Fâsid   Kiralama   Babı

Kiralama (icâre) bir kaç şeyle bozulur. Musannif, birincisini şu sö­züyle zikretmiştir: «İcâre, satışı ifsâd eden şartla bozulur.» Çünkü menfaatlerin akd ile kıymeti olur ve bununla mal olurlar. İmdi ki­ralama, mâlî muâveze ile rriu'teber olur. Nikâh, huP ve kasden adam öldürmek gibi mâlî muâveze olmayan şeylerde mu'teber olmaz.
Musannif ikincisini; «Aslî şüyu'» sözüyle zikretmiştir. Evinden bir hisseyi kiraya vermekle veya ortak haneden hissesini ortağından baş­kasına kiraya vermekle, icâre bozulur. Bunun fâsid olması, kiraya ver-mekden nıaksâd intifa' olduğu içindir. İntifa' ise, hissî bir şeydir. Müşâ' ile mümkün olmaz ve teslimi tasavvur edilmez. Şu hâlde, caiz ohnaz. Satış, bunun aksinedir. Çünkü, satımdan maksâci mülkdür. Mülk ise, hükmî bir. şeydir. Müşâ'da mümkün olur. Şu hâlde, caizdir. Musannif, «Aslî şüyu'» demekle «Arızî (târî) şüyu'» dan sakınmış tır. Çünkü arızî {târî). şüyu' [62], zahir rivayette (Yâni, İmâm Muhammed' (Rh.A.) in telif etmiş olduğu; Câmfus-Sağîr, Caımu'I-Kebir, Ziyâdât, Siyer ve Mebsût adlı Fıkıh kitaplarından nakledilen güvenilir rivayetlere göre), icâreyi bozmaz. Nitekim evin hepsini kiraya verip, ondan sonra yarısın­da fesh etseler veya iki adam evlerini bir kimseye kiraya verip ikisin­den biri ölse veya bir kimse evini iki adama kiraya verip ikisinden biri ölse, bu kiralama (icâre) 'bozulmaz. Ancak, hissesini ortağına.kiraya verirse, fou takdirde bozulmaz. Çünkü menfaatin hepsi, ortağının mül­künde meydana gelir. Ba'zısı hakikî mülkün hükmüyle ve ba'zısı kira­lama hükmüyle olur. Bu durumda, şüyu' ma'nâsı zahir olmaz ve ihti­lâf ancak sebeb hakkında zahir olur. Sebebin ihtilâfına ise, hükmün ittihadı ile beraber i'tibâr edilmez. Şuyû' zahir olmadığı zaman akd sahîh olur. Şu da var ki: Ebû Hanîfe' (Rh.A.) den bir rivayette sahih olmaz. Kâfî'de de böyledir.

Musannif, üçüncüyü şu sözüyle zikretmiştir: İcâreyi ifsâd eden hâlin üçüncüsü, «Müsenunâmu bilinmemesidir.» Meselâ, bir giyeceği veya bir hayvanı tâ'yînsiz ücret kılmak gibi.

Musannif dördüncüyü şu sözüyle zikretmiştir: İcârm adını koy­mamak, ;meselâ, «Ben, evimi sana bir aya veya bîr yıla kiraladım.» de­yip «Şu miktarı dememekle» îcâre bozulur.

Keza, bir dükkânı veya bir eyi bir yılda yüz dirheme — müste'cir, o evi ta'mîr etmek şartıyla — kira ile tutsa, icâre bozulur ve müste'cir üzerine, kaça çıkarsa çıksın, ecr-i misi lâzım gelir-. Çünkü kiraya veren kimse (mucir), ta'mîri, müste'cir üzerine şart kılınca; evin ta'mîri üc­retten olmuş olur ve ücret, meçhul kalır. Bu durumda kiralama bozu­lur. Bunu, Kâdîhân (Rh.A.) zikretmiştir.

Musannifin bu mes'eieyi, burada zikretıucmesinin sebebi; «Müsem-mânın bilinmemesi»» sözüne dâhil olduğu içindir. Eğer kiraya verme (icâre), 'bu iki sonuncu suret ile bozulursa, menfaati tam elde etmek­le, kaça çıkarsa çıksın, ecr-i misi vâcib olur. Çünkü elde etmeden Ön­ce ücrete müstehık değildir. Eğer kiraya verme, ,bu iki sonuncu mes'-ele ile bozulmayıp, belki şartla veya şuyû' ile bozulursa, ecr-i misi ile müsemmâdan ziyâde olmaz. Yâni ecr-i misi, müsemmâdan ziyâde ol­sa, ziyâde vâcib olmaz. Çünkü kiraya veren kimse (mucir) ile kira ile tutan kimse (müste'cir) haklarının düşmesine razı olmuşlardır. - Zîrâ, az olanı tesmiye etmişlerdir.
Eğer ecr-i misi, müsemmâdan eksik olursa, müscmmânm mikta­rı vâcib olmaz. Çünkü, tesmiye fâsiddiıv Sonuncu iki mes'ele ile fesâd-da ecr-i misi kaça çıkarsa çıksın, lâzım gelip bu ikisinden haşkasiyle fâsid olmada müsenamâ ziyâde edilmemesi, 'bize göre, menfaatlerin ha<3d-i zâtında kıymeti olmadığındandır. Ancak akdle veya akdin-şüb-hesiyle kıymet kazanır. O da, fâ&i-d akddir. Menfaatlerin hadd-i zâ­tında kıymeti olmayınca, akdde kendisiyle kıymet kazandığı şeye rü-cû' vâcib olur. Ziyâdesi düşer Çünkü iki taraf düşmesine razı olmuş- lardır. Müsemmâ bilinmese veya tesmiye olunmasa tercih ettiren se-beb ortadan kalkıp, aslî mûcib vâcib olur. O da, kaça çıkarsa çıksın, kıymetin vâcib olmasıdır. Burada uygun olan, bu sözün böyle takrir olunmasıdır. Çünkü bu makamda Fıkıh âlimlerinin ibaresi karışıktır.

Eğer bir kimse evini, bilinmeyen bir köleye karşılık kiraya verse, kiracı orada meselâ altı ay otursa ve köleyi, mucire vermese, kiracıya oturduğu müddet için kaça çıkarsa çıksın, ecr-i misi lâzım gelir ve müddetin geri kalanında kiralama (icâre) fesli olur.

Bir kimse evini, her ayda şu kadara kiraya verse, sâdece bir ayda sahih olur ve geri kalanında fâsld olur. Çünkü bilinmediği için ayla­rın hepsinde akdi. sahih kaibûl etmek mümkün olmaz. Yine, bütün ay­larla en az arasında akdin tashihi mümkün değildir. Çünkü ba'zısının, ba'zisından evleviyryeti yoktur. îmdi, ednâ yâni en az belli taayyün eder. Birinci ay tamâm olunca, kiraya veren (mucir) ile kiracı (müste'-cir) dan her biri için kiralamayı (icâreyi) bozmak hakkı vardır. Çün­kü, sahih olan akd sona ermiştir.

Her ayda evini şu kadara kiraya vermekde, müstc'cir birinci ay­da oturup şayet ikinci aydan da bir saat dahî otursa, o ikinci ayda kiralama akdi sahih olur. İkinci ay bitinceye kadar mûcir'in O'nu çı­karması caiz. değildir. Ancak, şer'î özür ile çıkarmak caizdir. Keza müste'cirin, evvelinde oturduğu her ayın hükmü de zikredilen gibi­dir. Çünkü mucir İle müste'cirin akd ile rızâlaşmalan ikinci ayda otur­makla tamâm olur. Kıyâs da budur. Sonraki âlimler (müteahhirun) den ba'zısı buna meyletmiştir. Zahir rivayette; mucir ile ınüste'cirden her biri için, dâhi! olan ikinci aym birinci gecesinde ve o gecenin gü­nünde muhayyerlik vardır. Çünkü o gece veya o gün ayın bağıdır. Bi­rinci söze, i'tibârda tür çeşit güçlük  (nev-î harâc) vardır.

«Ben, sana bu evi, her ayda şu miktara altı ay kiraya verdim.» demekle ayların hepsinin adını söylerse, kiralama bozulmaz. Bu, her

îki mes'eleye mütealliktir. Yâni, kiraya veren kimse, ayları toptan be-. yân edip ve her ayın hissesini belirtirse, akd caizdir. Çünkü müddet, ma'lûm olur. Bu takdirde, cevaza engel olan şey ortadan - kalkar.

Bir kimse, evini bir yılda şu kadara kiraya verse, her ne kadar her ayın ücretini belirtmese de, sahih olur. Çünkü müddet bellidir. Gö­rülmez mi ki; her ne kadar her günün payını belirtmese de, toir ayın icâ-resi sahîh olur.

Müddetin evveli, belirtilen şeydir. Meselâ, bu yılın Receb ayında, demek gibi. Eğer bir şey belirtmezse, müddetin başlangıcı, kiraya ver­me (îcâre) akdi vaktinden İ'tibârendir. Çünkü vakitlerin hepsi, icâ-renin hükmünde müsavidir. Böyle bir şeyde, sebebi ta'kib eden za­man taayyün eder. Nitekim bir aya kadar satmakla müddetlerde ve yine fülân ile konuşmam, diye yemin etmekle yeminlerde olduğu gibi. O zaman ikisinde de müddetin başlangıcı konuşmayı bitirdikden son­ra mu'teber olur.

Eğer akd, hilâl göründüğü vakitle olursa, hilâllere i'tibâr edilir.

Yâni, yılın aylarının hepsinde hilâller i'tibâr olunur. Çünkü -hilâller, ayların aslıdır. Allah Teâlâ (C.C.) :
«De ki: O (hilâller) insanlar (in faydası) için vakit ölçüleridir.» [63] buyurmuştur.

Eğer akd, hilâl vaktinde olmazsa, mu'teber olan günlerdir. Çünkü asi, imkânsız olduğu zaman, bedele gidilir.

Bir kimse, bir köleyi, belli ücret ile ve yiyeceğiyle beraber kirâ-İasa; cüzlerin ba'zısı bilinmediği için, yâni ücretin ba'zı cüzleri bilin­mediği için, caiz olmaz.

Hamamı kiraya vermek ve hamam ücretini almak caizdir. Çünkü Resûlüllah (S.A.V.), Cuhfe'de hamama girip ücretini yermiştir. Bir de: Bu husûsda, insanların Örf ve âdeti vardır.

Kan alan kimsenin kiralanması da caizdir. Çünkü Resûlüllah (S. A.V.) İn, kan aldırıp ücretini verdiği rivayet edilmiştir.

Belli ücret ile süt ana (murdia) kiralanması da caizdir. Kıyâs, caiz olmamak îdi. Çünkü ücret, ayn'ın tüketilmesi üzere vârid olur. O da, süttür. Şu hâlde bu, ineğin veya koyunun sütünü içmek için ki­ralamak gibi olur. Ya da, meyvesini yemek için bostan kiralamak gi­bi olur.

İstihsâlim vechi; Allah Teâlâ' (C.C ) nın:
«Çocuğu, sizin için emzirirlerse, onlara ücretlerini ödeyin.» [64]. âyet-i kerîmesidir. tema', bunun üzerine mün'akid olmuştur. İnkâr et­meksizin, insanların teamülü de asırlarca bununla carî olmuştur.

Biz, akdin, ayn'ın tüketilmesi üzere vârid olduğunu kabul etme­yiz. Belki, menfaat üzere vârid olur. O da: Çocuğun bakımı (hıdânesi), memesini çocuğun ağzına vermesi, terbiye etmesi ve hi/met etmesidir. Süt, tâbi'dir. Sütananın ücrete müstehık olmaması, koyun sütüyle ernzirirsedir. Çünkü sütana, üzerine vâcib olanı yapmamıştır. Zîrâ bu, icardır, irdâ' (emzirmek) değildir.

Sütanaya yiyecek ve giyecek vermek şartiyle, kiralamak da caiz olur. İmâmeyn' (Rh. Aleyhimâ) e göre; (yiyeceğin ve giyeceğin mik­tarında) bilinmemezlik bulunduğu için caiz değildir. İmâm A'zam' (Rh.A.) m delili şudur: Bilinmemenin akdi bozması, ancak çekişme­ye (münazaaya) vardırırsadır. Burada, böyle değildir. Çünkü insan­lar arasında âdet olan, sütanalık' yapan kadınlara ikram etmek (tev-sia) dır. Çünkü bunun menfaati, o kimselerin çocuklarına râcl olur.

Sütanalık yapan kadını, kocasının cima etmesi caizdir. 'Lâkin kira ile tutan kimsenin (müste'cirin)  evinde, ancak onun izniyle caiz olur.

Yâni müste'cirin, sütananm kocasını cimâdan menetme hakkı yoktur. Çünkü cinsî ilişkide bulunmak kocanın hakkıdır. Şu hâlde müste'cir, kocanın bu hakkını ibtâl etmeye kadir olmaz. Lâkin müste'cir, ken­di evinde cinsî ilişkide bulunmakdan menetmeye kadirdir. Çünkü ev, onun mülküdür. İzinsiz girmesi caiz değildir.

Sulananın insanlar arasında nikâhı zahir olan veya nikâhı üzere şâhidleri olan kocasının, O'nun icarını iesh etmesi   — eğer kocasının

izniyle kiralanmadı ise — caizdir. Gerek o kocaya, karısının sütana olması, leke ve kusur versin, gerekse vermesin müsavidir. Çünkü bu kiraya verme (icâre), koca hakkında zarar getirir. Şu hâlde kocanın, hakkında zarar getiren şeyden, karısını menetme hakkı vardır.

Nikâhı zahir olmayıp, belki kadının ikıâriylc evli olduğu Öğreni­len kocanın icâreyi fesli etme hakkı yoktur. Çünkü icâre akdi, kadına lâzım gelmiştir. Kadının sözü, onu kira ile tutan kimse (müste'cir) hakkında makbul değildir.

Eğer sütana hasta veya hâmile olursa, müste'cirin icâreyi fesh etmesi caizdir. Çünkü O'nun sütü, çocuğa zarar verir. Küçük çocuğu yıkamak, giyeceğini yıkamak, yemeğini düzenlemek ve çocuğu yağ­lamak sütananın görevidir. Çünkü âdeten sütana, zikredilen işleri üze­rine alan kadındır. İmdi bunlar, şart koşulmuş gibi olur. Zikredilen şeylerin semenini, sütana vermez. Yâni giyecek, yiyecek ve yağın pa­rasını vermesi gerekmez. Yağ (dühn) ile murâd, güzel kokudur. Bun­ların parası, sütananm yaptığı işin ve emzirmesinin ücreti çocuğun babasına âiddir.

Musannif, bunun üzerine şunu tefıî' etmiştir: Şayet sütana, çocu­ğu koyun sütüyle emzirse veya yemekle beslese ve süt emme (radâ) müddeti de geçse, ona ücret yoktur. Çünkü süt emzirmenin ücreti, ço­cuğun babasına vâcib olunca, süt emzirme fırdâ') in terki ücretten mahrum etmeye sebeb olur. Zîrâ irdâ' (emzirmek); sütananın, çocu­ğun ağzına memesinin ucunu sokmakla kendi sütünü içirmesidir. Bundan dolayı, Hidâye sahibi; «Zîrâ bu, icardır; irdâ' değildir.» demiştir. Şu hâlde Fukahânin «Eğer onu emzirirse...» demesi, müşâkelc kabi­linden olur. Amma sütana, kendi kadın hizmetçisine çocuğu verir de, o da emzirirse, bunun aksinedir. Bu takdirde ücrete müstehık olur. Kifâye'de de böyle denmiştir.

Ezan, İmamet, Haec için, Kur'ân ve Fıkıh öğretmek, mûsiki (tegannî), nefsin arzu ettiği oyun ve eğlence için ve ölüye bağırıp ça­ğırarak ağlamak için icâre sahih değildir.

Muhît'de, «İstihsâli Bölümü» nde zikredilmiştir ki; «Bir kimse, malı şartsız alırsa, mubah olur. Çünkü bu, akdsiz kendiliğinden bir malı vermektir.» denmiştir.

Yine, keçilerin gebe kalması için tekeyi kiralamak yâni erkeğini, dişi hayvan ile çiftleştirmek için kiralamak da sahih değildir. Bunun­la murâd, bu iş için ücret almaktır. Asi olan şudur ki; bize göre tâatlar ve ma'siyetler üzerine icâre caiz olmaz. Lâkin Dinî işlerde gevşeklik vâki' olduğu için, sonraki âlimler (müteahhirûn), icâreyi tecviz et­mişlerdir. Bundan dolayı musannif; Kur'ân ve Fıkıh öğretmek, İma­met ve Ezan için «Zikredilen şeylerde, bugün icârenin sahih oîmasiy-le fetva verilir.» demiştir.

Müste'cir, ücreti vermesi için zorlanır. Vermezse, habs edilir. Hal-ve-î mersûme için de zorlanır. Halve-i mersûme, bir hediyyedir ki Kur'­ân sûrelerinden ba'zı sûrelerin başında öğretmenlere hediyye edilir. Buna, «Halve» adı verilmesine sebeb; helva hediye etırîek âdet oldu­ğundandır.

İpliğin yansına karşılık dokuyuvermesi için bir başkasına iplik verse, îcâre fâsid olur. Lâkin dokuyan için, ecr-i misi lâzım gelir. Ya da, bir kimsenin eşeğini, azığım yükleyip taşımak için, o azığın bir kısmıyla kirâlasa, veya bir öküzü, buğdayını öğütmek için ununun bir kısmıyla kirâlasa, icâre fâsid olur. Bu sonuncuya «Kafîz'ut-tahhân» adı verilir. Resûlüllah (S.A.V.), bundan menetmiştir. Çünkü müste'cir, amelinden çıkan şeyin bir kısmını ücret kılmıştır. İki evvelkiler de kaiîz'ut-tahhân'  (değirmenci ölçeği)  in ma'nâsmdadır.
Yâhûd, birini bugün, kendisine şu kadara ekmek karması için ki­ralarsa, fâsid olur. Yâni bir adamı, bir kimse, şu on ölçek unu, bugün bir dirheme ekmek yapmak için kiralarsa, ma'kûd'ün-aleyh bilinme­diği için, İmâm A'zam' (Rh.A.) a göre fâsid olur. Çünkü vaktin zik­redilmesi ma'kûcl'ün-aleyhm menfaat olmasını gerektirir ve amelin zikredilmesi onun takdiri ile beraber ma'kûd'ün-aleyhin amel olma­sını gerektirir. İkisinden birini, diğerine tercih de yoktur. Bununla berâber müste'cirin menfaati, icârenin amel üzerine olmasındadır. Çün­kü işçi (ecir), ecîr-i müşterek olduğu için ücrete ancak iş ile müstehık olur. İşçinin çıkarı ve yararı ise, ücretin amel üzerine olmasındadır. Çünkü işçi, ücreti ancak bununla hak eder. Zira,, menfaat üzerinedir. Çünkü işçi, iş yapsın yapmasın, müddetin geçmesiyle ücrete müstehık olur. Şu hâlde, icâre akdi fâsid olur. Şayet ma'kûd'ün-aleyh, iş ile menfaatin her ikisi olsa, yâni ma'kûd'ün aleyh, bu günü kapladığı hâl­de bu işi yapmak olsa, bu iş âdeten kudret dâhilinde değildir. İmâm A'zam' (Rh.A.) dan rivayet edilmiştir ki; şayet müste'cir iş söyleyip bu günde (fi'1-yevm), derse, İcâre caiz olur. Çünkü (fi) zarf içindir. Müddetin takdiri için değildir. Şu hâlde istiğrak iktizâ etmez ve ma'-kûd'ün-aîeıyh amel olur, amel ise ma'Iûmdur.

Ya da, bir tarlayı nadas etmek, yâni iki defa sürmek şartiyle ve­ya su yataklarını kazmak şartiyle veya tarlaya gübre dökmek şartiy­le kirâlasa, İcâre fâsid olur. Çünkü bu fiillerin eseri, müddetin bitme­sinden sonra bakîdir. Hem, akdin muktezayâtından da değildir. Bun­da, tarla sahibine faıyda vardır. Şu hâlde, alım-satım gibi bozulur. Amma tarlayı çiftle sürüp ve ekmek üzere kira ile tutmak vcyâ sula-yıp elemek üzere kira ile tutmak, zikredilenlerin aksinedir, ki kirala­ma bozulmaz. Zîrâ bu şart, akdîn iktizâ ettiği şarttır. Çünkü zirâat, akd ile hak edilmiştir. Zirâat, ancak sürmekle ve sulamakla hâsıl olur. İmdi, bu şartla icâre bozulmaz.
Arzın zirâatını ve ona ekilecek şeyi zikretmeksizın kiralamak sa­hih değildir. Birincinin sebebine gelince; çünkü arz ziraat, bina ve ağaç dikmek için kirâianir. Bunlardan bir şeyi beyân etmedikçe ma'-kû d ün-aleyh ma'lûm olmaz. İkincinin seböbi ise; zirâat çeşitleri farklı olup, ba'zısı arza zarar verdiği içindir. İmdi, zirâat çeşitlerinden bir şey açıklanmış olmadıkça ma'kûd'ün-aleyh ma'lûm olmaz. Ancak ki­raya veren kimse, «Dilediğin şeyi ek!» diye umumi bir söz söylerse, o zaman kiralama sahih1 ölür. Çünkü kiraya veren kimse (mucir), umû­mî izin vermiştir.

Eğer kira ile tutan kimse (müste'cir), zirâat ve ekilecek şey zik-redilmeksizin tarlayı ekse ve müddet de geçse, akd sahîlıa döner. Akd tamâm olmazdan önce zirâatla bilinmemezlik ortadan kalktığı için mucire, belirtilen kira ücretinin ödenmesi lâzım gelir.

Bir kimse Bağda d'a varıncaya kadar bir deve kîrâlasa ve yükünü belirtmeğe, imdi kira île tutan kimse (müste'cir), yükünü mu'tâd üze­re yükleyip deve ölse, müste'cir zararı Ödemez, çünkü, icâre lâsiddir.

Yâni deve, emânet maldır. Bu durumda haddi tecâvüz (teaddî) de yok­tur. Eğer deve sozleşilen yere ulaşırsa, kiraya veren kimseye (mucire), istihsânen, belirtilen ücretin ödenmesi gerekir. Kıyâsa göre, ecr-i misi vâcib olması idi. Çünkü akd, fûsid olarak yapılmıştır. İstihsâlim vechi şudur:   Bümcnıezllk, akd tamâm olmazdan  önce   ortadan kalkmıştır.

îmdi iki âkid, birinci surette tarlayı ekmezden önce çekişirlerse  (mü-" nâzaa ederlerse)   veya ikinci surette yükü yüklemezden önce çekişir­lerse, icâre fesh edilir. Yâni fesadı savmak için, kâdî icareyi fesh eder.

Eğer müste'cir hayvana zulmeder ve hayvanı öderse veya başka­sı ile kendisi arasında ortak olan yiyeceği yükleyip taşımak için, iki­sinden biri diğerini isticar ederse veya eşeğini fülân yere kadar şu miktara kiralayıp yiyeceğin hepsini yükletirse, onun için, ne belirti­len ve ne de ecr-i misi yoktur.

Birincisinde ücret olmaması; daha önce anlatılan şu kaidedir ki; ücret vermek ve zararı ödemek ikisi bir araya gelmezler. İkincisinde ücret olmamasına sebeb ise; akd vücûdun tahammül etmediği şey üze­re vârid olduğu içindir. Bu takdirde, faydası olmayan icâre gibi bâtıl olur. Çünkü ma 'kûd' ün -aleyh şayi' olan yarımın yükletilmesidir. Şayi' olan yarımın yükletilmesi ise, mütesavver değildir. Çünkü şayi' olan yarımın yükletilmesi, hissi foir fiildir, ki şâyi'de, şayi' olması bakımın­dan tasavvur edilemez. Satış, bunun aksinedir. Çünkü, Şer'i tasarruf­tur. Akdin, buna tahammülü vardır. Nitekim yolda icâreyi inkâr et­mek -gibi; yâni bir kimse, bir hayvan kiralayıp yolun bir kısmında icâ­reyi inkâr etse, İnkârdan Önce bindiği zamanın ücretini ödemesi ge­rekir. İnkârından sonra ücret vâcib olmaz. Bu, îmâm Ebû Yûsuf (Rh. A.) a göredir. Çünkü müste'cir, inkâr etmekle gâsıb olmuştur. Hal­buki ücret vermek ve zararı ödemek ikisi bir araya gelmezler. İmâm Muhammed' (Bh.A.) e göre, o kimsenin ücretin tamâmını Ödemesi ge­rekir. Çünkü hayvan, kul lanın akd an sağlam çıkmıştır. Şu hâlde, zara­rı ödemek sakıt olur. Kâfî'de de böyle denmiştir.

Musannif «Mecma' Şerhi» nde ^Zararı ödemek sakıt olur.» sözün­den sonra «İcâre akdi, kâimdir.» sözünü eklemiştir. Çünkü icâre, yal­nız bu inkâr ile münfesih olmaz. Şu hâlde mucir için, ecr-i müsemmâ; müste'cir üzere vâcib ojur. Çünkü müste'cir, onu iltizâm eylemiştir.

Menfaatin, anenfaat ile kiraya verilmesi, şayet iki menfaat ayıı ayrı olurlarsa caiz 'olur. Şayet ikisi bir cinsden (müttehid) olurlarsa, caiz olmaz. Yâni bir kimse evini, oturmak için başka bir evde oturma­ya karşılık kiraya verse veya bir hayvana binmeyi, diğer bir hayvana binilmesine karşılık kiraya verse veya bir giyeceği giymek için diğer bir giyeceğin giyilmesine karşılık kiraya verse, bize göre caiz olmaz. Çünkü ma'kûd'ün-aleyh yeni meydana gelen menfaattir. Bu ise, o an­da mevcûd değildir. Şayet cins müttehid olsa, bir şeyi cinsiyle veresiye değiş-tokuş (mübadele) etmek gibi olur. Cins ise, yalnız başına, bize göre, veresiyeyi haranı eder. Fakat cins ayrı ayrı olduğu vakitte, bunun aksinedir. Çünkü veresiye, ayrı cinsde haram değildir.'Kâfi'de de böyle denmiştir.

Ben derim ki, bunun zahirine itiraz vâıid olur. Çünkü, «Veresiye ayrı cinsde haram değildir.» sözü, rlbâ (Faiz) babında zikredilen sö­ze aykırıdır. Orada: «Miktar ve cins bulunursa, fazlalık ve veresiye ha­ram olur. Çünkü, ribâ illeti nıevcûddur. İkisinden biri bulunup, diğeri bulunmasa fazlalık helâl ve veresiye haram olur. Meselâ, herevî giye­ceği, her>evî giyeceğe selem etmek gibi. Ya da, buğdayı arpaya selem etmek gibi. Eğer miktar ve cins bulunmazsa, fazlalık ve veresiye he­lâl olur. Çünkü buğday ile arpa iki ayrı cinslerdir. Halbuki veresiye onda haramdır.» denilmişti.

Bu itiraz, şöyle savulur: Kâfi'nin ayrı cins ile muradı, onda mik-ıtâr olmayan şeydir. Bir avuç buğdayı iki avuç arpaya satmak gibi. Bu takdirde, onda veresjye caizdir. Çünkü cinsi ayrı ve miktarı yoktur. Nitekim, daha 'önce babında geçti. Burada da hüküm böyledir. Çün­kü, menfaatin cinsi muhtelif olup ve menfaat, şer'î mukadderat cin-' sinden olmadığı zaman, nbânın illetinin iki cüz'ü de bulunmadığı için, veresiye haram olmaz. İmdi bu, «Eğer miktar ve cins bulunmazsa, faz­lalık ve veresiye helâl olur.»  sözünde dâhil  olur. Sen, bunu belleyip

gözet!
Muhit sahibi; cins bir olduğunda, caiz olmamayı, İki ta raf da men­faatler bulunmakla, muallel kılmıştır (illetlendirmiştir), Şu hâlde ayn değil,' veresiye olmuştur. Halbuki, Nebî-i Ekrem (S.A.V.); veresi­yeyi, veresiye satmakdan nehy etmiştir. Ancak şu kadar fark var ki; ondan cinsin hilafı bil'icmâ' tahsis edilmiştir. [65]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler