Zıhâr  Babı


Zıhâr, lügat yönünden sırt sırta vermek ma'nâsınadır.[16] Çünkü iki şahsnı arasında düşmanlık olsa, İkisinden her biri sırtını (zahnnı) diğerinin sırtına çevirir.

Şer'an, nikâhlı kanamdan talakın izafe edildiği bir yeri gerek ne-seb gerekse süt cihetinden mahremi olan bir kadının bakılması haram olan yerine benzetraekdir. Talâkın izafe edildiği yerden murâd; men-kûhanan bütünüdür veya kendisi ile bütün (kül) ifâde edilen cüzdür. Ya da nikâhlı kadın (menkûha) dan yanm, üçtebir, veya dörttebir gibi bir yaygın cüzdür.

Erkeğin, cariyesine zıhârı sahih olmaz. Emrini almadan nikâh et­tiği, sonra kendisine zıhâr yaptığı, sonra İznini aldığı kadına zıhârı da sahih olmaz.

Zihânn hükmü, nikâhlı karısının cimâ'ının, dokunmak ve öpüşmek gibi cima sebeblerinin zıhâr ve bir de.cimâa azın diye tefsir edilen dönmek için, keffârel verinceye kadar haram olmasıdır. Çünkü Allah Teâlâ (C.C.):                       
«Kadınlarından zıhâr ile ayrılmak isteyip de sonra dediklerini ge­ri alacaklar (için), birbiriyle temas etmezden önce, bir köle âzâd etmek gerekir.» [17] buyurmuştur.

Ket'fâretİn vâcib olmasının sebebi zıhâr ve dönmek (avd) dir. Çün­kü keffâret ukubet ile ibâdet arasında döner ve keffâretin sebebi de haram ile mubah arasında döner. Hattâ ukubet harama, ibâdet muba­ha taallûk eder.

Keffâret in dönmek d en Önce caiz olmasına sebeb şudur: Çünkü keffâret kadının zâtında sabit olan hürmetin kaldırılması için vâcib-dir. Binâenaleyh bu hürmet sabit olduktan sonra keffâretle kaldırmak için caiz olmuştur. Nitekim «Taharet Bölümü» nde zikretmiştik ki, ta­haret, namazı murâd etmezden önce caiz olur. Halbuki taharet nama­zın sebebidir. Çünkü taharet hadesin kaldırılması için meşru kılınmış­tır. Binâenaleyh hadesin varlığından sonra caiz olmuştur. Bundan do­layı koca, karıyı bâîn bir talâkla boşadıkdan veya irtidâd ile veya ir-tidâddan başkası ile akd bozuldukdan sonra keffâret caiz olur. Çünkü bu zıhâr hürmeti keffâretten, başka, helâl olmak sebeblerinden, mülkü yemîn ve ikinci kocanın cimâı gâbi-şeyler ile yok olmaz.

Kadının, kocasından cima istemek hakkı vardır ve keffâret ve­rinceye kadar kocayı kendisinden faydalanmakdan, men etmesi gere­kir. Kâdi'nin de, kadından zararı savmak için kocayı keffârete zorla­mak yetkisi vardır. Bunu Zeylaî (Rh.A.) zikretmiştir.

Şayet koca keffâret vermezden önce zıhâr ettiği karısı ile cinsî münâsebette bulunsa, Allah* (C.C.) a istiğfar eder ve zıhâr için yalnız keffâret verir. Yâni kocaya birinci keffâretten başka keffâret vâcib ol­maz. Saîd b. Cübeyr (R.A.), «Kocaya iki keffâret lâzım gelir.» demiştir.

Zıhâr; «Sen bana annemin sırtı gibisin!» veya «Senin başın benim annemin sırtı gibidir!»' demekle, veya bunların benzeri, meselâ; «Senin boynun!», veya« Senin gırtlağın!» gibi bütün bedeni ifâdeye yarayan sözlerle veya «Senin-yarın benim annemin sırtı gibidir!» ve şayi' cüz­den üçtebir, dörttebir gibi sözlerle; veya «Senin yarın veya şayi' cüz'ün-den bir cüz'ün benim annemin karnı gibidir veya uyluğu gibidir!)- de^ inekle veya «Kızkardeşimin sırtı gibidir!» veya «Halamın sırtı gibidir!» veya «Karnı gibidir!» veya «Uyluğu gibidir!» demekle olur. Bu zikre­dilen suretler ve bunların benzerleri, her ne kadar koca, zıhâra niyet etmedi ise de zıhârdır. Çünkü bu suretlerde benzetilen şey, ya kendisi­ne benzetilenin tamâmıdır veya tamâmı ifâde eden uzuvdur. Ya da o külden şayi' cüzdür. Bu, kadın hakkında şarttır. Mahrem tarafın­dan olan şart, kendisine benzetilenin bakılması caiz olmayan uzuv ol­masıdır. Nitekim daha önce zikredildi. Bunların ikisi demevcûddur.

Her ne kadar koca talâka niyet etse de zıhâr talâk değildir, ilâ da değildir. Çünkü Iâfz bunların ikisine de muhtemel değildir.

Kocanm karısına «Sen bana karşı annem gibisin!» veya «Anne­min mislisin!» sözünde, kerametten veya zıhârdan veya talâkdan ko­canın niyet ettiği şey vâki olur. .Çünkü Iâfz zikredilenlerin her birine muhtemel olur. tindi niyetle tercih edilen taayyün eder. Eğer koca bir şeye niyet etmedi ise sözü hükümsüz olur. Çünkü ma'nâlar çelişkili­dir, tercih edecek bir sebeb de yoktur.

Kocanm karısın*, «Sen bana annem gibi haramsın!» demesinde, kocanın zıhârdan veya talâkdan niyet ettiği şey vâki olur. Çünkü Iâfz, zıhâr Ve talâka muhtemel olur. Niyet ile tercih edilen muayyen olarak, vâki olur. «Sen bana, annemin sırtı gibi haramsın!» demesi, her ne kadar talâka veya îlâya niyet etse de, zıhârdır. Çünkü sırtı zikretmek, zıhâr tarafım tercih ettirir.
Koca, kadınlarına; «Siz bana annemin sırtı gibisiniz!» demesiyle kadınlarının hepsine zıhâr etmiş olur. Çünkü koca zıhân kadınlarına muzâf kılmıştır. Nitekim talâkı kadınlarına muzâf kıldıkda her biri için vâki olduğu gibi. Bu takdirde kadınlarından her biri için keffâret vermesi vâcib olur. Keffâret bir köle âzâd etmektir. Eğer köle âzâd et­meye kadir değil ise; iki ay ard arda oruç tutmaktır. Eğer buna da kadir değil ise, altmış fakirin karnını doyurmaktır. Çünkü bu konuda nass vardır. Musannif bu nassı «O, köleyi hür kılmaktır.» sözü ile açıklamıştır. Yâni, keffâret, gerek nıü'min ve gerek kâfir olsun; gerek erkek ve gerek dişi olsun, gerek küçük ve gerek büyük olsun, ken­disinden istifâde tamamen tükenmemiş bir köleyi hür kılmaktır. Yâni, istifâde edilememek keffârete manîdir. Ama kölenin menfaati karışık olsa mâni olmaz. Hattâ gözleri şaşı, ve benzeri köleden keffâret caiz olduğu gibi, sağırdan da caiz olur. Kıyâsa göre; caiz olmamak gerekir. Çünkü menfaat cinsi kalmamıştır. Lâkin Fukahâ caiz olmasını İstihsân etmişlerdir. Çünkü menfaatin- aslı bakîdir. 2irâ, sağıra bağırılsa işidir. Hattâ anadan sağır doğmak gibi hiçbir suretle işitmezse — ki o aynı zamanda dilsizdir— keffâret caiz olmaz. Her ne kadar bu köle âzâdı keffâret niyeti ile yakınını satın almak suretiyle olsa da mâni olmaz. Musannif menfaat cinsinin yok olmasını «a'mâ gibi» demekle açıkla­mıştır. Tek gözlü bunun hüâfmadır.

Aklı başına gelmeyen deli de a'mâ gibidir. Çünkü uzuvlarla intifa ancak akılla olur. Şu halde aklı gelmeyen delinin .faydası yoktur. Ba-zan deli olup bazan aklı başına gelen köle caiz olur. Çünkü akılda ka­rışıklık ve düzensizlik mâni değildir.

İki. eli yâhûd iki başparmağı kesilmiş olan dahî a'mâ gibidir. Çün­kü elleri kesilmiş olan köle bir şey tutamaz. İki baş parmağı kesilmiş olan da böyledir. Çünkü tutmanın kuvveti baş parmakları ile olur. Onların yok olmaları ile tutmak menfaati yok olur.

Veya iki ayağı kesilmiş ZîÖic de a'mâ gibidir. Çünkü bunda da yü­rümek menfaati yoktur. Veya bir tarafdan bir eli ile bir ayağı kesilmiş olan gibi ki bu da zikredilen gibi yürümek menfaatinden mahrumdur. Çünkü bunun yürümesi imkânsızdır.. Bir eli bir taraf dan ve bir ayağı diğer tarafdan kesilmiş olan İse, zikredilenin aksi olup menfaat cinsi yok olmamıştır.

Keffâret olan köle, müdebber veya ünnııü veled de olmamalıdır.

Çünkü, bunlar hürriyete bir cihetle istihkakları olmakla kölelikleri nok­sandır. Veya bedelinin bir kısmım ödeyen mükâteb de olmamalıdır.

Çünkü bunun hür kılınması bedel İle hür kılmaktır. Bunun ile keffâret hâsıl olmaz. Çünkü keffâret ibadettir. Şu halde sırf Allah (C.C.) iğin olması gerekir. Eğer bir bedel ile olursa hâlis (sırf) olmaz. Çünkü bir bedel ile olursa ticâret olur. Eğer bedelinden bir şey vermeyen mükâ­teb olursa, keffâret caiz olur.

Veya ortak olduğu kölenin yarısını zıhârı için âzâd eden zengin, sonra yarısını da ödedikden sonra âzâd etse zıhâr için keffâret olmaz. Çünkü âzâd İmâm A'zam' (Rh.A.) a göre bölünme kabul eder. Nitekim yakında açıklaması gelecektir. Kölenin ikinci yarısında noksanlık yer etmiştir. Çünkü o yanda köleliği devam ettirmek imkânsızdır. Bu noksan ortağının mülkünde iken olmuştur. Ondan sonra ödemekle ona nakıs olarak intikâl etmiştir. Binâenaleyh keffâretten sayılması caiz olmaz. Veya keffâret için yarısını âzâd ettiği kölenin, kalan yarısını zıhâr yaptığı karısıyla cima ettikten sonra âzâd ederse köleden keffâret caiz olmaz. Çünkü âzâd etme (i'tâk) İmâm A'zanV (Rh.A.) a gö­re bölünme kabul eder. Me'mûrun bih, yâni ûzâd olma (ıtk) mn şartı ise t imâdan önceki ıtkdır. İmdi' bu yoktur. Çünkü itkin yansı cimâ-dan sonra vâki olmuştur.

Eğer, zıhâr ket tareti lâzım gelen kimse köle âzâd etmek den âciz olursa, içinde Ramazan ve oruç yasak edilmiş günler bulunmayan iki ay ard arda oruç tutar. Vilâ, ard arda demektir. Bu da nass" ile sabittir.

Ramazanın orucu ise Ramazandan başkası nâmına tutulamaz. Şu hal­de Ramazan orucu ile keffâret olmaz. Yasak günlerde oruç tutmakdan nehy olunmuştur. Binâenaleyh o günlerde oruç tutmak nakıs olur. îmdi o eksik oruç ile kâmil vâcib hâsıl olmaz.

Eğer o zıiıar eden kimse, iki ayın içinde bir gün orucunu terk et­se, velev ki hastalık ve yolculuk gibi özür ile olsun veya zıhâr yaptığı karısı ile iki ay içinde geceleyin kasden yâhûd gündüzün unutarak cin­sî münâsebette bulunursa, oruca yeniden başlar. Orucu terlt ederse yeniden başlamasının sebebine gelince, iftar yâni orucu yemekle gün­lerin ard »rda olması kesilmiş olduğu içindir. Bu sakınılması mümkün olan bir özürdür. Çünkü ikisinde de özür bulunmayan iki ay buluna­bilir.

Cinsî münâsebette bulunursa oruca yeniden başlamasına sebeb jsc, zıhâr eden kimseye vâcib olan, orucun cimâdan önce ard arda iki ay olmasıdır. O îki ayın temasdan önce olması zarurî olduğu için, cimâ­dan hâlî olması şarttır. Eğer zıhâr eden kimse, zıhâr ettiği kadından başka kansı ile unutarak cima etse, zarar vermez. Nıhâye'de böyle zik­redilmiştir.                                                                    .

Zıhâr yapan kimse, zıhâr yaptığı karısı ile keffâret için yoksula yemek yedirdiği sırada cima etse, yemek yedirmeye (ıt'âma) yeniden başlamak gerekmez. Çünkü nass-ı kerîm, yemek yedirmek (ıt'âm) hak­kında mutlaktır. Temastan öncesi ile kaydlı değildir. Halbuki temas­tan önce olmak, köle âzâd etme ve oruçda ta'yîn edilmiştir.

. Eğer oruç ile keffâret veren müzahir (zıhârcı) iki aydan sonuncu günün sonunda âzâd etmeye kadir olsa, yâni ikinci ayın son gününde güneşin batmasından önce âzâd etmeye kadir olsa, ona âzâd lâzım ge­lir, oruç İle keffâreti sahih olmaz. Tuttuğu oruç nafile olur. Efdal olan sonuncu günün orucunu tamamlamaktır. Ama sonuncu günü iftar ederse üzerine kaza lâzım gelmez. Bunu Zeylaî (Rh.A.) zikretmiştir.

Eğer zıhâr keffâreti yapan kimse oruçtan da âciz olursa, zıhâr için ya kendisi veya vekili altmış yoksulu doyurur. Yâni zıhâr yapan kimse bir başka kimseye «Benim nâmıma zıhâr için ifâm ediver!» diye em­redip, o da yemek yediriverse caiz görülür.

Bilmiş ol ki: İfâm veya taam lâfzı ile başlanılan şeyde temlik ve ibâha caiz olur. îtâ ve eda lâfzı ile başlanılanda temlik şart kılınır. İmdi musannif temlik suretini, «Zıhâr için kendisi veya vekili altmış yoksula yemek yedirir.» sözü ile zikretmiştir.

Altmış yoksulun hepsine, yâni her birine fitre miktarı yiyecek, yâ-hûd onun kıymetini verir. İmâm Şafiî' (Rh.A.) ye göre fitre miktarı­nın kıymetini vermek hadîste bildirilmeyen şeylerden caiz olmaz. Ha­dîste bildirilen şeyler: Buğday, buğday unu, kavutu, kuru üzüm, hur­ma ve arpa gibi şeylerdir. Bunlardan başka pirinç, mercimek, darı ve benzerleri gibi yiyeceklerdir. Çünkü hurmadan bir sa'ın dörttebiri şa­yet buğdaydan yarım sa'a veya arpadan bir sa'a kıymette eşit olsa verilmesi caiz olmaz. Meselâ pirinç bunun hilâfınadır. Zira pirinçten çeyrek sa' buğdaydan yarım sa'a, yâhûd arpadan bir sa'a kıymetçe denk gelirse vermesi caizdir. Bu, Câmiu'l-Kebîrin şerhlerinde anlatılan kaideye melmîdir ki, m en sû s diğer mensûsa vekil olamaz.

Ya da bir yoksulu altmış gün doyurmaktır. Yâni yemeğin hepsini bir yoksula altmış günde yedirip. Bu bize göre caizdir. Çünkü gaye yok­sulun ihtiyâcım gidermek ve fakirin karnım doyurmaktır. Bu ise gün­lerin yenilenmesi ile yenilenir. İkinci günde o fakir istihkak sebebinin yenilenmesi ile başka bir yoksul gibi olur.
İki ayın yemek yedirme (ifâm) miktarını bir kişiye bir günde ver­mek caiz olmaz. Ancak her fitre miktarı ifâmı bir kişiye bir günde ver­mek caizdir. Gerek o iki aylık ifâmı bir kişiye bir defada, gerekse bir kaç defada versin müsavidir. Çünkü bir kişi bir günde altmış yoksulun ıf âmini tamâmiyle alamaz. İm4i hacet yenilenmediği için hakikaten ve hükmen farz olan sayı bulunmaz.

Musannif îbâha suretini; «Altmış yoksulu doyursa» sözü ile zikret­miştir. Yâni yedikleri her ne kadar az olsa bile gadâ (kahvaltı) ile —ki o gündüzün yansından önce olan yemektir — ve aşâ (akşam yemeği) ile —ki o gündüzün yarısından'sonra olan yemektir— doyursa veya iki kahvaltı yâhûd iki akşam yemeği vermek suretiyle doyursa, yâhûd bir kahvaltı bir akşam yemeği verse caiz olur.
Fahru'i-tslâm (Rh.A.) demiştir ki: İbâhat yemeği, her yoksul için biri sabah diğeri akşam olmak üzere iki yemektir. İki sabah yemeği caiz olur ve iki akşam yemeği ve bir akşam yemeği ile bir sahur yemeği de böyledir. Doyurmanın en uygun ve en adaletli olanı gündüzün yarısından önce bir defa ve yarısından sonra bir defa olmasıdır. İbâhat ıt'â-mında mu'teber olan doymaktır, miktar değildir. Temlîkde mu'teber olan mikdardır, doymak değildir. Sahur bazan almaya uygun olur. Onun için sabah yemeği yerine geçer, tki yemeğe itibâra sebeb, Allah Teâlâ' (C.C.) mn: «Altmış yoksulu doyulmaktır.» [18] kavl-x şerifidir.

Doyurmakta vâcib olan miktar ortadır ki, o da iki öğün yemektir. Çünkü âdette çok sayılan üç kere, yâni üç öğün yemektir. En azı bir keredir. Ortası iki kere, yâni iki öğün yemektir. Gâyetu'l-Beyân'da böy­le zikredilmiştir.

Doyurmak; ya sadece buğday ekmeği ile yahu d katık bulunmak şartı ile arpa ekmeği ile olur. Çünkü yoksul arpa ekmeğinden hacetini ancak katık İle görür. Buğday ekmeği arpa gibi değildir. Yâni katıksız yenir.
Ya da altmış yoksulun her birini doyurmak yerine; dörttebir sa' [19] buğday, yarım sa' arpa veya yarım sa' hurma veya bir batman buğday ve iki batman hurma veya bir batman arpa vermek caizdir. Çünkü buğdaydan dörttebir sa' ve arpadan veya hurmadan yarım sa', ölçü ile buğdaydan yarım sa'a veya arpadan veya hurmadan bir sa'a ulaşır. Bu zikredilen eşyanın cinsleri bir olunca caiz olur. Çünkü yemek yö­nünden bir cinsdir. İkisinden biri ile diğerini tamamlamak caizdir. Kıymet böyle değildir. Nitekim bunu bilirsin.[20]

Fakat kölenin yansım âzâd edip ve bir ay oruç tutmakla tamam­lamak, ikisi arasında ma'nen ihtilâf olmakla ikisinden birini diğeri ile tamamlamak imkânsız olduğu için caiz olmaz. Çünkü âzâd köleyi kurtarmak için meşrudur. Oruç ise nefsi acıktırmak için meşrudur.

Kıymeti, buğdayın yanm sa'ı kadar olan yarım sa' hurma ile do­yurmak zikredilenin aksinedir. Çünkü bilirsin ki, nassan bildirilen şey-lerçlen biri kıymet itibârı ile Şeriatın takdir ettiğinden daha az olur­sa, onu vermek caiz değildir. Velev ki, diğer nassan bildirilenden kıy­metçe daha çok veya onun kadar olsun.

Altmış yoksuldan her birini iki zıhâr İçin birer sa' buğday ile do­yurmak sahih değildir. Ancak iki zıhânıı biri için sahih olur. Eğer altmış yoksulun her birini birer sa' buğday ile Ramazandan bir gü­nün iftarı için ve bir zıhardan doyurursa her ikisi için sahih olur.
Çünkü niyet, iftar ve zıhâr gibi iki cins ayrı olunca amel eder, İkisi de bir cins olursa amel etmez. Niyet geçersiz olunca bir sa' bir keffâ-ret için uygun olur. Çünkü yarım sa1 miktarların en aşağısıdır. Eda olunan bir sa' bir keffârettîr. İmdi onu iki zıhâr için kılmaya elverişli olmaz. Belki bir zıhâr için uygun olur. Şayet verirken ayırırsa bunun hilâfınadır. Çünkü bir yoksul ikinci verişte başka bir yoksul hükmün­dedir.

Meselâ iki zıhârdan dolayı dört ay oruç tutmak, veya yüzyirmi yoksulu doyurmak veya iki köleyi âzâd etmek gibi. Her ne kadar birer birer ta'yîn etmiş olmasa da sahîhdir. Çünkü cins iki zıhârda birleş­miştir. Şu halde tâyîn vâcib olmaz.
Zıhâr eden kimsenin bir köleyi iki zıhârdan dolayı âzâd etmekti e veya iki ay oruç tutmakda iki zıhârdan hangisini dilerse ta'yîn etmek hakkı vardır. Şayet bir köleyi katiden ve zıhârdan dolayı âzâd etse bi­rinden caiz olmaz. Çünkü bir olan cinsde ta'yînin niyeti hükümsüzdür, ayrı olanda faydalıdır. Niyetin ta'yîni hükümsüz olunca, mutlak niyet bakî kalır. İmdi zıhâr eden kimsenin hangisini dilerse onu ta'yîn et­mesi gerekir. Nitekim başlangıçta â2âdını mutlak yapsa, ta'yîn lâzım geldiği gibi. Bunun izahı şudur: Keffâret eden kimse, şayet Ramazan-K dan iki günün kazasına niyet etse, bir gün için caiz görülür. Eğer kaza ve nezir için veya kaza ve keffâret İçin niyet etse, ikisinden biri için caiz görülmez.

Bîr köle zıhâr etmiş olsa, ancak oruç ile keffâret eder. Yâni iki ay oruç tutar. Onun malı ve mülkü olmadığı.için mal ile keffâret ver­mez.
İmâm Nehâî (Rh.A.); «Cezaya itibâr ile bir ay oruç ile keffâret eder.» demiştir. Çünkü keffâret cezalar gibi men etmek için meşru ol­muştur. Kölenin efendisi, kölenin zıhârmdan dolayı malla keffâret veremez. Yâni kölenin zıhârmdan dolayı âzâd etmek veya yoksulları doyurması caiz değildir. Çünkü köle ehl-İ mülkden değildir. Efendi­sinin temlîki ile ona mâlik olmaz. Keffâret ibâdettir. Başkasının fiili onun fiili olmaz. [21]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler