Me'zûn   (Tasarruf  Etmesine  İzin Verilen Kimse)    Bölümü


İzin; lügat yönünden, bildirmektir. Şer'an.hacri mutlak surette kaldırmaktır. İzin, iki çeşittir. Birincisi, köleye izin vermektir. Bu, kö­le üzerine şer'an sabit olan nkk ile, hacri kaldırmak (fekk-i hacr) [42] ve efendinin hakkını düşürmektir. Çünkü insanda asi olan, tasarruf­lara mâlik olmasıdır. İmdi nkk arız olmakla efendinin hakkının teal-luk etmesi, bu tasarruflara mâlik olmasına mâni' olmuştur. Şâyed efendi hakkını düşürürse, memnu' geri döner ve tasarruf eder. Yânî köleye verilen izin, hacri kaldırmak ve hakkı düşürmek olunca, bu tak­dirde köle ehliyetiyle kendisi için tasarruf eder. Uhde [43] ile efendi­sine rücû' edemez. Zîrâ köle, bir şey satın alsa, efendiden semeni iste­mez. Çünkü, kendisi için satın almıştır. Halbuki vekil, müvekkilden satın aldığı şeyin semenini ister.

İzin, muvakkat olmaz. Yânî bir kimse kölesine bir gün veya bir ay izin verse, üzerine hacr oluncaya kadar, o köle ebediyyen me'zûn olur. Çünkü iskât kabilinden olan şeyler muvakkat olmaz ve bir nev'e tahsis de edilmez. Çünkü efendi, kölesine bir nev'e izin verse, bütün nev'îlere umûmî izin olur.

Keza, «Boyacı olduğun hâlde otur!» dese, bu söz, o işde lâzım olan şeyin satın alınması için köleye izin vermektir. Keza; «Bana, her ayda şu kadar gelir öde!»denilse, bu da izindir. Amma, belirli bir şeyin satın alınması için izin verirse, zikredilenlerin aksinedir. Çünkü bu istih­damdır, izin değildir.

İzin, delâlet yönünden de sabit oîur. Şâyed efendi kölesini, yaban­cının mülkünü satarken görse; —bu, kölesini efendisinin mülkünü satarken görmekten ihtirazdır. Çünkü efendi, kölesini malının aynla-nndan bir mülkü satarken gördükde sükût etse, izin olmaz. Hâniye'de de böyle denmiştir. — ve dilediği şeyi satın alırken görse de, sükût et­se, zararı savmak için, bu, köleye ticârete izin vermek olur. Amma kö­le için o şeyin satılmasına veya satın alınmasına, izin olmaz. Usturîş-niyye'de de böyle denmiştir.

Ben derim ki; bunun sim şudur: Mahcur olan köle, ancak kendi­sinden alış-veriş bir yabancının malı hakkında sâdır olursa, —yu­karıda geçtiği vecihle — efendisinin huzurunda me'zûn sayılır. Şu hâl­de mahcur köle, efendisinin huzurunda başkasının mülkünü satar da me'zûn olursa, me'zûn olmazdan önce, me'zûn ohnası lâzım gelir. Hal­buki bu ma'nârun lüzumu ve 'butlanı zahirdir. İmdi, gerisini sen dü­şün! Çünkü bu, ince bir mes'eledir.

İzin, sarahaten de sabit olur. Eğer efendisi: «Sana, ticâret için izin verdim.» demekle, köleye mutlak surette izin verirse, izin saraha­ten (açıkça) sabit, olur ve o köleden her ticâret sahih olur. Çünkü ticâret, genel bir isimdir. Bütün nev'îleri kapsar. İmdi o köle aşırı al­danma (gabn-ı fahiş) ile de olsa satar ve satın alabilir, tmâmeyn (Rh. Aleyhimâ); «Gabn-ı fahiş ile sahih olmaz.» demişlerdir. Az aldanma _ (gabn-ı y-esir) ile ittifâkan caizdir. Çünkü az aldanmadan kaçınmak imkânsızdır. İmâmeyn' (Rh. Aleyhimâ) in delili şudur: Gabn-ı fahiş iie satmak teberru' menziîesindedir. Hattâ üçtebirden mu'teber olur. Şu hâlde gabn-ı fahişe izni,kapsamaz.

îmânı A'zam' (Rh.A.) m delili şudur: Gabn ile satmak ticârettir ve köle kendisinin ehliyetiyle tasârrufda bulunur. Şu hâlde hür gibi­dir. Me'zûn olan küçük çocuk da bu hilaf üzeredir.                      

Me'zûn olan, yânî tasarruf etmesine izin verilen köle, satmak ve satın almaya başkasını vekil eder. Çünkü ba'zan kendisi bunlara vakit bulamaz.
Rehin koyabilir ve rehin alabilir. Yeri, üzerine alır. Yânî kira ile tutmakla ve müsâkât suretiyle yeri alır. Yine yeri, müzâraa suretiyle de alır. Ekmek için tohum da satın alabilir. Aylık veya yıllık olmak üzere çırak  (ücretli işçi)  tutar. Kendisini kiraya verebilir, malı mudârebe suretiyle alıp, verebilir. Şirket-i inân'a [44]  ortak olur. Çünkü şirket~i inan, zikredilen ticâret işlerindendir.

Zevcden. evlâddan ve babadan başkasına borç ikrar edebilir. Çün­kü ikrar, ticârete tâbi* olan şeylerdendir. Zîrâ me'zûn olan köleden ikrar sahih olmayaydı, hiç kimse onunla iş göremezdi. Zevç ve diğerle­ri için borç ikrarı, İmâm A'zam' (Rh.A.) a göre, bâtıldır. İmâmeyn (Rh. Aleyhimâ), ayrı görüştedir. Bu, ihtilâf, vekilin satmasındaki ihtilâf­ları gibidir. Bunu, Zeylaî (Rh.A.) zikretmiştir.

Me'zûn olan köle, gasb ve emâneti de ikrar eder. Zîrâ gasb ve emâ­neti ikrar dahî ticârete tâbi' olan şeylerdendir. İkincisi; yânî emâne­tin ticârete tabiî olan şeylerden olması besbellidir. Birincisi; yâni gas-bm ticârete tâbi' olan şeylerden olması ise, gasbı ödemek, muâveza Ödemesi olduğu içindir. Çünkü köle, gasbedilen şeye ödemekle mâlik olur. İznin ma'nâsını tahkik için, az bir miktar yiyecek hediyye ede­bilir.

Me'zûn olan köie kendisine yemek yedirene, ziyafet verebilir. Çün­kü yemek yedirmek, ticâretin zarûretlerindendir. Zîrâ iş adamlarının kaîblerini celb eder.

Me'zûn olan köle, tacirlerin indirdikleri gibi, kusura bulunan ma-lm semeninden indirim yapabilir. Çünkü indirim yapmak, tüccarların âdetidir. Ba'zan indirim, köle için, kusurlu olanı ibtidâen kabul et­mekten daha uygundur. Kusur olmaksızın indirim yapmak, bunun ak­sinedir. Çünkü kusur olmaksızın indirmek, hâlis teberru'dur.

Me'zûn olan köle, kölesine izin verir. Bunu, Zeylaî (Rh.A.) zikret­miştir. Amma,  ancak efendisinin  izni ile evlenebilir.  Çünkü  ticâret için izin, evlenmek için izin değildir.

Efendisi, köle için odalık edinmeye izin verse de, me'zûn olan kö­le, odalık (câriye) alıp cima' edemez. Tuhfet'ul-Fukahâ'da ve Telvîh'de; ehliyete arız olan şeyleri beyân babında böyle zikredilmiştir.

Yine, me'zûn olan köle (abd), rakîkini evlendiremez ve mükâteb yapamaz, âzâd da edemez. Çünkü evlendirmek ve kitabet, ticâretten değildir. Âzâd ise kitabetin üstündedir. Gerek mala karşılık olsun, ge­rekse olmasın, mutlak surette bunu yapamaz. Borç da veremez. Çünkü borç vermek, ibtidâen teberru'dur.

 (Me'zûn olan köle), gerek ivazla, gerekse ivazsız olsun mutlak su­rette hibe de edemez. Çünkü hibe, hâlîs teberru'dur. (Me'zûn olan köle) Borçluyu, borçdan îbrâ edemez (salıveremez). Çünkü borçdan salıver­mek, hibe gibidir. Hâlis zarar olduğu için, (me'zûıvköle) kefil de ola­maz. Gerek nefs, gerek malla kefil olmak, mutlak surette caiz değildir.

Kölenin ticaretiyle hâsıl olan borcu veya ticâret ma'nâsında olan; satmak, satın almak, kiraya vermek, kira ile tutmak, vediadan dolayı borç, gasb borcu ve inkâr ettiği emânetin borcu ve istihkâkdan sonra satın alman cariyeyi cima' ile vâcib olan ukr gibi şeylerden hâsıl olan borç, me'zûn olan kölenin rakabesine tealluk eder. Çünkü o bir borç-dur, ki vücûdu efendi hakkında zahir olup; istihlâk borcu, mehr ve zevcenin nafakası gibi, kölenin rakabesine tealluk eder. Eğer efendisi hâzır ise, köle o borç için satılır.                    

Hidâye'de denmiştir ki: Me'zûn olan köle alacaklılar için satılır. Ancak, efendi, borcunu öderse satılmaz. Hidâye sarihleri de şöyle de­mişlerdir: Hidâye'nin bu sözü; satmanın caiz olması, ancak efendi hâ­zır olduğu vakite münhasır olduğuna işarettir. Çünkü borcu ödemeyi seçmek, gâib olandan tasavvur edilmez. Çünkü kölenin rakabesinde hasım, efendisidir. Şu hâlde satmak, ancak orfun huzurunda veya ve­kilinin huzurunda caizdir. Kazancının satılması, bunun aksinedir. Çün­kü efendinin bulunmasına -muhtaç değildir. Zîrâ onda hasım, köle­dir.

Kölenin semeni, alacaklılar arasında kazanç hisseleriyle mutlak su­rette taksim edilir. Yânî o kazanç, gerek borçdan önce, gerek sonra ol­sun fark etmez ve her ne kadar efendisi hâzır olmasa da, kabul ettiği hîbeye tealluk eder. Bu söz," kazanç ve hibe kabulünün kaydıdır.
Borcun kazanca tealluku ile rakabeye tealluku arasında birbirine zıdlık yoktur. İkisine de müteallik olur. Lâkin efendinin maksadının1 hâsıl olmasiyîe beraber, alacaklıların hakkının kurtulması mümkün olsun diye almaya "kazançtan başlanır. Eğer kazancı bulunmazsa, ra-kabeden alınır. Kâfî'de de böyle denmiştir.

Borçdan önce, efendisinin, o köleden aldığı şeye borç tealluk etmez.

Çünkü efendi için hulûsun şartı vardır. Eğer borç kalırsa, borç zimmet­te karar kıldığı için ve rakabe yetmediği için, geri kalan borç âzâd edilmesinden sonra alınır. İkinci defa satılmaz. Çünkü o zaman, müş­teri satın aîmakdan kaçınır. Ve tamamen satılmanın imkânsızlığına vardırır; alacaklılar bundan zarar görür.

Me'zûn olan kölenin efendisi, borcunun bulunması ile, mislinin gelirini alabilir;  fazlası alacaklılar içindir. Yânî efendi borcun lâhık olmasından Önce, .köleden meselâ; her ayda on akça alır olsa, o on ak­çayı, borcun lâftık olmasından sonra da alabilir. İstihsânen böyledir. Kıyâs, almaması idi. Çünkü borç, efendinin kazançdaki hakkından ön­ce gelir. İstihsâlim vecfci şudur: Bunda, alacaklılara fayda vardır. Çün­kü onların hakkı, kölenin kazançlarına tealluk eder. Kazançlar ise, an­cak ticârette iznin bakî olmasiyie hâsıl olur. Eğer efendi geliri almak-dan menedilse, köle hacr edilir ve kazanç kapısı kapatılmış olur. Efen­di, mislinin gelirinden fazla alırsa, bu fazlalığı alacaklılara geri verir. Çünkü onların haklan önce gelir. Halbuki bunda zaruret yoktur.

Me'zûn olan köle, efendinin hacriyle, yâni; «Ben, seni tasarrufdan menettim!» demesiyle yâhûd hacrinin haberi köleye ulaşmakla, eğer çarşısının halkından çoğu bilirse, (efendisinin hacri ile) tasarrufdan menediîmiş clur. Hattâ köleyi çarşıda hacr eylese ve o çarşıda ancak bir iki adam bulunsa, köle hacr edilmiş olmaz. Çünkü hacr'de mu'teber olan, hacrin yayılmış ve duyulmuş olmasıdır. Bu, bütün insanlar ka­tında zuhur yerine geçer. Bu, izin yayılmış olduğu vakittedir. Amma izni köleden başka kimse hiimez ;k ondsn sonra' kölenin biîmesiylc hacr ederse, zarar bulunmadığı için mtmhadr olur. Köle kaçmakla da münhacir olur. Çünkü elendi tâaimdan çıkan kölenin tasarrufuna âde-ten razı olmaz. İmdi bu, delâleten onu hacrdır.
Me'zûn olan köle, efendisinin Ölmesiyle cünûn-i mutbık [45] ile mürted olup dâr-ı harbe kaçmasiyle de köle, bilsin, bilmesin münhacir olur. Çünkü izin, köîe için lâzım olan bir şey değildir, tasarruflardan lâzım olmayan şeyin devamı için i-btidâ hükmü vardır. Feshin ve hac-' rin her saatte mümkün olmasından dolayı, sanki ona ibtidâen her sa­atte izin vermişdir. Kölenin me'zûn olduğu vech üzere bırakılması, iz­ni inşâ etmek gibidir. İmdi o saatte izne ehliyetin bulunması şart kı­lınmıştır. Nitekim başlangıçta şartdır. Halbuki ehliyet Ölüm ve cünûn ile ortadan kalkmıştır. Dâr-ı harbe [46] kaçmakla da öyledir. Zîrâ dâr-ı harbe ulaşması, hükmen ölmesidir. Hattâ müdebberleri ve ümm-ü ve-ledleri âzâd olurlar; malı vârisleri arasında taksim edilir. Binâenaleyh ehliyetin bâtıl olması zımnında köle mahcur olur.
Me'zûn olan câriye, çocuk doğurmasiyle hacr olunur. Çünkü çocuk doğurtmak, onu doğurdukdan sonra muhsâne  [47] yapar. Şu hâl­de doğurtmak âdeten hacre delâlet eder.
Tedbir ile hacr edilmez. Yâni ticârete me'zûn olan câriye kıyme­tinden fazla borç aldığı zaman efendisi onu müdebbere etse, hacre de­lâlet olmadığı için câriye hâli üzere ticârete me'zûndur. Çünkü mü-debbereyi muhsâne yapma âdeti carî değildir. Efendi, istîlâd ve ted­bir ile cariyenin alacaklıları için onun kıymetini öder. Çünkü o, ala­caklıların haklarının tealluk ettiği mahalli telef etmiştir. Zîrâ istî­lâd [48] ve tedbîr [49] ile o cariyenin satılması imkânsız olur. Halbuki onların haklan satmakla ödenir.
Me'zûn olan köle; hacrdan sonra, elinde olan sevin emânet veya gasb yâhûd üzerinde borç olduğunu ikrar etse, ikrarı sahih olur ve elinde olan şeyden o borç Ödenir. İmâmeyn (Rh. Aleyhinıâ); «İkrarı sahih olmaz.» demişlerdir. Zîrâ onun ikrarını sahih kılan; eğer izin ise, hacr ile ortadan kalkmıştır. Eğer zi'1-yedlik ise; hacr, onu ibtâl et-mişdir. Çünkü mahcurun zi'1-yedliği mu'teber değildir.  ,
İmâm A'zam' (Rh.A.) m delîii şudur: Onun ikrarını sahih kılan ziıl-yedliktir. Bundan dolayı, hacrdan Önce efendinin elinden aldığı şeyde ikrân sahih oimaz. İmdi zi'1-yedlik, hakikaten bakîdir. Zi'l-yed-liğin hacr ile hükmen bâtıl olmasının şartı; elindeki kazançların ha­cetinden, ayrılmasıdır. Kölenin ikrarı bunun tahakkukunun delilidir.

Me'zûn olan kölenin borcu, malını ve rakabesinî kaplasa. efendisi onun kazandığından elinde olan şeye mâlik olamaz ve kazancından satın alman köle, efendinin âzâd etmesiyle, âzâd olmaz. İmâmeyn (Rh. Aleyhimâ); «Elinde olan şeye efendi mâlik olur ve kölesi de efendisi­nin âzâd etmesiyle âzâd edilmiş olur ve me'zûn olan kölenin kazancın­da mülk sebebi bulunduğu için kölenin kıymeti efendi üzere lâzım gelir. O da, kölenin rakabesinin mülk elmasıdır. Bundan dolayı efen­di, köleyi âzâd etmeye mâlik olur ve ticâret için me'zûn olan cariyeyi cima* edebilir. Bu, mülkün kemâline delildir.» demişlerdir. İmâm A'­zam' (Rh.A.) m delili şudur: Efendinin mülkü, ancak köle ihtiyâcını tamamladığında köleden hilaf et en sabit olur. Borcun kuşattığı mal ise, kölenin hâcetiyle meşguldür. Efendisi, köleye onda halife olamaz. Âzâd ve âzâdın yokluğu, mülkün sübûtunun ve yokluğunun fer'idir. Köle­nin borcu; malını ve rakabesini kuşatmazsa, hilâfsız âzâd olur. İmâ-meyn' (Rh. Aleyhimâ) e göre, âzâd olması açıkdir. İmâm A'zam' (Rh. A.) a göre de; âzâd olur. Çünkü o köle, az borçdan hâlî kalmaz. Eğer az borç mâni' kabul edilirse, kazancıyla faydalanma kapısı kapanır ve izinden maksûd da bozulmuş olur.

Me'zûn olan köle, malını efendisine kıymetinin misli ile satar. Çün­kü kölenin borcu olursa, efendisi onun kazancına yabancı gibidir. Efen­disine eksikle satamaz. Çünkü sahibi olduğu için köle onun hakkında

müttehemdir. Efendisi, kıymetinin misli ile köleye satar. Kıymetinin mislinden daha az ile de satar. Çünkü, kölenin üzerine borç olursa, efendisi kölenin kazancına yabancıdır. Nitekim az önce geçti. Bunda töhmet yoktur.
Köleden semenin tam ma'nâsiyle alınması (istifası) karşılığında efendinin mebî'i alıkoymak hakkı vardır. Çünkü semen zi'I-yedliğe muttasıl olmadıkça satış zi'1-yedin mülkünü ortadan kaldırmaz. Binâ­enaleyh, semeni alıncaya kadar efendinin zi'1-yedlik mülkü olduğu gi­bi kalır. Bundan dolayı, efendinin diğer alacaklılardan köleye daha fazla hususiyeti vardır. (Yânî başkasına tercih edilir). Eğer efendi, kö­leye mislin kıymetinden daha çok ile satarsa, fazlalık düşüriilür yâ-hûd akd bozulur. Yâni kölenin efendisine ya muhâbâtı [50] kaldırması yâhûd akdi bozması emredilir. Çünkü fazlalığa, alacaklıların hakkı tealluk eder. Eğer efendi, semeni teslim almazdan önce satılan şeyi köleye teslim ederse, semen bâtıl olur. İmdi, köleden bir şey istenmez. Çünkü efendi satılan şeyi (mebî'i) teslim edince, habs hususundaki hakkı düşer ve efendisi için kölesi üzerine borç vâcib olmaz. Bu du­rumda mal meccânen kalır.

Efendinin, me'zûn olan kölesini borçlu olduğu hâlde âzâd etmesi şahindir. Çünkü, mülkü bakîdir. Kölenin borcundan ve kıymetinden daha az olanı alacaklılara öder. Yâni borç, kölenin kıymetinden daha az olursa, borcu öder. Çünkü alacaklılar için hak, ancak borçdadır. Eğer aksi olursa, yânî borcu kıymetinden çok olursa, kıymetini öder. Çünkü onların hakkı, kölenin rakabesine tealluk eder. Halbuki efendi, kölenin rakabesini, köleyi âzâd etmekle itlaf etmiştir.

Me'zûn, borcunun kıymetinden fazlasını öder. Çünkü borç, köle­nin zimmetindedir. Efendiye lâzım gelen, ancak ödeme yönünden itlaf ettiği mikdârdır. İmdi borcun geri kalanı, evvelce olduğu gibi, köle üzerinde kalır.

Borcu, rakabesini kuşatmış olan me'zûn köle satılır da; müşteri onu teslim aldıkdan sonra kaybederse, alacaklı muhayyerdir. Dilerse, satışına izin verir ve semeni kendinin olur. Çünkü hak, kendinindir. Lâhik olan icâzeî, sabık, izin gibidir. Yâhûd, köienin kıymetini, satın alana veya satıcıya ödetir. Çünkü, alacaklının hakkı köleye tealluk eder. Hattâ köleyi satmaya hakkı vardır. Ancak efendi, kölenin borcu­nu öderse satamaz. Satıcı, satmak ve teslim etmekle mütlifdir (telef edicidir). Satın alan ise, kabz ve tağyîb ile mütlifdir. Bu sebeble ödet-nıekde muhayyer kalır. Eğer alacaklı müşteriye ödettirirse, müşteri semeni satıcıdan alır. Çünkü satıcıdan kıymetin alınması, malın alın­ması gibidir. Eğer alacaklı, satıcıya Ödettirirse, satılan şey müşteriye teslim edilir. Engel ortadan kalktığı için, (sataft ile satın alan arasın­da câri olan) satış da tamâm olur.

Bundan sonra yânî satıcı ödedikden sonra; eğer köle, efendisine kusur sebebiyle geri verilirse; efendisi, alacaklıdan kölenin kıymetini alır ve alacaklının hakkı kölede geri döner. Çünkü Ödemenin sebebi — ki satmak ve teslimdir— ortadan kalkmışdır. İmdi, gâsıb gibi olur ki; şâyed gâsıb satsa ve teslim etse kıymetini ödeyip, ondan sonra ona gasbedilen şey bir kusur sebebiyle geri verilse, gâsıb için o malı mâlike geri verip, kıymetini geri almak hakkı vardır. Buradaki de öyledir. Kâfî'de de böyle denmiştir. Alacaklı, her hangisine ödetmeyi tercih ederse,diğeri ödemekten kurtulur. Hattâ ödetmek istediği kim­senin yanında kıymet helak olsa bile artık diğerine ödetemez. Çünkü iki şeyin arasında muhayyer olan kimse, bunlardan birini seçse, onda hakkı müteayyin olur ve o kimse için diğerini seçmek hakkı kalmaz. İkisinden birine ödettikden yânî bunu seçtikden sonra, kaybolmuş olan köle ortaya çıkarsa, eğer alacaklı için borç, beyyine veya nukûl (yeminden kaçınma) sebebiyle kıymetle hükm olundu ise, alacaklının, o köle üzerinde hakkı kalmaz. Çünkü alacaklıların hakkı, hüküm ile kıymete dönüşmüştür.

Şâyed alacaklıya borç, yemini ile beraber hasmın sözüyle, kıymet olarak hükm olunursa; halbuki alacaklı kıymetten daha çoğunu iddia etse, alacaklı muhayyerdir. Dilerse, kıymete razı olur veya kıymeti ge­ri verir ve köle alınıp onun için satılır. Çünkü ona, kendi kanaatmca hakkının tamâmı ulaşmamıştır. Nihâye'de de böyle denmiştir.

Şâyed efendi, me'zûn olan kölesinin borcunu müşteriye bildirerek satsa; eğer kölenin semeni borcuna yetmezse, alacaklı, onun satılması­nı red edebilir. Çünkü kölenin semeni borcuna yetmezse, nasıl olursa olsun, alacaklı için satışı bozmak hakkı vardır. Eğer kölenin semeni borcuna yeterse ve satışda kayırma (muhâbât) da yoksa, alacaklı için satışı red etmek hakkı yoktur. Çünkü alacaklının hak& kendisine ulaş­mıştır. Binâenaleyh engel ortadan kalktığı için satış geçerli (nafiz) olur. Satıcı gâib ise; kölenin borcunu inkâr eden müşteriye, alacaklı muhâsama (da'vâ) edemez. Yâni efendi, borçlu olan kölesini satıp müş­teri onu teslim alsa; ondan sonra satıcı gâib olsa, müşteri kölenin bor­cunu inkâr ettiği zaman, alacaklı ondan da'vâcı olamaz. Çünkü da'vâ akdin feshini tazammun eder. Akdin feshi ise, satıcı ve müşteri ile kâ­imdir. Bu durumda akdin fesh edilmesi gaibin aleyhine hükm olur. Mevcûd olan taraf ona hasım olamaz.

Bir Köle bir şey satın alıp, izninden ve hacrinden söz etmiyerek satsa, me'zûndur. Yânı bir köle, şehre gelip, bir şey alıp - satsa; iznin­den ve hacrinden söz etmeyip sussa, halbuki me'zûn olsa, imdi bu mes'ele iki vech üzeredir: 

Birinci vech; efendisinin kendisine izin verdiğini söylemesidir. O köle gerek âdil olsun, gerekse olmasın, Istihsânen tasdik edilir. Kıyâs; tasdik edilmemesidir. Çünkü onun haber vermesi mücerred bir da'vâ-dır ve ancak hüccet ile tasdik edilir. Çünkü Resûhıllafr (S.A.V.) :

«Beyyine getirmek, da'vâciya düşer.» buyurmuştur.

İstihsânm vechi şudur: İnsanlar bununla muamele yapagelmişler-dir. Müslümanların icmâı bir hüccettir, kî Sahabenin  Anhüm) ese­ri onunla tahsis edilir; kıyâs ve nazar onunla terk edilir.   İkinci vech şudur: O köle satar, satın alır ve bir şey haber vermez.

Bunda da kıyâs,  iznin  sabit olmamasıdır. Çünkü, susmak ihtımallidir.

İstihsâna göre sabit olur. Çünkü zahir olan şudur Ki, bu köle me'­zûndur. Zîrâ Müslümanların işleri, mümkün mertebe, oluruna' (salâ­ha) yorumlanır. Cevaz ise, ancak izin ile sabit olur. Şu hâlde oluru­na yorumlamak vâcibdir. İnsanlardan zararı savmak için zahir ile amel muamelâtta asıldır.

Köle, borcu için satılmaz, ancak efendisi izin verdiğini &râr eder­se satılır.  Çünkü  ticârete  izin vermek, me'zûn kölenin   rakabesinin borç sebebiyle satılmasına rızâdır. Ya da; alacaklının, izni isbât etme­siyle satılır. Yâni efendi; «Bu köle, izinden mahcurdur!» derse, asla temessük ettiği için söz efendinindir. O köle satılmaz. Ancak alacaklı, efendinin iznini isbât ederse, satılır.
İznin ikinci çeşidi; «Sabinin ve ma'tûhun iznidir.» [Ma'tûh, ateh-dendir.] Ateh; akılda karışıklık, yâni bunamak raa'nâsma gelir. Öyle ki, ma'tûhun sözü karışık olur. Ba'zan akıllıların ba'zan da delilerin sözüne benzer. Bunak'ın hükmü; akıllı çocuğun (sabinin) hükmü gi­bidir. Çocuğun ve bunak'ın izni, ikisinden de hacri kaldırıp, velayet ve tasarruflarını isbât etmektir.

Bunların tasarrufları; Müslüman olmak, hibe kabul etmek gibi, faydalı ise, izinsiz sahih olur. Boşamak ve âzâd etmek gibi zararlı ise, me'zûn bile olsalar sahih değildir. Satmak ve satın almak gibi, ba'zan faydalı, ba'zan zararlı olan şeyde izin ile sahih olur. Çünkü akıllı ço­cuk (sabî), akıllı ve mümeyyiz olması bakımından bâliğa benzer, üzeri­ne hitâb teveccüh etmemesi bakımından da aklı olmayan küçük ço­cuğa (tıi'la) benzer. Aklında kusur olup başkasının onun üzerinde ve­layeti vardır. Binâenaleyh, hâlis faydalı şeylerde bâliğa; hâlis zararlı şeyde ise, küçük çocuğa (tıfla) ilhak edilmiştir. Hâlis faydalı ile hâlis zararlı arasında dolaşan şeylerde, izin yoksa küçük çocuğa; izin var­sa, fayda yönünün zarara Üstünlüğü bulunduğu İçin iznin delaletiyle bâliğa ilhak edilmiştir. Lâkin izinden önce velînin icazetine bağlı ola-' rak mün'akid olur. Çünkü ticâret şekillerine yol bulduğu için onda menfaat vardır. Hattâ küçük çocuk baliğ olsa ve izin verse, bize göre geçerli olur. İmâm Züfer (Rh.A.) ayrı görüştedir. Çünkü o akd, velisi­nin icazetine tevakkuf etmiştir. Bu da kendisine bizzat velî olmuşdur.

İznin sıhhati için, küçük çocuk İle bunak'ın, satışın mülkü satan­dan giderdiğini; satın almanın müşteriye mülk celb ettiğini anlamala­rı şart kılınmıştır.

Küçük çocuğun velîsi, babasıdır. Ondan sonra onun vasisi; ondan sonra bahanın babası olan dede; sonra onun vasîsi; ondan sonra kâdî yâhud kâdî'nm vasisidir.

Ana veya ananın vasîsi, velî değildir. Buna, «Nikâh Bölümü» nde, «Velî Babı» nda, işaret edilmişti.

Sabî ile ma'tûh, kazançdan ve mîrâsdatı ellerinde olan bir malı bir insana ikrar etseler, yânî küçük çocuk ve bunak, babalarından vâ­ris oldukları şeyi; «Bu, fülânındır!» diye ikrar etseler, zahir rivayette, sahih olur.
İmâm A'zanı' (Rh.A.) dan rivayet edilmiştir ki; bu ikrar, vâris ol­dukları şeyde sahih değildir. Çünkü kazancmdaki ikrarının sahih olma­sı, ticâretlerde buna muhtaç olduğu içindir. Miras malda ise, buna hacet yoktur. Zahir rivayetin vechi şudur kî; velînin re'yi munzam ol­makla, küçük çocuk, bâliğa katılmıştır. İki maldan her lıiıi onun mül­küdür. Binâenaleyh, onlar hakkında ikrarı sahilidir. [51]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler