Kazfin  Cezası  Babı

Kazf'in (iffete iftiranın) cezası, miktar yönünden içkinin haddi gibidir. Yâni sayı yönünden, hür için seksen ve hürden başkası için sek­senin yarısı, kırk kamçıdır.

Sübût yönünden de içki haddi gibidir. Şöyle ki; gerek içki haddi ve gerekse kazf haddi iki erkeğin şahadeti ile sabit olur. Bunda kadınla­rın şahadetleri kabul edilmez. Nitekim, diğer hadlerde olduğu gibi.

Bir kimse, muhsan veya ı m ıh sânayi kazf (iffete iftira) ederse, if­tira eden (kâzif) cezalandırılır. Burada ihsanın nıa'nâsı, zinada olan ihsanın ma'nâsından başka türlü olunca, Musannif muhsanı «mükel­lef» sözü ile açıklamıştır. Yâni âkil ve baliğ olduğu hâlde demektir.

Mükellef olmanın şart kılınmasına sebeb şudur: Zira utanmak (âr) çocuğa ve deliye lâhîk olınaz. Çünkü bunların ikisinden de zina uzaktır.

Mükellefin Müslüman olması da şarttır. Çünkü Resûlüllah (S.A.V.):

«Kim Allah'a ortak koşarsa, o muhsan değildir.» buyurmuştur.

Bu mükellef Müslümanın, zina etmemiş olması da şarttır. Çünkü iffetli olmayan kimse utanmaz. Keza iffetli olmayan kimseye, kâzifçi de denilebilir. Kazfedilenin iffetli olması, sahih nikâh ile cima eden kimse ile fâsid nikâh ile cima eden kimseye şâmildir. Bu genelleştirme ile kazf ihsanı, zina ihsanından ayrılmış olur.

Bir kimse, sarahaten zina lafzı ile kazf edip: «Zina ettin» veya «Ey ganiye», veya «Sen, zâniyesin» dese, v**yâ bunlann benzerlerini söy­lese veya: «Sen, dağda zene ettin» dese, (zene) sözünün ma'nûsı (zina) demektir. Çünkü bu kelime (hemze) ile de gelir, (yâ) ile de gelir. îmânı Muhaımned' (Rh.A.) e göre, (zene ettin) demekle hadd vurulmaz. Çün­kü raehmûz (yâni zeneti), yukarı çıkmak veya müşterektir. Şübhe, had­di defetmektedir.

Biz deriz ki; öfke hâli «Zene ettin!d sözünün zina ma'nâsına oldu­ğunu tercih eder.

Ya da «Babandan, değilsin!», yâhûd «Sen, fülân kimsenin oğlu değilsin!» demek gibi. Yâni kazf edilenin babası olan Zeyd kastedile­rek, «Sen, Zeyd'in oğlu değilsin.» demek gibi.

Öfke hâlinde; «Sen, dağda zina ettin!» demekle veya öfke hâlin­de; «Sen, babandan değilsin!» veya «Sen, baban fülânm oğlu değilsin!» demekle ve öfkeden başkasında oğulluğu nefy etmek azarlamaya (muâ-tebeye) muhtemel olur.
Kâzik'e, [32] muhsan olan makzûtun [33] isteği ile hadd vurulur.. IVIak-zûfun isteği şarttır. Çünkü kazfedilen kimsenin utancı savmak bakı­mından hadde hakkı vardır. Her ne kadar kazfedilen kimse, kazf hâ­linde kâzifiıı meclisinde bulunmasa da, kâzifin cezalandırılmasını is­teyebilir. Bu genelleştirmeyi, «Muzmerât» adlı kitabdan naklen «Tâ-târhâniyye sahibi» zikretmiştir. Bu mes'elenin bellenmesi gerekir. Çünkü çok kere vâki' olur.

Hadd vurulurken, yalnız kürk ve pamuklu kaftan çıkartılır. Bü­tün giysileri çıkartılmaz. Nitekim, zina haddinde olduğu gibi. Çünkü kâzifin doğru olması ihtimâli bulunduğu için, kazf haddinin sebebi ke­sin değildir. Lâkin kürk ve pamuklu kaftan çıkartılır. Çünkü bunlar, kâzife acı ve elem ulaşmasına engel olurlar.

Kazfediienîn ceddi olan fülân kastedilerek; «Sen, fülânm oğlu de­ğilsin!» demekle, hadd vurulmaz. Hadd vurulmamasımn sebebi: Çünkü kâzif nefyinde doğrudur.

Yine makzûfu, ceddine nisbet etmekle de, yâni; «Sen, dedenden değilsin!» demekle dç, hadd olmaz. Ya da dayısına, amcasına veya üvey babasına nisbet etmekle de hadd uygulanmaz. Çünkü bunlardan her birine, baba denir. Halbuki gerçekde, baba değildir. Şu hâlde, nef­yinde hadd vurulmaz.

«Ey semâ suyunun oğlu!» demekle de, hadd vurulmaz. Çünkü bu sözün zahirinde, babasının oğlu olduğunu nefy vardır. Halbuki murâd, öyle değildir. Belki cömertlikde, iyilik ve temizlikde kullanılan bir ben­zetmedir.
Yine Arab olan kimse için; «Ey Nebtî!» demekle de, hadd vurulmaz. Çünkü Nebtî; Irâ-k çevresindeki insanlardan bir topluluktur (ki kötü ahlâklı olup ve fesahatleri olmamakla muhtastırlar. [34] Şu hâlde ka­balıkta ve fesahati olmamakta onlara benzemeye muhtemel olur.)- Öy­leyse bu sözle, hadd vurulmaz.

İbn Ebı Leylâ (Rh.A.) demiştir ki: «Ey Nebtî!» demek, kazfdir. Kâ-zife. bu sözü île hadd vurulur. Çünkü kâzif, makzûfu babasından baş­kasına nisbet etmiştir. İbn EM Leylâ' (Rh.A.) ya karşı hüccet (delil), İbn Abbâs' (R.A.) dan rivayet edilen şu haberdir: Bir adamın, başka bir adama; «Ey Nebtî!» demesi, İbn Abbâs' (R.A.) a soruldu, O da, ((O kimseye, hadd yoktur.» diye cevâb verdi.

Ölüye kazf etmekle, kendi nesebine dokunulan kimsenin istemesi ile de hadd vurulur. Yâni, ölüye kazfeden kimseye hadd vurulmasını yalnız o iftira ile kendi nesebine dokunulan isteyebilir. Meselâ; babası ne kadar yukarı gitse de ve çocuğu ne 'kadar aşağı inse de, O kimse kâ-zifin cezalandırılmasını isteyebilir. Çünkü ölünün cüz'ü oldukları için, onlara utanç dokunur. Böyle olunca ölüye yapılan kazf, onları kapsar.

İmâm Şafiî' (Rh.A.) ye göre, kazf haddi nıîrâs olarak intikal eder.

Ve her vâris için mutâlebe (da'vâ) hakkı sabit olur. Velev ,ki tâlib, ölü­nün mirasından, kati, küfr veya kölelik sebebi ile mahrum olsun, mu­tâlebe hakkı vardır. Çünkü kazfedilen kimse muhsan olunca, O'nun kâfir olan oğlunun veya kölesinin kazf haddini istemesi caizdir. İmâm Mu ham ine d (Rh.A.) ayrı görüştedir.

Ölünün çocuğunun çocuğu için, çocuğun mevcûd olması hâlinde mutâlebe hakkı sabit olur. İmâm Züfer (Rh.A.) bu iki mes'elede ayrı görüştedir.
Ölünün kızının, çocuğu için de mutâlebe hakkı vardır. Çünkü cüz'-iyyet vardır. İmâm Muhammed' (Rh.A.) e göre, ancak asabelik [35] ile vâris olan kimse mutâlebe eder.

Bir kimse; «Ey, iki zânînin oğlu!» dese, halbuki O'nun ana-babası ölmüş olsa, kâzife bir tek hadd uygulanır. Çünkü hadlerde gâlib olan; bize göre, Allah Teâlâ' (C.C.) nın hakkıdır. Şu hâlde, birbiri içine gir­miş olur. Hattâ bir adam, bir adama defalarca kazf etse, veya bir topluluğun her birine kazf etse, ancak bir hadd vâcib olur. Nitekim, ya­kında açıklaması gelecektir.

İbn Ebî Leylâ' (Rh.A.) dan hikâye edilmiştir ki: Kendisi, Kûfe'de kâdî imiş. Bir gün mescidin kapısında, bir adamın başka bir adama; ((Ey, iki zâninin oğlu!» dediğini işitmiş. İbn Ebî Leylâ (Rh.A.), kâzifin yakalanması için emir verip, mescide sokturmuş ve kazfedilemn ana -babasının kazfi için O'na seksener, seksener iki hadd vurmuş. Bu ola­yın haberi Ebû Hanîfe' (Rh.A.) ye ulaşınca; «Ne tuhaftır ki, beldemiz kadısı bir tek mes'elede. beş yönden hatâ elti.» demiş. Birincisi: Kazfe-dilenih husûmeti yok iken, hadd vurdu. İkincisi: Bin kazf de eyîese, bir hadd vâcib olurken, iki hadd vurdu. Üçüncüsü: İki haddi ardarda vur­du. Halbuki vâcib olan, ikisi arasını bir gün veya bir günden fasla ayır­mak idi. Dördüncüsü: Haddi mescid içinde yaptı. Halbuki Resûlüllah (S.A.V.) :

«Siz Hiescidlerîuizi, küçük çocuklarınızdan, mecnûnlarınızdan, kı­lıçlarınızı çekmekten ve hadlerinizi (şer'î cezalan) uygulamaktan uzak tutunuz.» buyurmuştur.

Beşincisi: Husûmetin, kazf edilen iki kimseye mi, yoksa çocukla­rına mı âid olduğunu anlamak için, kazf olunan iki kimsenin hayâtta mı, yoksa ölü mü olduklarını meydana çıkarmak gerekirdi.

Şayet bir kimse üzerinde; kazf, zina, şarâb içmek ve hırsızlık gibi çeşitli suçlar toplansa, O'na hadlerin (yâni, şer'î cezaların) hepsi uygu­lanır, ölmesinden korkulduğu için, bu cezaların hepsi ardarda uygulan­maz. Belki, birinci hadden kurtulunca beklenir.

Önce, kazf haddi ile başlanır. Çünkü onda, kul hakkı vardır. Ondan sonra, İmâm muhayyerdir. Dilerse, cezalandırmaya zina haddi ile baş­lar (yâni, devam eder); idilerse, elini kesmekle başlar. Çünkü bunlar, Kitâb (Kur'ân) ile sabit olup, kuvvette müsavidirler. İçki haddi ise, son­raya bırakılır. Çünkü içki haddi, zina ve hırsızlık haddinden zayıftır. Zeylaî (Rh.A.) böyle zikretmiştir.

Kölelerden olan bir kimsenin, Müslüman annesine kazf etti diye efendisine karşı da'vâ açması caiz olmadığı gibi, evlâdın da, anasına kazf etti diye babasına karşı da'vâ açması caiz olmaz, çünkü etendi, kulesi sebebiyle cezalandırılmaz. Baba da oğlu sebebiyle cezalandırıl­maz. Eğer o ananın, bir başka kocadan oğlu var ise; O'nun için da'vâ açmak hakkı vardır. Çünkü sebeb nıevcûd ve mâni' mevcûd değildir.

Hadde irs yoktur. Yâni, şayet kazfedilen kimse ölse, bize göre hadd düşer. İmâm Şafiî (Rh.A.), ayrı görüştedir. Zira irs, kulların hakların­da câri olur. Burada, bize göre, şeriatın hakkı gâlibdir.

Kazi" haddinde, geri dönmek de yoktur. Yâni bir kimse, kazf ettiği­ni ikrar edip; sonra dönse, dönmesi kabul edilmez. Çünkü kendisine kazf edilen kimsenin, O'nda hakkı vardır. Dönmek hususunda O, ken­disini yalanlamaktadır. Hâlis, Allah Teâlâ' (C.C.) nın hakkı olan had­ler bunun hilâfınadır. Çünkü onlarda kendisini yalanlayan yoktur.

Hadd ve kazf için bedel almak doğru olmaz. Çi^nkü, bedel almak da kulların haklarında carîdir.

Bir adam, diğer bir adama; «Ey zânî!» dedikde, o adam da; «Hayır,» demeksizin «Belki, sensin!» sözüyle karşılık verse; ikisine de hadd vu­rulur. Çünkü bu sözün ma'nâsı; «Hayır! Ben zânî değilim, belki sen zânîsin!» demektir.     .                                         .
Bir kimse, karısına; uEyzaniye!» dedikde, karısı reddetse, yâni «Belki, zânî sensin!»> dese, kadına hadd uygulanır. Liân da gerekmez. Çünkü ikisinden her biri, diğerini kazf etmiştir. Kocanın kazfi, liân îcâb eder. Karının kazfi ise, hadd îcâb eder. İmdi, hadd ile başlanır. Çünkü haddin önce yapılmasında, Üânı ibtâl etme faydası vardır. Zira kazfden dolayı cezalandırılmış olan kimse, liân ehlinden değildir. Ak­sinde iaıe, ibtâl yoktur. Çünkü liân edilmiş olan kadın, kazf haddi ile cezalandırılır. Çünkü kocanın muhsan olması, üânı ibtâl etmez. Kazf haddi ile cezalandırılmış olan kadm, şahadet düştüğü için, mülâane [36] olunmaz. Böyle olunca üânı savmak için hadd seçilmiştir. Çünkü liân, hadd ma'nâsındadır.

Şayet koca, karısına; «Ey zâniye!» dese, kadın da: «Ben, senin ile zina ettim!» dese, bu söz boşa gider (hederdir). Yâni, ne hadd vardır ve ne de liân vardır. Çünkü, ikisinden her birinde şübhe vardır. Kadı­nın nikâhdan Önce zina ettiklerini murâd etmesi muhtemeldir. Bu tak­dirde hadd vâcib olup, liân vâcib Olmaz. Kadının; «Benim zinam, nikâh­dan sonra seninle yaptığım zinadır. Çünkü, senden başkasını temkin etmedim (razı olmadım).» demek istemesi de muhtemeldir. Böyle hâl­lerde murâd olan da budur. İmdi, bunun üzerine Hân vâcib olur, hadd vâcib olmaz. Çünkü kazf, kocadandır, kadından değildir. Böyle olun­ca şübhe gelmiştir.

Bir kimse, bir çocuğun kendisinden olduğunu ikrar edip, ondan sonra inkâr etse mülâane olunur. Eğer önce inkâr edip, ondan sonra ikrar ederse; hadd uygulanır. Çünkü neseb, O'nun ikrarı ile sabit olur. Ondan sonra inkâr etmesiyle kazf olur. Şu hâlde, liân vâcib olur. Çocu­ğu inkâr edip, ondan sonra ikrar edince, kendisini yalanlamış olur. Bu, durumda hadd vâcib olur.

Çocukların ikisi de O'nundur. Yâni; iki çocuğun birini ikrar edip; ondan sonra inkâr etse ve diğer çocuğu inkâr edip, sonra ikrar etse, iki­sinin de nesebleri, ikrarı sebebiyle O'ndan sabit olur.
Bir kimse (cinslerini yanlış söyleyerek), bir kadına; «Ey zina eden adam!» [37] dese, hadd lâzım gelir ve bir adama; «Ey, zina eden ka­dın!» [38] dese, hadd (şer'î ceza), gerekmez. Tuhfet'ül-Fukahâ'da böyle zikredilmiştik.

«Bu, benim oğlum değildir!» demekle hadd ve hândan bir şey yok­tur. Karısına; «Bu, senin oğlun değildir!» demekle de, hadd ve Hân ge­rekmez. Çünkü bu söz, doğumun inkârıdır. Bununla, kazf olmaz.

Babasız çocuğu olan kadına, kazf etmekle de hadd yoktur. Çünkü o kadında, zina,belirtisi vardır, O da çocuğun, babasız doğmasıdır. O zina belirtisi ile iffet yok olmuştur.

Çocuk sebebiyle mülâane olunup, çocuğu sağ olan kadına kazf et­mekle de hadd yoktur. O kadına, çocuğun Ölümünden sonra kazf etse, yine hadd yoktur. Çünkü mülâane olunan kadında; zina belirtisi var­dır. Nitekim, yukarda geçti. Fakat çocuğu inkâr etmeksizin mülâane olunan kadına kazf etmek, bunun aksinedir, ki zina belirtisi ortadan kalktığı için kâzife hadd vurulur.
Ya da, her vechle başkasının mülkü veyâhûd müşterek câriye gibi bir vechle kendi mülkü olan câriye ile cinsî ilişkide bulunan adamı kazf etmekle de, kâzife hadd yoktur. Çünkü bu iki surette, cinsî ilişki (vat') liaynihî haramdır. Asi olan şudur ki; haram liaynihî [39] olan cima ile cinsî ilişkide bulunan kimseye kazf etmekle hadd gerekmez.

Ya da mülkünde ebeden mahremi ile cinsî ilişkide bulunan kimse­ye kazf etmekle d*, kazf edene hadd gecekmez. Meselâ, süt kızkardeşi olan cariyesi ile cima böyledir. Ya da kâiir iken zina eden kadına kazf etmekle de, kâzife hadd yoktur. Yâni mülk bulunmadığı için, şer'an O'ndan zinânm tahakkukundan dolayı kazf yoktur. Zina, bütün Din­lerde haramdır.

Ya da, öldükde terekesi kitabet bedeline yeten mükâtebe kazf et­mekle de hadd yoktur. Çünkü O'nun hürriyetinde, Sahabenin (R. An-hüm) ihtilâfı olduğu için şübhe vardır.
İslâm ülkesinde Müslümaııa kazf eden müste'men'e [40] de hadd vu­rulur. Çünkü bunda, kul hakkı vardır. O kimse, kul haklarını yerine ge­tirmeyi iltizâm etmiştir.

Hayz hâlindeki karısı ile cinsî ilişkide bulunan kimseye kazf edene, hadd vurulur. Çünkü bunun harâmlığı muvakkattir.

Ya da Mecûsiyye olan cariyesi veya mükâtebesi gibi, muvakkat ola­rak haram kılınan memlûke cariyesi ile cinsî ilişkide bulunan adama kazf eden kimseye de, hadd vurulur.

Anası ile evlenip, ondan sonra ttlüslüman olan Mecûsîye kazf eden kimseye de, İmâm A'zam' (Rh.A.) a göre; hadd vurulur. İmâmeyn (Rh. Aleyhimâ); bu mes'elede ayrı görüştedir. Bu, daha önce geçen bir mes'-eleye dayanır, o da şudur: Mahremler ile evlenmek Mecûsî için, İmâm A'zam' (Rh.A.) a göre; kendi aralarında sahih sayılır. İmâmeyn (Rh. Aleyhimâ), bu konuda ayrı görüştedir.

Şayet kâzif, kazf ettiğini ikrar etse, kazfedilen kimsenin zâııı ol­duğuna dâir kâzifin delîl getirmesi istenir. Şayet kazf eden kimse, mak-zûfun (kazfedilenin) zina ettiğine yâhûd evvelce geçtiği vechle, zina ettiğini dört mecliste,, dört defa ikrar ettiğine; dört şâhid getirse, kaz-fedilene hadd vurulur. Eğer kâzif delîl (beyyine) getirmekten fi'l-hâl (hemen) âciz olursa ve şehirde olan şâhidleri bulup getirmek için me­hil isterse, meclis toplanmcaya kadar mehil verilir. Eğer şâhidleri bu­lup getirmekten âciz olursa, hadd vurulur. Gidip şâhidleri talep etmek için kefil de alınmaz. Belki habsedilir ve O'na,; «Şâhidleri bulup getir­mesi için- bir kimse gönder.» denilir. Tuhfet'ul-Fukahâ'da böyle den­miştir.
Cinsi'bir olan suçlar için, bir tek hadd yeter. Cinsî ayn*ölan suçlar­da, yetmez' Tafsili [41] daha önce geçti. [42]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler