Şufa Bölümü

Musannif, çeşitleri ile satışın beyânını bitirince, satış üzerine te-rettüb eden şeyin beyânına başladı. Şuf anın burada zikredilmesi, kita­bın sonlarına ertelemekden daha güzeldir. Nitekim, diğer kitapların son­larında zikredilmiştir.
Şuf'a, lügat yönünden   (şef) dendir. Şef, eklemek ve katmak (zam) ma'nâsına gelir. [18] Şuf'a denmesine sebeb; satın alman mülk, şefî'in (yâni, öncelikle satın alma hakkı olan kimsenin) mülkü­ne eklendiği ve katıldığı içindir.

Şer*an; akarı temellük etmektir. Akar ise, day'adır; yâni arazîdir. Bata âlimler; «Esâsı olan hâne ve arazîdir.» demişlerdir. Muğrib'ul-Lûğâ'da böyle zikredilmiştir.
Yine şuf'a; üst kat (ulv) [19] gibi, akar hükmünde olan şeyin temeliüküdür. Kâfî'de denmiştir ki: Ulv, şuf'aya müstehak olunur ve her ne kadar aşağı katta yolu olmasa da, ulv iîe aşağı katta şuf'aya müs-. tehzk olunur. Zîrâ ulv, karâr ve sabit olma hakkı dolayısiyle akara ka­tılmıştır.

Yine şuf'a, müşterisine kaça mâl olduysa, o kadara zorla temellük etmektir.
Şuf'a, mebî'in (satıcının muhayyerliğinden hâli) sahih bey' İle satılmasından sonra, satılık şeyin kendisinde ortak (nefs-i mebî'de şe­rik) olan kimse için sabit olur. [20] Sonra, malı teslim etmekle ortak olan kimseye, satm aldığı mal hakkında özel su hissesi (şirb-i hâss) ve özel yol (tarîk-i hâs) gibi hak sabit olur.

Su ve yolun özelliklerinin ma'nâsi; sulamanın, içinde gemiler yüz­meyen nehirden; ve yolun da çıkmaz yol olmasıdır. Malı teslim ettik­ten sonra şuf'a hakkı, bitişik komşuya (câr-ı mülâsık) sabit olur. (Bi­tişik komşu (câr-ı mülâsik), arzı-, satılık arza ve binası, satılık bina­ya bitişik olan kimsedir.) Gerek Zimmî, gerek me'zûn köle ve-gerek-se mükâteb olsun müsavidir. Çünkü Resûlüllah' (S.A.V.) dan rivayet edilen şu hadîs-i şerif mutlaktır:

«Şuf'a taksime dâhil olmayan ortak içindir.» Yine, Resûlüllah' (S.A.V.) dan rivayet edilen:

«Evin (darın) komşusu (satılık)  eve ve yere hak sahibidir. Şayet ikisinin yolu bir ise; komşusu gâib de olsa onu bekler.» hadîs-i şerîH mutlak olduğu için, şuf'a bitişik komşu hakkında sabittir. Komşu ile murâd, yolda ortak olan komşudur.
Sulamada hüküm, delâlet yönünden sabit olur. Zira şuf'a, ancak yolda ortaklık (şirket) ile sabit olur. Bu, sulamada da mevcûddur. Bi­tişik komşunun kapısı diğer sokağa bakar. Zira kapısı zikredilen çık­maz sokakda olursa, satılan hakkında ortak (halît) [21] dır. Şu hâlde, bitişik (mülâsık) komşu olmaz. Bunun sureti şudur: Bir cemâatin çık­maz sokaktaki hanesinde iki kişiye âid ortak bir ev bulunsa, şayet iki ortağın biri evdeki payını satsa, diğer ortak o yerde şuf'aya daha lâ­yıktır. Eğer ortak vazgeçerse, hanede ortak olanlar, sokakda ortak olan­lardan, şuf'aya daha haklıdır. Zîrâ hanenin avlusunda ortak oldukla­rı için, onlar daha yakındır. Eğer onlar da vazgeçerlerse, yolda otu­ranlar şuf'aya daha lâyıktır. Çünkü yolda ortakdırlar. Onlar da vaz­geçerlerse, şuf'a hakkı, câr-ı mülâsık (bitişik komşu) içindir. Bitişik komşu, bu hanenin arkasında olup, kapısı öbür sokağa açılandır. Ve­lev ki, bitişik komşu satılık evin duvarı üzerine kiriş koymuş olsun. Yâhûd duvar üzerindeki bir.ağaçta satıcı ile ortak olsun. Çünkü kom­şu, bu kadarı ile satılan şey hakkında ortak (halît) olmaz. Bitişik komşu olmakdan da çıkmaz. Hidâye, Kâfî ve başkalarında böyle denil­miştir. Bu ibare, Vikâye'nin ibaresinden daıha güzeldir. Çünkü ondan hemen akla gelen, satılık binanın duvarı üzerine kiriş konulması ve duvar üzerindeki ağaçda ortak olmanın, komşu için ayrı ayrı şeyler olmalarıdır.

Rüûs'un adedi üzere (yâni, baş sayısına göre) sabit olur. Mülkün miktarı üzere sabit olmaz. îmânı Şafiî* (Rh.A.) ye göre, mülkün mik-tân üzere sabit olur. Bunun sureti şudur: Bir bina üç kimse arasında ortak olup, yansı birinin ve altidabiri diğerinin ve üçtebiri üçüncü­nün olsa; yarım hak sahibi payını satsa, diğer ikisi şuf'ayı istese, İmâın. Şafiî' (Rh.A.) ye göre, ikisi arasında mebî'in geri kalan parçasiyle, üç-tebir üzerinden, ikisinin mülkleri miktârınca hüküm verilir. Eğer al-tıdabire sâhito olan hak sahibi satarsa, ikisi arasında beştebirden hü­küm verilir. Üçüncü, üçtebir hak sahibi satarsa, ikisi arasında dörtte bir üzerinden hüküm verilir. Bize göre ise, hepsinde ikiye bölmekle hüküm verilir.

Şuf'a işhâd (şâhid getirmek) ile müstekir olur (yerleşir). Zîrâ mu-vâsebe istemesi (yâni şuf'a hakkı için hâkime başvurması) lâzımdır. Çünkü şefî'in hakkı zayıftır. Çekinmek (i'râz) ile bâtıl olur. Şayet ib~ tidâen (başlangıçta) şuf'ayı istediğine dâir işhâd etse (yâni şâhid getirşe), kadının hükmü ile maksûdun alınması kolay olur ve yemine hacet kalmaz. Yakında sebebi gelecektir.

Akar ve akar hükmünde olan şeye müşteri, kadının hükmü ile mâ­lik olur. Ya da, şefî' ile müşteri arasında olan rızâ ile almakla mâlik olur. Vikaye ve Kenz'de;

«Birbirini razı etmekle veya kâdînın hükmüyle razı olur.» denmiş­tir. İkisinin de sarihleri; «veya kâdînın hükmüyle» sözü «Almak» üze­rine atftır. «Birbirini razı etmek» üzerine atf değildir, diye açıklamış­lardır. Zîrâ kâdî hüküm verse, almazdan Önce şefi' için mülk sabit olur. İki metnin ibaresi, «Kâdînın hükmü» sözünün «Terâzî (razı olma­ları)» üzere atfını vehm ettirdiği ve hattâ bu bâfoda zahir olduğu için, ben ibareyi onlardan daha güzel olan şekle değiştirdim.

Sonra, «Almazdan önce şefî' için, kâdînın hükmünden sonra mülk sabit olsa.» dedim. Bu ibare, Hidâye'nin ibaresinden de daha güzeldir.

Orada şöyle denmiştir:

«Şayet müşteri onu teslim ederse veya hâkim onunla hüküm ve­rirse, şefî' almakla mâlik olur.»

Çünkü «Ev hakeme» sözü; «Sellemehâ» sözü üzerine atftır. İmdi almak «Ehaze», müşterinin teslimi ve kâdînın hükmünden her birin­de mu'teber olması lâzım gelir. İkincide ise, toöyle değildir.

Şefî', şufayı taleb eder. Ma'lûm olsun ki, taleb burada üç çeşittir: Biri, müvâsebe talebi; biri de, işhâd ve takrir talebidir. Bir diğeri de, almak ve temellük talebidir.

Birinci talebi musannif; «Şefî, şuf'ayı, satışı işitmesiyle Öğrendiği nıeclisde taleb eder.» sözüyle zikretmiştir.

İki erkekden veya bîr erkek ile iki kadından veya yalnız bir âdil kimseden şefî' işitmekle öğrendiği tmeclisde taleb eder.

lmâimeyn  (Rh. Aleyihimâ);  «Şayet hafter doğru olursa, gerek hür.gerek köle, gerek safoî ve gerekse kadın olsun bir kinişe yeter.» demiş­lerdir.

O meclis uzamış olsa da, taleb hakkı vardır. Zira temellük muhay­yerliği şefî' için sabit olmakla, düşünme zamanına muhtâc olur. Nite­kim, muhayyer kadında olduğu gibi.

Şefî'a satışın haberi ulaştıkdan sonra «El-hamdü lii'lâh», veya «Lâ havle ve lâ kuvvete illâ bi'Hâh» yâhûd «Sübhânellâh» dese, şuf'a-si* bâtıl olmaz. Çünkü birincisi, şuf'a ile yabancının zararından emin olmakla beraber, satıcının komşuluğundan kurtulduğuna Allah Teâlâ' (C.C.) ya hamddir. İkincisi, zarar vermek istemesine şefî'in şaşması-dır. Üçüncüsü, sözü açmak ve başlamak (iftitâh-ı kelâm) içindir. Nite­kim bu, ba'zı insanların âdetidir. Şu hâlde ondan hiçbir şey, şuf'a ile satın almakdan kaçındığına delâlet etmez.

Şuf'a, kendisinden şuf'a talebi anlaşılan sözle istenir. Meselâ; «Ben, şui'ayı isterim.», «Ben, şuf'anın talibiyim.» veya «Ben, şuf'a taleb ede­rim.» ve bunların benzerleri olan lâfızlar gibi. Çünkü i'tibâr, ma'nâ-yadır. İnsanların âdetinde bu zikredilen lâfızlarla hâl murâd edilir. Yoksa geçmişten ve gelecekten haber murâd edilmez. Hattâ Şeyh Ebû Bekr Muhammed b. el-Fazl (Rh.A.): «Şayet şefî', yerinin yanında bir yer satıldığım işitir de, «Şuf'a, şuf'a!» derse, bu, şuf'ayı taleb olur.» de­miştir. Kâfide de böyle denmiştir.

Ba'zı bilginler demiştir ki: Şuf'a, pek az bir susmak ile bâtıl olur. Hattâ şefî'a bir mektupla haber verilse ve şuf'anın zikri mektubun ba­şında veya ortasında olsa ve şefî' o mektubu sonuna kadar okusa, şui'a-sı bâtıl olur. El-îzâh'da,   «Birincisi daha şahindir.»  denmiştir.
Bu isteğe, müvâsebe talebi (yâni şuf'a ile satın almak istemek ve­ya şuf'a hakkı için hâkime başvurmak istemek) [22] denilmiştir. Tâ ki, son derece acele ettiğini göstersin. Sanki şefî', sıçrayıp şuf'ayı iste­miştir. Bunda, işhâd [23] lâzım değildir. İşhâd, ancak inkârdan kor­kulduğu için yapılır. îlidâye ve Kâfî'de böyle denmiştir. Yakında da­ha geniş açıklama yapılacaktır. İnşâallâhu Teâîâ.

Musannif, ikinci talebi şu sözüyle zikretmiştir: «Ondan sonra ha­nenin yanında işhâd eder.» Zira şuf'a hakkı, haneye mütealliktir. Ya da, hâne satıcının elinde olup, müşteriye teslim edilmemiş ise, satıcı üzerine işhâd eder. Zîrâ hâne, müşteriye teslim edilse, satana işhâd sahih olmaz. Çünkü, hasım olmaktan çıkmıştır. Artık, onun zilyedliği ve şâhidliği yoktur.
Ya da, müşteri üzerine işhâd eder. Her ne kadar müşteri zi'l-yed değil ise de, onun üzerine işhâd eder. Çünkü, mâliktir. Şefi';. «Fiilân kimse, şu haneyi satın aldı, ben onun şelfiyim; birinci meclisde şuf'a-yi taleb etmiştim, şimdi de bu meclisde şuf'ayı taleb ediyorum. Buna şâhid olun!» der. Bu talebe, işhâd talebi adı verilir. Bu zikredilen taleb vâcibdir. Hattâ hanenin yanında veya zi'l-yed [24] üzere işhâda imkân bulur da, işhâd etmezse, şuf'ası bâtıl olur. Şayet şefi' uzak yerde olup işitir ve müvâsebe yoluyla taleb eder ve hanenin yanında veya zi'l-yed üzerine işhâd isteğinden âciz olursa, eğer vekîl olacak bir kimse bu­lursa, onu vekîl eder. Bulamazsa, bir elçi gönderir. Ya da, bir mektup yazar. Eğer bunlara da kadir olmazsa, şuf'asi üzeredir. Geldiği vakit, taleb eder. Bulur da yapmazsa, şuf'ası bâtıl olur. Zâhîrc'de de böyle denmiştir.

Şefi' birincide yâni, müvâsebe talebinde bunlardan bilinin yâni, ha­neden, satıcıdan veya müşteriden birinin yanında işhâd ederse, ikin­cide işhâddan müstağni olur. Çünkü bu, iki taleb yerini tutar. Bunu, Fetâvây-ı Zahîriyye'clen, Kâfî nakletmiş tir. îlidâye Şerhinde; Şeyh'ül-İslâm (Rh.A.) m Mebsût'undan nakledilmiştir.

«Onlardan birinin yanında» diye kayd etmeye sebeb: Çünkü, on­lardan birinin hâzır olmaması hâlinde, sâdece müvâsebe talebi üzeri­ne işhâd şübhesiz iki taîeb yerine geçmez.

Ondan sonra, şefî' kadının huzurunda: «Fülân kimse, şöyle bir hâne satın aldı. Ben, O'nun filân hanede şefî'iyim. O'na emret de hane­yi bana teslim etsin!» diyerek ister. Buna, temlik ve husûmet talebi adı verilir. Şefi', bu talebi, mutlak surette yâni, bir ay veya daha çok ertelemekle, İmâm A'zam' (Rh.A.) a göre, şuf'a bâtıl olmaz. İmâm Mu-hammed (Rh.A.); «İşhâddan sonra özürsüz bir ay ertelerse şuf'a bâtıl olur.» demiştir. İmâm Züfer' (Rh.A.) in de sözü budur. Zîrâ şuf'a bir ay ertelemekle düşmezse, müşteri zarar görür. Çünkü şefî' tarafından bozulacağından korkarak tasarrufda (bulunması mümkün değildir. Bi­nâenaleyh, bir ay takdir edilmiştir. Çünkü bir ay, uzunca bir müddet (ecel) dir. Daha azı âcildir. Nitekim «Yeminler Bölümü» nde geçmiş­tir.

Ş ey h'ul -İslâm (Rh.A.); «Başkasına zarar vermek kas dimin insan­ların hâlleri değiştiği için, bugün fetva buna göredir.» demiştir. Vi­kaye sahibi de kitabında bunu kabul etmiştir.

İmâm Ebû Hanife' (Rh.A.) nin sözünün vechi —ki zahir mezheb-dir— şudur: Şefî'in 'hakkı, şer'an tekarrur etmiştir. İmdi, diğer hak­lar gibi ertelenmesiyle bâtıl olmaz. Ancak, şefi' dili ile iskât ederse bâtıl olur. Zikredilen zarların giderilmesi mümkündür. Mes'eleyi kâ-dîya arzeder, O da şefî'a ya almasını, ya terketmesini emreder. Bunu yapmadığı zaman, o kendisine zarar vermiş olur. Bununla fetva veri­lir. Hidâye ve Kâfî'de de böyle denmiştir.

Eğer o beldede kâdî olmadığını bilirse, ertelemekle şuf'asi ittifâken bâtıl olmaz. Çünkü husûmet, ancak kâdî yanında mümkün olur. Şu hâlde bu, Özür olur.

Şayet şefî', şuf'ayı kadının yanında isterse, kâdî ınüddeâ aleyhe (hasma), şefi'in şuf'a istediği şeyde mâlik olup olmadığını sorar. Eğer onu ikrar ederse yâhûd ilim üzerine yeminden çekinirse — ilim üze­rine yemin, «Billâihi, şuf'ayı istediği hanenin sahibi olduğunu bilmi­yorum!» demekle olur.— yâhûd §eff şuf'asmı iddia ettiği şeye bey-yine getirirse, kâdî daVâlıya satın almayı sorar. Eğer müddeâ aleyh (da'vâh), satın almayı (şirâyı) ikrar ederse veya hâsıl üzere veya se-beb üzere yeminden kaçınırsa —çünkü şuf'anm sübûtu müttefakun aleyh, olur— hâsıl üzere; «Billahi, bu şefî' benim üzerime şuf'a hak­kı isbât etmedi!» diye yemin verilir. Eğer şuf'anın sübûtu, şuf'ayı ci­var gjbl, muhtelefun fîh ise; «Billahi, foen bu -binayı satm almadım!» diye sebeb üzere yemin verilir. Zîrâ ba'zan hâsıl üzere, İmâm Şafiî* (Rh.A.) nin mezhebi ile yemîn verilir. Veya şefî' beyyine getirirse, şuf'a hakkı kendisine hükmedilir. Velev ki, da'vâ ânında parayı getirmemiş olsun.

Kadının hükmünden sonra şefi'in parayı getirmesi gerekir. Pa­rayı teslim almak için müşterinin haneyi habsetme hakkı vardır. Şe-fî'in parayı ödemeyi geciktirmesi, şuf'ayı ibtâl etmez. Yâni, şefî'a; «Pa­rayı öde!» denildikde, geciktirse şuf'a bâtıl olmaz.
Şefî'in hasmı; mal müşteriye teslimden önce satıcı (bayi1) dır. Çünkü satıcı, zi'î-yeddir. Lâkin şefî'in beyyînesi satıcı aleyhine, müş­terinin yokluğunda dinlenmez. Satış, nıüşterinin huzurunda fesh edllir. Zîrâ, müşteri mâliktir. Şuf'a ile hüküm verilir, uhde satıcı üzere­dir. Yâni, hanenin teslimi îcâb eder. İstihkak olunursa, paranın uh­desi satıcı üzerine olup ondan istenir. Müşteri, satılan şeyi (mebî'i) sa­tıcının elinden teslim aldı ise, bunun aksinedir. O zaman, satıcının hâ­zır olması mu'teber değildir ve uhde dahî O'nun üzerine olmas. Çün­kü, bu takdirde satıcı yabancı olur.

Satın almaya vekîl olan kimse, malı müvekkile teslim etmedikçe, şefî'in hasmıdır. Çünkü akdi yapan odur, şuf'a ile almak afcdin hukû-kundandır.
Şayet vekil, müvekkile malı (mebî'i) teslîm ederse hasım, müvek­kil olur. Çünkü, vekîl için mülk veya zi'1-yedük kalmamıştır. Binâen­aleyh hasım, (müvekkildir. Her ne kadar müşteri kusurdan beri olmayı şart etse de, şefî' için görme ve kusur (ayb) muhayyerliği vardır. Zîrâ şuf'a ile almak, teslîm almaktan sonra olursa, müşteriden satın al­maktır. Önce olursa, satıcıdan satın almaktır. Çünkü pazarlık, satı­cıya dönüşmüştür. Binâenaleyh, şefi' için görme ve kusur (ayb) mu­hayyerliği sabit olur. Nitekim, satıcı ile müşteriden satın aldığı va­kitte olduğu gibi.

Şefî'in muhayyerliği müşterinin görmesiyle düşmediği gibi, be-.râet şartiyle de düşmez. Çünkü müşteri, şefî'in naibi değildir. O hâl­de, şefî'in hakkında müşterinin şartı ve görmesi te'sîr etmez. Şefi' ile müşteri parada ihtilâf etseler, müşteri; «Binyüz akçadır.)) deyip; şefî'; «Bin akçadır.» dese, söz yeminiyle müşterinindir. Zîrâ şefî', en düşük fiyatı vererek o hanede hak sahibi olmak iddiasındadır. Müşteri ise; bunu inkâr etmektedir. Şayet ikisi de isbât etseler, şefî'in delili evlâ­dır. Zîrâ, her ne ikadar müşterinin delili (beyyinesi) isbât yönünden sûreten daha çok olsa da, şefî'in delili isbât yönünden ma'nen daha çoktur. Çümkü ıbeyyineler, ilzam içindir ve şefî'in beytyinesi ilzam edi­cidir. Müşterinin beyyinesi "böyle değildir. Zîrâ şefî'in beyyinesi kabul edilse, dilesin dilemesin müşterinin haneyi bin akçaya şefî'e teslîm etmesi gerekir. Müşterinin beyyinesi kabul edilse, şefî'e bir şey gerek­mez. Belki almaik ile almamak arasında muhayyer olur. Müşteri bir semen iddia ettikde; satıcı ondan daha azmi iddia etse, semeni teslîm alınmamışsa-, söz satıcınındır.

Semeni teslim alınmışsa, söz müşterinindir. Yâni müşteri bir se­men iddia edip, satıcı ondan daha azını iddia etse; halbuki semeni teslim almasa, haneyi şefî' satıcının dediği fiyata alır. Çünkü mes'ele satıcının dediği gibi ise, şefî' onunla alır. Müşterinin dediği gibi ise, daha az (ekal) da'vâsiyle müşteriden indirme olur. Semenin bir kıs­mının  indirilmesi,  şefî'in  hakkında  zahir olur.   Nitekim,   daha önce geçti ve yakında yine gelecektir. Şu hâlde, haneyi onunla alır. Eğer satıcı semeni teslim aldı ise, şefi' haneyi; semen, beyyine veya ye-mîn ile sâbît olduğu takdirde, müşterinin dediği fiyata alır. Zîrâ sa­tıcı semeni almakla aradan çıkmış, yabancılara karışmıştır. Ve ihtilâf şefT ile müşteri arasında kalmıştır. Halbuki bu bâbda söz, müşterinin olduğu sübût bulmuştur. Semenin bir kısmını indirmek şefi." hakkın­da zahir olur. O vakit malı (mebî'i) en düşük fiyatla alır. Zira indir­me, akdin aslına katılıp semen geri kalan miktar olur. (Yâni, satıcı semenin bir kısmını müşteriden indirirse, o indirme şefi' hakkında mu'teber olup, şefî' mebî'i, indirme yapıldıkdan sonra geri kalan mik­tar ile alır. Meselâ satıcı müşteriye bin akçaya sattıkdan sonra, müş­teriden satıcı yüz akçayı indirse, şefî' dokuzyüze alır.)

Semenin hepsim indirmek ve düşürmek mu'teber değildir. (Yâni semenin hepsinin indirilmesi, şefî'in hakkında zahir olmaz.) Çünkü se­menin hepsinin indirilmesi ve düşürülmesi hâlinde akd, bâtıl satış ve­ya bâtıl hîbe olur ve iki takdire göre de şuf'a sahîh olmaz. Birinci se­men üzere ziyâde dahî şefî' hakkında zahir olmaz. Çünkü şefi'in istih­kakı, o ziyâdenin aşağısı ile almaktır. Yâni şefî'in, akd vâki olan mik­tarı ödemesi gerekir. Çünkü ziyâdeye i'tibâr, şefî'e zarar vermektir, Mislî ile satın alınanda, şefî', misli ile alır. Kıyemî ile satın alınanda, kıymet ile satın alır. (Yâni dirhemler, dinarlar, mekîlât, mevzûnât ve farklı (mütefâvit) adediyyât ile satın almada şefî'e onun misli lâzım gelir. Kıyemî ile satın almada, yâni meta' ve meta' benzerinde şefi', o şeyin Kıymetiyle alır.)

Bir akar, bir akarla satılsa, her birini  diğerinin kıymetiyle  alır.

Yâni akarla, akar satıldığı zaman şefi' her akarı diğerinin kıymetiyle alır. Çünkü diğerinin kıymeti, onun bedelidir ve akar zevât'ül-kıyem-dendir.

Müeccel semen ile şatmakda şefi' peşin parayla alır yâhûd şimdi ister, müddet geçtikten sonra alır. (Yâni semen ma'lûm müddetle ise, şefî' muhayyerdir. Dilerse satılan şeyi (mebî'i), peşin semen ile alır. Satıcının müşteriye sattığı miktara, semeni müşteriye peşin verip me­bî'i ondan alır. Veya şuf'ayı fil'hâl (hemen) ister. Semeni müşteriye hâlen vermeyip müddet bitinceye kadar sabr edip müddet tamâm olun­ca semeni müşteriye peşin verip mebî'i alır.) Çünkü müddet (ecel), şart ile sabit olur. Halbuki müddet şartı, akdin levazımından değildir. Müddetin müşteri hakkında onu şart koşması şefî' hakkında şart ol­maz. Muhayyerlik ve kusurlar (ayblar) dan berî olmak gibi. Satıcının müşteri hakkında müddete razı olması, şefî' hakkında da razı olduğu­na delâlet etmez. Çünkü insanların ahvâli farklıdır.

Eğer şefi' hemen istemeyip sussa ve müddet (ecel) gelince şuf'ayı istemek için sabr edip beklese, gui'ası bâtıl olur. Çünkü, şefî'in hak­kı sabit olmuştur. Bundan dolayı şelT için fü'hâl (peşin) semenle al­mak hakkı vardır. Sübûttan sonra mebî'i istemek hakkından sükût, şuf ayı ibtâl eder.

Zimmînin akarı şaıâb veya domuz ile satın almasında, eğer şefî' Zimmî ise, o akarı şarâbın nüsü ve domuzun kıymeti ile alır. Eğer şe­fî' Müslüman ise, ikisinin de kıymetleriyle alır. (Çünkü domuz zevât'ül-kıymettendir. Şarâbın kıymeti ile almasına sebeb ise, şarâbı teslimden âciz olduğu için zevât'ül-kıyeme mülhak olmuştur.)

Müşterinin haneye veya yere bina yapması ve ağaç dikmesi hâ­linde şefî' orayı akdde bildirilen semenle alır. Binanın ve fidanın kıy­metleri, ikisinin de sökülmüş hâldeki kıymetleridir.

Ya da şefî',  müşteriye binanın  vcyâ  fidanın  sökülmesini  teklif eder. Yâni müşteri, satın aldığı yer üzerine bina yapsa veya ağaçlar dikse; ondan sonra oranın şefî'e verilmesine kâdî hükmetse, şefi' mu­hayyerdir. Dilerse o darı veya arzı semeniyle ve binanın veya fidanın sökülmeye müstehak oldukları hâlde kıymetleri ile alır; dilerse, müşte­riye binanın veya fidanın sökülmesini teklif eder. Gasbda olduğu gibi. Eğer şefî' binayı ve fidanı söker ve yere hak sahibi çıkarsa, şefî' yal­nız semeni geri alır. Şefî'den arzın semenini alan, gerek satıcı ve ge­rek müşteri olsun, ondan sadece semeni geri alır. Bina ile fidanın kıymetini geri alamaz. Müşteri, şefî'in aksinedir. Çünkü müşteri, sa­tıcıdan binanın ve fidanın kıymetini geri alır. Müşteri, satıcı tarafın­dan almaya musallat kılınmıştır. Şefî', müşterinin aksinedir. Çünkü şefî', zorla alır.

Şayet ev (dar) harâb olsa veya binası yakılsa veya bir kimsenin fiili olmaksızın bahçenin ağaçlan kurusa; bu takdirde şefî' muhayyer­dir. Dilerse semenin tamâmiyle alır. Zîrâ bina ve dikilen ağaç tâbidir. Hattâ arnlmaksızın satışda dâhil oluriar. Semenden bir şey onlara karşılık olmaz. Ancak, kendi isteği ile kasden itlaf etmiş olursa, kar­şılık olur. Nitekim, daha önce geçti.
Ya da, şefî' satılan şeyi (mebî'i) bırakır. Çünkü şefî* için malıyla o hanenin temellükünden kaçınmak hakkı vardır. [Bunun sureti şu­dur: Bir adam, bir dâr satın aldı; 'ki o darda bina veya ağaç var idi. Müşteride iken o bina yıkıldı veya ağaç kurudu. Ondan sonra şefi' da­rı şuf a ile almak istedi. Şefî', o darı semenin hepsi ile alır. Şefî'in, o yıkılan binanın vayâ kuruyan ağacın semenini düşürme hakkı yok­tur. Çünkü bina ve dikilen ağaç satılan şeyde tâbilerdir. Tâbi olan şeye ise, maıksûd olmadıkça semenden 'bir şey karşılık olmaz. Şu hâlde bunların kalması veya yok olması semenin hepsinin vâcib olması hak­kında müsavidir. Çünkü semen, ancak asla karşılık olur. Tâbi olana karşılık olmaz. Şefi', arsayı semenin hepsi ile almak veya almamak arasında muhayyer kılınır.]

Eğer binayı müşteri yıktı ise, şefî' arsayı (arzı) semenden hisse­si ile alır, Yâni müşteri, binayı yıkarsa şefî'e; «Dilersen arsayı (arzı) hissesi ile al, dilersen bıratk!» denir. Çünkü bina yıkılmakla maksûd oldu. Şu hâlde, semenden ona bir şey karşılık olur. Birincisi, bunun aksinedir. Çünkü onda helak, semavî âfet iledir. Binanın yıkıntısı müşterinindir; şefî'in değildir. Çünkü, ayrılmıştır (munfasıldır). Tâ­bi olarak kalmamıştır, ki şefî'in olsun.
Üzerinde meyvesi ile birlikde hurma ağacı olan arazînin satın alın­masında, yâni bir kimse üzerinde meyvesi olan hurma ağacı ile bir arzı satın alsa —hurma ağacının meyvesini zikretmeye sebeb: Çün­kü belirtmeden arza. dâhil olmaz. — Ya da, arzı hurma ağacı ile bera­ber satın alıp üzerinde meyvesi olmasa, sonra müşteri elinde meyve verse, şefî' iki fasılda da yeri ve meyveyi semenin bütünü ile alır. Bi­rinci surette alması; ittisal («bitişik olmak) itibariyledir. Akara tâbi olduğu için hanede bina gibidir. İkinci surette ise, tâbi olarak satı­lan şey olduğu içindir. Çünkü, satış ona sirayet eder. Nitekim bir ge­be câriye satın alıp, müşteri yanında çocuk doğursa, ona tâbi olarak müşterinin mülkü olduğu gibi. Şayet müşteri o meyveyi topladıkdan sonra şefî* gelse, şefî' iki surette de meyveyi alamaz. Çünkü ayrılmak (infisâl) ile alma vaktinde akara tebâiyeti yoktur. Lâkin birincide, yâni arzı meyveli (hurma ağacı ile satın aldığı surette, semenden müş­terinin payı düşmüştür. Çünkü kasden satışda dâhildir. Onun için semenden pay vardır. Bu durumda meyvenin payı, meyvenin yok ol­ması ile yok olur. İkincide .düşmemiştir. Çünkü ona, semenden bir şey karşılık olmamıştır. Zîrâ, teslimden sonra meydana gelmiştir. O-nun üzerine akd yapılmamıştır. Akde benzeyen teslim dahî yapılma­mıştır. Şu hâlde onun yok olması, semenden bir şeyin düşmesini ge­rektirmez. [25]                    


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler