Kölenin Suç İşlemesi Ve Köleye Karşi Suç İşlemek Babı


Bir köle (abd); kasden suç işlese, insan öldürmede kısas vâcib olur. Nitekim daha önce geçti. Ancak, eğer öldürülen kimsenin velîsi Ue kö­lenin efendisi arasında sulh veya öldürülenin velîsinden afv vâki olur­sa, kısas yapılmaz. Kanı mubah olduğu için suç işleyen köleyi (abdı), rıkk [40] yapmak caiz olmaz.

Kölenin ikrarı ile kısas sabit olur. Efendisinin ikrarı ile^âbit olmaz.

Çünkü bu ikrar, kölenin zararına olduğu için, bunda töhmet yoktur. Şu hâlde, kabul edilir. O ikrar, insan olması i'tibâriyle kana râci' olan şeyde hürriyetin aslına carîdir. Bundan dolayı, efendinin köle aleyhin­deki hadd ve kısas ikrarı, kabul edilmez. Bu ikrar, efendinin hakkına tesadüf etse de zımnidir. Riâyeti gerekmez.
Kölenin, nefsin dûnunda [41] olan bîr şey hakkındaki ikrarı, hü­kümde, hatâ ile öldürmek gibidir. Musannif hükmü, «O köleyi, «fcndisi 3uç karşılığında verir.» sözü ile zikretmiştir. Öldürülen kimsenin velîsi, o köleye mâlik olur. Ya.da, kölenin efendisi suçun diyetine karşılık O'nu fidye verir. Yâni kölenin efendisi, köleyi vermek ile diyet verip O'nu kurtarmak arasında muhayyerdir. Lâkin asi vâcib olan, sahih kavi­de köleyi vermektir. Bundan dolayı, kölenin ölümüyle, vacibin mahalli ortadan kalktığı için vâcib düşer. Hür kaatilin ölümü bunun aksinedir ki, o zaman diyet âkılesi üzerine vâcib olur. Köleyi vermek ile diyet verip O'nu kurtarmaktan her biri hâlen lâzım gelir, (yâni edası gere­kir). Köleyi vermenin (defin) hâlen lâzım gelmesi, köle ayn [42] oldu­ğu içindir. Ayn olan şeylerde te'cîl yoktur. Diyet verip kurtarma (fi-dâ) nın hâlen olmasına sebeb ise;'aynın bedeli olduğu içindir, Bir>uen-aleyh, onun hükmünü alır. Şayet köle ölünceye kadar velî bir şey ihti­yar etmese, hakkın mahalli ortadan kalktığı için, üzerine suç işlenmiş (mücennâ aleyh) olanın hakkı bâtıl olur. Nitekim, daha önce geçti.

Şayet fidâyı (fidyeyi) verdikten sonra köle ölse, hak kölenin boy­nundan efendinin zimmetine geçtiği için, ibra etmiş olmaz. Şayet öldü­rülen kimsenin velîsi O'nu diyeti ile kurtarmış olsa ve peşisıra köle yi­ne suç işlese; ikinci suç, birinci suç gibidir. Çünkü öldürülenin velîsi, fidye alınca, suçlu birinci suçundan kurtulur ve suç işlenmemiş gibi olur. İkinci suç için köleyi def veya fidâ (fidye vermek) vâcib olur.
Şayet köle iki suç işlese, kölenin efendisi O'nu, üzerine suç işlenen kimsenin velilerine verir. Onlar da hakları nisbetinde aralarında taksim ederler. Yâni iki suçun diyeti miktarına göre taksim ederler. Ya da, kölenin efendisi O'nu ikisinin diyeti (ersi) ne [43] karşı fidye verir. Çün­kü birinci suçun'kölenin rakabesine teallûk etmesi, ikincinin de O'na teallûkuna mâni' değildir. Birbiri ardınca gelen (mütelâhıka) borçlar gibi.

Görülmez mi ki; efendinin mülkü, suçun teallûkunu metıetmez. Böyle olunca, üzerine ilk suç işlenenin nıenctmemesi, evlâ yoluyla olur. Eğer velîler bir topluluk (yâni, ikiden fazla) olursa, verilen köleyi his­selerine göre taksim ederler.
Eğer kölenin efendisi O'mı fidye verirse, onların bütün diyetlerine karşı fidye verir. Nitekim sebebi zikredildi ki, birinci suçun kölenin rakabesine taalluku, ikinci suçun teallûkunu menetmez. Şayet suç iş­leyen köleyi efendisi hibe etse veya satsa veya âzâd etse veya müdebber eylese veya suç işleyen câriye olup O'nu istîlad eyîese [44] ve suçu bilme­se, kıymetinden ve diyetten daha az olanı öder (yâni, hangisi daha az ise, onu öder.)- Eğer suçu bilirse; diyete borçlu olup, onu Öder. Çünkü efen­di bu tasarrufâttan önce def ile, fidâ, yâni köleyi vermek ile fidye öde­mek arasında muhayyer olmuş idi. Efendinin suç hakkında bilgisi yok iken vermek için mahal olmayınca, diyet (erş) için muhayyer olmaz. Bu durumda kıymet, köle yerine geçmiştir. Daha az ile daha çok ara­sında muhayyer bırakmakta bir fayda yoktur. Bu durumda daha az (ekal) olan kıymet vâcib olur. Suçu bilmek, bunun aksinedir. Çünkü, bu takdirde efendi diyet için muhayyer olur. Nitekim efendi, kölenin âzâdmı, O'nun Zeyd'i öldürmesine veya O'na bir şey (veya iftira) at­masına veya Zeyd'in başını yarmasına bağlasa; köle de o işi yapsa, bu takdirde durum yukarıda anlatılan gibi olur. Yâni efendi köleye; eğer Zeyd'i öldürürsen, hürsün dedikde; o da öldürse veya eğer sen Zeyd'e silâh atarsan hürsün dedikde, köle de atsa veya eğer sen Zeyd'in ba­şını yararsan hürsün dedikde köle de ZeycTin başını yarsa, diyete borç­lu olur. Çünkü efendi, kölenin suçuna karşılık fidye vermek için muh-tâ$H3İur. Çünkü köleye suç mevcûd farzederek âzâd etmiştir.
$$Bir köle, hür bir insanın elini kasden kesse ve kölenin efendisi ka­dının hükmü ile veya hükümsüz köleyi o hür kimseye verse, o da köleyi âzâd etse; sonra o yara sirayet edip [45] o kimse ondan ölse, kölenin âzâ-dı, cinayeti için sulh olur. Zira hür kimse köleyi âsâd edince bu onun kasdı, sulhu tashih olduğuna delâlet eder. Çünkü o sulh için sıhhat, an­cak cinayette ve cinayetten meydana gelen şey için sulh olmakla sahîh olur. Eğer hür kimse O'nu âzâd 'etmedi ise, köle efendisine geri ve­rilir. Çünkü o hür kimse, onu âzâd etmeden, yaranın sirayeti ile ölse, zahir olan şudur ki; vâcib olan mal değil, belki kısâsdır. İmdi kölenin verilmesi bâtıl olup, köle efendisine geri çevrilir. Öldürülen kimsenin velîsi, o köleyi öldürür veya Ö'nu afv eder. Yâni velî, öldürmek ile afv etmek arasında muhayyer bırakılır. Çünkü o kimsenin kanı mubâh-dır. Nitekim, daha önce geçti.
Borçlu me'zûn [46] bir köle hatâen suç işlese, efendisi de onu, suç işlediğini bilmeksizin âzâd etse, âzâd eden efendi, borç sahibine yâni alacaklıya, kölenin kıymetinden ve borcundan en az (ekal) olanı öder. (Yâni hangisi daha az ise, onu öder). Cinayetin velîsine de kölenin kıy­metinden ve diyetten en az (ekal) olanı borçlu oluı Çünkü kölenin efendisi, borçlu olan me'zûn köleyi âzâd edince, alacaklıya kölenin kıy­metinden ve borçdan en az (ekal) olanı vermesi îcâbeder. Hatâen cina­yet işleyen köleyi âzâd edince, kıymetinden ve diyetinden hangisi en az ise, onu öder. İkisi arasında müzâhim. (zıd) bulunmadığı için içtimâ edince de, böyle olur. Çünkü eğer âzâd olmayaydı, cinayetin velîsine verilip, ondan sonra borç İçin satılırdı.

Borçlu olan me'zûn bir câriye, bir çocuk doğursa, O'nun cinayeti için o çocuk, onunla beraber verilmez. Ama, cariyenin borcu için satılır.

Zira zimmetinde olan borç, O'nun rakabesine mütealliktir. Tealluk, ço­cuğa sirayet eder. Cinayet için vermek, efendisinin zimmetindedir ve cariyeye ancak hakîki fiilin eseri, mülâki olur. O da, cariyeyi vermek­tir. Sirayet, %er'î işlerde olur; hakîkatta olmaz.

Bir adamın kötesini, başka bir adanı, O'nu efendisi âzâd etti san­sa ve âzâd edilen köle de, o âzâd edilmiş sanan adamın bir velîsini yâ­ni bir yakınını yanlışlıkla (hatâen) öldürse, o sanan kimse için bir şey yoktur. Çünkü efendisi O'nu âzâd etti sanınca, o sanan kimse, kölenin efendisinden ne köleyi almaya ve ne de diyet almaya müstehıkr olma­yıp, ancak hür olmakla aknesinden diyet almaya müstehık olduğunu ikrar etmiş olur. O köleyi hür sanan kimse, kendisi hakkında tasdik edilir de, köleyi veya fidyesini vermek düşer. Âkile üzerine diyet da'vâ-sında da tasdik olunmayıp, ancak deîîl ile tasdik olunur.

' Âzâd edilmiş bir köle; «Ben, azadımdan önce Zeyd'in kardeşini yanlışlıkla öldürdüm.»dese, Zeyd de, «Belki, âzâddan sonra öldürdün.» dese, birincisi tasdik edilir. Çünkü Zeyd, köle üzerine bir şey iddia et­mektedir ki, köle O'nu ikrar ederse, diyeti ödemesi gerekir. Akılenin ödemesi gerekmez. Çünkü Zeyd, kölenin âzâddan sonra hatâen insan öldürdüğünü iddia ediyor. Köle, bunu ikrar etse, diyeti ödemesi gerekir. Zira ikrar ile sabit olanı, âkıleler yüklenmezler. Binâenaleyh, kölenin âzâddan önce. öldürdüm, demekden muradı, ondan sonra öldürmedim, demektir. Çünkü böyle demekle, diyeti Ödemesi lâzım gelmekten kaçı­nır. Yoksa, zahir ma'nâsı değildir ki, köle sahibinin, kıymetinden ve borcundan en azı ile diyeti ödemesi gerektiği anlaşılsın. Bu, efendinin cinayeti bilmediğine göredir. Şayet cinayeti bilirse, diyet lâzım gelir. Bununla beraber kölenin sözü, efendi üzerine hüccet değildir.

Şayet bir adam, cariyesi için, «O'nu âzâd etmezden önce, elini kes-dim!» dese ve câriye de, «Belki,.âzâddan sonra kesdin!» dese, câriye tas-dîk edilir. Efendinin, cariyeden aldığı mal da böyledir. Yâni bir kimse, cariyesini âzâd ettikden sonra, cariyeye, «Ben, seni âzâd etmezden ön­ce, elini kesdim!» veya «Bu malı, senden aldım!» dese, ve câriye de «Bel­ki kesmeyi ve almayı âzâddan sonra yaptın.» dese, söz cariyenindir. Çünkü adam, ödeme sebebini ikrar etmiştir. Ondan sonra berâet iddia etmekte ve câriye inkâr etmektedir. Şu hâlde söz, inkâr edenindir.

Cima* ve gailede câriye tasdik edilmez. Yâni efendi, aCâriye ile âzâddan önce cinsî ilişkide bulundum.» dese veya «Gaileyi (yâni cari­yenin gelirini) âzâddan ,önce aldım.» dese, söz efendinindir. Çünkü zahir olan, bunların kölelik hâlinde olmalarıdır.
Mahcur [47] bir köle veya bir çocuk; bir başka çocuğa, bir adamın öldürülmesini emrctse, o da öldürse, Öldürülenin diyetini kaatilin âki-lesi ödemesi gerekir. Çünkü öldürmeye girişen, emredilen çocuktur. Şu hâlde O'nun âkılesi, Öldürülenin diyetini Öder. O âkile, ödedikleri diyeti kölenin azadından sonra köleden alırlar. Çünkü, kaatU olan çocuğu bu yolsuzluğa uğratan köledir. Lâkin kölenin sözü, efendisi hakkında mu'teber değildir. Şu hâlde diyeti, âzâddan sonra öder.

Âkile diyeti, emreden çocukdan alamazlar. Çünkü, emreden çocuk-da 'ehliyet eksiktir.
Eğer mahcur bir köle, kendi gibi mahcur bir kölenin me'mûru ölraakla kaatil olsa; kaatil olan mahcur kalenin efendisi, kasden öldür­mede O'nu diyet için, öldürülenin vârislerine verir. Ya da, hatâda hâ­len rucû etmemek şartıyla, O'nu fidye verir. Çünkü emir, sözdür; mah­curun sözü ise, mu'teber değildir. Onunla, fi'l-hâl muâhaze olunmaz. Belki mâni' ortadan kalktığı için, âzâd edilmesinden sonra diyeti on­dan alır. O mâni1, efendinin hakkıdır. Kölenin kıymetinden ve fidye­den en azını alır. Çünkü ziyâdeyi vermekte muhayyerdir, mecbur de­ğildir. Kasden öldürmede dahî hüküm böyledir. Yâni kaatilin efendisi kaatil köleyi verir yâhûd fidyesini öder. Ondan sonra Öldürmeyi emre­den köleden, O'nun kıymetinden ve ödediği fidyeden en azını alır.

Eğer kaatil olan köle, küçük olursa böyle yapılır. Çünkü küçük ço­cuğun kasdı, hatâ gibidir. Eğer kaatil olan köle büyük ise, kısas olunur. Çünkü kısas, köle ile hür arasında câri olur.
Bir köle (kınn), [48] iki hür insanı öldürse; onlardan her birinin de ikişer velîsi-olsa ve her birinin birer velîsi afv etse, o kaatil kölenin efen­disi kölenin yansını, o geri kalan iki velîye verir. Ya da, fidye olarak tam diyet öder. O da, onbin dirhemdir. Çünkü rakabe, kısas hükmiyle on-larm her birine dörfctebirdir. İkisi haklarını afv ettiği zaman; onların hakları bâtıl olup, diğer ikisinin hakkı, yarımda baki kalır. Bundan dolayı kölenin efendisine, ya kölenin yarısını yâhûd fidyesini ver, de­nilir. Fidyenin miktarı yirmibin dirhem idi. İkisi afv edince, onların hakkı bâtıl olur, diğer ikisinin haklan beşbinde bakî kalır. Bundan do­layı efendi, ombin dirhem fidye verir.

Şayet köle (kınn), iki hürrün birini hatâen ve bilini de kasden öl­dürür de; kasden öldürülen kimsenin iki velîsinden biri afv ederse, efendisi, hatâen öldüren kimsenin velîsine diyet öder. Diyetin yarısını da, kasden Öldürülen kimsenin velîsinden birine fidye olarak verir. O da, kasden öldürülen kimsenin velîsinden affetmeyenidir. Çünkü hak­kın yarısı afv ile bâtıl olup, yarısı geri kalmış ve mal olmuştur. Bu beşbin dirhemdir. Hatâ ile öldürülenin velîsinin hakkından bir şey bâ­tıl olmamıştır. Hatâ ile öldürülen kimsenin iki velîsinin bütün diyette haklan onbin dirhem idi.
Ya da, kölenin efendisi, onlara üçtebirer verir. Yâni, fidye verip kurtarmak ile köleyi vermek arasında muhayyerdir. Kölenin efendisi, kaatil köleyi verse, üçe taksim ederek verir. Üçte ikisi, hatâ ile öldürü­len kimsenin velîsine ve üçte biri kasden öldürüp de afv etmeyen velîye verilir. Bu, İmânı A'zam' (Rh.A.) a göre, avl [49] yönündendir.

Hatâ ile öldürülen kimsenin velîsinin hissesi, tüm ile çarpılır (KtilTe darb olunur). Kasden öldürülen adamın afv etmeyen velîsinin hissesi, yarım ile çarpılır. Çünkü O'nun hakkı, yarımda ve ötekilerin hakları tümdedir. İmdi her yarım, bir hisse olup; hatâen öldürülen kimsenin velîsinin hakkı iki hissede ve kasden öldürülen kimsenin afv etmeyen velîsinin hakkı, bir hissede olur. Ve aralarında üçtebir hesabıyla tak­sim edilir. İmâmeyn' (Rh. Aleyhimâ) e göre; münazaa yoluyla dörttebir hesabıyla taksim edilir. Diyetin dörtteüçü, hatâen öldürülen kimsenin velîsine; dörttebiri kasden öldürülen kimsenin velîlerinden birine veri­lir. Çünkü diyetin yarısı, münâzaasız hatâ veiîsinindir. Diğer yarımda, iki grubun münazaası müsavidir. Şu hâlde o da ikiye bölünür. Bundan dolayı, dörttebir hesabiyle taksim edilir.
İki ortağın kölesi, o İki ortağın yakınlarım öldürdükde; iki orta­ğın biti afv etse, hepsi bâtıl olur. Çünkü vâcib olan mal, öldürülenin hakkı olur. Zîrâ, Jkanının bedelidir. Bundan dolayı öldürülen kimsenin borçları, o maldan eda edilir ve vasiyyetleri yerine getirilir. Ondan sonra, öldürülen kimsenin ihtiyâçları bitince, vârisleri O'nun yerini alır. Efendinin kölesinde alacak borcu olamaz. Binâenaleyh, bu husûs-da vârisleri O'nun yerini tutamazlar. [50]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler