Fâsid Satış :

Semen söyleruneyip, sükût edilen satış fâsiddir. Zîrâ satış, sükût­la bâtıl olmaz. Belki mün'akid olup ve teslim almakla mülk sabit olur. Çünkü satışın mutlakı değiş-tokuşu (muâvezeyi) gerektirir. Şayet se­meni söylemeyip susarsa, onun maksadı kıymettir. Sanki kıymetiyle. sat­mış gibi olur. Bu durumda satış fâsid olur, bâtıl olmaz.

Yine, bir malı, hamr (şarâb) ile satmak ve şarâbı anal ile satmak da fâsiddir. Çünkü malın müşterisi, onu şarâb ile temellük etmeyi kasd eder. Bunda şarâba değil, mala saygı gösterme (i'zâz) vardır. İmdi şa­râbın zikredilmesi, şarâbın kendisi hakkında değil,- malın temellükün­de mu'teber olarak kalır. Hattâ tesmiye fâsid olur ve şarâbın değil, malın kıymeti vâcib olur. Keza, şarâbı mal ile satsa, bu takdirde ma­lın satın alınması mu'teber olur. Şarâbın satın alınması mu'teber ol­maz. Çünkü bu mukâbazadır.   (Çünkü iki taraftan teslim almadır.)

Yine, malın; ümm-ü veled, mükâteb ve müdebber ile satılma­sı da fâsiddir. Hattâ mükâbaza eyleseler, müşteri malla, mala mâ lik olur; Çünkü onlar, akdde dâhil olurlar. Hattâ onlardan birine ek­lenip, onunla beraber satılan şeyde akd bâtıl olmaz. Eğer onlar hür gibi olsalar, satış bâtıl olurdu.

Avlanmış olmayan balığın satılması da fâsiddir. Çünkü bu, mâlik olmadığı şeyi satmaktır. Ya da avlanıp bir hazîrede su içinde, yani su toplanmış bir yerde olursa ve balık oradan ancak bir vâsıta ile alı­nabilirse, bunun da su içinde satılması fâsiddir. Çünkü, teslimine ka­dir olunan şeyden değildir. Eğer balığın vasıtasız yakalanması müm­kün ise, satılması sahih olur. Çünkü, bu takdirde o balık teslim edilebi­lir. Ancak balık nazireye kendi girip ve girdiği yer kapatılmış olmaz­sa, mülk bulunmadığı için satılması fâsid olur.

Havada uçan kuşun satılması da fâsiddir. Çünkü havada uçan kuş, yakalanıp elde edilmezden önce memlûk değildir. Bu takdirde fesâd, butlâri ma'nâsma gelir. Yakalandıktan sonra ise, teslimi kudret dâ­hilinde değildir.     '                       

Musannif burada; «Geri dönmeyen kuş» demiştir. Çünkü, Zoylai (Rh.A.) de şöyle demiştir: Şayet kuş havada uçup geri dönmezse satılma­sı caiz olmaz. Ama kuşun, satıcının yanında yuvası olup, havaya o yu­vadan uçar sonra yine geri dönerse, onun satılması caiz olur.

Güvercinin dönüşü bilinirse ve teslimi de mümkün olursa, satıl­ması  caizdir. Çünkü  güvercin,  teslim  edilebilen  maldır,

Hamlin satılması da fâsiddir. Nitâc'ın «atılması bâtıl ve hamlin satılması fâsiddir. Çünkü birincinin yokluğu (ademi), kesindir. İkin­cinin yokluğu, şübheliclir. Yine cariyeyi satıp, hamli (yâni karnındaki dölü) satmamak da fâsid satıştır. Nitekim, daha önce anlatıldı ki; ay­rı olarak tek başına satış akdi yapılması sahih olmayan şeyin akdden istisnası da sahih olmaz. Hami de böyledir. Çünkü hami, hayvanın, et­rafı (yâni el, ayak gibi uzuvları) menzîlesindedir. Çünkü hamlin ca­riyeye hilkat yönüyle ittisali vardır. Asim satılması, o hamli de kap­sar. İmdi istisna, mucibin aksine olur. Şu hâlde sahih olmayıp, fâsid bir şart olur ve satış, o fâsid şart ile fâsid olur.

Koyunun memesinde olan sütün satılması da fâsiddir. Çünkü, memede şişlik ve kabarma ihtimâli bulunduğu için bu meçhul alış-ve-' riştir.

Sadefde olan incinin satılması da fâsiddir. Çünkü, mechûl alış-ve-riştir. Koyunun'sırtında olan yününün satılması da fâsiddir. Çünkü, Re-sûlüllah (S.A.V.) onu yasaklamıştır.

Şayet tavandan bir merteği (veya çatıdan bir ağacı) ve, giysiden bir zira' satsa, yâni ham bezi değil, gömlek gibi bölmek zarar veren bir giyeceği satsa, satış caiz olmaz. Musannif, evvelâ kesmeyi zikretmiş­tir. ÇünKü onun teslim edilmesi ancak akdin icâbetmediği bir zarar­la mümkün olur ve böylesi de lâzım olmaz. Bu durumda rücû' hâsıl olur ve çekişme meydana gelir. Bölünmesi zarar vermeyen şey, bunun aksinedir. Meselâ; gümüş külçesinden on dirhemin ve ham bezden bir zirâ'm satılması gibi. Engel bulunmadığı için bunun satılması caizdir. Bu takrir ile, «Bu, zarara razı olunmuştur (bu zarar merdiyyun bin­dir). Binâenaleyh müfsid olmaması gerekir.» sözü defedilmiş olur. Şa­yet mertek (yâni çatıdaki ağaç) belirli olmasa, zarar lâzım geldiği için ekiz olmaz. Yine, bu satışda bilinmemezlik (cehalet) bulunduğu için caiz olmaz. Şayet satıcı, müşteri satışı fesli etmezden önce, ham bez­den zirâ'ı kesse veya ağacı (merteği) çatıdan koparsa, satış sahihe dö­ner. Çünkü, tekarrür etmezden önce müfsid ortadan kalkmıştır.

Yine; avcının, bir atışım satmak da fâsiddir. Bu, balık avcısının, ağı bir kere suya atmasiyle çıkacak balığı satmasıdır. Bu satış fâsiddir. Çünkü, meçhuldür.

Müzâbene de fâsiddir. Müzâbene: Hu rina ağaçlan üzerinde olan yaş hurma meyvelerinin (semer'in), kesilmiş olan kuru hurma (temr) ile satılmasıdır. O, hurmanın takdir yönünden keylî (yâni miktarım tahmin ederek ölçülmesi) gibi fâsiddir.'Çünkü bu, yasaklanmıştır. Bir de, ribâ şübhesi vardır.

Mülâmcse (dokunma), iııünâbeze (atma) ve ilkâ-ı hacer (taş koy­ma) : Bunlar satış çeşitleridir ki, Câhiliyyet zamanında olurdu. Mese­lâ iki adam birbirleriyle bir kumaş (veya ticâret malı) üzerine pazar­lık ederler ve müşteri o kumaşa dokunurdu, yâhûd satıcı, müşterinin üzerine onu atardı veya müşteri malın üzerine bir taşcağız koyarsa, satış lâzım gelirdi. Banlardan birincisi mülâmese, ikincisi rnünâbezel üçüncüsü ise ilkâ-l hacerdir. Halbuki Resûliillah (S.A.V.), ilk ikisin­den menetmişür. Nassın delâleti ile üçüncüsü de onlara katılmıştır.

Kele'în satılması da fâsiddir. Kele': Arzın çimenidir (ot). Kele'in kiraya verilmesi de, satılması gibi fâsiddir. Satılmasının fâsicl olması, malı olmayan şey üzerine yapıldığı içindir. Çünkü ot, sâdece satıcının arzında bitmekle ondan insanların ortaklığı kalkmaz ve onun mülkü olmaz. İhraz bulunmadıkça aslı mubah olarak kalır. Rcsıilüllah (S.A.V.): ulnsanlar üç şeyde ortakdırlar: Suda, otta ve ateşte.»'buyurmuş­tur. Kiraya verilmesinin fâsid olması ise; icâresi aıynm istihlâki üze­re vârid'olduğu içindir. Halbuki icâre mahalli bir takım menfaatler­dir, aynlar değildir. Boyacıyı ve süt anayı kirâlamakda, boya ve süt -lâzım gelmez. Çünkü burada ayn, icâreye müstehık olan amelin ikâ­mesi için bir âlettir. Otun satılmasında çâre şudur: Arzdan bir yeri, on­da çadır kurmak veya davarına ağıl yapmak için kira ile tutmaktır. Bu takdirde kiralama (icâre) sahih olur. Mer'a sahibi, otîakdan yarar­lanmasını mubah kılar. Bu durumda ikisinin de maksûdu hâsıl olur. Kâfî'de de böyle denmiştir.
Arının satılması da fâsiddir. Çünkü arının satılması, İmâm A'-zam (Rh.A.) ve Ebû Yûsuf (Rh.A.) a göre fâsiddir. İmâm Muham-med1 (Rh.A.) e göre; şayet muhrez olursa, sahilidir. Çünkü an, her ne kadar katır ve eşek gibi yenmezse de, hakîkaten ve şer'an kendi­sinden faydalanılan bir hayvandır. İmânı A'zam ile Ebû Yûsuf (Rh.Aley-himâ) un delili şudur: Arı hevâmdandır (böceklerdendir). Şu hâlde sa­tılması caiz değildir,. Eşek arıları gibi. Yararlanma arıyla değildir, belki andan çıkan şeyledir. İmdi ondan bal çıkmazdan önce kendisinden yararlanılan hayvan değildir. Ancak, iğinde balı olan kovanları ile be­raber olursa, bu takdirde o kovanlara tebaiyetle satılması caiz olur. Kudûrî (Rh.A.), bunu şerhinde zikretmiştir. 'İmâm Kerhî (Rh.A.); «Kovansız caiz olmadığı gibi; kovanları ile beraber de caiz olmaz. Çün­kü bir şeyin, başka şeye tâbi olarak satışda dâhil olması, şayet o şey başkasının hukukumdan olursadır. Şirb ve yol gibi. An ise balın hu­kukundan değildir.-» demiştir. Kâfi'de böyle zikredilmiştir.
İpek böceğinin ve yumurtasının satılması da fâsiddir. Çünkü, iki­sinin de satılması İmâm A'zanl' (Rh.A.) a göre, caiz değildir. Ebû Yû­suf (Rh.A.) kurdunda İmâm A'zaın' (Rh.A.) la; yumurtasında İmâm Muhammed (Rh.A.) ile beraberdir. Ba'zıları yumurtasında dahî İmâm A'zarn (Rh.A.-) ile beraber olduğunu söylerler. İmâm A'zam' (Rh.A.) m delili şudur: İpek böceği hevâmdanchr ve yumurtası kendisinden fay­dalanılan şeyden değildir. Domuzlan böcekleri [62] ve kelerlere ve on­ların yumurtasına benzer. İmâm Muhammed' (Rh.A.) in delili ise şu­dur: İpek böceği, kendisinden yararlanılan bir hayvandır ve yumur­tası da ilerde yararlanılır hâle gelir. Şu hâlde eşeğin sıpası ve atın ta­yı gibi olur. Çünkü insanlar, onunla iş görürler. İmdi, ona zaruret mess edip san'at işlemek gibi olur. Bununla fetva verilir. Kâfi'de de böyle denmiştir.

Kaçak kölenin satılması da fâsiddir. Çünkü Rcsûlüllah (S.A.V.), onun satılmasını yasak etmiştir. Bir de kaçak 'köle, teslim edilebilen şey değildir. Ancak, kaçak köleyi, yanında sandığı kimseye satarsa olur. Çünkü satılması yasak olan, mutlak kaçak olandır. O da, akdi yapan iki kimsenin hakkında ikaçak olmasıdır. Bu ise, müşteri hakkında ka­çak değildir. Eğer müşteri; «Kaçak köle, fülânm yanındadır. O'nu bana sat.» dese, caiz olmaz. Çünkü köle, iki âkid hakkında kaçaktır. Şayet kaçak -köleyi sattıkdan sonra, köle kaçmakdan geri dönse, akd tamâm olmaz. Ba'zısı; «Tamâm olur.» demiştir.

Kadının sütünü satmak;  gerek hür, gerek câriye olsun, fâsiddir.

Çünkü kadının sütü, insanın cüz'üdür. İnsan ise, bütün cüzleriyle mü-kerrerndir. Satılmakla ibtizâlden masundur. İmâm Ebû Yûsuf (Rh. A.)  dan, cariyenin sütünün satılmasına cevaz* verdiği ııakl edilmiştir.

Çünkü, cariyenin kendisi üzere akdin iradı caiz olur( yâni alınıp satilması caiz olur,) Keza cüzleri üzere de caiz olur.

Biz deriz ki; cariyenin kendisi Kölelik (rıkk) için mahaldir. Çün­kü o, köleliğin zıddı olan kuvvetin mahalline ımıhtasdır. O da, diri olmaktır. Sütte ise, hayat yoktur.

O kadının sütü kapta olduğu hâlde — ve kap gerek kadeh, gerek­se kadehden başkası olsun— satılması fâsiddir. Bu (kap) kaydı; «Ka-dınm sütünün satılması, diğer hayvanât sütleri gibi, memede olduğu hâlde caiz olmayıp, kapta olduğu hâlde caiz olur.» vehmini def etmek içindir.

Domuzun kılını satmak da fâsiddir. Çünkü domuzun kılı, aynı ne-cesdir. Satılması caiz olmaz. Ayakkabı dikmek ve benzeri şeyler için, zaruretten dolayı domuzun kılından faydalanmak caizdir. Çünkü ayak­kabı yapıcısı ve tamircileri, terlikleri ve mestleri dikmekte ona muh-tâc olurlar. Zîrâ onlar, ancak onunla dikilir. Aslı mubah bulunduğu için, satın alınmasında zaruret yoktur.

Şayet domuzun kılı az bir suya düşse, İmâm Ebıi Yûsuf (Rh.A.) a göre, o suyu ifsâd eder. İmâm Muhammed' (Rh.A.) e göre, ifsâd etmez. Çünkü onunla faydalanmanın mutlak olması, onun temizliğine delil­dir. Ebû Yûsuf (Rh.A.) un delili şudur: Mutlak zikredilmesi zarûret-den. dolayıdır. Zaruret ise, ancak kullanma hâlinde zahir olur. Domu­zun kılının suya düşme hâli, kullanma hâline aykırıdır.

İnsanın kılının satılması da fâsiddir. Çünkü, insan mükerremdir. Mübtezel değildir. Şu hâlde insanın cüzlerinden bir şeyin hakir, önem­siz ve hor olması caiz olmaz. İnsanın kılının satılması caiz olmadığı gibi, onunla faydalanmak da caiz olmaz.

Ölmüş hayvanın derisinin, dibâğat olunmadan önce, satılması da fâsiddir. Çünkü, kendisinden faydanılan şeyden değildir. Zîrâ, Resû-Iüllah (S.A.V.) :

«Siz ölmüş hayvanın derisinden faydalanmayın.» buyurmuştur. O da, onun dibâğat olunmayan ham derişidir.

Ölü hayvanın derisi, dibâğat oluııdukdan sonra satılır ve faydala­nılır. Çünkü o ham deri, dibâğatla temiz olur. Ölü hayvanın kemiği, si­niri, yünü, tiftiği ve boynuzu gibi, ki bunlardan her biri satılır ve onun­la faydalanılır. Çünkü bunlar, aslî yaradılışdan temiz olup, onlara ha­yât girmemiştir. Nitekim «Taharet Bölümü» nde geçti.

Fil, yırtıcı hayvan gibidir. Hattâ kemiğinin satılması ve kemiğin­den faydalanmak caiz olur. -İmâm Mnhammed' (Rh.A.) e göre, aynı necesdir.

Yine, kabı ile tartılıp ve ondan her kabın (zarfın) karsılığında şu kadar ntl çıkartılmak üzere, zeytinyağının satılması da fâsiddir. Ka­bın ağırlığı çıkartılmak şartiylc satılırsa, satış sahih olur. Çünkü bi­rinci şartı, akd iktizâ etmez. İkinci şartı, iktizâ eder. Çünkü akdin muktezâsı, kabın ağırlığı, zeytinyağından çıkmasıdır. Şayet şu ka­dar ntl çıkarılsa, kabdan daha çok veya daha az olmaya muhtemel olur. Ancak zeytinyağının ağırlığı (tartısı) şu kadar ntl olduğu bilinirse, bu takdirde satış caiz oluv. Çünkü bu, akdin muktezâsıdır.

Satıcı ile müşteri tulumda ihtilâf etseler, yâni, bir kimse tulum île yağ satın alıp, kabı satıcıya geri verdikde, müşteri tartıp o tulum­dan kab on ntl gelse, ve satıcı, «Kap, başka kaptır ve kap beş ntldır.» dese, söz müşterinindir. Çünkü bu ihtilâf, ya teslim alman tulumun ta'yîninde veya yağın miktarında i'tibâra alınır. Eğer birincisi i'tibâ-ra alınırsa, müşteri teslim alıcıdır. Bu durumda söz, teslim alanın sö­züdür. Zararı ödeyici (zâmin) olduğu hâlde, gâsıb gibi olur veya emin olduğu hâlde mûda' gibi olur. Eğer ikincisi i'tibâra alınırsa,'bu ihti­lâf gerçekde yağda ihtilâftır. Söz, müşterinin olur. Çünkü müşteri, faz­layı inkâr etmektedir. Söz ise, yeminiyle beraber münkirindir.
Satıcının saltığı şeyi, birinci semenin ödenmesinden (nakdinden) önce, sattığı semenden daha azı ile satın alması fâsiddir. Bunun sureti şudur: Bir kimse, bir pâriyeyi bin akçaya peşin veya veresiye satın alıp ve O'nu teslim aldıkdan sonra yine satıcıya beşyüz akçaya [63], birinci semeni peşin vermezden önce satsa, ikinci satış fâsid olur İmâm Şa­fiî (Rh.A.) «Caiz olur. Çünkü cariyede mülk, teslim almakla tamâm olur. Satıcıya satmakla, başkasına satmak müsavidir. Nitekim, şayet birinci semenin misli, yâhûd fazlasiyle veya malla satsa onun gibi olur.» demiştir.

Bizim delilimiz şudur: Semen, satıcının garantisinde değildir. Sa­tıcıya, satılan şey (mebî') ulaşıp, takas vâki' olsa, onun için beşyüz ak­ça karşılıksız (ivazsız) kalır. Bu ise, ribâdır. Şu hâlde, caiz olmaz. Malla satsa, bunun aksinedir. Çünkü fazlalık, ancak bir cinsten olduğu vakit zahir olur. Cariyeyi mala ekleyip peşin semenden önce, mecmuu­nu birinci semen ile satsa, bu yukarıdakinin aksinedir.   Bunun sureti şudur: Müşteri, beşyüz akçaya bir. câriye salın alır. Ondan sonra, ona bir diğer câriye ekleyip birinci semenin peşin ödenmesinden önce sa­tıcıya beşyüz akçaya satarsa; bu satış, satıcıdan satın aldığı cariyede fâsiddir, satıcıdan satın almadığı cariyede şahindir. Çünkü, semenin ba'zısını ondan satın almadığı câriye karşılığında kılmak gerekir. Müş­teri o diğer cariyeye, sattığından daha az ile müşteri olur. Bu ise, fâ­siddir. Halbuki bu ma'nâ, diğer cariyede yoktur ve fesadı şayi' olmaz. Zîrâ fesâd, ribâ şübhesi i'tibâıiyledir. Eğer ona eklenen cariyeye i'tibâr olunsa, şübhenin şübhesi i'übârı olur. Bu  ise,  mu'teber değildir.

Yolun, sınırlanarak, yâni uzunluğu ve genişliği belirtilerek satıl­ması sahilidir. Sınırlanmadan satılması da sahilidir. Birincinin satıl­masının sahîh olması, açık ve besbellidir. Sınırlanmadan satılmasının sahih oiması ise, şundan dolayıdır ki yolun genişliği ve uzunluğu beyân orunmamışsa, yolun genişliği, evin (dâr'ın) en büyük kapısının ge­nişliği ile takdir edilir. Nilıâye'dc de böyle denmiştir. İki takdire göre. de; yol ma'lûm bir ayn olur. Şu hâlde, satılması sahih olur.

Yolun hibe edilmesi de sahîh olur. Tatârhâniyye'de denmiştir ki: Yol, üç çeşittir: Birincisi; en büyük yola (tarik-i a'zam'a) ulaşan yol­dur. İkincisi; ilerisi, çıkmaz sokağa ulaşan yoldur. Üçüncüsü de; insa­nın kendi mülkündeki özel yolu (tarîk-i hâss) dur, İmdi, insanın mül­künde olan özel yol, zikretmeksizin, nass cihetiyle veya hukuku zik­retmekle yâhûd merâfıkı (evin iç ve dış müştemilâtını) zikretmekle satışda dâhil olmaz. Diğer iki yol, satışda zikretmeksizin dâhil olur­lar.                                                                                        .
Sel akan yerin (jnesîlin) [64] satılması ve hibe edilmesi sahih ol­maz. Çünkü, bu meçhuldür. Zîrâ, orada suyun ne kadar yer kaplayaca­ğı bilinmez.
Arza tebâiyetle geçme (mürur) hakkının [65] satılması bi'1-icmâ sahilidir Arza tebaiyetsiz, yalnız satılması ise, bir rivayette sahîhdir. O da, İbn Semâa' (Rh.A.) nın rivayetidir. Ziyâdât'ın rivayetinde caiz ol­maz. Ebû'I-Leys (Rh.A.), bunu hukûkdan bir hak olmakla sahîh gör­müştür. Hukukun, ayrı olarak satılması ise, caiz olmaz. Keza şirb hak­kının satılması da, arza tebâiyetle sahîhdif. Yalnız satılması da, bir rivayette sahîhdir. O da, Beî'h Meşâyihinin seçtikleri rivayettir. Çünkü şirb hakkı,- sudan nasib almaktır. Diğer bir rivayette, sahih değildir.

Buhara. Şeyhlerinin seçtikleri ile budur. «Bilmemezlik bulunduğu için sahîh olmaz.» demişlerdir.

Tesbîl (sebil yapma hakkı) hakkının satılması ve hîbe edilmesi de

sahîh olmaz. Çünkü' tesbîl hakkı, eğer sath üzerinde olursa teallî hakkı olur. Teallî hakkının satılması bâtıl olduğu daha önce geçti. Eğer tes­bîl hakkı yerde olursa, yerinin biünmemesiyle meçhul olur. İki rivayetin birine göre, geçme (rnurûr) hakkı ile teallî hakkı arasındaki farkın vcehi şudur: Tealiî hakkı, b&kî kalmaz bir aıyn'a bağlı olur. O da bina­dır. Şu hâlde o, menfaatlere benzer. Geçme hakkı ise, baki kalan bir ayn'a bağlı olur. O da, arzdır. İmdi o, a'yâna benzer.
Nîrûza kadar, diye satmak sahîh değildir. Nirûz, Nevruzun [66] muarrebidir. Bu da, İlkbahar'm ilk günüdür.    .
Mihrecâıı'a [67] kadar, diye satmak da- sahih delildir. O da, Son­bahar mevsimidir. Caiz olmamasına seheb: Çünkü, Sultânın Nirûzu ile dehâkînin [68] Nîrûssu arasında ve Mecûsilerin Nînızu arasında fark vardır. Kifâye'de de böyle denmiştir.

Yine, Hıristiyanların orucuna veya Yahudilerin fıtrına kadar, di­ye satmak da caiz olmaz. Yâni, şayet Nasârânın orucunun ve Yahudi­lerin fıtrinin belli gününü satıcı ve müşteri bilmezlerse, müddet bi­linmediği için satış caiz olmaz. Bilirlerse, caizdir.

Hıristiyanlar oruçlarına başladıkdan sonra (ıtırlarına kadar, di­ye satmak, zikredilenin aksinedir, ki bu satış sahih olur. Çünkü onun müddeti, Temurtâşî' (Rh.A.) nin dediğine göre, belli günler olup, elli günden ibarettir.

Hacılar gelinceye veya hasada kadar, diye satmak da caiz olmaz. Hasâd, (hâ) nın fetihiyle ve kesriyle ekinin biçilmesidir. Harmana ka­dar (yâni hayvanların harmanda ekini çiğnemelerine kadar), bağ bo­zumuna kadar-yâni hurmanın ve üzümün kesilmesine kadar ve yine koyun kırkımına (yününün kesilmesine) kadar, diye satmak da caiz olmaz. Caiz olmamasına sebeb: Çünkü bunlar ba'zan önce gelir, ba'zan da gecikir. Bu zikredilen vakitlere kadar kefü olunur. Çünkü az bil-memezlik (cehalet), kefalette muhtemeldir. Bu bilnıemezlik (cehalet) azdır. Çünkü Sahabe  —Allah onların hepsinden razı okun—  bunun, satışın caiz olmasını men edip etmediğinde ihtilâf etmişlerdir.

Eğer hulul etmezden önce eceli (müddeti) düşürürce, satış sahih olur. Çünkü, mukarrer olmazdan Önce müfsid ortadan kalkmıştır. E-ger mutlak olarak satıp ondan sonra bu vakitlere kadar semeni erteler­se, satış sahih olur. Çünkü bu te'cil, borcun ertelenmesidir. Borçlarda ise, bilmemezlik muhtemeldir.

Akdin gerektirmediği şart ile de satış sahih olmaz. Halbuki onda, satıcı ve müşterinin ikisinden birine fayda vardır. Ya da satılan şey için onun müstehık olduğu bir fayda vardır. Yâni satılan şey insan ol­makla sabit bir hak olursa (Meselâ; bir köleyi, müşteri mülkünden çıkar­mamak şartiyle satmak gibi veya bir cariyeyi çocuk doğurtmamak şar-tiyle veya mükâteb veya müdebber eylememek şartiyle satmak gibi) bunlarjn her biri satışı ifsâd eder. Bu zikredilen şartlar ile satışın fâ-sid olmasına sebeb şudur: Çünkü iki müteâkid (yâni satıcı ve müşte­ri) satılan şey ile semen arasında mukabele kasd etseler, şart ivazdan hâlî kalır ve onda satış, şart ile vâcib olur. Muâveze akdi ile ivazdan hâlî olan hak edilmiş fazlalık ribâ olur. Ve ribâ şart olan her akd; fâsid akid olur. Meselâ satıcının, giyeceği ve diktirip kaftan yapmak şartiy­le satması gibi. İmdi bu, akdin gerektirmediği bir şarttır. Bunda satıcı ve müşterinin ikisinden birine fayda vardır. Ya da, satılan deriyi ayak­kabı yapmak şartiyle satmak gibi. Ya da, ayakkabı (veya nalın) üze­rine tasma yapmak şartiyle satmak gibi. Şirâk: Ayağın sırtı' üzerine gelen, deriden yapılmış sının (seyr) dır. Muğrib'ül-Lûğa'da böyle zik­redilmiştir. Ayaikkabıda satış, istihsânen sahîiıdir. Çünkü, bu hususta teamül vardır. İmdi giyeceğin boyanması gibi olur. Ya da, satıcının; satılan şeyi —ki o mebî' köledir— bir ay kullanmak şartiyle satması gibi. Bu, akdin gerektirmediği şartın benzeridir, ki bunda satıcı için fayda vardır. Bir ay demesine sebeb, daha önce geçen, şu şeyden dola­yıdır: Muhayyerlik şayet üç gün olsa, onda hizmet ettirmek şartı caiz olurdu.
Ya da, müşteri satılanı (mebî'i) müdebber veya mükâteb eylemek veya çocuk doğurtmak veya gerek erkek köle (abd) olsun ve gerekse câriye (eme) olsun kınm mülkünden çıkarmamak şartiyle satması caiz değildir. Bu misâl, akdin gerektirmediği şarta ve kendisinde satılan şey için fayda olduğuna misâldir, ki satılan şey o faydaya müstehık olur. Çünkü kınn'a, elden ele geçmesi (tedavülü) [69] hoş gelir. Bu durumda, ivazdan hâlî faizlalık bulunup satış fâsid olur.

Musannif mezkûr asla şu fer'i eklemiştir: Binâenaleyh satış, ak-din iktizâ ettiği şartla sahih olur. Mesela, satılan şey müşterinin mül­kü olmak şartiyle satmak gibi. Ya da, akdin iktizâ etmediği ve kendi­sinde biline fayda bulunmayan şartla satmak gibi. Meselâ, sattığı hay­vanı müşterinin satmaması partiyle satmak gibi. çünkü hayvan, fay­da için ehil değildir.

Müslümanın, Zimmîye içkinin ve domuzun satılmasını ve satın alınmasını emretmesi caizdir. İhramda olan kimsenin, kendisinden baş­ka kimseye kendi avını satmasını emretmesi de caizdir. İmâmeyn, (Rh. Aleyhimâ), «Caiz olmaz.» demişlerdir. Çünkü müvekkil kendisi satma­ya velî olamaz. Şu hâlde, başkasını velî edemez. Meselâ; Müslümanm, bir Mecûsîyi, bir Mecûsi kadını tezvîc için vekil etmesi caiz olmadığı gi­bi. Çünkü vekil için sabit olan şey, müvekkile intikâl edip sanki o ken­disi yapmış gibi olur.
İ 111x1111 A'zanV (Rh.A.) m delili şudur: Bu bâbda mu'teber olan iki ehliyettir. Biri vekilin ehliyetidir, ki emredildiği şeyde tasarruf ehli­yetidir. Bu tasarrulda, Nasmnî için ehliyet vardır, iki ehliyetten biri de, müvekkilin ehliyetidir. O da, müvekkil için hükmün sübûtunun ehliyetidir. Akd için hüküm yönünden melzûmun, lâzımdan ayrılması lazım gelmesin diye müvekkil için bu ehliyet vardır.
Görülmez mi ki, Müslüman için jırfrâs yoluyla içkinin (hamım) mülkü sabit olur. Yâni,- Nasrânî olan murisi Müslüman olup öldükde, içki ve domuzunu bıraksa ve yine Müşlümanın, Nasrânî olan me'zûn .kölesi, şâjyet içki ve domuz satın alsa, o içkide mülk Müslüman efendi için itUfâkan sabit olur. İki ehliyet sabit olunca akd, İslâm sebebiyle mümteni' olmaz.,Çünkü tslâm celbeder, defetmez. Bundan sonra, mü-vekkelün bih (mal) eğer şarâb ise, onu sirke yapar. Eğer domuz ise, ormana salıverir. Fukahâ', «Bu vekâlet, en şiddetli kerahetle mekruh­tur.» demişlerdir. [70]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler