Murabaha,  Tevliye Ve Vadîa Babı


Birincisi, yâni murabaha:  [87]  Mâlik olduğu şeyi salmaktır.

Musannif; «Gasbedilen mal, gâsıbın elinde zayi olup, kıymetini ödedikden sonra, gâsıto o zâyî olan -malı buldukdaf gâsıbın o malı — her ne kadar onda satın alma .yok ise de — ödediği şey üzere mu-râbahaten ve tevliyet en satması caiz olduğunu kapsasın diye «Satın alman şeyi (müşterâyı) satmaktır.» demiştir.

Murabaha: Mâlikin kendisine kaça mâl olduysa, onun misliyle sat maşıdır. Musannif; «Birinci semen ile» dememiştir, Çünkü mâlikin müşteri olan kimseden aldığı semen, müşterinin birinci semeni değil­dir. Belki, birinci semenin mislidir. Musannif; «Kendisine kaça mâl olduysa, onun misli ile. satmasıdır.» demiştir. Çünkü, ileride gelecektir ki, mâlikin semene çamaşırcının (kassâr'm) ücretini ve benzerini ek­lemesi caizdir. O mâlik; «Bana şu kadara mâl oldu.» der. Bundan do­layı musannif; «Kendisine kaça imâl olduysa, onun misli ile.» demiş­tir.

Her ne kadar fazlalık, sattığı şeyin cinsinden olmasa da, mâlikin üzerine kâim olandan fazlası ile satmaktır.

İkincisi, yâni tevliye, mâlik olduğu şeyi, kendine mâl olan fiyatla, /.i yâ d esiz satmaktır.
Üçüncüsü, yâni vadîa; mâlikin, kendine mâl olduğu Hattan daha aza satmasıdır. Bu zikredilen üç nevi satışın şartı; murâbalıa ve ben­zeri ile sattığı malı birinci müşterinin satıcıdan mevzûnât   (tartılabilen şeyler), mekîlât (ölçülebilen şeyler) ve adedivyût-i müteknribe'-den [88] inişli olan şeyle satın almasıdır.
Ya da müşteri için memlûk, birinci satıcıdan memlûk olan şeyle satın alınmasıdır. Halbuki ribh, ma'lûm olan inişli [89] dir. Yâni zikre­dilen bu satışlar, ancaik satıcının sabıkan satın aldığı mebî'in ivazı, kıyemî [90] olursa sahih olmaz. Çünkü satın aldığı mebî'in dayanağı, hıyanetten ve hıyanet şüphesinden sakınmak üzeredir, Kıyemiyâtta hı­yanetten sakınmak mümkün olursa, hıyanetin şübhesinden sakınmak mümkün olmaz. Çünkü müşteri o malı ancak ona verdiği kıymetle sa­tın alır. Zîrâ, o mala verdiği semenin aynını vermek mümkün değil­dir. Müşteri ona mâlik değildir. O aynın mislini de vermek mümkün değildir. Çünkü maksâd, onun yokluğudur. İmdi biz'zarûre kıymet belli olur. Halbuki o kıymet, bilinmemektedir. Müşteri kıymeti zanla ve tahminle ibilir. Bu takdirde onda hıyanet şübhesi hâsıl olur. Ancak müşteri sebeblerden bir sebeble, yâni satın almak ve benzeri ile birin­ci satıcıdan o bedele mürâibahaten mâlik olan kimse olursa, «übhe hâsıl olmaz. Bu suretle, o kimse belli bir kârla (ma'lûm ribh) dirhemler mu­kabilinde yâıhûd ölçülen (mekîl) veya tartılan (mevzun) ve nitelenen (mevsûf) şeylerden 'bir şeyle onu satın alır. Çünkü üzerine aldığını ifâya muktedirdir. Amma onu, ondabir kazançla satın alsa, bu satın alma caiz olmaz. Çünkü semıâye ve onun kıymetinin bir kısmı ile sa­tın almıştır. Çünkü onun kıymetinin bir kısmı zevât'ül-emsâlden değil­dir. İmdi satıcı malı, o kıyemî semenle satmış olur. Meselâ giysi gibi M, giysinin onbir cüzüne kâfi gelir, ama onbirincl cüz ancak kıymetle bilinir. Halbuki o kıymet meçhuldür. Şu hâlde caiz olmaz.
Satıcının, çamaşırcı ücretini satılan şeye eklemesi caizdir. Sabğ (boyamak) fetha ile masdardır. Kesre ile sıbğ ise, boyadır. Boya ücre­tini; tırâz, yâni «Giyeceğin çizgisi» için verdiği ücreti, bükme ücreti­ni, yükün kirasını ve satılan şeyin (mebî'in) yiyecek ve giyecek ücre­tini, davarı sürme ücretini ve satılan şeyin akdinde simsarın şart kı­lınan ücretini eklemesi caizdir. Zîrâ simsarın  [91] ücreti, eğer akde meşrut ise eklenir. Meşrut değil ise, tnıeşâyihin (bilginlerin) çoğu ek­lenmemesini kabul etmişlerdir.  Dellâl'm   [92]   ycreti bunun aksinedir.

Çünkü dellâlın ücreti ittifakla, satılan şeye eklenmez. Bunlar satılan şeyin semenine eklenir. Semenine eklenmesine sebeb; çünkü semen satılan şeyin aynında ziyâde olur. Boyamak ve .benzerleri gibi. Ya da, yükleyip götürmek ve sevk etmek gibi kıymetinde ziyâde olur. Çünkü kıymet, yerin değişmesiyle değişir. İmdi, onun ücreti sermâyeye ka­tılır. Eğer müşteri, bükmek ve 'benzerleri gibi şeyleri kendi eliyle yapar­sa, eklenmez. Kısacası, satılan şeyi veya kıymetini arttıran her şey ek­lenir, Eğer satılan şeyde veya kıymetinde ziyâde olmazsa eklenmez. Zeylaî (Rh.A.) de böyle demiştir.

Satıcı mala, tabibin ücretini ckleyemcz. Çünkü bu, aynda ve kıy­metinde bir şey ziyâde etmez. Muallimin ücretini de satılan şeye «kleyemez. Çünkü muallimin ücreti, satılan şeyin maliyetine bir şey ekle­mez. Zîrâ öğrenme, satılan şeyin zihninde hâsıl olmuş ve onu meş­gul etmiştir. Olsa olsa, öğretmek şart edilebilir. Bu ise, zam için yet­mez.

Dellâlın ve çobanın ücretleri ile satıcının kendi nafakası, satılan şeye eklenmez. Çünkü bunlar satılan şeyde bir şey artırmaz. Meşrut olan simsarın ücreti ve mebfin nafakası bunun aksinedir. Nitekim, yukar­da geçti. Kaçak köleyi tutup getirene verilen ücret (cu'l) ve satılan şeyi içinde koruduğu evin kirası da eklenmez. Çünkü bu ikisi bir şey artırmaz. Mebî'in kirası bunun aksinedir. Zîrâ, mebî'in kıymetinde ar­tış ifâde ettiği için bu eklenir. Satıcı, satış vaktinde ve eklenmesi caiz olanı eklediği vakitte; «Bana bu kadara mâl oldu.» der. Yalandan sa­kınmak için, «Bu miktara satın aldım.» demez.

Satıcı murabahada hıyanet etse; yâni, delil veya ikrarı yahu d ik­rardan dönmekle hıyaneti 'meydana çıksa, müşteri, İmâm A'zam' (Rh. A.) a göre, muhayyer kılınır. Dilerse satılan şeyi semeni ile alır veya geri verir. Eğer satıcının hıyaneti tevliyede zahir olursa, semenden aşağı düşer. Zîrâ tevliyede semenden aşağı düşmezse, tevliye kalmaz. Çünkü, birinci sekmen üzere ziyâde olur. Bu takdirde murabaha olur ve tasarruf bununla değişmiş olur. Murabahada aşağı düşmezse, hâli üze­re kalır. Her ne kadar kâr ve kazanç (ribh) müşterinin zannettiği şey­den fazla ise de, tasarruf değişmez. Rızâ ortadan kalkmakla muhay­yerlik de sabit olur. Şayet müşteri murâibahada satılan şeyi geri ver­mezden önce helak olsa veya müşteri satılan şeyi (mebî'i) helak etse veya müşteriye geri vermeye, bir engel meydana çıksa, müşteriye semen-i müsemmâ {konan fiyat) nın hepsi lâzım gelir ve muhayyerli­ği de düşer Çünkü, sâdece ihbardır. Semenden bir şeye karşılık olmaz. Görme ve şart muhayyerliği gibi. Kusur muhayyerliği, bunun aksine­dir. Çünkü müşteri için kusur muhayyerliğinden hak edilmiş olan, yok olan cüzdür. Teslim etmekden âciz kaldıkda, o yok olan cüz'e kar­şılık olan şey düşer.

Satıcı, mebî'i kârla sat tıkılan sonra ikinci kez onu satın alsa, eğer müşteri murâbahaten satış isterse, o satışdan önce olan kârın hepsi çıkarılır. Eğer kâr semeni kaplarsa, kârla satmaz. Bunun sureti şudur: Bir kimse, bir giyeceği yirmi akçaya saUn alıp ondan sonra kârla onu otuz akçaya satsa; sonra onu yirmi akçaya satın alsa, o satıcı, o giysi­yi kârla on akçaya satar. Bu giysi, bana on akçaya mâl oldu, der. Şa­yet yirmi akçaya satın alıp kâr.la 'kırk akçaya satsa, bundan sonra o giysiyi yirmi akçaya satın alsa, onu asla kârla satamaz. Çünkü birinci kârın, ikinci aıkd ile hâsıl olması şübhesi sabittir. Zîrâ birinci kâr yok olmak üaere iken kusura'vâkıf olmakla, birinci kâr (ribh), İkinci akd ile kuvvet bulmuştur. Murabahanın satışında şübhe ihtiyaten hakikat gibidir,. Birinci satıcı murâbahaten müşterinin müşterisinden satın almakla üçüncü şahıs araya girerse, bu yukarıda geçenin aksine olur. Çünkü te'kîd başkası ile hâsıl olmuştur.
Borcu rakabesini kuşatmış olan nıe'zûn kölenin efendisi, ondan satın aldığı şeyi kârla satması caizdir. Musannifin, «Borcu rakabesini kuşatmış olan rne'zûn köle» diye kayd etmesi; köle üzerinde borç ol­masa ve efendisine bir şey satsa, sahih olmayacağı içindir. Çünkü efendisine satışdan önce, kendinin olmayan bir, şey vermiş olur. Raka-besinin veya tasarrufun mülkünü vermiş olmaz. Me'zûn kölenin sa­tın aldığı şey üzere murâbahaten satış caiz olur. Bunun sureti şudur: Bir kimsenin ticârette me'zun kölesi ıbir giyeceği on akçaya satın al­sa ve o kölenin rakabesini kuşatan borcu olsa ve o giyeceği efendisine onbeş akçaya satsa, efendi o satılan şeyi (mebî'i) murâbahaten on ak­çaya satar. Aksi de böyledir. Aksi şudur: Efendi on akçaya bir giye­cek satın alıp borçlu olan me'zûn kölesine onbeş akçaya satsa; o köle, o giyeceği murâbahaten on akçaya satar. Çünkü bu akdde, her ne ka­dar hadd-i zâtında sahih ise de, yokluk şübhesi (şübhe-i adem) vardır. Zîrâ köle kendi mülküdür. Onun elinde olan şey, kendi, hakkı olmak­tan hâli değildir. İmdi murabaha hakkında yok'i'tibâr edilir. Çünkü murabaha emânet üzerine kurulmuştur. İ'tibâr birinci satış için bakî kalır. İmdi sanki köle, birinci fasılda efendisi için on akçaya satın alıp ve ikinci fasılda efendisi için satmış gibi olur ve birinci semen mu'teberdİr. Mal sahibinin, yarını hisseyle mmlûrilû [93] ohm kimsenin ev­velâ satın aldığı şeyi murabaha ten (kârla) sa tıpası caiz olur. Mudâri-binden ikinci kez satın aldığı şeyin kârının yarısını da murabaha ile satabilir. Yâni -yarıya ortak olan 'kimsenin elinde on dirhem olsa, mu-dârib on dirheme bir giyecek satın alsa ve mal sahibine onbeş dirhe­me satsa, mal sahibi o giyeceği murabaha ten onikibuçuk dirheme sa­tabilir,. Çünikü bu satış her ne kadar bize göre kâr bulunmadığı zaman, cevazına hükmolunmuş ise de, —nitekim burada da öyledir. Çünkü kâr ancak yabancıya satıldığı zaman hâsıl olur — onda yokluk şübhe-si (şübhe-i adem) vardır. Zira, mudârib birinci satışda mal sahibinin bir bakıma vekilidir.İmdi ikinci satış, kârın yarısı hakkında yok (adem) sayılır. Kusurlu olduğunu bildirmeksizin ve dul cariyeyi kıymetini eksiltmemek şartiyle c-imâ ettikten sonra beyân ötmeden murabaha ile satmak caizdir. Yâni, bir kimse bir câriye satın alsa ve müşteri katın­da o câriye semavî bir âfet ile knsûrlansa veya müşteri o dul cariyeyi cima etse ve cima O'nun kıymetini eksiltmese, müşteri o cariyeyi kâr­la (murâbahaten) satabilir. O kusuru ve iasarrui'u açıklaması gerek­mez. Çünikü O'nun yanında, birinci semenin karşılık olduğu bir şey habsedilnıiş değildir. Zîrâ semen evsâfa karşılık olmaz. Ancak itlafla maksûd olursa karşılık olur. Nitekim daha önce defalarca geyti. Bun­dan dolayı musannif; «Gimâ, onun kıymetini eksiltmemek şartıyla.» demiştir.

Zeylaî (Rh.A,) demiştir ki: Fuikahâ'nın «Beyân etmeksizin o ca­riyeyi kârla satabilir.» sözüyle murâd; müşteri onu sağlam (kusur­suz) olarak şu mikdâr parayla satın alır da ondan sonra O'nun yanın­da, ona kusur isabet ederse, demektir. Kusurun kendisini açıklamak ise, mutlaka lâzımdır. Kusuru ve fiyatı açıklar, onu sağlam olarak al­dığını, sonra kendi yanında ikusûrlandığını beyâna hacet yoktur.

Farenin kemirdiği şeyle ateşte yanan şey gibi ki; kemirmekle ve­ya yakılmakla zayi' olan şeyin karşısına, her ne kadar kızın kızlığı (be­kâreti) gibi semenden ona bir şey karşılık olursa da, müşteri katında habs olunmaz. Kusûrlandığını beyân ederek murabaha ile satmak ca­izdir. Meselâ; kendisi cariyenin gözünü çıkarmakla. veya yabancı çı­karıp diyetini almakla, kusûrlandığım beyân eder. Çünkü bu kusur, itlafla maksûd olmuştur. Bu durumda, semenden bir şey ona karşılık olur.

Bakirenin cima edildiğini beyân etmekle murâbahaten (kârla) satmak da caiz olur. Çünkü kızlık, cariyenin vücûdundan ona semen kar­şılık olan bir cüzdür. O da, onu habs etmiştir. Giyeceğin yayılması ve dürülmesi, ile kırılması gibi. Zira kırılması, itlaf ile maksûd olmuştur.

Bir kimse, veresiye satın aldığı şeyi, beyân etmeksizin kârla (mu-râbahaten) satsa, müşterisi muhayyer bırakılır. Yâni, bin akçaya ve­resiye satın alıp, yüz akça kârla sattıkda, veresiye satın aklığını açık­lamağa, sonra müşteri öğrense, müşteri muhayyer kılınır. Dilerse ka­bul eder,, dilemezse kabul etmez. Çünkü veresiyede müddet (ecel) sa­tılan şeye (mebî'e) benzer. Hattâ müddetten dolayı satılan malın se­meninde artırma yapılır. Kazanç üzerine kurulmuş ahş-veriş (mura­baha) de şübhe hakikate (katılmıştır. İmdi, sanki satıcı iki şeyi satın alıp birisini ikisinin semenine kâr katarak satmış gibi olur. .Bu surette müşteri için, satıcının hıyanetini öğrendikde, muhayyerlik sabit olur. Şayet müşteri satıcının hıyanetini satılan şeyi (mebî'i) itlaf ettikden sonra öğrense, müşterinin, satılan şeyin semeninin hepsini ödemesi ge­rekir. O da, binyüz dirhemdir. Çünkü müddete semenden bir şey karşı­lık olamaz.

TevIİye de, zikredilen murabaha gibidir. Yâni müşteri, jnebî'i sa­tın aldığı semenin misli ile satıp açııklamasa, müşteri muhayyer kılı­nır. Çünkü tevliyede hıyanet, murabahada hıyanet .gibidir. Zîrâ tev-liye, biTinci semen üzere binadır. Şayet müşteri satıcının hıyanetini, satılan şeyi kullanıp tükettikten sonra öğrense, müşterinin peşin bin dirhem ödemesi gerekir. Nitekim sebebi daha önce geçti ki, müddete (ecel) semenden bir şey karşılık olamaz.
Bir kimse, bir adama, kendisine mâl olan fiyatla tevliyeten sat­sa ve müşterisi ona inal olan nıikdâıı bilmese, semen bilinmediği için satış fâsid olur. Eğer müşteri satış meclisinde satıcıya kaça mâl oldu­ğunu bilirse, yerleşmeden müfsld ortadan, kalktığı için satış (bey*) saihîh olur. Müşteri muhayyer kılınır. Dilerse kabul eder, dilerse geri verir. Çünfkü mâl olan milkdârı bilmediği için,'bilmezden önce rızâ ta­mâm olmaz ve görme muhayyerliğinde (hıyâr-ı ru'yette) muhayyer olduğu gibi, burada da muhayyer bırakılır. [94]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler