunmuştur, o da imsak­tir. Şartı ile ele bulunmuştur, o da gündüz ve niyettir.

Koca karısına «Eğer oğlan doğurursan, bir talâk ile boşsun ve eğer kız doğurursan iki. talâk ile boşsun.» dese, kadın da biri oğlan ve biri kız olmak üzere ikiz doğursa ve hangisini önce doğurduğu bilinmese, ka­zaen bir talâk ve ihtiyaten iki talâk ile boşanmış olur. İddet sonuncu çocukla bitmiş olur. Çünkü kadın oğlanı önce doğurdu ise bir talâk vâki olur. Kadının iddeti kızın doğması ile. bitmiş olur. Bundan sonra diğer talâk vâki olmaz. Çünkü kızın doğması iddetin bitmesi hâündedir. Kadın kızı önce doğurdu ise iki talâk vâki olur ve kadının id-deti oğlanın doğması ile bitmiş olur. Bundan sonra diğer talâk vâki ol­maz. Çünkü sebebi az önce geçti ki, kız çocuğun doğması iddetin bit­mesi halindedir. Bu takdirde, bir halde bir talâk vâki olur. Bir halde de İki talâk vâki olur. İkinci, şüphe ile vâki olmaz. İmdi uygun .olan ih­tiyaten iki talâk ile amel etmektir. Hattâ koca kadını yeminden önce bir kez boşasa ve kadın başka kocaya varmadan Önce onunla evlenmek isterse, ihtiyat olan onunla evlenmemektir. Çünkü kızın doğumunun önce olması caizdir.                                   
Koca üç talâkı iki şeye bağlasa; İkincisi mülkde bulunursa, üç ta­lâk vâki olur. Bu söz, iki şeyin veya yalnız ikincinin mülkde bulunma­sına şâmildir. Meselâ; karısına «Sen Zeyd ile konuşursan ve Bekir ile konuşursan üç kez boşsun!» demekle kadın bâîn olup iddeti de bittik-de Zeyd ile konuşsa, ondan sonra kocası onun ile yine evlendikde Be­kir ile de konuşsa, o kadın üç kez boştur. Eğer kocanın üç talâkı bağ­ladığı iki şey mülkde bulunmazsa veya birinci şey bulunup ikinci şey bulunmazsa üç talâk vâki olmaz. Bunun sebebi: Sözün sahih olması konuşanın ehliyetine göredir. Lâkin ta'îîk hâlinde mülk şart kılınmış­tır. Tâ ki istishâb kaidesi [49] ile cezanın vukuu ağır bassın. Binâenaleyh yemîn sahih olur. Ceza gelebilmek için şartın tamâmında da mülk şart­tır. Çünkü ceza ancak mülkte iken gelir. Bu aradaki hâl yeminin beka hâlidir. Binaenaleyh mülkün bulunmasına hacet yoktur. Çünkü onun bekası mahalliyle kâimdir. O da zimmettir.

Kadının kocası üç talâkı veya cariyenin efendisi âzâdı cimâa bağ­lasa, yâni koca karısına «Eğer seni cima edersem üç kez boşsun.» dese veya cariyenin efendisi «Eğer seni cima edersem, hürsün.» dese, sünnet yerini sokup İki sünnet yeri hiçbirine kavuşursa, şart bulunduğu için kadın b o sanılmış ve câriye âzâd olur.

Erkek cinsiyet organını kadına idhâlden sonra bir müddet cğleçse ve üç talâk vâki oldukdan sonra çikarmasa, kocaya ve cariyenin efen­disine ukr lâzım gelmez. Ukr, mehr-i misidir. Bâzıları demiştir ki: Zi­nanın helâl olması mümkün olsa, ukr cima ücretinin miktarıdır. Koca eğleşip durmakla ric'î talâkda geri dönmüş olmaz. Çünkü cima, zekeri ferce sokmaktır. Bu ise talâkdan »sonra ve âzâddan sonra bulunmamış­tır. Çünkü idhâl için devam yoktur ki devamı için ibtidâ hükmü olsun. Bundan dolayı eğer bir kimse binek hayvanını ahıra sokmamaya yemîn etse, halbuki hayvanı o ahırda olsa, o kimse hayvanı o ahırda tutmak­la yeminini bozmuş olmaz. Belki birincide, yâni üç talâk ile kocaya ükr (mehr) vâcib olur. İkincidej ikinci defa idhâliyle, geri dönmüş olur. Çünkü ikincide, kadına cinsî organını idhâl ile harâmhk sabit oldukdan sonra gerçekden onda cima bulunduğu içindir. Lâkin meclisin bir ol­masına bakarak had vâcib olmaz. Maksûd şehveti kaza etmektir. Şüp­heden dolayı had vurmak mümkün olmayınca, mehr vâcib olmuştur, çünkü mehr şüphe ile de vâcib olur.

Koca karısına «İnşâellâh» sözcüğünü ekleyerek «Sen boşsun, in-şâellâh» dese veya şartı söylemezden önce kadın ölse, talâk vâki olmaz. Birincinin sebebi, varlığı bilinmeyen şarta bağlamak (ta'Iîk), sözün ba­şını değiştirdiği içindir. Bundan dolayı değiştirenin bitişik olması şart' kılınmıştır. İkincisinin sebebi, söz istisna ile îcâb olmakdan çıktığı için­dir ve kadının Ölümü mucibe aykırıdır. İbtâl'edene aykırı değildir. Eğer koca şarttan önce Ölse, yâni «Sen boşsun!» dedik den sonra «İnşâellâh!» demeden ölse, talâk vâki olur. Zira kocanın sözüne şart eklenmemiştir.

Koca karısına «Üç kez boşsun ve üç kez inşâellâh!) dese veya köle­sine «Sen hürsün ve hürsün inşâellâlı» dese, kadın üç kez boşanmış olur ve köle âzâd olur. İmâmeyn (Rh. Aleyhimâ), «Kadın boşanmış ol­maz.» demişlerdir. Çünkü insanların konuşmalarında tekrar yaygındır. Binâenaleyh bu da kocanın sözünü düzeltmek için tekrara hamledilir. Şartın eklenmesi geçersiz olmaz. İmâm A'zam' (Rh.A.) m delili şudur: İkinci lâfız geçersizdir. Çünkü birincinin ifâde ettiğinden fazla bir ma'-nâ ifâde etmez, (Vâv) ile ayırdığından dolayı ikinci lâfzın te'kîd olması için de imkân yoktur. İmdi ma'tûf yâni' ikinci lâfız, şartın birinci lâfza eklenmesini meneder. Şu halde birinci lâfız vâki olur.

Keza kocanın karısına «Inşaeîlah sen boşsun!» demesinde de hü­küm zikredilen ^gibidir. Çünkü bu söz İmâra A'zam (Rh.A.) ve İmâm Muhammed' (Rh.A.) e* göre boşamaktır. İmâm Ebû Yûsuf (Rh.A.) a göre, ta'Hkdır. İmâm Ebû Yûsuf (Rh.A.) un delili şudur: Mubtıl (bo­zan) yâni Hinşâellâ-h» sözcüğü icâba bitişiktir. Şu halde icâbın hükmü­nü geçersiz kılar. Nitekim ertelenmiş olsa, geçersiz kaldığı gibi. Bu du­rumda talâk vâki olmaz. İmâm A'zam ile İmâm Muhammed' (Rh. Aley­himâ) İn delilleri ise şudur: İki cümlenin bağlanması için konulan ra­bıta edatı (fâ) dır. (Fâ) bulunmayınca bağlantı da bulunmaz. Şu halde «Sen boşsun.» sözü müneccez yâni derhal geçerlidir. Şartın sonraya bırakılması bunun aksinedir. Çünkü bu takdirde değiştirici olur, sözün başı ona bağlıdır.                                                                       

Kocanın karısına «Sen, Allah Teâlâ'nın dilemesiyle veya iradesiyle veya sevgisiyle veya rızâsiyle boşsun." dese, kadın boşanmış olmaz. Çün­kü söz, bilinemeyen şeye ta'lîk edilmiştir. Meselâ, «İnşaellâh» sözü gibi. Çünkü «İnşâellâh» da olan (be) ilsâk yâni yapıştırmak içindir. Ta'lîkda da cezayı şarta yapıştırmak vardır.

Bu dilemek (meşîet) sözcüğü ve dilemekden başka zikredilen lâfız­ların kula izafesi, ona temlîkdir. Meselâ, «Fülân dilerse!» demek gibi. Ya da «Fülân murâd ederse veya fülân severse veya fülân razı olursa!» demek gibi. İmdi meclis üzere iktisâr olunur. Eğer kul onu meclisde bilip ve dilerse-talâk, vâki olur.

Koca karısına «Allah'ın emriyle boşsun», yâlıûd «Allah'ın hükmü veya kazası ile veya izni veya ilmi ile veya kudreti ile boşsun» dese, söz tencîz yâni derhal geçerli olur. Bununla talâk hemen vâki olur. İster Allah' (C.C.) a ister kula izafe etsin müsavidir. Çünkü bu gibi sözlerle örf en tencîz murâd edilir. Meselâ «Sen kâdînin hükmü ile boşsun!» de­mek gibi.

. Eğer koca karısına «lâm» harfi ile —ki «için» demektir—• «Allah'ın dilemesi için boşsun» veya «emri için veya hükmü için»... ilâh. dese, on şeklin hepsinde taîâk vâki olur. İster Allah'a ister kula izafe olsun mü­savidir. Çünkü «lâm» harfi, ta'lîl içindir. Sanki koca talâkı yapmış ve talâkın nedenini belirtmiştir. Meselâ; «Eve girdiğin için boşsun» demek gibi.  

Koca karısına «de» ma'nâsma gelen (fî) İle; yâni «Sen, Allah'ın di­lemesinde boşsun» veya «Allah'ın emrinde ve hükmünde»... ilâh. dese, koca; Allah' (C.C.) a izafe ederse bu şekillerin hepsinde talâk vâki ol­maz. Çünkü ûfî» sözcüğü, şart ma'nâsmadır. Binâenaleyh bilinmeyen şeye ta'lîk olur ve talâk vâki olmaz. Ancak «Sen, Allah'ın ilminde boş­sun!» sözünde talâk vâki olur. Çünkü ilim zikredilir ve onunla bilinen şey murâd edilir. Bilinen (ma'lûm) ise vâkidir. Bir de İlmin Allah' (C. C.) dan nefyedilmesi hiçbir suretle sahîh olmaz. Çünkü Allah Teâlâ (C. C.) olanı ve olmayanı bilir. İmdi emir var olana bağlanır ve kudrete so­ru yöneltmek gerekmez. Çünkü burada murâd takdirdir. Allah (C.C.) bazan bir şeyi takdir eder ve başka bir şeyi takdir etmez. Hattâ takdir ile irâdeye uygun olarak te'sir eden bir sıfat murâd ederse, derhâl ta­lâk vâki olur. Şayet kula muzâf kusa, temlik yönünden ilk dördünde sahîh olur ve meclise münhasır kalır. Nitekim yukarıda geçti. Başkala­rı ta'lîk olur. Onlar da geri. kalan altıdır. Sözün kısası, on sözcükden dördü temlik içindir. Onlar da: Dilemek (meşîet), irâde, sevmek (mu­habbet) ve rızâ'dır. Geri kalan altisı, temlik için değildir. Onlar, da; Enir, hüküm, kaza, izin, ilim ve kudrettir. Bunların hepsi iki vcch üzeredir; Ya Allah Teâlâ' (C.C.) ya, ya da kula muzâf olurlar. Her vech dahî üçer vech üzeredir. Ya «bâ» ile veya «lâm» ile veya (fî) iledir.

Kocanın karısına «Sen üç kez boşsun, ancak iki değil!» demesiyle bir talâk vâki olur. «Sen üç kez boşsun, ancak bir değil!» demesiyle iki talâk vâki olur. «Sen üç kez boşsun, ancak üç değil (müstesna)» de­mesiyle de üç talâk vâki olur. Çünkü çıkarmadan sonra istisna yapmak, geri kalanı söylemektir: îmdi istisnanın sıhhatinin şartı, müstesnanın arkasında, onu söylemek için bir şey kalmakdır. Hattâ: «Sen üç kez boşsun, ancak üçü değil (müstesna)!» dese, üç talâk ile boşanmış olur. Çünkü söylediği şeyin hepsini istisna edip istisnadan sonra bir şey ge­ri bırakmamıştır ki söylesin.

Koca karısına «Eğer ben senin üzerine filancayı nikâh edersem, o nikâh ettiğim boş olsun?» deyip o kadın üzerine bâîniu iddetinde bir kadın nikâh etse yeni kadın boşanmış olmaz. Yâni bir kimse, nikâhı al­tında olan karısına «Eğer senin üzerine kadın nikâh edersem o nikâh ettiğim kadın boştur!» dese, kendisj^üe beraber olanı boşayıp o kadın iddette iken bir başka kadın ile evlense, o yeni kadın boşanmış olmaz. Çünkü şart bulunmamıştır. Zira birinci kadının üzerine evlenmek» ya­tak hakkında onun ile çekişip ve taksimde (nöbette) onun ile rekabet eden kimsenin, üzerine girmesidir. Bu ise bulunmamıştır.
Kadın talâkı ister de kocası, «Sen elli talâk boşsun!» der; kadın da «Bana üçü yeter!» derse, koca «Üçü senin için ve geri kalanı kadın ar­kadaşların, yâni kumaların içindir!» dedikde, kocanın, konuştuğu ka­dından başka üç karısı daha olsa, konuştuğu karısı üç talâk ile boşan­mış olur. Ondan başkası asla boşanmış olmaz. Vûkıât-ı Sadru'ş-Şehid'de böyle zikredilmiştir. [50]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler