Ayb (Kusur) Muhayyerliği Babı


Bir müşteri satın aldığı malda, tüccar yanında semeninden eksil­ten bir şey bulsa — ki şer'an mu'teber olan kusur {ayb) [47] budur. Bu­nunla murâd, satıcı yanında mevcûd olan kusurdur. Halbuki müşteri satış sırasında ve teslim alma sırasında onu görmemiştir. Çünkü tes-lîm ajma sırasında görürse, rızâ sayılır. — müşteri o şeyi semenin hep­si ile dilerse alır, ya da geri verir. Çünkü mutlak satış, satılan şeyin ku­surdan selâmetini gerektirir..Şayet selâmet yok olursa (bulunmazsa),x razı olmadığı şeyi alması lâzım gelmekle zarar görmesin diye müşteri muhayyer kılınır. Başka bir şey lâzım gelmez. Yâni kusurlu şeyi eksiği ile almak rneebûriyyeti yoktur. Çünkü niteliklere semenden bir şey karşılık olmaz. Ancak nitelikler tenâyül ile maksûd olursa, karşılık olur. Nitekim daha önce geçti. Yakında açıklaması gelecektir,   .

Kölenin kaçması gibi ki, gerekse bir günlük yolculukdaıı (seferden) eksik olsun, kusurdur. Döşeğe işemek ve hırsızlık etmek de kusurdur. Bunların hepsi, kölenin küçüklük ve büyüklüğü ile değişir. Çünkü bu şeylerden biri şayet temyize kadir olmayan küçük çöcukda bulunur­sa, kusur olmaz. Temyize kadir olan büyükde bulunursa, kusur olur. Bulûğ Üe ortadan kalkar. İmdi bulûğdan sonra tekrar yaparsa, sonra­dan meydana gelmiş bir kusur olur ve ikisi başka başka sayılırlar. Çün­kü, sebebleri başkadır.

Şayet kusur; satıcı yanında küçüklüğünde meydana gelse (hâsıl ol­sa) ve müşteri yanında büyüklüğünde meydana gelse, eski kusur (ayb-ı kadîm) olduğuna binâen, müşteri onu satıcıya, geri veremez.

Delilik de ayb (kusur) muhayyerliğindendir. Bu kusurun, küçük­lük ve büyüklük ile hükmü değişmez. Yâni satıcının elinde küçüklüğü hâlinde delilik hâsıl olup, müşteri elinde büyüklüğü hâlinde geri dön­se, bir tek kusur olur, müşteri bununla satıcıya malı geri çevirir. Çün-Kü delilik, içeride olan bozukluk sebebiyledir. Çünkü aklın ma'deni kalbdir ve şuası beyindedir. Delilik (cünûn), o şuanın kesilmiş olma­sıdır. Bu kesilme, sebebin değişmesiyle değişmez (muhtelif olmaz).

Ağzının kokusu çirkin ve koltuğunun kokusu kötü olması da ku­surdur. Yine, satırı alınan kölenin zânî olması ve zinadan doğmuş ol­ması da 'kusurdur. Bu zikredilen dört kusur cariyede olursa, kusur (ayb) seridir. Çünkü O'nun satın alınmasında gaye, ba'zan cima (is-tifrâş) için olur. Oysaki câriye, bu kusurla bozulmuş olur. Erkek kö­le (gulâm}, böyle değildir. Çünkü zikredilen dört kusur, erkek kölede kusur sayılmaz. .Zîrâ erkek kölede maksûd olan, hizmet etmesidir.. O erkek köle, bu kusurla bozulmuş olmaz. Ancak ilk ikisi, yâni ağzının ve koltuğunun kokusu, insanlarda onun benzeri seyrek görülür derece­de çok kötü olursa; bu takdirde o, bedende bir hastalıktan dolayı 'olur. Hastalık ise, semeni eksiltir.

O kölenin zina âdeti olursa, bu da kusurdur. Çünkü O'nun zinaya düşkünlüğü, hizmeti aksatır (bozar).

Câriye ve erkek kölede küfür de kusurdur. Çünkü Müslümânm hu­yu (tab'ı),'kâfir ile görüşüp konuşmaktan hoşlanmaz. Bir de; küfür, keffâretlerin ba'zısına kölenin sarfını meneder. İmdi bu, ona rağbeti bozar. Şayet müşteri köleyi kâfir diye satın alıp Müslüman bulsa, geri veremez. Çünkü İslâm, kusurun ortadan kalkmasıdır.

Müzmin (kadîm) öksürük de kusurdur. Çünkü, semeni eksilten bir hastalıktır. Satılan şeyin (mebî'in) borcu olması da kusurdur. Çünkü kölenin maliyeti, alacaklıların hakkı ile meşgul olur. Yine gözünde kıl ve -gözde su olması (yâni gözü sulanması) da kusurdur. Çünkü, ikisi de görmeyi zayıflatırlar. Onyedi yaşında olan kızın hayzâan kesilmesi ve müstehâza kanı da kusurdur. Çünkü bu ikisinden her biri, onun içinde bulunan hastahkdan olur.

Ayb-ı kadîm (satıcı yanında iken olan eski kusur) göriildükden sonra bir başka kuşûr da satın alanın yanında sonradan meydana gel­se, müşteri kadîm kusur sebebiyle noksanını satıcıdan geri .alır. Bu, köleye bir defa kusursuz olduğu hâlde, bir defa da kusurlu iken kıy­met biçmekle olur.

Şayet iki kıymetin arasında, olan fark, kıymetin on da biri olursa, müşteri semenin ondabirini geri alır. Eğer kıymetin yirmidebiri olur­sa, semenin yirmidebirini alır. Ya da; mefoîi, satıcının rızâsiyle satıcı­ya geri verir. Ancak müşterinin geri vermesine ve satıcının almasına bir engel bulunursa, meselâ müşteri bir giyecek satın alıp onu kesdikde kusuru ortaya çıksa, satıcının onu kesilmiş olduğu hâlde alması caiz­dir. Müşteri eğer o giyeceği sattı ise, satıcıdan bir şey isteyemez. Çünkü satıcı, «Ben kusurlu olarak onu alırım.» diyebilir. İmdi müşteri o giye­ceği satmasiyîe mebî'i habs etmiş olur. Şu hâlde, kusur nedeniyle ek­silmiş olanı isteyemez.

Yin© bir câriye gibi ki, müşteri O'nu satın alıp, kusurlarından te­mizlenmeden cima etse, —câriye gerek bakire olsun ve gerekse dul olsun — ya da ..şehvetle öpse veya şehvetle dokunsa, sonra O'nda bir kusur bulsa, o vakit eksik semenle rücû' eder.~ Cariyeyi, satıcıya ancak satıcının rızâsiyle geri verebilir. Çünkü satıcının, o kusurla, «Ben onu alırım.» demesi caizdir. Zîrâ, burada almaya engel yoktur. Nitekim, ya­kında zikredilecek olan mes'elede mâni* vardır.
Bundan sonra musannif, satıcının rızâsiyle geri vermeye engel olan şeyi şu sözüyle zikretmiştir: Eğer müşteri kesilmiş giyeceği dikti ise veya siyah renkden başka renkle boyadı ise —bu kayda sebeb, satı­lan şeyde (mebî'de) ziyâdelik ittifâkî olsun diyedir. Çünkü siyaha bo-yarsa, tmâmeyn' (Rh. Aleyhimâ) e göre de cevâb, yine böyledir. Zîrâ Onlara göre, siyahlık, kırmızılık ve sanlık gibi ziyâdelikdir. İmâm A'-2am' (Rh.A.) a göre, siyah boya noksanlıktır. — ya da kavutu yağ ile karıştırsa, hâsılı müşteri mülkünü satıcının mülkü ile karıştırsa, son­ra o satılan şeyin eski kusuru (yâni satıcı yanında olan ayb-ı kadîmi) zahir olsa, satıcı, o satılan şeyi almaz. Müşteri, kusur sebebiyle eksilen farkı alır. Müşterinin mülkü satılan şeyle karışmış olduğu için —ki  giyeceği dikmek, boyamak ve kavutu yağlamaktır — satıcı, «Ben, ku­surla geri alırım.» diyemez.

İmâdiyye'de zikredilmiştir ki; geri vermek şeriat yönünden müm­kün değildir. Çijnkü müşteri satılan şeyi (mebî'i) geri verip satıcı onu kabul eder. Ancak faiz meydana geldiği için şeriat onu geri vermek­ten, feshdeh meneder. Nitekim müşteri, dikilmiş giyeceği ve bunun benzerini, kusurunu gördükden sonra satsa veya satın alınan köle ölse veya kusurunu görmezden önce köleyi meccânen âzâd etse veya müş­teri müdebber etse veya müşteri satılmış olan cariyeye çocuk doğurt-sa, müşteri bu suretlerde satıcıdan kusur nedeniyle eksileni alır (nok­san ile rücû eder). Gördükden sonra satışda rücû'una sebeb, satıştan önce geri çevirmek imkânsız olduğu içindir. İmdi müşteri o malı sat­makla habs etmiş olmaz. Hattâ satiş, dikmeden önce olsa, habs etmiş sayılır. Kölenin ölmesinde müşterinin rücû'una sebeb ise, mülk ölümle son bulduğu içindir. Geri vermenin imkânsız olması, ölüm nedeniyle hükmen sabit olur. Yoksa, müşterinin fiili ile olmaz. Şu hâlde rücû' (yâni satıcı elinde iken olan kusur nedeniyle kıymetten eksilmiş olanı satıcıdan müşterinin alması) imkânsız olmaz. Âzâdda rücû' edebilmesi­nin sebebine gelince: Bunda kıyâs, noksan i!e rücû etmemek (yâni satı­cı elinde iken kölede olan kusur nedeniyle kıymetinden eksileni satıcı­dan alamamak) idi. İmâm Şafiî' (Rh.A.) nin kavli de budur. Çünkü kö­leyi geri vermenin imkânsızlığı, müşterinin fiili iledir. Köleyi âzâd et­mek, Öldürmek gibidir. İstihsâna göre, müşteri rücû «der. Çünkü âzâd, mülkü tamamlamakdır. Giyeceği dikmezden önce satmak, bunun, aksi­nedir. Çünkü bu satış, satıcının mülkünü başkası adına kesmektir. Yok­sa, ondan değildir. Çünkü kölede mülk meveûddur. Bundan dolayı, ikinci müşteri ona mâlik olup, ikinci satıcı mülkünde bırakan olur. Şu hâlde, noksan ile rücû' edemez. Âzâd mülkü tamamlamaktır, dememi­ze sebeb; çünkü insanda mülk, delilin âzâdlığın sonuna kadar zıddiyeti üzerine sabit olmuştur. Bir şey, müddetinin geçmesiyle sona erer. Sona eren şey, hadd-i zâtında karar kılmıştır. Bundan dolayı velâ, âzâd ile sabit olur, Âzâd ise, mülkün eserlerindendir. Velânın bakî olması, mülkün aslının bekası gibidir. Şu hâlde âzâd, öldürmek (kati) gibi ol­maz. Belki, ölüm (mevt) gibi olur. Tedbîr ve çocuk doğurtmak (istî-lâd) da rücûuna sebeb ise; bunlar mülkü ortadan kaldırmadıkları içindir. Lâkin /bunların ikisinde de mahal bir mülkden bir mülke nak­li kabul etmekten çıkar. Böyle olunca hakîkaten veya hükmen satın al­makla elde edilmiş olan mülk kalkmakla beraber geri vermek imkân­sız olur. Şu hâlde, kusur nedeniyle kıymetten eksileni satıcıdan alır. Çünkü o, bu mülke, yâni satılan şeye selâmet, niteliği ile müstehık ol­muştu. Nitekim satıcının yanında kusûrlanmış. olduğu gibi.

Müşteri muhayyer satın aldığı köleyi mala karşılık âzâd etse veya kitabete kesse veya Öldürse veya satın aldığı yiyeceğin hepsini veya ba'zısım yese veya satm aldığı giysiyi giyip, giysi delinse, satıcıya rücû edemez. Âzâdda rücû edememesi; kölenin bedelini habs ettiği içindir. Bedelin habsi ise; mübdelin habsi gibidir.

İmâm A'zam' (Rh.A.) dan rivayet edilmiştir ki: Müşteri, âzâdda, kusur nedeniyle eksilen farkı satıcıdan alır (noksan ile rücû eder). Çünkü her ne kadar ivazla olsa da, âzâd mülkü tamamlamak içindir. Kitabette rücû edememesi; kitabet kendisinde ivaz hâsıl olmakla mala karşılık âzâd gibi olduğu içindir. Eğer mükâteb âciz olursa, uygun olan, engel ortadan kalktığı için, onu kusurla geri vermektir. Bu, şuna ben­zer ki: Fukahâ':   «Şayet satılan köle kaçsa, ondan sonra kusuru.ortaya çıksa, müşteri noksanla rücû edemez.» demişlerdir, çünkü rücû,. geri vermenin halefidir. Mademki köle diridir, halef ile amel' olunmaz. Çünkü kölenin geri dönmesi muhtemeldir. Binâenaleyh, geri verilme­si mümkün olur. Şayet köle geri dönse, engel ortadan, kalkmakla geri verir. Fakat öldürmekde ve öldürmenin sonrasında olanlarda; asi olan, müşterinin ödeyeceği bir fiille ise; geri vermenin imkânsızlığıdır. Bir şeyle rücû edemez. Çünkü fiil, şayet mazmun (ödenecek) olursa, ma'-nen satılan şeyi tutmuş olur. Halbuki tutmuş olmamak, noksanla rü-cû'un şartındandır. Geri vermek, kendinden olmayan bir fiil ile im-kânsızlaşmca; meselâ, mal kendiliğinden helak olunca veya müşteri­den ödemesi îcâb etmeyen .bir fiille telef olunca, yâni, elde tutmak ol­madığı için döner. Sonra, öldürmek mazmun (ödenir) fiildir: Çünkü, o fiili başkasının mülkünde yapsa öder. Burada ödemekten beri ol­maya sebeb, onda mülkü olduğu içindir. Ondan zararı ödemenin düş­mesi, mülk sebebiyledir. İmdi mülk ile Jvaz,almış gibi olur. Yemek* ve giymek ise ihtilaflıdır. İmâm A'zam' (Rh.A.) a göre( rücû edemez. İmâ-meyn' (Rh. Aleyhimâ) e göre, rücû eder. Çünkü müşteri satılan şeyde (mebî'de) âdeten yapılanı yapmış ve.onun için satın almıştır. Binâen­aleyh âzâd etmek gibi, rücûdan-menedilmez. İmâm A'zam' (Rh.A.) in delili şudur: Geri vermek, müşteriden sâdır olan mazmun bir fiille imkânsız olmuştur. Şu hâlde, rücû edemez. Yakmak ve Öldürmek gibi.
Müşteri karpuz ve yumurta gibi bir şey satın alıp kırsa ve onu bozulmuş, fakat kısmen faydalanılır bulsa, — velev ki hayvanlara nis-betle olsun — noksanım ğ>eri almak hakkı vardır. Yâni müşteri o malı geri veremez. Çünkü kırmak, sonradan meydana, gelmiş bir kusurdur. Lâkin, imkân ölçüsünde zararı savmak için değerinden kusur nedeniy­le eksileni geri alır (yâni noksan-ile rücû eder). Aksi takdirde, yâni hiç faydalanılniazşa, semenin hepsini geri alır. Yâni müşteri için, seme** nin hepsini geri almak hakkı vardır. Çünkü kendisiyle faydalanılmayan . bozuk şey (meselâ.çürük yumurta gibi), mal değildir. Şu hâlde satış (bey1) bâtıldır.
Ba'zı I arının dediği gibi: Cevizde kabuğunun İyi olması mu*teber değildir. Çünkü cevizin mal olması, Özü bakımındandır. Bir kimse sa­tın aldığı şeyi sattıkda, kusur bulunduğu için kâdinm kazası' ile ken­disine geri verilse, o şeyi birinci satıcıya red, eder. Yani bir kimse, bir köle satar, müşteri de başkasına sattıkdan sonra, birinci müşteriye kusur nedeniyle geri verilse, bu mes'ele şu iki durumdan hâlî değildir: Geri verilmiş mebî'i, yâ kâdîmn kazâsiyle kabul eder, ya da kendisi ka­bul eder. Şayet kâdîmn kazâsiyle kabul etti ise, bu da şu iki dunundan hâlî değildir: Ya ikrâriyledir, şu nıa'nâya' ki; ikinci müşteri ikinci satıcınm kusuru ikrar ettiğini iddia edip, ikinci satıcı inkâr eder, ikinci müşteri onu açık delîl (beyyine) île isbât eder. Bu te'vile ihtiyaç du­yulmasına sebeb: Çünkü ikinci, satıcının ikrarım ikrar ettiği zaman geri vermek kadının hükmüne muhtaç olmaz. Belki, kusuru ikrar et? tiği için ona geri verilir. İkinci satıcının,.birinci satıcıya onu* geri ver­mesi caiz değildir. Çünkü geri vermek, satışı bozmak (ikâle) [48] dır. Geri verilen mebî'in kabulü, yâhûd açık delîl {beyyine) ile olur, ya da yeminden çekinme siyi e olur. Bu ikisinden her birinde, o kimsenin malı birinci satıcıya geri verme hakkı vardır. Çünkü birinci müşteriye ge­ri vermek, asilden f eshdir. İmdi bu durumda, ikinci satış yok (ma'dûm) gibi olmuştur. Birinci satış kâimdir. İkinci müşterinin da'vâ etmek ve malı kusur nedeniyle geri vermek hakkı vardır. Olmuş olacağı; müşteri kusurun kâim -olmasını inkâr etmiştir. Bu durumda, çelişme lâzım gelir. Lâkin müşteri, şer'an kâdînm hükmüyle yalanlamıştır. Böyle olunca, çelişme ortadan kalkmıştır. Bir şey satın alıp, satıcının kendisinin mülkünü sattığını ikrar eden, sonra müstehıkı çıkan kimse gibi olmuştur. Onun- ikrara, semeni satıcıdan alma hakkını yok etmez. Eğer İkincisi olursa, —ki o da geri vermenin, müşterinin nzâsiyle olmasıdır— müşterinin, o malı birinci satıcıya geri verme hakkı yok­tur. Çünkü bu geri verme, ikâledir. İkâle ise, üçüncü şahıs hakkında yeni satıştır. Birinci satıcı, o ikisinin üçüncüsüdür. Bu söz, ikinci müş­teri teslim aldık dan sonra birinci müşteriye geri verdiği surettedir. Şa­yet teslim almazdan, (kabzdan) önce geri yermiş olsa, ifc&si arasında fark kalmaz. Gerek kadının hükmü île ve gerekse başkası ile geri ver­sin müsavidir. Çünkü kusurla geri vermek, teslim almazdan Önce asıl­dan tümü hakkında feshdir. İmdi görme veya şart muhayyerliği İle geri vermek gibi olur. Bundan sonra müşteri hükümsüz, fazla parmak. gibi benzeri meydana gelmeyen bir kusurla satıcıya geri verse, birin­ci satıcıyı da'vâ etme hakkı yoktur. Sahîh söz budur.
Müşteri satın aldığı şeyi teslim alıp kusur iddia etse, kusur da'vâ ettikden sonra satılan şeyin semenini yermeye zorlanmaz. Çünkü se­meni geri verse, caizdir ki, kusur [49]ortaya çıkıp hüküm bozula. îşte, kâ-dî, hükmünü bozulmakdan korumak için zorlamak (cebr) ile hüküm  vermez. Belki, kusurun sübûtu üzere delil getirir. Eğer mümkün ise,. kusurlu olan mebîi, geri verir. Değil ise, kusur nedeniyle eksileni ahr (yâni noksan ile rüçû eder). Nitekim,, daha önce geçti.

Ya da, müşterinin şahidi yok ise, müşteri "kusuru olmadığına sâtıcıya yemin teklif eder ve yeminden sonra semeni verir. Eğer müşte­rinin şahidi olup ve lâkin gâib -ise, satıcısı yemin ettiği takdirde, ona yine semeni verir. Çünkü beklemekde, satıcıya zarar vardır. Halbuki vçrmekde, müşteriye çok zarar yoktur. Zîrâ müşteri, her ne vakit de­lil getirirse satılan şeyi red eder ve semenini alır. Eğer satıcı yeminden kaçınırsa, malın kusurlu sayılması lâzım gelir. Çünkü kaçınmak, ku­surun lâzım çelmesinde hüccettir. Hidâye'de vâki' olan ibare şudur: «Eğer bir kimse bir köle satın alıp, onu teslim aldıkda kusur iddia et­se; satıcı yemîn edinceye veya müşteri delîl getirinceye kadar semeni geri vermeğe zorlanmaz.» Sarihler, mezkûr ibarenin tevcihinde nice özentiler göstermişlerdir. Gerçek olan şudur ki, Hidâye'nin ibaresi leff ve takdiri neşr  kabîlindendir, Bunun takdiri şudur: Müşteri, se-meni geri vermeye zorlanamaz. Satıcı yemin edinceye veya müşteri de-IÜ getirinceye kadar müşterinin malı satıcıya geri çevirme hakkı yok­tur. Bu, bir fâldedir ki Keşf'ul-Keşşâf sahibi onu:
«Rabbinin bir takım mu'cizeleri geldiği gün, insan daha önce inan­mamış s a veya îmâniyle bir iyilik kazanmamışsa, îmânı ona fayda ver­mez.» [50] kavl-i şerifinin tahkikinde ifâde etmiştir. Şübhesiz bu âyet-i kerîme, leff ve takdirî neşr kabîlindendir. Ma'nâ şudur:

«Önceden îmân etmedi veya îmânında hayr kazanmadı İse, o gün hiçbir kimseye îmânı (ve ameli) fayda vermeyecektir.»

Müşteri bir köle satın alıp, kaçtığını iddia etse ve köle satıcının yamada kaçmadığına dâir satıcıya yemin ettirmek istese, müddei kö­lenin kendi yanında kaçtığını isbât edinceye kadar, satıcıya yemîn veril­mez. Çünkü söz, her ne kadar satıcının ise de, lâkin onun inkârı, ku­sur ancak müşterinin elinde ortaya çıktıktan sonra nıu'teber olur. Bu­nu bilmek ise; açık beyyine ile olur.
İsbât ettikden sonra, satıcı, bey-i betât [51] üzere tahlif olunur (yemîn etmesi istenir). Bununla beraber, o başkasının fiilidir.

Şems-'ül-Eimme el-Hulvânî (Rh.A.) demiştir ki: Başkasının fiiline tahlif (yemin ettirmek), bütün mes'elelerde yeknesak olarak, ilim üze­rine ise de, ancak kaçak köle da'vâsmda olduğu vakitte betâ'tedir. Çün­kü satıcı, satılan şeyi (mebî'i) selîmen (sağlam olarak) teslim ettiğini iddia eder. îmdi istihlâf, ıbinefsîhî ödediği şeye râci olur ve tahlîfde: «Billahi asla kaçmadı.» veya «Müşterinin -bu da'vâsından senin üzerin­de müşteri için geri vermek hakkı yoktur.» yâhûd «Müşteriye köleyi teslim ettikde, bu kusur onda yoktu.» diye yemîn ettirilir. «Billahi, köle senin yanında iken asla kaçmadı.» dedirtilmez. Çünkü bu ibare kitaplarda mevcûd ise de, müteahhirûn (yâni sonraki âlimler) şöyle de­mişlerdir: Bu tahlîfde (yemîn ettirmede) müşteri için faydalı olmayı terk vardır. Zîrâ satıcının köleyi satıp başkası yanında iken kaçması ve bununla ona red edilmesi ihtimâli vardır ki; bu sözde mezkûr ihti­mâlden gaflet vardır. «Billahi, köleyi sattığında, bu kusur onda yoktu.» diye de yemîn ettirilmez. Çünkü bu yeminde de zikredilen gibi müş­teri için faydalı olmayı terk vardır. Çünkü kusur ba'zari, satışdan son­ra, teslimden önce meydâna gelir. Bu ise, geri çevirmeyi gerektirir.

Yine «Billahi, sattığında ve teslim ettiğinde bu kusur onda yok­tu.» diye yemîn ettirilmez. Çünkü bu yemin, onun iki şarta tealluku kuruntusunu verir. İki hâlden birinde —ki teslîm' hâlidir.— bulunun­ca onu satıcı yeminle te'vîl eder. Şayet, müşteri yanında iken kölenin kaçtığını isbât edemezse, İmâmeyn' (Rh. Aleyhimâ) e göre, kölenin satıcısına yemin ettirilir. Yâni satıcıya, kölenin müşteri yanında kaçtı­ğını bilmediğine dâir-yemîn ettirilir. Çünkü da'vâ sahihtir. Hattâ onun üzerine dclîl (beyyine) getirmesi terettüb eder. Keza, yemin de Öyledir.

İmâm A'zam' (Rh.A.) in sözü üzerinde Fukahâ' ihtilâf etmişlerdir.

İmâm A'zam' (Rh.A.) m ba'zı Fukahâ'nm sözüne karşılık delili'şudur: Da'vâ, ancak hasımla sahîh olur. Müşteri ise, ancak kusurun bulun­masından sonra hasım olur.

Şayet satıcı.yeminden kaçınsa, İmâmeyn' (Rh. Aleyhimâ) e göre; müşteri, malı satıcıya geri vermek talebi ile, ikinci kez yemin ettirilir.

Çünkü O'nun yeminden kaçınması ile kusur müşteri katında sabit ol­muştur. Şayet müşteri, malı satıcıya bu kusurla geri çevirmek istese, satıcıya betât üzere yemîn ettirilir. Nitekim daha önce.geçtiği gibi, «Billahi, senin üzerinde müşterinin geri çevirme hakkı yoktur.» diye yemin ettirilir, yemîn ederse geri verilmez. Eğer yeminden kaçınırsa, geri verilir. Bundan sonra, eğer da'vâ, büyük kölenin kaçması hususun­da olursa «Billahi, adamlık çağına ulaştığı günden beri kaçmadı.» diye yemîn ettirilir. Çünkü küçüklük hâlindeki kaçma, bulûğdan sonra onun geri verilmesini gerektirmez. Hidâye'de de böyle denmiştir.

Ben derim ki: Uygun olan, döşeğe İşemede ve çalmada <İa hüküm, zikredilen gibi olmasıdır. Çünkü bu ikisi, kölenin kaçması ile illette ortakdırlar. Buna, Gâyet'ül-Beyân'da:  «Çünkü, haletin birleşmesi üç, kusurda şarttır.» sözüyle işaret edilmiştir.

 Satıcı ile müşteri, teslîm almalarından sonra satılan şeyin mikta­rında ihtilâf etseler, yâni müşteri bir köle satın alıp, müşteri satılan şeyi ve satıcı semeni teslîm al dik dan sonra müşteri kölede bir kusur bulsa, bunun üzerine satıcı: «Ben, bunu sana bir diğeri ile beraber sat­tım.» dese ve müşteri: «Sâdece bunu sattın,» dese, satıcının da'vâsının faydası, geri verdiği takdirde kıymetini tahsis faydasını çekmektir. Bundan dolayı musannif «teslîm alsalar (tekâbazâ)». demiştir.

Ya da iki köle satın almakla, tesHm alınanı şeyin miktarında ihtilâf etseler, satıcı; «Kölenin ikisini de teslîm aldın.» deyip ve müşteri; «Yal­nız birini teslîm aldım.» dese, söz b,er iki durumda da müşterinintür. Çünkü müşteri, teslîm alıcı (kâbız) dır ve söz teslim alıcınındır. Nite kim, gasbda olduğu gibi. Müşteri ,,şaj:ka-ı vâhidede, jyâni bir pazarlıkla iki köleyi satın alsa ve ikisinden birini teslim aldıkda onda veya di­ğer kölede kusur bulsa, ya ikisini de alır veya ikisini de geri verir. Şa­yet başlangıçta ikisini de teslim alsa, ancak kusurlu olanı geri verir. Çünkü pazarlığın tamâmı, tamâm teslim almakla olur ve teslim almaz­dan önce tefriki caiz olmaz. Çünkü bu, ibtidâen hisse ile satmak olur. Bu ise, caiz değildir. Kabzdan sonra caizdir. Çünkü o, bekâen hisse ile satmak olur. Bu ise, caizdir. Nitekim bu, Fıkıh.Usûlü kitaplarında an­latılmıştır.

Müşteri, keylî veya veziri olan bir şey satın alıp, ba'zısında kusur bulsa, hepsini geri verir veya hepsini alır. Çünkü ölçülen (mekîl) ve tartılan (mevzun) şey, şây^. bir cinstense, bir tek şey gibi olur. Ba'zı Fukahâ' demişlerdir ki: Bu ikisi de, bir tek kabın içinde olduğuna gö-. redir. Eğer iki kabın içinde olurlarsa, iki köle menzilesinde olurlar. Kendisinde kusur olan kab geri verilir. Diğeri verilmez.

Ölçülen (mekîlj ve tartılan (mevzun) şeyin ba'zısmâ bir kimse müstehık çıksa, müşteri teslim aldikdan sonra geri kalanın geri veril­mesinde muhayyer kılınmaz. Çünkü bir kısmına hak sahibi çıkması ona zarar vermez ve hak sahibi çıkması pazarlığın tamâmını nıenetmez. Çünkü pazarlığın tamâmı, âkidin rızâsiyledir, mâlikin rızâsiyle değil­dir. "Şayet istihkak (hak istemek) teslim almazdan Önce olsa, tamâm olmazdan önce pazarlık ayrıldığı için, müşteri, geri kalanı geri vere­bilir.                              ...

Giyside, müşteri muhayyer kılınır. Çünkü giyside bölme (teb'îz), kusurdur. Halbuki, satış vaktinde o kusur vardı ve istihkakla meyda­na çıkmış, olur.

Müşteri bir câriye satın alıp, kusurlarından temize çıkmadan onu cima etse veya şehvetle Öpse veya şehvetle dokunsa, ondan sonra onda bir kusur bulsa, mutlak surette, yâni gerek bakire olsun ve gerekse dul olsun, gerek cima onun değerini eksiltsin ve gerekse eksiltmesin geri veremez. Zîrâ bunlardan her biri, sonradan meydana gelmiş kusurdur. Kusur nedeniyle, semenden eksileni satıcıdan alır. Geri vermesi ise, mümteni'dir. Ancak eğer satıcı cariyeyi almaya razı olursa,- geri vere­bilir. Çünkü geri almakdan kaçınmak, satıcının hakkıdır. Şayet satıcı razı olursa imtina' ortadan kalkar.

Yeni kusur ortadan kalktığı vakit eskisi reddi îcâb*der. Yâni, müş­teri bir say satın alsa, onunla beraber bir kusur meydana gelse, bun­dan sonra eski kusurunu (ayb-ı kadîmi) görse, müşteri onu geri vere­mez. Çünkü onun yanında kusur meydana gelmesi geri vermeye en­geldir. Sonradan meydana gelen kusur ortadan kalkınca, mâniin orta­dan kalkmasiyle memnu' avdet ettiği için geri vermek caiz olur.
Gaibin sattığı şeyin kâdî katında kusuru zahir oldukda, kâdî onu bir âdil [52] kişinin yanına koysa, o şey helak oldukda müşteri hesabına helak olur. Ancak, eğer kâdî satıcıya geri verilmesine dâir hüküm ver­miş ise, satıcı hesabına helak olur. Yâni müşteri bir adamdan bir câri­ye satın alıp satıcı gâib olsa, müşteri cariyenin kusurunu gördükde kâ-dîye durumu bildirse ve satın aldığını ve kusurunu kadının huzurunda isbât etse; kâdî o cariyeyi alıp bir âdil kişinin eline bırakdıkda, o âdil kişinin elinde câriye ölse, satıcı hâzır oldukda, müşterinin semeni geri istemek hakkı yoktur. Çünkü satıcıya geri çevirmek, satıcının gaybeti bulunduğu için, yerinde sabit olmamıştır. Şu hâlde, helak, müşteri he­sabına olur.                                                                     .

Huîâsa'da şöyle denilmiştir: Ben derim ki, uygun olan bunun Itâdî satıcıya geri verilmesine dâir hüküm vermeyip belki cariyeyi aldığı ve onu bir âdil kişiye bıraktığı surete mahsûs olmasıdır. Şayet kâdî satı­cıya geri verilmesine dâir hüküm yermişse, uygun olan, satıcının ma­lından helak olup müşterinin semeni geri almasıdır. Zîrâ bu bâbda ya­pılan iş, nihayet bu kazanın gâib kimse üzerine, bir hasım bulunmak­sızın hüküm verilmesidir. Lâkin bizim Ashabımızdan gelen iki rivaye­tin eahâr olanına göre, bu hüküm geçerli olur.

Kusurlu ş'eye (muayyebe) ilâç verip tedâvî etmek; satışa arz et­mek, onu giydirmek, hizmet ettirmek ve ihtiyâcı için ona binmek rızâ­dır. Çünkü zikredilenlerden her biri, onun kalmasını istemenin delili­dir. Eğer binmesi, geri vermek için, ise rızâ olmaz. Çünkü binmek, ge­ri vermeye vesiledir. Suvarmak ve yem satın almak gibi binmek, zaru­retten dolayı olursa, rızâ sayılmaz. Zîrâ bunların ikisi de, zaruretten olursa, rızâ olmaz. Meselâ; -hayvan sürülemez, sahibine rârn olmaz yâ-hûd alaf bir denkde bulunursa, her ikisi de rızâ olmaz. Şayet zaruret bulunmasa, suvarmak ve yem satın almak da rızâ olur.

Teslim alman mebî'in elini kesse veya satıcı yanında iken hâsıl olan bir sebeble öldürüİse, aynı bakî kaldığı için eli kesilmiş olan köle geri verilir. Eli kesilmiş olan kölenin ve öldürülmüş olan kölenin semenle­ri alınır. Yâni müşteri bir hırsız köle satm alsa da, bunu bilmese ve müşterinin yanında eli kesilse, onu reddederek semenini alabilir.
îmâaneyn (Rh. Aleyhimâ) demişlerdir ki: Müşteri, o köleyi eli ke-. silmiş olarak geri -vermez. Belki hırsız olduğu (hâldeki kıymeti ile hır­sız olmadığı hâldeki kıymertân arasındaki farkı satıcıdan alır. Bu hilafa göre, şayet köle müşterinin elinde, satıcının elinde (yed'Me) bulunmuş olan bir sebeble öldürülse, intdi o el kesme ve öldürme, îınâm A'zam' (Rh.A.) a göre,' istihkak menzilesindedir. İmâmeyn' (Rlı. Aley-himâ) e göre, kusur (ayb) menzîlesindedir. fmâmeyn1 (Rh. Aleyhimâ) in delili şudur: Satıcının elinde mevcûd olan, kesmek *veyâ öldürme­nin sebebidir ve o sebeb maliyete aykırı değildir. İmdi onda akd geçer­li olur. Lâkin köle kusûrlanmışdır. İmdi,, geri vermek imkânsız oldu­ğu için müşteri, eksileni satıcıdan alır.

İmâm A'zam' (Rh.A.) in delili şudur: Vücûbun sebebi olan kes­mek ve öldürmek satıcının elinde meydana gelmiştir. Vücûb ise, vü­cûda vardırır. Bu dıurumda vücûd geçmiş olan sebebe muzâf kılınır. Bizim; «Halbuki müşteri onun hırsız veya kaatil olduğunu bilmese» sözümüz, İmâmeyn' {Rh. Aleyhimâ) in mezhebine göre fayda ifâde eder. Çünkü küsuru bilmek, kusura rızâdır. İmâm A'zam' (Rh.A.) a göre; sahih olan, fayda etmemesidir. Çünkü istihkakı bilmek, rücûu menetmez. Nitekim, yakında istihkak konularında gelecektir.

Satıcı, satılan şeyi her kusurdan beri olnıaH şartiyle satsa, fakat kusurları, sayısınca beyân etmese, bu durumda satış sahih olur. İmâm Şafiî (Rh.A.); «Sahih olmaz.» demiştir. Onun mezhebine göre, bilin­meyen haklardan ibra sahih olmaz. Çünkü ibrada, temlik ma'nâsı var­dır. Hattâ, geri vermek sahih olur. Bilinmeyenin temliki ise, sahîh ol­maz. Bizim için delil şudur: Düşürmekde (ıskatta) bilmenıezlik, her ne kadar temliki kapsarsa da çekişmeye vardırmaz. Çünkü teslime ha­cet yoktur. Şu hâlde bilmemezlik ibrayı bozmaz. Bu ibrada İmâm Ebu Yûsuf (Rh.A.) a göre; gerek akd hâlindeki kusur, gerekse akdden son­ra teslim almazdan önce meydana gelen yeni kusur dâhildir., İmânı Muhammed (Rh.A.); «AMdden sonra meydana gelen kusur dâhil de­ğildir.» demiştir. İmâm Züfer' (Rh.A.) in de kavli budur.

Kölenin müşterisi olan kimse; köleyi pazarlaşan. (müsâveme eden) kimseye; «Bu köleyi satın aJ, koısûnu yofctyır.» dese, bunun sureti şu­dur: Zeyd, Bekir'den bir köle satın alıp, onu B.işr'e satmak istese ve Bişr'le pazarlık ederken, «Bu köleyi satın al, kusuru yoktur.» dese ve köleyi Bişr'e satmasa, imdi Zeyd satın aldıkdan sonca oada küsur bul­sa» uygun olan; satıcıya geri çevirmesinin caiz olmaması İdi. Çünkü kusuru olmadığını ikrar etmişti. Lâkin, satıcısına geri çevirir. Eeyd'in «Kusuru yoktur.» diye daha önceki ikrarı geri vermeyi ibtâl etmez. Çünkü Zeyd'in sözü, terviçten mecazdır. Kölenin her (hangi bir ayb-dan hâlî olmadığı zahir olmakla, kadı, Zeyd'in sözünün zahiri, onun muradı olmadığına yakın iıâsdl eder. Eğer Zeyd, kusuru ta'yîn eder ve «Şaşı ve çolaik değildir.» derse, onu iyice bildiği için, satıcıya geri veremez. Ancak eğer benzeri meydana gelmez bir kusur olursa, g«ri verebilir. Meselâ; «Bu kölenin fasla parmağı yoktur.» dese, ondan son­ra bir fazla parmağı bulunsa,    müşterinin geri verme hakkı vardır.

^ü ikrarında yalanı kesinlikle bilinmiştir. Meselâ;-başkasına; «Ben, »enin elini kesdim.» deyip, eli sağlam olması gibi.

Kölesini başkasına satan biri, müşteriye; «Benim bu kölem ka-çakdır. O'nu benden satın al.» dedikdc, müşteri de satın alıp bir baş­ka kimseye satsa, ikinci müşteri köleyi kaçak bulsa, ikrar eden birin­ci satıcı yanında iken kaçtığına delil getirmedikçe; birinci satıcının daha Önce geçen ikrâriyle geri verilmez. Çünkü ikinci satıcının yap­tığı, birinci satıcının ikrarı katında susmasıdır. Birinci satıcının ik­rarı, birinci müşteriye hüccet olamaz, ki o da ikinci satıcıdır.

Bir kölenin veya bir cariyenin müşterisi; satıcı bu köleyi veya bu cariyeyi âzâd etti veya müdebber ettâ veya şu cariyeden satıcının ço­cuğu oklu v&yp. bu kölenin aslı hürdür, deyip satıcı inkâr etse; müd-deS isbâttan âciz olmakla inkâr eden satıcıya, yemîn ettirilip müşteri üzere âzâd ile veya- tedbîr ile veya istîlad ile hükmedilir. Çünkü müş­teri bu zikredilen §eyi ikrar etmiştir.
Eğer kusuru bilinirse, müşteri kusurla satıcjya rücû eder. Çünkü rücûu (dönmeyi) bozan, satılan şeyi mülkünden başkasına, ya yeni­den satmakla veya ikrâriyle gidermektir. Halbuki, giderme yoktur. Hattâ, eğer; «Bu fülânın mülküdür.» diye sattı, dese, ve o fülân onu tasdik edip alsa, noksanla rücû edemez. Çünkü ızâhirde, ikrâriyle mül­künden çıkarmıştır. Sanki O'na hîbe etmiştir. el-Câmiü'1-Kebîr'de de böyle denmiştir.
İmânı (Pâdişâh) veya O'nun emini, nnuhrez olan ganimeti satsa — hattâ muhrez olmasa, satılması câias olmazdı.. Çünkü muhrez ol­mayan ganimet mülk olmaz. Nitekim Kitâb'üs-Siyer'de geçmiştir. — ve müşteri satılan şeyde kusur bulsa, îmânı (Pâdişâh) ve eminine ge-'ri veremez. Çünkü emkı, .da'vâ edilemez. Beliki İmâm, müşteri için hasm nasb eder ve o hasma yemin ettirilmez. Çünkü yeminin faydası,-ondan kaçınmak (nukûl) dır. [53] Onun kaçınması ve İkrarı ise sahih olmaz. O satılan şeyin üaerine kusur isbât edip, reddedince satılır ve semeni verilir ve eksiği yâhûd fazlası yerine geri döner. Yâni, sonun­cu semen; birinci semenden eksik olursa, satılan, şey   beşte dörtten (erbaatü ahmâs'dan) ise, ondan noksanı verilir. Eğer beştebir. (hu­mus) den ise, yâni Beyt'ül-mârin hissesinden ise, ondan verilir. Keza ziyâde satış nedense ona ,va'aedüir. Çünkü ganimet, garâmete göre-. dir. Yâni ni'metten yarartaan, külfetini de yüklenir! [54]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler