Rehn Olabilen Ve Rehn Edilmesi Sahih Olan Veya Olmayan Şeyler Babı

Altın ve gümüşün rehn olmaları sahîhdir. Ölçü ve tartı ile alınıp verilen şeylerin rehn olmaları da sahîhdir. Çünkü bunlar, hakkını tam nıa'nâsiyle alma (istîfâ) mahallidir. Şayet zikredilen şeyler, cinslerin hilâfına rehn edilseler, helak olduklarında, diğer mallar gibi kıymet­leri İle helak olurlar. Bu, açıktır (zahirdir).

Eğer Ikendİ cînsleriyle relin edilip helak olsalar, borçdan misille­ri iie helak olurlar ve mümâselet, miktarda nıu'teber olur. O da, vezn veya kiledir. İyiliğe ve kıymete i'tifoâr edilmez. Çünkü borç vezni ol­sa ve rehn de keza borç gibi vezni olup helâk-olsa; rehn, borca eşit olursa, borç düşer.. Eğer borç, rehnden fazla olursa, ondan rehn kadarı dü­şüp fazlası rehn koyanın zimmetinde kalır. Eğer rehn, borçdan fazla olursa, ondan borcun miktarı düşüp, fazlası rehn koyanın olur.

Müşâ* olan şeyin rehn olması sahih değildir. Çünkü bilirsin ki, rehnin hükmü, yed-i istîfâ (alabilmenin) nın sabit olmasıdır. Bu ise müşâ', müşâ' olması bakımından müşâ'da mutlak surette tasavvur edilemez. Yâni gerek taksim kalbûl eden, gerek etmeyen mallardan olsun ve gerek ortağına, gerek yaibancıya rehn etsin, müsavidir.

Sonradan arız olan beraber bulunan gibidir. Sahih olan söz de budur. Hulâsa'da böyle denilmiştir.

Ağaç üzerinde olan meyvenin, ağaçsız, rehn edilmesi sahih olmaz. Yine, tarla üzerindeki ekinin ve hurmanın relini, tarlası/, sahih ol­maz. Çünkü rehn olan şey, rehn olmayan, şeye, yaradılış bakımından bitişiktir. Şu hâlde, müşâ' ina'nâsınadır.

Keza, aksi de sahih değildir.  Yâni meyvesi üzerinde olan  ağacı, meyvesiz ve ekini üzerinde olan tarlayı ekinsiz relin etmek sahih ol­maz. Çünkü bitişme, iki taraflıdır. İmdi, asi olan şudur: Relin edilen şey, şayet relin edilmeyene bitişik olsa, rehn edilen şeyi yalnız ba­şına teslim almak imkânsız olduğu için, caiz değildir.
Hür insanın, nvüdebherin, nnikâlcbiıı, ümm-ü veledin, vakfın ve şarâbın rehn «dilmesi sahih değildir. Çünkü rehnin, hakkı tam ma'-nâsiyle almanın (istifanın) sübûtudur. Bunlardan ise, hakkı tam ma1-nâsiyle almak (istifa) sabit olmaz. Zîrâ hürde, maliyet yoktur. Di­ğerlerinin satılması ise, caiz değildir. Zikredilenlerin, Müslüman ta­rafından Zimmîye veya Müsliimana rehn edilmesi de caiz değildir.

Müsîümanm, hür insanı ve benzerlerini rehn vermesi veya bir Müslümandan veya Zimmîden rehin alması eâiz değildir. Çünkü Müs­lüman hakkında ifâ  (ödemek) ve istilâ  (almak)  imkânsızdır.

Müslümanın şarâbını rehn alan Ziınınî, şarâbın helak zararı ödemez. Yâni şarâbı rehn koyan kimse Müslüman olup, rehn alan kimse Zinımî olsa; Zimmî, .şarabı Müslüman'a ödemez. Nitekim Zimmî, Müslüman'dan şarâbı gasb etse, ödemediği gibi. Çünkü şa~ râb, Müslüman hakkında mal değildir. Aksinde, ödemek vardır. Yâni şarâbın rehn koyucusu Zimmî olup, rehn alan kimse Müslüman ol­sa; Müslüman, Zimmîye şarâbı Öder. Nitekim Müslüman, şarâbı Zim­mîden gasb etse, ödediği gibi. Çünkü şarâb, Zimmî için maldır.

Vedîa, ariyet, müdârebeve şirket malı gibi, emânetlerin rehn edil­mesi de doğru olmaz. Çünkü rehnin nıûcebi, rehn alan için, yed-i is­tifa (alabilmenin) nın sübûtudur. İmdi relini teslim almak mazmun olmuştur (garanti edilmiştir). Şu hâlde kab^ mazmûnen vâki olup ve ondan borcun alınmasının sabit olması için, sabit olan ödeme {ze-mân) lâzımdır. Emânetlerin teslim alınması (kabzı) ise, mazmun değildir ki onlar ile rehn sahih olsun.
Satıcı elinde olan satılık mal  (mebi1)  ile de rehn sahih değildir.

Çünkü bilirsin ki rehn; hakîkaten veya hükmen borç (deyn) karşılı­ğında olmak îcâb eder. Satıcının elinde olan satılık mal ise, hakikaten borç değildir. Bu, açıktır. Hükmen de borç değildir. Çünkü hükmi borç, misli veya kıymeti ile mazmun olması vâcib olandır. Satıcının elinde olan satılık mal ise, böyle değildir. Belki helak oisa, satıcının hakkı olan semen düşer. Onda, zararı ödemek (zemân) yoktur. Fu-kahâ buna; «Kendinden başkası ile ödenmesi gereken ayn (ayn-ı maz-mûne bigayrihâ)» âdını verirler. Bunun açıklaması, gelecektir. İn-şâallâhu Teâlâ.
Derefc'in [24] de rehn edilmesi sahîh değildir. Rehnin derek ile açıklanması şudur ki; bir adam, bir malı satıp ve malın semenini alıp teslim ettikde, müşteri istihkâkdan (yâni başkasının mala müstenık çıkmasından), korkup semenle satıcıdan, dereliden önce rehn olarak alsa, bu rehn bâtıldır. Hattâ derek helâl olsun, olmasın müşteri relini alıkoymaya 'mâlik olamaz. Rehn helak olunca, derek helâl olsun olma­sın, onun yanında emânet sayılır. Çünkü akd bâtıl olduğu için yok demektir. Kâfi'de böyle denmiştir.

ölüye ağlaması için ücretle tutulan kadının (nâihamn), şarkıcı kadının ücreti ve satılan hür insanın semeninin rehn olması sahîh olmaz. Hattâ rehn edilen helak olsa, ödenmesi gerekmez. Çünkü, kar­şılığında ödenmesi gereken bir şey yoktur. Hakkı tam ma'nâsiyle al­mak (istîfâ) imkânsız olduğu için, nefsle kefalet de rehn olmaz. Şuf'a ile de rehn sahîh değildir. Çünkü satılık şey (nıebî'), müşteriye ödemesi lâzım gelen şey değildir. Yine, suç işleyen veya borçlu olan kölenin rehn olması da sahîh değildir. Çünkü efendisinin O'nu ödemesi icâb etmez. Zîrâ helak olöa, efendisi üzerine bir şey lâzım gelmez.

Mutlak surette kısas rehn edilmez. Yâni kısas gerek nefsde, ge­rek nefsden azında olsun; hakkı tam ma'nâsiyle almak (istîfâ) im­kânsız olduğu için rehn edilmesi sahîh olmaz. Hatâen işlenen cinayet, bunun- hilâfmadir. Çünkü rehnden, diyetin tam ma'nâsiyle alınması mümkündür.

Rehn; gasb edilmiş mal, hur bedeli ve mehr ve kasden adam öl-dürmekden sulh bedeli gibi, misli veya kıymeti ile ödenen ayn ile sa­hih olur.

Ma'lûm olsun ki: **yân (ayn'ı olan şeyler) üç kısımdır. Birincisi: emânetler gibi, asla Ödenmesi gerekli olmayan (gayr-i mazmun) ayn-dir. Çünkü zararı ödemek (zemân), helak olan eğer mislî ise; mislini vermekten, ya da kıyemî ise, kıymetini vermekten ibarettir. Eğer emânet, teaddîsiz helak olursa, onun karşılığında bir şey yoktur. Te-addî ile helak olsa, emânet olarak kalmayıp, belki gasbedilmiş (mağ-sûb) olur.

İkincisi;    gasbedihniş şey ve benzeri gibi, zâtiyle ödenen ayndır.

Buna Fakîhler; «A'yân-ı mazmûne binefsihâ» derler ki; zâtiyle öde­nen ayn'lar ma'nâsına gelir. Fukahâ', bundan hadd-i zâtında ödenen a^n'lan kasdederler. Vechi şudur: Bildiğin gibi, zararı ödemek (ze­mân), helak olanın mislini veya kıymetini vermekden ibarettir.  îmdi, bir şey mislî veya kıyemî olunca, helak olursa misi veya kıymet teayyün eder. Hadd-i zâtında, arızalarına bakmayarak ödenir.

Üçüncüsü; ödenmeyen ayn'dır. İLâkin ayn,  ödenen  ayn'a  benzer.

Satıcının elinde olan satılık mal gibi. Çünkü o satılık mal, satıcının elinde helak olsa, hiç kimse misliyle veya kıymetiyle ödemez. Lâkin semen, müşterinin zimmetinden düşer. Bu ise, mislin ve kıymetin gayridir. Yalnız bu i'tibâr ile Fukahâ buna; «Ayn-ı mazmûne bigayri-hâ (Başkasıyla ödenen ayn)» demişlerdir. Bu takdirde, sanki o müşâ-kele (benzetme) kabîlindendir.

Relin, borç ile —va'dedilmiş de olsa-— sahilidir. Nitekim asi olan budur. İmdi relin, mürtehinin elinde helak olsa, borçtan va'd olunan şeyle miirtehin nâmına helak olur. Yâni râhin, mürtehinden bin ak­ça Ödünç (karz) almak için rehn verse ve rehn. mürtehinin elinde helak olsa, o rehn, mürtehinin va'd ettiği bin akça karşılığında mür-tehin hesabına helak olur. Şayet borç, rehnin kıymetinden daha çok olmazsa, belki müsavi veya borçdan daha az olursa; o bin akçayı râ-hine teslim etmesi, mürtehine vâcib olur. Eğer rehnin kıymeti borç­dan daha çok olursa, borç ile ödenmez. Belki, kıymet ile ödenir.

Rehn, selemin re's-i mâli (ana parası) ve sarfın semeni ile de sa­hih olur. Çünkü maksûd, malın ödenmesidir. Mücâneset ise, maliyet­te sabittir. İmdi mal yönünden istîfâ (hakkı almak) sabit olur. Eğer selemin re's-i mâli veya sarf semeni ile olan rehn helak olsa, akd ta­mâm olur. Yâni selemin ve sarfın akdi tamâm olur. Mürtehin, hakkı­nı almış olur. Yâni hükmen kabz tahakkuk ettiğinden, mürtehin, râ-hinin borcu için almış olur.

Şayet rehn koyan ile rehn alan, parayı saymazdan önce ayrılsa-îar ve rehn helak olsa, hakîkaten ve hükmen kabz bulunmadığı için, selem ve sarf akdi bâtıl olur.

Bu tafsilât müslemun fihde bulunmadığı için; musannif onu ay­rıca zikredip şöyle demiştir: «Rehn, müslemun fin ile de sahih olur.» Eğer rehn helak olursa, akd tamâm olup, relin müslemun fîh için İvaz olur. Bu durumda mürtehin, sanki borcu almış (istifa etmiş) gibi olur. Eğer selemin akdini fesli etti ise rehn, müslemun fîhin bedeli olan re's-i nıâle rehn olur. Selem sahibi (rabbu's-selem), re's-i mâli alıncaya kadar, rehni alıkor. Bu durumda rehn gasbediimiş (mağ-sûb) gibi olur, ki şayet mağsûb rehn edildiği hâlde helak olsa, kıy­metiyle rehn olur. Eğer rehni feshden- sonra helak olursa, müslemun i'îh ile helak olur. Hattâ selem sahibinin, re's-i mâli almak için müs­lemun fih'in mislini vermesi vâcib olur. Çünkü, her ne kadar başkası ile mahbûs ise de   --ki o re's-i mâldir       onu  nıüslemun fihle rehn etmiştir.

Babanın borcu iğin, küçük çocuğun kölesini rehn eylemesi sahili­dir. Çünkü baba, köleyi emânet koymaya mâliktir; rehn koymak ise, küçük çsocuğun hakkında emânetten evlâdır. Çünkü rehn alanın mu­hafazayı üzerine alması, borçlanmaktan daha korkunçtur. Eğer kö­le helak olursa, ödemek üzere helak olur. Vedia ise, emaneten helak olur. Vasi dahi baba gibidir. İmâm Ebû Yûsuf ile İmâm Züfer' (Rh. A-îeyhimâ) den; «Babanın ve vasinin, küçük çocuğun kölesini rehn koy­maları caiz olmaz.» dedikleri rivayet edilmiştir.

Kölenin, sirkenin veya boğazlanmış hayvanın semeni ile — şayet kölenin hür olduğu; sirkenin, çarâb olduğu ve boğazlanmış hayvanın, kendi ölmüş hayvan  (meyte)  olduğu zahir olsa---   relin sahih olur.

trıkârdan olan sulh bedeli ile, - eğer borç olmadığını ikrar eder­se— rehn sahih olur. Bu mes'elenin sureti şudur: Bir adam inkârdan dolayı sulh olsa, sulh bedeline bir şey rehn etse; ondan sonra birbir­lerini borç olmadığına dâir tasdik etseler, bu durumda rehn ödenir. Bu mes'elelerde asi. olan «Rehn Bölümü» nün başında geçen şu şey­dir ki; borcun zahiren vâcib olması, ıchnin sıhhati için yeter. Hakî­katen vâcib olması, şart değildir.

Bİr jkinıse, semeni için, muayyen bir şey rehn koymak veya kefil vermek üzere bir şey satın alsa ve belirttiği şeyi rehn fcoyıııakdan ve­ya belirttiği kimseyi'"kefil vermekten kaçınsa; bu satın alma (şirâ), istihsânen sahilidir. Kıyâsen sahih değildir. Çünkü bu, akdin gerek­tirmediği bir şarttır. Bunda, iki akidden biri için fayda dahî vardır. Bir de; bu, pazarlık içinde pazarlıktır. Bu ise, yasak edilmiştir. Nite­kim, yukarda geçti.

İstihsânm veçhi şudur: Bu şart, akde uygun bir şarttır. Çünkü kefalet ve rehn işi sağlam tutmak (istisâk) içindir. Yâni kefil almak ve kefîl vermek işi sağlam tutmak içindir. Bu ise, semenin vücübuna uygun olur. Kefîl hâzır ve rehn belirli olunca, şart ma'nâsı mu'teber olur. O da, işi sağlam tutmak (istîsâk) dır. Bu takdirde, akd sahih olur. Eğer kefîl hâzır olmayıp, rehn belirli olmazsa, şartın ayn'ma i'tibâr edilir. Bu takdirde ise, akd fâsid olur.
Müşteri, verdiği sözü yerine getirmesi (vefa) için zorlanmaz. Çün­kü rehn koyan kimse tarafından relinin akdi teberrû'dur. Teberru' eden kimse ise, zorlanmaz. O ancak, ödeme bulunduğu takdirde O'nun haklarından bir hak olur. Halbuki, ödeme henüz yoktur. Rehni va1-detmek, fiilen relinden daha üstün değildir. Onu rehn etmiş olsa, îeslîm etmedikçe lâzım geJmez. Va'cl ile lâzım gelmemesi ise, evleviyyeUe kalır, 7 Bu satın almayı, satıcının bozma (fesh etme) hakkı vardır. An­cak müşteri, satılan şeyin semenini hâlen veya relinin kıymetini reh-nen teslim ederse; yâni müşteri teslimden .kaçınırsa, —halbuki öde­meye de zorlanmaz— satıcının akdi bozması (fesh etmesi) caizdir. Çünkü satıcının, satışa rızâsı bu şartladır. Bu şart olmaksızın satışa razı değildir. Şayet satıcının rızâsı tamâm olmasa, akdi fesh etmesi caizdir. Ya da, relini terke razı olur. Ancak zikredilen gibi olursa, bu takdirde maksûd hâsıl olduğu için akdi fesh edemez. Çünkü yedi is-tîfâ (alabilmek hakkı) ancak ma'nâ üzere sabit olur. O da, kıymettir. Çünkü suret, emânettir. Müşteri; satıcısına, satılan şeyden başka bîr şey verip, «Parasını, sana verinceye kadar şunu muhafaza et.» dese, o şey rehn olur. Çünkü rehne delâlet eden söz söylemiştir. Zira i'tibâr, ma'nâlaradır. Bunda, İmânı Zütcı'  (Rh.A.)   İn ayrı görüşü vardır.
Bir kimse, iki adama olan borcu için bir malı relin etse, sahili olur." O malın bütünü, iki adamın her bîri elinde rehndir. Yoksa, o malın yansı adamın biri ve diğer yarısı öbür adam için olmaz. Çün­kü rehn, bir pazarlıkla malın hepsine muzâf olmuştur. Bunda ise, şuyû' yoktur. Bunun mûcebi, rehni borç sebebiyle alıkoymak (habs) dır ve o mal bölünme kabul etmez. Bu durumda rehn, iki mürteninin her biri için mahbûs olur. Bunda, zıddiyyet yoktur. Nitekim bîr kim­se, bir cemâati öldürse ve öldürülenlerin velîlerinden biri hâzır olup di­yeti alsa, hem kendisi ve hem de geri kalanları için almış olur. İki adamdan hîbe, bunun aksinedir. Bu, İmâm A'zam' (Rh.A.) a göre, caiz değildir. Çünkü hibeden maksâd, mülkün icâbıdır. Bir tek malın ise, ikisinden birine kamilen mülk olması tasavvur edilmez. Şu hâlde, paylaştırmak lâzımdır. Bu ise, maksada aykırıdır. O iki mürtehinin, o malın korunmasında nöbetleşmelerinde, meselâ, bir gün biri, bir gün diğeri korumakda; her biri nöbetlerinde, diğeri hakkında adi [25] gibidir.

Eğer o mal helak olursa, her bin payına düşeni öder. Yâni alaca­ğı kadar hisse Öder. Çünkü helak sırasında her biri hissesini almış olur Zira hak almak, parçalanmayı kabul eder. İmdi o iki nıüıtchinden bi­rinin alacağı ödense, malın hepsi, diğeri için rehn olur. Çünkü malın hepsi her birinin elinde, aynlmaksızın 'bir tek rehndir.

İki kimsenin, bir adama borçlan olup, O'na olan borçları için bir rehn koysalar, 'borcun hepsi için sahih olur. Borcun hepsini alıncaya kadar, mürtehin o rehni tular. Çünkü  relinin teslim alınması şuyû'-suz, hepsinde hâsıl olur. .                                            

Her biri kölesini, bir adama rehn koyduğunu ve onun da teslim aldığını İddin ve isbât eden iki adamdan her birinin hücceti bâtıl olur. Bu mes'ele müstakildir. Kendisinden önceki mes'eleye bağlı değildir. Yâni iki adamdan her biri, bir adam üzerine hüccet getirip, adamın elinde olan köleyi O'na rehn verdiğine ve O'nun da teslim aldığına, her biri şahadet etseler, bu şahadet bâtıldır. Çünkü onlardan her bi­ri, o adama kölenin hepsini rehn verdiğini beyyine ile isbât etmişler­dir. Halbuki o iki şahsın her biri için, kölenin tümü ile hükmedil-mesinin vechi yoktur. Zîrâ bir kölenin tümünün, hem buna hem ona aynı zamanda relin olması imkânsızdır. Kölenin tümünün biaynihî ikisinden birine âid olduğuna hükmetmek için de sebeb yoktur. Çün­kü, evleviyyet bulunmamaktadır. İkisinden her birine yarım hisse ile hüküm vermek için de imkân yoktur. Zira, şuyû' lâzım gelir. Şu hâl­de, boşuna da'vâla-ştıklan açıktır. Yâni, birbirlerini da'vâdan düşür­dükleri açıktır.
Şâyefc rehni koyan kinişe öise ve rehn iki mürtehinin elinde olsa. İkisinden ıher biri; ölmüş olan rallinin, kölesini kendisine rehn ver­diğini ve kendisinin de teslim aldığını isbât etseler; kölenin ikisinden her birinde bulunan yarısı hakkı için rehn olur. Çünkü onun hükmü, rehn koyan kimsenin hayâtında habs idi ve şuyû' ona zararlı idi. Ölümünden sonra boreda hakkını almak (istifa), satış ile olur ve şu­yû' ona zarar vermez.   [26]                                             


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler