Kayıp (Mefkûd) Bölümü


 Mcfkûd [85], lügat yönünden:

«Bir şeyi kaybettim, o benden kayboldu.» kökündendir.

«Ben kaybettim v« o kayıptır.» denilir.

Istılah yönünden; eseri yâni, nerede olduğu bilinmeyen, Ölü müdür yoksa diri midir haberi de alınmayan bir kayıba «mefkûd» derler, İs tıshâb ile yâni, olduğu durumda bırakılmakla o kayıp kendisi hakkın­da diri sayılır.

Allah Teâlâ' (C.C.) nın:
«İçinizden ölenlerin bırakmış olduğu eşler kendi kendilerine dört ay on gün beklerler.» [86] âyet-i kerîmesine aykırı olduğu için kayıp kimsenin karısı nikâh edilemez. [87]

Kayıp kimsenin, hâli bilinmedikçe malı taksim edilemez. Çünkü O'nun hâlinin zahiri, sağ olduğunu gösterir. Taksim ise, ölümden sonra olur. Kayıp kimsenin kiraya verdiği de, fesh edilmez. Çünkü İcâre, ölümden önce fesh olunmaz. Kâdî, insanların zimmetlerinde olan ma­lım teslim almak için bir kimseyi görevlendirir. O görevli, kayıp kim­senin malını koruyup ve bozulmasından korkulan şeyi satar. Çünkü kâdî, kendisine bakmaktan âciz olanların hepsine bakan ta'yîn edil­miştir. Küçük çocuk, deli ve kayıp da bunlardandır. Kayıp kimsenin malını koruyucu ve onun üzerine kâim ta'yîn etmekde kayıp kimseye yardım ve O'nu gözetmek vardır. Çünkü o görevli, kayıp kimsenin ge­lirlerini ve ona borçlu olanlardan borcunu ikrar eden kimseden malı teslim alır. Zîrâ bakmak (nazar), korumak bâbmdandır.
Akdi ile vâcib olan her borcda da'vâcı olur. Çünkü görevli, onun haklarında asildir. Kayıp kimsenin kendisinin bizzat akd etmiş olduğu borçda da'vâ açamaz. Yine başkası elinde olup onda kayıp kimsenin payı bulunan akar [88] ve eşyada da da'vâ açamaz. Çünkü, mâlik değil­dir, kayıp kimsenin naibi de değildir. Belki, kâdî tarafından teslim al­maya vekildir. Kayıp kimsenin malı üzere görevli olan kimse, hilâfsız husûmete mâlik olmaz. Hılâf, ancak mâlik tarafından borç hususun-, da teslim almaya vekîl olan kimsededir.

Şayet bir kimse, kayıp kimsede, bir hakkı olduğunu iddia etse, da'vâsma iltifat edilmez. O'nun beyyinesi de kabul edilmez. Kâdînin vekili ve vârislerden bir kimse hasm olmaz. Şayet kâdî, beyyinenin dinlenmesini uygun görüp bununla hüküm verse, geçerli olmaz. Çünkü ihtilâf, hükmün kendi sindedir. Bunu, Zeylaî (Rh.A.) zikretmiştir.

Görevli, kayıp kimsenin malından, çocuğu ve ana - babası gibi do­ğum yönünden yakınları olan kimselere infâk eder. Karısına da infâk eder. (harcar). Çünkü «Nafaka Bâbı»nda geçtiği vechle nafakada asıl; kayıp kimse hâzır iken malından kadının hükmü olmaksızın nafakaya müstehik olan herkese, o kimsenin kayıphğı hâlinde infâk edilir (har­canır) . Çünkü, bu takdirde kadının hükmü, yardım (iane) olur. Kayıp îîimse hâzır iken, nafakaya müstehik olmayıp ancak kadının hükmü ile müstehik olan kimseye O'nun malından infâk edilmez. Çünkü, bu takdirde nafaka hüküm ile vâcib olur. Halbuki gâib aleyhine hüküm ise, caiz olmaz.

Kayıp kimse ile karısının arası ayrılmaz. Çünkü ResûlüHah (S.A.V.):

«Açıklama (ve delÜ) gelinceye kadar, kayıp kimsenin zevcesi O'nun karışıdır.» buyurmuştur. İsterse, dört yıl geçmiş olsun.

İmâm Mâlik' (Rh.A.) e göre; eğer dört yıl geçerse, kayıp kimse ile karısının arası aymlır ve kadın ölüm iddeti bekler. Ondan sonra, di­lerse kocaya varır.

Kayıp kimse, kendisinden başkası hakkında ölü sayılır. Başkasına vâris olamaz ve kendisi için vasiyyet olunan şeye de, şayet vasıyyet eden kimse ölse, müstehik olamaz. Belki kayıp kimsenin murisi ve mû-sîsinin malından olan hissesi, beldesindeki yaşıtlarının ölümüne ka­dar alıkonup bekletilir.

Kayıp kimsenin yaşama müddetinin takdirinde ihtilâf edilmiştir. Zahir rivayet, burada zikredilendir. Yâni, yaşıtlarının ölmesidir. Bilin­mesine ihtiyaç duyulan bir şeyin şeriatta usûlü, onun benzerlerine baş-' vurmaktır. Telef edilen eşyanın kıymetleri ve kadınların mehr-i mislin­de olduğu gibi.

Kaybolan kimsenin, bütün yaşıtlarından sonra sağ kalması nâdir­dir. Şer'î ahkâm ise, zahir ve gâlib üzerine bînâ edilir. Sâdece kendi beldesindeki yaşıtlarına i'tibâr edilir. Çünkü bütün beldelerden yaşıt­larının durumunu araştırmak imkânsızdır.
Zeylaî (Rh.A.) demiştir ki: Muhtar olan, İmâmın görüşüne bırak­maktır. Çünkü yaşıtların hâli, çeşitli beldelere göre değişir. Keza zan-mn gâlib olması, şahısların değişmesiyle çeşitli olur. Nitekim büyük Melik (Hükümdar) den (savaşda) şayet haber aimamasa, özellikle teh­likeli bir duruma girdiği zaman, en az müddette zann-ı gâlib,  [89] o Melik'in ölmüş olmasıdır. Melik'in müddetinde ihtilâfa ancak bu hu-sûsda insanların çeşitli fikirlerde olması sebeb olmuştur. Bundan do­layı, O'nun için müddet takdirinde nıa'nâ yoktur.

Kaybolmuş kimse, yaşıtlarının ölümünden Önce diri olarak ortaya çıkarsa; alıkonulan eşya O'nun malıdır. Yaşıtlarının ölümünden sonra, malı hakkında müddet tamâm olduğu günde ölümüne hükmedilir. Yâ­ni yed'inde hakîkaten veya hükmen tasarrufu altında olan malı hak­kında, müddetin tamâm olduğu günde ölümüne hükmedilir. Karısı ölüm için iddet bekler. Sanki, kocası elan ölmüş gibi dört ay on gün iddet bekler ve elan mevcûd olup O'na vâris olanlar arasında malı paylaştırılır. Vârislerinden, müddet tamâm olmazdan önce ölenler, O'na mirasçı olamazlar. Çünkü bu vâris öldüğü zamanda, kayıp kimse­nin ölümüne hükmedilmemişti.

Başkasının malında, kaybolduğu vakitten i'tibâren Ölümüne hük­medilir. Hattâ kaybolduğu vakitten sonra başkasının malına mâlik ola­maz. Çünkü, ölü gibidir, ölü ise, mala mâlik olamaz.
Kayıp kimse için ahkonan şey, O'nun ölümüne hükmedildiği za­man murisinin vârisine geri verilir. Çünkü vâris, şimdiye kadar alıko-nan o mala müstehıktır. Bunun açıklaması şöyledir: Fıkıh Usûlünde anlatıldığı üzere, istıshâb [90] — "ki hâlin zahiridir— def edici bir hüccettir. İsbât edici bir hüccet değildir. Kayıp kimse, müddetin ta­mâm olmasından Önce diri sayılır. İmdi o -kimse, kayıp olduğu vakit­te diri olup, ölümüne hükmedilmezden Önce ölen vâris, O'na mîrâscı olmaz. Çünkü zahiri hâle göre; kayıp kimse, diridir. İmdi, kayıp olan kimsenin diri olması, başkasının O'na vâris olmasını savmak için hüc­cet olabilir. Kayıp kimse, başkasının malı hakkında, ölü sayılır. Çün­kü zahirî hâl, başkasından O'na mîrâs kalması için hüccet olmaya el­verişli değildir. Böyle olunca, kayıp kimse için ahkonan şey, kayıp kim­senin mirasçısına mirasçı olan kimseye, O'nun öldüğü gün verilir.
Kâdî için, gâib ve delinin cariyesini ve her ikisinin de kölelerini evlendirmek yetkisi yoktur. Lâkin gaibin ve delinin cariyelerini ve kö­lelerini mükâteb eylemek ve satmak yetkisi vardır. el-Fusû! el-lmâdiy-ye'de de böyle denmiştir. [91]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler