Kiralamaya  Dâir  Bir  Bâb


Ücretli işçi (ecîr) iki çeşittir. Birincisi, ecir-i müşterektir. İkincisi de, ecîr-i hâsdır. [66] Ecîr-i hâssın açıklaması gelecektir.

Birincisi, yâni ecîr-i müşterek; terzi ve benzeri gibi sâdece bir ki­şiye çalışmayan, ya da bir kimse için iş yapıp muvakkat olmayan amel ile iş yapan işçidir. Çünkü müste'cir, bir adamı yalnız terzilik veya kendi evinde ekmek yaptırmak için; bir gün veya iki gün kaydı ol­maksızın kira ile tutsa, her ne kadar başkasına iş yapmasa da, ortak ücretli işçi (ecîr-i müşterek) olur. Ya da bilâ tahsis muvakkat amel ile iş yapan kimse de ecîr-i müşterek olur. Yâni bir kimse, bir adamı, ' bir ay, koyununu gütmek için bir dirheme kira ile tutsa, o adam ecîr-i müşterektir. Ancak «Başkasının koyununu gütme!» derse, ,bu takdir­de bir kişinin ücretli işçisi  (ecîri)  olur. Bunun tahkiki gelecektir.

Boyacı ve benzeri gibi bu ecîr-i müşterek, ücrete ancak ameli ile müstehık olur. Çünkü kiraya verme (icâre), muâveze akdidir. Şu hâl­de, iki ivazın arasında eşitlik gerektirir. Ma'kûd'ün-aleyh —ki amel­dir — kira ile tutan -kimse için salim olmadıkça, ücretli işçi (ecir) için de ivaz — ki ücrettir — salim olmaz.

Ortak işçi (ecîr-i müşterek), elinde helak ojan şeyi ödemez. Gerek çalınmak gibi kaçınılması mümkün olan sebeble helak olsun veya gâ-îib gelen yangın ve yağma gibi kaçınılması mümkün olmayan şeyle helak olsun müsavidir. Çünkü ayn, onun yanında emânettir. Zîrâ ecîr-i müşterek, onu menfaat için mâlikin izniyle teslim almıştır. O da, aynda mâlik.için ameli ikâme etmektir. Bu durumda emânet konulan kim­se ve ecîr-i hâss gibi, ecîr-i müşterek de Ödemez. Velevki, ödemesi şart kılınmış olsun. Çünkü bu şart, akdin gerektirmediği bir şarttır, hem bunda iki âkidin birisi için yarar vardır. Kaçınılması mümkün olmayan şeyde, zararı ödememesi hakkında icmâ vardır. Kaçınmak mümkün olan şeyde ise ödememesinde ihtilâf vardır. İmâmeyn' (Rh, Aleyhimâ) e göre, zararı ödeme şartı'caizdir. Çünkü İmâmeyn' (Rh. Aleyhimâ) e göre, akd bu şartı iktizâ eder. İmâm A'zam' (Rh.A.) a göre, şart bo­zulur. Nitekim sebebi daha Önce zikredildi.

Sonraki fakîhler, ecîr-i müşterek için, zararın yarısını ödemek üze­re sulh yapmakla İetvâ verdiler. Çünkü Sahabe (R. Anhüm) bu ko­nuda ihtilâf etmişi erdi it. İmâdiyye'de de böyle denmiştir.

Belki, yırtma gibi kendi ameli ile helak olan şeyde zararı Öder. Yâ­ni çamaşırcının, çamaşırı dövmesinden veya çitilemesinden meydana gelen yırtılma ve hummalın düşürmesi gibi. Çünkü hammalın düşür­mesiyle meydana gelen telef, yürümekde ihtiyatı terk etmesindendir. Ya da, yük bağlanan ipin kopması gibi. Çünkü bununla meydana gelen telef, yükü muhkem bağlamadığı içindir. Çekmesinden dolayı gemi­nin batması hâlinde vuku' bulan zararı öder. Ancak gemiyi çekme­siyle boğulan insanın diyetini ödemez. Ya da, hayvandan düşüp he­lak olanı — her ne kadar kendi şevki veya yedmesi ile olsa da — öde-

-mez. Çünkü insandaki zararın ödenmesi, akd ile vâcib olmaz. Belki suç (cinayet) ile vâcifo olur. Suç ile vâcib olan şey akraba üzerine vâcib olur. Akraba ise akdlerin zararını ödemeyi yüklenmez. Bu ise, suç de­ğildir. Çünkü ecîr-i müşterek onda me'zûndur.
Ya da, mu'tâdi aşmayan hac âmel t en [67] veya damar yarmakdan öjse, ödemek vâcib değildir. Keza, binek hayvanında dahî hüküm zik­redilen gibidir. Yâni hayvan, mu'tâdı aşmayan damar yarılmasından ve benzerinden ölse, yine zararı ödemez. Çünkü damar yaran kimse, onu akd İle iltizâm etmiştir. İmdi, damar yarıp kan almak onun üze­rine vâcibdir. Vâcible, zararı ödemek bir arada bulunamaz. Nitekim kâdi, bir kimseye hadd vursa veya ta'zîr ettikde, dövülen kimse o vur­ma ile Ölse, zararı Ödemek lâzım gelmediği gibi. Ancak ondan kaçın mak mümkün olursa, zararı öder. Çamaşırcının giyeceği çitileyip döv­mesi ve benzeri gibi. Çünkü giyeceğin inceliği ve kuvvetiyle çamaşır­cının çitileyip dövmesine dayanacağı ictihâd ile bilinir. Şu hâlde, ça­maşırcının işini selâmet ile takyîd etmek mümkün olur. Damar yarinak ve benzeri, bunun aksinedir. Çünkü damar yarmak tabiatın kuv­veti ve za'fına dayanır. Halbuki tabiatın kuvveti ve za'fı binefsihî bi­linmez. Yaralamaya.dayanamıyacağı da bilinmez. Şu hâlde damar yar­manın selâmet ile takyidi mümkün olmaz ve nazar-ı i'tibâra alınmaz. Meğer ki, mu'tâdı aşmış olsun. Bu takdirde; eğer ölmezse mu'taddan fazlanın hepsini öder, ölürse, nefsin diyetinin yansını öder. Çünkü nefs, damar yarıcının izin verilen ve verilmeyen bir fiiliyle helak ol­muştur. Şu hâlde, hesâbınca zararı öder. O da, yarımdır. Hattâ, sün­netçi haşefeyi [68] kesse ve kesilen yer (maktu1) iyileşip kurtulursa, sünnetçinin üzerine tam diyet vâcib olur. Çünkü ziyâde, haşefedir. Ha­şefe ise, tam bir uzuvdur. Şu hâlde sünnetçi üzere, tam diyet vâcib olur. Eğer ölüvse, sünnetçi üzerine yarım diyet vâcib olur. Bu mes'-ele tuhaf şeylerdendir. Şöyle ki, iyileşmekle daha fazlasını, heîâk ile da­ha azını vermek vâcib oîuryor. Bunu, Zeylaî  (Rh.A.) zikretmiştir.
Eğer küp yolda kırılırsa, hanımal yüklendiği yerde olan kıymetini, ücretsiz öder. Ya da, kırdığı yerde ücretinin hissesiyle öder. Ödeme­nin lâzım gelmesinin sebebi, o küpün kırılması hummalın fiiliyle te­lef olmasıdır, çünkü akd altında dâhil olan, selîm (kusursuz) amel­dir. Müfsid amel dâhil' değildir. Muhayyer olmasına gelince; çünkü küp yolda kırılıp, yük bir şeyden ibaret olsa, bu yönden ibtidâen te­câvüz vâki' olduğu anlaşılır. Bunun bir vechi daha vardır ki, o da şu­dur. Yükün evvelâ kaldırılması mâlikin emriyle hâsıl olmuştur ve te­câvüz değildir. Tecâvüz, ancak kırıldığı vakitte olmuştur. Öyleyse, di­lediği yöne meyi eder. Eğer müteaddî olmasına meyi ederse, başlan­gıçtaki kıymetini öder ve taşıma ücreti verilmesi gerekmezi Çünkü, hammalm başlangıçtan müteaddî olduğu anlaşılmıştır. Eğer başlan­gıçta onda me'zûn olmasına ve hanıma 1 m kırdığı zaman mütecaviz ol­duğuna meylederse; bu takdirde, kırıldığı yerdeki kıymetini öder ve taşıma ücretini hesâbınca verir.

Ücretli işçinin (ecîrin) ikinci çeşidi, ecîr-î hâssdır. Buna, ecîr-i hâsş (ücretli özel işçi) denildiği gibi, ecîr-i vah id (bir kimsenin ücretli özeî işçisi) de denilir. Bu işçi, hassaten bir kimse için geçici bir İş ya­pan kimsedir. Bu kaydların faydalarını daha önce açıklamalarda öğren­miştin.
Ecir-i hâss, kendisini icâre akdinin müddetinde teslim etmekle — her ne kadar iş görmese de — ücrete müstehık olur. [69] Meselâ bir şahsın hizmeti veya davarını gütmek için ücretli tuttuğu işçisi (eciri) böyledir. O işçinin, başkası için çalışma hakkı yoktur. Çünkü onun menfaatleri, o kişinin hakkı olmuştur. Ücret de menfaatlere karşılık-dır. Şu hâlde hastalık, yağmur ve bunların benzerleri gibi; iş yapma­sını önleyen bir engel bulunmadıkça, ücrete müsteluk olur. Çünkü bunlar, iş yapmaya engeldir.

Ma'lûm olsun ki, hizmet etmek veya davar gütmek için tutulan iş­çi (ecîr), ancak başkasına hizmet etmemesi ve başkasının davarını gütmemesi .şart kılmırsa, ecîr-i hâss olur. Ya da, müddeti Önce zikret­mekle — meselâ, bir çobanı bir ay belli koyunları gütmek için ma'lûm ücretle kiralamak gibi— -bu takdirde, çoban ilk sözle ecîr-i hâss olur. Ben derim ki, bunun sırrı şudur: Kira ile tutulan kimse, sözünün baş­langıcında sözünü müddet üzerine söylemiştir. İmdi o müddette men­faatleri de kira ile tutan kimseye âiddirv İmdi, menfaatlerin başkasına âid olması da imkânsızdır. Müste'cirin ondan sonra «Davar gütmek için» demekle yaptığı akd, amel üzerine yapmış olmaya ihtimallidir. Bu takdirde, ecîr-i müşterek olur. Çünkü ecîr-i müşterek, akdi amel üze­re vâki' olan kimsedir. Yine tou, ma'lûm müddette ecîr-i hâss üze­re vâcib olan işin çeşidini açıklamaya da ihtimallidir. Çünkü müddet üzere kiraya vermek, ecîr-i hâssda, işin çeşidini beyân etmedikçe sa-hîh değildir. Beyân; «Ben," seni bir ay hizmet veya hasâd için kirala­dım.» demekle olur. İmdi birinci sözün hükmü, ihtimâl ile değişmiş olmaz ve «Başkasının davarım, benim davarım ile berâiber gütmek üzere» diyerek aksini belirtmedikçe, o işçi ecîr-i 'hâss olarak kalır. Bu, açıktır.                       .

Yâhûd, müddeti ertelemekle ecîr-i hâss olmaz. «Belli davarı, şu kadar ma'lûm ücretle gütmek üzere, bir ay.» deyip, işçiyi kira ile tut­sa, bu takdirde ilk sözüyle ecîr-i müşterek olur. Çünkü akd, sözün başlangıcında iş üzere vâki olmuştur. Kira ile tutan kimsenin, sözün sonunda «Bir ay» demesi, akdi müddete vermeye ihtimallidir. Bu takdirde, ecîr-i hâss olur. Yine üzerine akd vâki' olan işin takdîri için ma'nâsına da ihtimallidir. Binâenaleyh müste'cir ilk sözünün, aksini açıklamadıkça, ihtimâlle sözünün evveli değişmez.
Eeîr-i hâss, elinde veya ameliyle helak olan şeyi ödemez. [70] Elin­de helak olanı ödememesi, ayn elinde bil'icmâ' emânet olduğu içindir. İmâm A'zam1 (Rh.Â.) a göre, emânet olması açıktır. İmâmeyn' (Rh. Aleyhimâ) e.göre, emânet olduğuna gelince; çünkü onlara göre, ecîr-î müştereke Ödetmek, insanların mallarını korumak için bir nev'î istinsândır. Çünkü ecir-i müşterek halkın çoğundan, işleri, çok ücrete ta­mah ederek kabul eder. Halbuki, onları yapmaktan âciz olup, onun yanında uzun zaman kalır. Şayet kaçınılması mümkün olan şey ile helak olursa, korunmasında gevşeklik gösterilmesin diye, zararı öde­mesi vâcib olur. Bir kişiye çalışan ücretli işçi {eeîr-i vâhid) ise, işleri üstüne almaz. İmâmeyn (Rh. Aleyhi mâ); «Onda kıyâsla amel etmiş­lerdir.» demişlerdir. Ameliyle helak olanda zararı Ödememesi; menfa­atler müste'cirin mülkü olduğu içindir. Şayet ücretle çalışan işçiye (ecîre), «Menfaatleri, mülküne sarf eyle!» diye emr verse, sahîh olur ve ücretli işçi (ecîr), müste'cirin yerini tutar. Bu durumda ücretli iş­çinin fiili, müste'cire nakledilir. Sanki müste'cir, kendisi amel etmiş gibi olur.

Musannif, bu mes'ele üzerine şu tetıî'i yapmıştır: Zayi' olan kü­çük çocuğun sütanası zararı ödemez. Sütananın elinde olan küçük ço­cuk veya küçük çocuğun üzerinde olan süs eşyası çalınsa ödemez. Çün­kü sütana bir kişinin ücretli işçisidir.
İşin terdîdi ile ücretin terdîdi [71] sahilidir. Meselâ; «Eğer, şu gi­yeceği Fârisî dikersen bir dirhem; Rûmî dikersen, iki dirhem ücret veririm.» demek gibi.

Keza, işin zamanının terdîdi ile ücretin terdîdi de sahilidir. Me­selâ; «Eğer, şu giyeceği bugün dikersen, bir dirhem; yarınki gün di­kersen, yarım dirhem veririm.» demek gibi, İşin yerinin terdîdi ile üc­retin terdîdi de sahilidir. Meselâ; «Eğer, şu evde oturursan,' bir dirhem; bu evde oturursan, iki dirhem alırım.» demek gibi. Yine, âmilin terdîdi İle ücretin terdîdi de sahîhdir. Meselâ; «Eğer, bu evde attâr olarak oturursan, bir dirheme; demirci olarak oturursan, iki dirheme kiraya vterdim.» demek gibi. Mesafenin terdîdi ile ücretin terdîdi de sahîh-dir. Meselâ; «Eğer, Kûfe'ye gidersen, bir dirhem; Vâsıt'a gidersen, iki dirhiem veririm.» demek gibi. Yine, yükün terdîdi ile ücretin terdîdi de sahîhdir. «Eğer, şu hayvana arpa yükletirsen, bir dirhem; buğday yükletirsen, iki dirhem ücret veririm.» demek gibi.

Keza, kiraya veren kimse, ıııüste'ciri üç şey arasında muhayyer kılsa, sahîh olur. Eğer dört şey arasında muhayyer kılarsa, caiz değil­dir. Nitekim, satışda caiz olmadığı gibi. İllet, haceti gidermektir. Lâ­kin satışda, ta'yîn muhayyerliğinin şart kılınması vâcibdir. Kiraya ver­mek (icâre) de, vâcib değildir. Çünkü ücret, ancak amelle vâcib olur. Şayet amel bulunursa, ma'kûd'ün-aleyh ma'lûm olur, satışda «emen akdin kendisiyle vâcib olur ve bilinmemek tahakkuk eder. Öyle ki: Çekişme (niza'), ancak onun için muhayyerliği isbât etmekle ortadan kalkar. Müste'cirin, ikisinde de müteıeddid olduğu iki işten —gerek az ve gerekse çok olsun — mevcûd olanın ücreti vâeib olur, Lâkin ter-dîd zamanda olursa —meselâ; «Bugün, bu giyeceği dikersen, bir ak­ça; yarın dikersen, yarım akça ücret veririm.» demek gibi — iş, eğer tereddüd olunan iki günün birinci gününde bulunursa, belirtilen üc­ret vâcib olur. Eğer iş tereddüd olunan iki günün, ikinci gününde bu­lunursa, müsemınâ üzerine ziyâde edilmemek şartıyla, ecr-i misi vâcib olur.

İmâmeyn* (Bh. Aleyhinıâ) e göre, iki şart caizdir. İmâm Züfer' (Rh.A.) e göre, şartın ikisi de fâsiddir. Çünkü bugünü zikretmek, ta'-cîl içindir. Yarınki günü zikretmek, tereddüd (tevsi') içindir. Bu du­rumda, her günde iki tesmiye bir araya gelir. Vâcib olan ise, ikisin­den biridir. O ise, bilinmemektedir. Nitekim^ «Eğer bugün, bu giyece­ği dikersen, bir dirhem veya yarını dirhem ücret veririm.)) dese, fâsid olduğu gibi.

îmâmeyn' (Rh. Aleyhimâ) in delili şudur: Ta'cîl ile tevsî'den her biri maksûddur. îmdi iki nev'în ayrılığı gibi olur. Rûmiyye ile Fârisiy-ye dikmek gibi.

imâm A'zam* (Rh.A.) in delili şudur: Yarına muüâf olan akd, bi­rinci günde sabit değildir. Binâenaleyh, bir günde iki tesmiye bir ara­ya gelmez. Şu hâlde, birinci günde ücret mechûl olmaz. Bugüne muzâf olan akd, yarına kalır ve yarında iki tesmiye bir araya gelir. Biri, bir dirhem ve diğeri yarım dirhemdir. Şu hâlde, ücret meçhuldür. Bu ise, akdin cevazına mânidir. Öyleyse, ecr-i misi vâcib olur.

Müste'cir, kira ile tuttuğu hanede fırın veya ocak bina etse ve kom­şularından ba'zısmın evleri veya hâne yansa, o müste'cirin mutlak su­rette, yâni; gerek ev sahibinin izniyle, gerekse izinsiz blnâ etsin, zara­rı ödemesi lâzım gelmez. Çünkü bu, evin geri kalan kısmının hey'etini değiştirip eksiltmemek suretiyle evin zahiri ile yararlanmaktır.

Ancak, bina ettiği fırın veya ocak insanların yaptıkları gibi ol­mazsa; fırını yapmakda ihtiyatı terk d en, ateşi fırında ve ocakda in­sanların yaktıkları gibi yakmayıp fazla yakmakdan dolayı, meydana gelen zararı öder, îmâdiyye'de de böyle denmiştir.

Bir kimse, bir eşek kiralayıp, eşek yolda kaybolsa, müste'cir eşeği aradıkdan sonra bulamayacağım bilirse, zaran ödemez.
Keza, çobanın güttüğü davarın sürüsünden bir koyun kaçıp, çoban o koyunu sürüye katmak için uğraştığı takdirde; geri kalanlarının da 2âyi* olmasından korkarsa, o koyunu ödemez. Hâniyye'de de böyle den­miştir.

Bİr kimse şartsız, hizmet için isti'câr ettiği kiralanmış köle ile be­raber yolculuk edemez. Çünkü yolculuk hizmetinde güçlük fazladır. Mutlak hizmet için yapılan akd, buna şâmil değildir.

Müste'cir, mahcur köleye işi için verdiği ücreti geri alamaz. Yâni bir kimse, mahcur ibir köleyi bir ay kiralayıp, ücreti verse; müste'cirin, köleden ücreti alması caiz değildir. Zira, işi bitirdikden sonra bu icâre istihsânen sahîhdir. Çünkü icârenin fâsid olması, efendinin hakkına riâyet içindir. İşi bitirdikden sonra, efendinin hakkına riâyet sıhhat­tedir ve ücretin efendi için vâcib olmasındadır.

Gasbettîği kölenin gelirini yiyen kimse, köle kendini kiraya ver­diği takdirde ödemez. Yâni bir adam, bir köle gasbetse; gasb olunan köle, kendisini kiraya verip işi bitirse, icâre sahîh olur. Çünkü efendi­nin hakkında, kiralama faydalı olur. İmdi köle, ücreti aldıkdan sonra, gâsıb ücreti ondan alıp yese, İmâm A'zam' (Rh.A.) a göre, Ödemez, îmâmeyn (Rh. Aleyhimâ), «Öder.» demişlerdir. Çünkü gâsıb, te'vîîsiz başkasının malını telef etmiştir. Zîrâ ücret, efendinin malıdır.

İmâm A'zam' (Rh.A.) in delili şudur: Gâsıb, itlaf eden hakkında kıymeti hâiz olmayan bir mah telef etmiştir. Şu hâlde, hırsızın çal­mış olduğu nisab miktarı malı, eli kesikükden sonra ödemediği gibi, ödemez. Nitekim gâsıb, köleyi kiraya verip ücreti alsa ve itlaf etse,-ödemez. Çünkü ücret, gâsıb içindir. Kölenin ücreti alması sahîhdir. Yâni, kendisini kiraya yermekten hâsıl olan ücreti alması, ittifakla sahîhdir. Çünkü fou, hâlis menfaattir. Hibeyi kabul etmesi gibi, köle ona me'zûn (izinli) dur. Bunun faydası; müste'cirin, ücretin uhdesin­den çıkması hakkında zahir olur. Çünkü uhdeden çıkması, köleye üc­reti vermekle meydana gelir. O ücreti, eğer duruyorsa, kölenin efen­disi alır. Çünkü, malının ayn'ını bulmuştur. Kıymetin bâtıl olmasın­dan, mülkünün bâtıl olması lâzım gelmez. Nitekim hırsızın elini kes-dikden sonra, çalma nisabında olduğu gibi. Çünkü çalma nisabı mü-tekavvim değildir ama, mâlikin mülküdür. Bir kimse, bir.köleyi iki aya kira ile tutup; bir ay dört dirheme ve bir ay beş dirheme akd et­se, tertîb üzere kiralama sahîh olur. Çünkü, evvelâ zikredilen ay, ce­vaz aramak için akdi ta'kîfo edene munsarıf olur (verilir). İkinci ay, bizzarûre birinci ay'ı ta'kîb eden ay'a munsarıf olur.

Eğer kölenin kaçmasında vtyâ hastalığında ve değirmen suyunun akmasında, mucir ile müste'cir ihtilâf ederlerse, hâl hakem kılınır. Yâni bir kimse, bir köleyi, bir ayda bir dirheme kira ile tutsa; köle o bir dirhemi ayın başlangıcında alsa, ondan sonra ayın sonu geldikde kaçsa veya hasta olsa; kiraya verenle alan ihtilâf edip alan; «Köle, müddetin başlangıcında hasta oldu veya kaçtı.» dese, kiraya veren kim­se de; cMüddetin sonunda hasta oldu veya kaçtı.» dese hâl hakem kılı­nır. Eğer köle, o anda hasta veya kaçak ise, müddetin başından beri hasta olduğuna veya kaçtığına hükmedilir ve ücret vâcib olmaz. Eğer köle kaçak ve hasta olmayıp, o anda sıhhatte ve mevcûd olursa, müd­detin başlangıcında dahî o hâlde olması üzere hükmedilir ve ücret vâcib olur.                                                             

Değirmenin suyunun akmasında da ihtilâf böyledir. Göıulekdc ve kaftanda, sarılıkda ve kirmızıhkda, söz giyecek sahibinindir. Yâni giyeceğin sahibi, terziye; «Ben, sana giyeceğimi kaftan dik diye em­rettim, sen gömlek dikmişsin!» veya boyacıya; «Ben, sana giyeceği­mi kırmızıya boya, dedim. Sen, sarıya boyamışsın!» der de, terzi veya boyacı; «Senin emrettiğin, benim yaptığımdır!» derse, iki surette de söz yeminiyle giyecek sahibinindir. Çünkü izin, giyecek sahibi tarafından çıkar. İmdi söz; izni olan şeyde, onun sözüdür. İkisinin de şâhidleri ol­masa, birinci surette giyecek sahibine yenim verilip muhayyer kılınır. Dilerse ma'mûl olmadığı hâlde giyeceğin kıymetini ödetir ve terziye ücret verilmesi lâzım gelmez. Dilerse, o giyeceği alıp terzinin ecr-i mislini verir. Ecr-I misi, nıüsemmâyı aşmaz. Çünkü terzi, kesmekde ve dikmekde giyecek sahibinin emrine uymuştur. Lâkin sıfatta, ona mu­halefet etmiştir. İmdi hangi sureti dilerse, onu seçer. İkinci surette de muhayyerdir. Dilerse, giyeceğin beyazlığı hâlinde olan kıymetini ödetir. Dilerse, giyeceği alıp, boyacının ecr-i mislini verir. -Ecr-i misi, zikredilen gibi müsemmâyı aşmaz.
Yine, ücrette ve ücretin yokluğunda söz giyeceğin sahibinindir. Yâ­ni, mucir ile müste'cir, ücret ve onun yokluğunda ihtilâf etseler, gi­yecek sahibi yeminiyle tasdik edilir. «Sen, bu giyeceği benim için beda­va yaptın!»; yapan da; «Hayır, ücreti ile yaptım!» dese," tasdik edilmez. Çünkü giyecek sahibi, akdi ve ücretin vâcib olmasını ve terzinin ame­linin kıymeti hâiz olmasını inkâr etmektedir. [72]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler