Fâsid Şart İle Bâtıl Olan Ve Şarta Bağlanması Sahîh Olmayan Şeyler :

Burada iki asıl vardır. Birincisi şudur: Malı, mal ile mübadele olan her şey fâsid şartlar İle fâsid olur. Zîrâ fâsid şartlar, ribâ bâbın-dandır. Rİbâ, mâlî değiş-tokuşlardadır. Diğer değiş-tokuşlarla tebcrru-larda ribâ yoktur. Zîrâ ribâ, ivazdan hâlî olan fazlalıktır. Fâsid şart­ların hakikati, daha önce geçtiği veehle akdin gerektirmediği ve akde uygun olmayan şeyin ziyâde edilmesidir, ki o şartlarda ivazdan hâlî fazlalık olur. O da, ribâdır. Bü, mâlî olmayan değiş-toku şiarda tasav­vur olunmaz. Nikâh, rnal üzerine talâk ve hull' gibi muâvazât (değiş-tokuş) böyledir. Teberruâtta dahî tasavvur olunmaz. Meselâ, hibe gibi. Belki şart fâsid, tasarruf sahih olur.

Asim İkincisi şudur: Hâlis şarta ta'lîk, temlîkâtta caiz olmaz. Zî­râ, kumar kabil indendir. Kendisiyle yemîn edilen hâlis ıskat kabilin­den olan şeyin, mutlaka ta'lîki caiz olur, bu da talâk ve ıtâk gibidir.

Itlâkât ve velâyât kabilinden olan şeylerin uygun olan şarta taJ-liklan caizdir. Keza tahrîzât' (teşvikler) da zikredilen-gibidir. Resû-lüllah (S.A.V.) şöyle buyurmuştur:
«Her kim bir kimseyi öldürürse selebi [8] onundur.» Fâsid şarta ta'lîkı bâtıl olan şeyler ondörttür.

Birincisi, satıştır. Bunun açıklaması, fâsid satışdâ zikredilmiştir. İkincisi: satışa izin vermek (icazet) tir. Zîrâ satışa izin vermek de sa­tış gibidir. Hattâ «Bir kimse fülân semende ziyâde ederse, ben satışa izni verdim.» derse izin (icazet) bâtıl olur.

Üçüncüsü kısmet, dördüncüsü icâredir. Çünkü kısmette mübadele ma'nâsı vardır, icârede ise, menfaat ve ücreti temlik ma'nâsı vardıf. Beşincisi,  ric'attır.  Zira  ric'at,   nikâh mülkünü  dâim kılmaktır. İmdi mülkün başlangıcı ile mu'teber olur ve şarta ta'lîkı caiz olmaz. Altıncısı, maldan, malla sulhdur. İmdi malı, malla değiş-tokuş olur. Bu takdirde, satışdır.

Yedincisi, borçdan kurtarmak (ibra) dır. Kurtarmak (ibra) bir bakımdan temliktir. Hattâ geri vermekle dönülmüş olur. Her ne ka­dar onda düşürmek (ıskat) ma'nâsı var ise de, temlikât ile mu'teber olur. Ancak borçdan ibrayı vâki şarta bağlamışsa, iş değişir. Hattâ borçlusuna; «Malı bana ver.» dese, borçlu (medyun) dahî; «Ben, malı senin ortağına verdim.» dese, müddeî de; «Eğer verdin ise, seni bırak­tım.» dese, halbuki ortağına vermiş olsa, berâet sahîh olur. Çünkü bu, berâeti mevcûd bir şarta ta'lîkdır. Ustuıîşniyye'de tle Iıöyle denilmiş­tir.

Sekizincisi, vekilin azlidir. Dokuzuncusu, i'tikâfdır. Zîrâ bunların ikisi de, kendisi ile yemîn edilen şeylerden değildir. Şu hâlde, şarta ta'lîkleri caiz değildir.

Onuncusu, müzâraa; onbirincisi, muameledir. Çünkü bunlar icâ-redir. Bunları caiz gören kimse, ancak icâre i'tibâriyle caiz görmüş­tür. Şu hâlde ikisi de malı, mal ile değiş-tokuş (muâveze) durlar ve şartla fâsid olurlar.

Onikincisi ikrardır. Zîrâ ikrar, doğruluk ile yalan arasında cereyan eden ihbardır. İmdi, yalan olursa, şart bulunmadığı için doğruluk (sıdk) olmaz. Aksi de, böyledir. Ta'lîk, ancak îcâbda olur. Tâ ki şart bulun­madan önce vâkî' olmadığı anlaşılsın.

Onüçüncüsü, vakftır. Vakfda menfaati temlîtk vardır. Ondördün-cüsü, tahkimdir. Tahkim (Hakem ta'yîn etmek) sûreten tevliyettir ve ma'nen sulhdur. Zîrâ, buna ancak aralarında husûmet kesilmek için iki tarafın razı olmalariyle müracaat olunur. Tahkim, sulh olması i'ti-bâciyle ta'lîkı ve ta'Hka izafeti sahîh olmaz. Tevliyet olması .i'tibâriyle, sahîh olur. Şu hâlde, şütahe ile tahkim sahîh olmaz.

Şu yirmialtı şey fâsid şart İle bâtıl olmazlar:

Karz, hîbe, sadaka, nikâh, talâk, hul', ıtik, rehin, îsâ, vasiyyet, or­taklık (şirket), mudârebe, kaza, imaret, kefalet, havale, vekâlet, ikâîe ve kitabet. Bu ondokuz şey, fâsid şart ile bâtıl olmaz. (Geri kalan yedi­si-aşağıda gelecektir.)

Ancak, fesâd akdin sulbünde   (temelinde)  olursa, bâtıl olur. Bir şeyin sulbü, onu meydana getiren malzemedir. Satışın mevcûd olması, iki ivazladır. İki ivazın birinde olan her fesâd, akdin sulbünde fe­sâd olur.

Zeylaî (Rh.A.) der ki: Kitabet ancak, şart akdin sulbünde dâhil olmadığı zaman, müfsid şart ile îâsid olmaz. Meselâ, köleyi şehirden çıkmamak şartiyle veya fülân ile iş yapmamak şartiyle mükâteb et­mek gibi. Zira bu şartla kitabet sahih olup, şart bâtıl olur. Amma şart, akdin sulbünde dâhil olsa —meselâ Müslümanın, köleyi şarâba veya domuza karşılık kitabet etmesi gibi — bu şart ile kitabet fâsid olur. Böyle olmasına sebeb; çünkü kitabet bir bakımdan satmaya benzer. Şöyle ki, köle, etendi hakkında maldır, bir bakımdan da nikâha ben­zer. Zîrâ; kendisi hakkında mal değildir. İmdi biz, iki benzerlikle amel ettik. Satışa benzediği için müfsid şart, akdin sulbünde olursa satış fâsid olur. Nikâha benzediği için ziyâde olan şartla bâtıl olmaz.

Ben derim ki: Bununla ma'lûm olur ki, Usturîşniyye ile İmâdiy-ye'de evvelâ; «Kitabeti, şarta bağlamak caiz değildir. Kitabet, fâsid şartla bâtıl olur.» sözü; fesadın, akdin sulbünde olmasma mebnidir. İkinci olarak; «Kitabet, müteâref ve müteâref olmayan bir şartla sa-hîh ve şart bâtıl olur.» demeleri; şartın ziyâde olmasına, onunla birlikte akdin sulbünde fesâd bulunmadığına mebnîdir. Bundan dolayı, şartı birincide fâsid ile kayd etmiş; ikincide etmemiştir. Binâenaleyh, ba'zı laf ©belerinin; «Bu söz, ıtlâkı üzere tamâm değildir.» sözlerinin ma'nâ-sı yoktur. Zîrâ efendi, kölesini şehirden çıkmamak şartiyle mükâteb etse; kitabet sahîh olup, şart bâtıl olur. Bu surette, şartın fesâdiyle ki­tabet bâtıl olmamıştır.

Fâsid şart ile bâtıl olmayandan biri de, ticârette köleye izin ver­mektir. Meselâ; efendi, kölesine bir ay veya bir yıl veya bunların ben­zeri müddet şartiyle izin verir. Biri de; çocuğu iddiadır. Meselâ, efen­di cariyesine; «Bıı câriye gebe ise, çocuk bendendir.» demesidir. Biri de; kasden adam öldürmekten sulh olmaktır. Keza, bundan ibra da öy­ledir.

Ulemâ; sulh ile yetinerek bundan bahsetmemişlerdir. Çünkü, iki­si arasında çok fark yoktur. Zîrâ maktulün velîsi, kasden öldürene (kaatile); meselâ; «Bu şehirde oturmaman şartiyle zimmetini ibra et­tim.» der veya o şehirde oturmaması şartiyle sulh olursa, ibra ve sulh sahîh olur, şart mu'teber olmaz.

Kısas gerektiren yaradan sulh — çünkü sulh, hatâen öldürmek­ten veya diyet (erş) gerektiren yaradan olursa, birinci kısımdan olur — ve gasb suçundan sulh, yâni mağsûb suçundan sulh ve yine emânetin (vedîa'nm.)  ve ariyetin suçundan  sulh,  yâni mezkûr surette sulhun mûcibâtmı bir adam Ödese ve onda kefaret veya havale şart eylese, bu sulh sahîh olur, şart-bâtıldır.

Biri de, zimmet akdidir. İmâm, bir beldeyi ieth edip ve halkını orada mülkleri üzere bırakıp ve onlar imâmla beraber zimmet akdin­de, ihanet yoluyla cizye vermemeyi şart eyleseler —nitekim, bu meş­rudur — akd sahih, şart bâtıldır.

Biri de, kusur (ayb) ve şart muhayyerliği ile geri vermektir. Me­selâ müşteri; «Bu kusurlu elbiseyi sana bugün geri vermezsem, kusu­runa razı olmuşumdur.» der. Keza, şart muhayyerliği ile geri vermek de böyledir. Meselâ; «Ben muhayyerliğimi yarınki gün ibtâl ettim.» der. Halbuki onun muhayyerliği yarınki günden fazladır. Bu surette, onun için kusur nedeniyle ve şart muhayyerliği ile geri vermek sahîh, şart bâtıl olur.

Biri de, kadının azlidir. Meselâ Sultan, kadıya; «Sana mektubum ulaştığı zaman, ma'zûlsün (işinden alınmışsın).» der. Ba'zı âlimler; «Şart sahîhdir ve kâdî da azledilmiş olur.» demişlerdir. Ba'zılan da; «Şart sahih olmaz, kâdî da azledilmiş olmaz.» demişlerdir. Fetva bu­rumladır. İmâdiyye ile Usturîşniyye'de böyle zikredilmiştir.

Bu tasarrufâtın, fâsid şart ile bâtıl olmamasına sebeb şudur; Çün­kü bu tasarruflar, ya mâlî olmayan değiş-tokuşlar (muâvezât) dandır, Ya da, teberruâttan yâhûd ıskatlardandır.

Geleceğe (müstakbele) izafesi sahîh olan şey, ondörtdüv.

Bunlardan ikisi; icâre ve onun feshidir. Meselâ, ay başı geldiği za­man, şu evi sana, şu kadar akçaya icar ettim, demek gibi. Bu, bize gö­re caiz olur. Keza, ayın başı g-eldiikde icâreyi fesh ederiz, demek gibi. tcârenin, geleceğe izafesinin sahîh olması; menfaatlerin temliki oldu­ğu içindir. Bunların vücûdu fi'l-hâl tasavvur olunamaz. Binâenaleyh biz-zarûre, muzâf olurlar. Bizim âlimlerimizin; «İcâre, yeni yeni mey­dana gelmesine batkaraık saat be saat (tedricen) mün'akid olur.» söz­lerinin ma'nâsı budur. Feshin izafesine gelince; o da, icâreye kıyâs edi­lir ve feshi, muzâfen caiz olur. Nitekim satışın feshi, ikâle olup satışla mıı'teber olduğu gibi. Hattâ feshin şarta bağlanması ve zamana izafe­si satış gibi, caiz olmaz.
Ben derim ki; «El-Fusûleyn» ile diğer mu1 teber kitablarda bu iba­re, burada olduğu gibi, icârenin feshi icâreye katılarak zikredilmiştir. Bunun vechi, zikredilen şeydir. Bundan sonra «Fusûleyn» de bunun muhalifi nakledilmiş ve şöyle denilmiştir: Kâdî Zahirüd'dm' (Rh.A.) in «Fetâvâ» smda zikredilmiştir ki;  bir kimse;  «Ben, sana bu evimi her ayın başında şu miktara kiraladım.» dese, Ulemânın kavilerine gö­re, caiz olur. Eğer ayın başı geldikde, «Seninle olan icâremi fesh et­tim.» dese, icmâen sahîh olmaz. Muhît sahibinin Fevâid'inde de böyle zikredilmiştir.

Eğer «Senin icâreni yarınki gün fesh ettim.» dese, nıuzâf olan fesh sahih olur mu, olmaz mı? Bu hususta rivayet yoktur ve Meşâyih ihti­lâf etmişlerdir. Zahîru'ddîn (Rh.A.), sahîh olmamasını seçmiştir. İki sözün arasında karşıtlık ve çelişme olduğu besbellidir. îmdi gerisini sen düşün!

Gelecek zamana izafesi sahih olan şeylerden iki tanesi de, müzâ-raa ve muameledir. Çünkî* bunlar, icâredir. Hattâ onları caiz görenler, ancak icâre yoluyla caiz görmekte ve her ikisinde icârenin şartlarına riâyet etmektedirler.

İki tanesi de, mudârebe ve vekâlettir. Çünkü bunlar, ıtlâkât ve ıs­katlar kabüindendir. Zîrâ, mudâriıb ile vekilin akitten ve mâlikle mü­vekkilin malında tevkilden önce mâlikin hakkı olmak üzere mevkuf idi. İmdi mâlik, aikd ve tevkil ile o hakkı düşürdü. Bu, iskât olur ve ta'lîkı kabul eder.

Gelecek zamana izafesi sahîh olan şeylerden biri de, kefalettir. Çünkü kefalet, iltizâmât kabîündendir. İmdi zamana izafeti ve uygun olan şarta ta'lîkı caiz olur. Nitekim, yerinde anlatılmıştır. Vekâlet, bunun aksinedir. Şöyle ki, mutlak olarak onun şarta bağlanması caiz olur.

Biri de, îsâ, yâni bir şahsı vasi kılmaktır. Meselâ; «Ölürsem, terk ettiğim şeye vasî ol!» demek gibi.

Biri de, malla vaslyyettir. Meselâ; «Ölürsem, malımın üçtebiri fü-lân kimse içindir.» demek gibi. Zîrâ bu iki şey, ancak ölümden sonra fayda verirler. Şu hâlde, ikisinin de ta'lîkleri ve izafetleri caiz olur.

Bunlardan ilki tanesi de, kaza ve imarettir. Bunlar, tevliyet ve tef-viz-i mahzdır. İmdi bunların izafetleri caizdir.

JÜki tanesi de, talak ve ıtâktır. Bunlar, ıtlâkât ve ıskâtât kabîlin-dendir. Bu, açıktır.

Biri de, vakftır. Zîrâ bunun, ölümden sonraya ta'lîkı caizdir.
Geleceğe (müstakbele) izafesi sahîh olmayanlar ise on şeydir: Bun­lar; satış ve onun îcâresi ve feshi, kısmet, ortaklık (şirket), hîbe, ni­kâh, ric'at, maldan sulh ve boiçdan ibradır. Çünkü bunlar, temlikler­dir. Şu hâlde, bunların zamana izafesi caiz olmaz. Nitekim, şarta ta'­lîkleri de caiz değildir. Çünkü bunda, kumar ma'nâsı vardır. [9]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler