Yemînleşme   (Tehâlüf)   Babı

Satıcı ile müşteri, semenin miktarında ihtilâf etseler; meselâ, müşteri bir miktar semen iddia edip, satıcı ondan fazlasını iddia etse, veya semenin vasfında ihtilâf etseler; meselâ, satıcı râyic olan dirhem­lerle yapıldığını iddia edip, müşteri geçersiz (kâsid) olan dirhemleri iddia etse, yâhûd semenin cinsinde ihtilâf etseler; meselâ, satıcı dinar­larla; müşteri dirhemlerle yapıldığını iddia etse, veyâhûd satıcı ile müşteri satılan şeyin miktarında ihtilâf etseler; meselâ, satıcı mebî'den bir miktarı i'tirâf edip, müşteri ondan fazlasını iddia etse; hangisi bey-yine getirirse, onun için hüküm verilir. Çünkü o, da'vâsını hüccet ile aydınlatmış ve açıklamışdır. Diğer taraf, sâdece da'vâ ile kalmıştır. Beyyine ise, daha kuvvetlidir. Çünkü, kâdî üzerine hüküm ilzam eder. Sâdece da'vâ hüküm -ilzam etmez. Eğer ikisi de beyyine getirirlerse, fazlayı isbât edenin lehinde hüküm verilir. Çünkü beyyineler, isbât içindir. Daha azı isbât eden, daha çoğu isbât edene aykırı olmaz.

Eğer satan ile satın alan, semenle satılan malın her ikisinde ih­tilâf ederler de; meselâ satıcı, «Ben, bir köleyi ikibin akçaya sattım!» deyip, müşteri, uYok, belki iki köleyi bin akçaya sattın!» derse, satıcı­nın hücceti semende ve müşterinin hücceti satılan şeyde evlâdır. Çün­kü satıcının hücceti, semende isbât yönünden daha çoktur. Müşterinin hücceti ise, isbât yönünden satılan şeyde daha çoktur.
Eğer ikisi de beyyineden âciz olurlarsa, yânı satıcı ile müşteriden her birinin beyyinesi olmazsa, müşteriye; ya satıcının iddia ettiği se­mene razı olursun, yâhûd, «Biz, satışı fesh ederiz,» denilir. Satıcıya da; ya «Müşterinin iddia ettiği satılan malı teslim edersin» yâhûd «Biz, satısı fesh ederiz.» denilir. Çünkü maksûd; husûmeti ortadan kaldırmak­tır. Husûmeti ortadan kaldırmak ise, birinin, diğerinin iddia ettiğine razı olması ile hâsıl olur. Binâenaleyh, her birinin neyi seçtiği sorulıra-caya kadar, kâdînm feshe acele etmemesi vâcib olur. Eğer birbirlerinin da'vâsma razı olmazlarsa, yemin ettirilirler. Yâni, kâdî her birine diğe­rinin da'vâsı üzere yemin ettirir. Bunun aslı şudur: Satılan şeyi teslim, almazdan önce malın bulunması hâlinde tehâlüf [46] kıyâsa uygundur. Çünkü satıcı, müşteri üzerine semenin fazlalığını iddia; müşteri ise, bunu inkâr etmektedir. Müşteri» satıcı üzerine semen yönünden iddia ettiği semenle, malın tesliminin vucûbunu iddia; satıcı ise, bunu inkâr etmektedir. Bu durumda; her biri münkir olur. Münkire yemîn verdi-rilmesi ise kıyâsa uygundur. Teslim aldıkdan sonra tehâlüf ise; kıyâ­sın aksinedir. Bu, İmâm A'zam ve İmâm Ebû Yûsuf (Rh. Aleyhimâ) a göredir. Çünkü satılan mal müşteriye teslim edilmiştir. Bu takdirde müşterinin, satıcı üzerine bir şey iddiası yoktur. İmdi satıcının, müş­teri üzerine semeninin fazlalığı da'vâsı kalır. Müşteri ise, inkâr etmek­tedir. Bu durumda,  yemin verdirilmesi  ile  yetinilir.  Yemini eşmenin teslimden sonra sabit obuası; Resûlülîah (S.A.V.) :

«Şâyed satıcı ile müşteri ihtilâf ederlerse, ticâret malı meydanda olduğu takdirde yemînleşirler ve birbirlerine geri verirler.» buyurduğu içindir.

Kâdî, müşterinin yemini ile başlar. Çünkü müşteri inkâr yönün­den daha kuvvetlidir. Zîrâ müşteriden, önce semen istenir. Şu hâlde, inkâra ilk başlayan Odur. Binâenaleyh, O'nun yemininden başlanır.

Bu hüküm; mal, borç ile satıldığı takdirdedir. Eğer, böyle olmayıp belki mufeâyaza (bedelli satış) olsun diye âyn, ayn ile satıldı ise veya sarf olsun diye semen, semen ile satıldı ise, hu takdirde feâdS hangisinin yemini ile başlamak isterse, onunla başlar. Çünkü, yeminden çekin­menin faydasında eşittirler.

Yemînleşmenin (tehâlüfün) şekli şudur: Müşteri, «Billahi, ikibin akçaya satın almadım!»;, satıcı; «Billahi, bin akçaya satmadım!» diye yemin eder.

Kâdî, birinin veya her ikisinin isteği ile aralarmda olan alım-satımı fesh eder. Alım - satım kendiliğinden münfesih olmaz.

Ulemâdan ba'zısı; «İki tarafın yemin etmesiyle alım - satım fesh edilmiş olur.» demişlerdir. Sahih olan kavi, birincisidir. Çünkü her iki­si de yemîn edince, hiçbirinin da'vâsı sabit olmamış; satış mechûl se­men ile kalmıştır. Kâdî, aralarında olan çekişmeyi ortadan kaldırmak için satışı fesh eder.

Musannif bunun üzerine; Mebsût'da zikredilen mes'eleyi şu söz ile tefrf etmiştir: Şâyed feshden önce ikisi de yemîn ettikden sonra; müşteri satılan cariyeyi cima' etse, helâl olur. Çünkü câriye, kâdî sa­tışı fesh etmedikçe, müşterinin mülkünden çıkmaz. Eğer satıcı ile müş­teriden biri yeminden çekinirse; çekinene, diğerinin da'vâsı kadının hükmüyle lâzım gelir. Çünkü yeminden çekinen, diğerinin iddia etti­ği şeyi ikrar veya bezi etmiş olur.

Satışın aslında, semenin müddetinde, muhayyerliğin şartında, se­menin bir kısmını teslim almakda ve müslemun fîh'in verildiği yerde ihtilâf etseler, ikisine de yemîn ettirilmez. Amma, münkir olana yemîn verdirilir. Yânı alım - satımı, müddeti ve bunlardan başkasını inkâr edene yemîn verdirilir. Çünkü bu ihtilâf, mebf ve semenden başkasın* da ihtilâftır. îmdi bu ihtilâf; semeni indirme (tenzil) ve ibra hususun­daki ihtilâfa benzemiştir. Semenin vasfında: veya cinsinde olan ihtilâf bunun hilâfınadır. O. miktarda ihtilâf mesabesindedir.

Satılan şeyin helâkmdan; veya müşterinin mülkünden çıkdıkdan, yâhûd kusurla değiştikden sonra da yemîn ettirilmez. Yânî satılan şey helak olsa veya müşterinin mülkünden çıksa yâhûd müşterinin elin­de iken meydana gelen bir kusurla değişip; kusurdan dolayı geri çevi-rilecek hâli kalmasa; ondan sonra satıcı ile müşteri semende ihtilâf et­seler; İmâm A'zam ile tmâm Ebû Yûsuf (Rh. Aleyhiinâ) a göre, ye-mînleşmezler. Belki söz müşterinindir. İmâm Muhaamned ile İmâm Şafiî' (Rh. Aleyhimâ) ye göre, yemînleşirler. Ve satış helak olanın kıy­meti üzerinden fesh edilir. Çünkü her biri hak iddia etmekte, diğeri ise onu inkâr etmektedir. Şu hâlde, yemînleşirîer. İmâm A'zam İle İmâm Ebû Yûsuf (Rh. Aleyhimâ) un delili şudur: Satılan şeyin teslim alın­masından sonra yemînleşmeleri kıyâsa aykırıdır. Şu hâlde yemînleşme-leri, malın helaki hâline teaddî etmez( tecâvüz etmez).
Keza, satılan şeyin bir kısmı helak olsa, veya müşterinin mülkün­den çıksa da, sonra semende ihtilâf etseler, yemînleşmezler. Meğer ki; satıcı, helak olan hissenin bırakılmasına razı ola, Yânî helak olan me-bî'in semeninden bir şey almayıp, akdi sanki yalnız mevcûd olana mahsûs saymakla semenin hepsi mevcudun karşılığı olur. [Bu takdir­de; ikisine de yemin ettirilir. Bu, İmâm A'zam' (Rh.A.) a göredir. îniâmeyn' (Rh. Aleyhimâ) e göre, geçen şeye uygun olarak yemîn etti­rilirler. Mebî'in geri kalanı satıcıya geri verilir.]

Şâyed kitabet bedelinin mikdânnda ihtilâf ederlerse; efendi ile mükâteb arasında yenıînleşme dahî yoktur. Çünkü yeminleşme; mua-vezât'da lâzım olan hukukun inkârı ânında olur. Kitabet bedeli ise, acz caiz olduğu için lâzım değildir. Yeminleşme lâzım gelmeyince; da'vâ-ya ve inkâra i'tibâr etmek vâcib olur. Bu durumda söz yemini ile kölenin olur. Çünkü köle fazlalığı inkâr etmiştir. Eğer ikisi de beyyine getirir­lerse, efendinin beyymesi evlâdır. Çünkü, o fazlalığı isbât etmektir.
Selemi İkâleden sonra,  sermâyede ihtilâf  etseler, yine  yemînleşmezler. Yânî satıcı ile müşteri selem [47] akdini ikâle [48] edip, sermâ­yede ihtilâf etseler, yeminleşmezier. Çünkü yeminleşirlerse, ikâle bo­zulup, selem geri döner. Bu ise caiz değildir. Çünkü selemin ikâlesi borcun ıskatıdır. Sakıt ise, geri dönmez. Belki yemîn ederse, müslem-ün ileyh tasdik edilir. Çünkü selem sahibi, müslem-ün ileyh üzerine fazla­lık iddia etmekde; o ise, inkâr eylemektedir.

Selem, geri dönmez. Nitekim az Önce anlatıldı ki, sakıt olan geri dönmez. Satışda ikâle, bunun hilâfınadır. Yânî satıcı ile müşteri satışı ikâleden sonra ve ikâle hükmüyle mebî'i kabzdan Önce semenin inikdâ-rında ihtilâf etseler, yemînleşirler ve satış geri,döner.

Selem'in ikâlesi ile satışın ikâlesi arasında fark şudur: Yemînleşmeden maksâd; akdi fesh etmekdir. Hattâ her biri malının aslına dö­ner. Resûlüllah  (S.A.V.)   in:

«Yemînleşirler ve birbirlerine geri verirler-» kavl-i şerifinde buna İşaret vardır. Selem'in ikâlesinde yemînleşme, bu maksadı ifâde etmez. Çünkü selemde ikâle, ikâlenin geçerli olmasından (nef âzından) son­ra diğer fesh sebebleri ile feshi taşımaz. Hattâ ikisi de, «Biz, ikâleyi bozduk!» deseler, ikâle bozulmaz, feshi de taşımaz. Nitekim yukarda geçti ki, sakıt olan, geri dönmez. Sat ıs da ikâle ise; feshin diğer sebeb­leri ile feshi taşıyan şeylerdendir. Hattâ; «Biz Ükâleyi bozduk!» dese­ler, bozulmuş olur. Şu hâlde karşılıklı yemînleşmeyle bozulmayı da taşır. Çünkü burada engel ortadan kalkmıştır. Zîrâ ayn'ın mülkü geri dönmeye ihtimâllidir.

Koca ile karı, mehr'in mikdânnda ihtilâf etseler, beyyine getirenin lehine hüküm verilir. Çünkü beyyine getiren, da'vâsmı onunla aydın­latmıştır. Beyyine ise, adı gibi beyân edicidir.

Eğer ikisi de beyyine getirirlerse; mehr-i misil, kocası lehine şe-hâdet etmek şartıyla kadının lehine hüküm verilir. Yâni mehr-i misil; kocasının iddia ettiği kadar, yâhûd daha az olur. Çünkü hâlin zahiri, koca için şehâdet etmektedir. Kadının beyyinesi ise, zahirin hilafını isbât etmektedir.

Eğer mehn-i misil; kadının lehine şehâdet ederse, meselâ; kadının iddia ettiği kadar veya daha çok olursa, kocanın lehine hüküm verilir.

Çünkü beyyine, indirimi isbât etmektedir. Halbuki o zahirin hilâfına-dır: Eğer mehr-i misil, hiçbirine şâhid olmazsa, meselâ kadının iddia ettiğinden az; erkeğin iddia ettiğinden çok olursa, isbâtta eşit olduk­ları için, ikisinin beyyinesi de sakıt olur. Çünkü kadının beyyinesi faz­lalığı; kocanın beyyinesi ise, indirimi isbât etmektedir. Binâenaleyh biri, diğerinden daha üstün olamaz. Eğer ikisi de beyyine getirmekden âciz olurlarsa, yemînleşirler. Hangisi yenıîn etmekden çekinirse, diğe­rinin da'vâsı ona lâzım gelir. Çünkü yeminden çekinen, hasmın iddia­sını ikrar etmiş yâhûd bâzil olmuştur. Amma, nikâh fesh edilmez. Çün­kü her birinin yemini, arkadaşının tesmiye ettiği iddiayı ibtâl eder. Bu durumda akd, tesmiyesiz kalır. Bu ise, nikâhı ifsâd etmez. Çünkü mehr, nikâhda tâbidir. Satış, bunun hilâfmadır. Çünkü semenin tes­miye edilmemesi satışı ifsâd eder. Nitekim daha önce «Alış - Veriş Bö­lümü» nde geçti.

Aralarında olan çekişmeyi (münazaayı) ortadan kaldırmak için, ni­kâhı, kâdî fesh eder. Belki mehr-i misil tahkim olunur. Yânı iki hasım arasında hakem kılınır da; mehr-i misil kocanın dediği gibi veya on­dan daha az olursa, kocanın sözüyle hüküm verilir. Eğer kadının de­diği gibi-veya ondan ,daha çok olursa, onun sözüyle hüküm verilir. Eğer mehr-İ misil ikisinin arasmda olursa; meselâ kocanın dediğinden daha çok, kadının dediğinden daha az olursa, mehr-i misil ile hüküm verilir. Çünkü mehr-i misil üzere fazlalık sabit olmamıştır. Karşılıklı yemîn verdikleri için, bundan indirim de sabit olmamıştır.

İcâre (bedelinde, kiraya veren ile kira ile tutan ihtilâf etseler, ki­raya veren bir ayda on akçaya kiraya verdiğini iddia edip; kira ile tutan kimse beş akça iddia etmekle ihtilâf etseler, veya menfaati tes-Iîm almazdan önce, kiraya veren bir aylığına kiraya verdiğini iddia edip; kira ile tutan da iki aylığına tuttuğunu iddia etmekle, menfaatte ihtilâf etseler; veya kiralama bedelinden ve menfaatten her ikisinde İhtilâf etseler, yemînleşirler ve aldıklarını geri verirler.

Musannif müddeti zikretmemiştir. Çünkü, müddette yemînleşme câri değildir. Belki söz, ziyâdeyi inkâr edenindir. Bunu Nihâye sahibi zikretmiştir.

Yemînleşmenin vechi şudur: Menfaati teslim almazdan önce icâ­re; mebî'i teslim almazdan önce satış gibidir. Binâenaleyh; akd sahih­lerinden her birinin diğeri üzerinde hak iddia etmesi, onun da inkârda bulunması ve her iki akdin feshi kabul eden muâvaza olmasındadır. Bu takdirde icâre, be/e mülhak kılınmıştır.

Buna, şöyle i'tirâz edilmiştir: Ma'kûd-un aleyh'in snevcûd olması — ki menfaattir— yemînleşmenin sıhhati için şarttır. Halbuki men­faat, ortada mevcûd değildir. Buna şöyle cevâb verilmiştir: Mesela ev, akd onun üzerine yapılması hususunda, menfaat yerine konmuştur, ve sanki takdîren mevcûd gibidir.
Şâyed ücrette ihtilâf edilse, Önce müste'cire yemin verdirilir. Eğer menfaatte ihtilâf edilirse, Önce mucire (kiraya verene) yemîn verdiri­lir. Hangisi yeminden çekinirse, diğerinin sözü sabit olur. Ve hangisi beyyine- getirirse, kabul edilir. Eğer ihtilâf ücrette olup ikisi de bey­yine getirirse, kiraya verenin beyyinesi evlâdır. İhtilâf menfaatte olur­sa, isbâtm ziyâdeliğine bakarak; müste'cirin beyyinesi evlâdır, Şâyed ücret ve menfaatde ihtilâf edilirse, iddia ettiği ziyâde hususunda her birinin beyyinesi evlâdır. Meselâ; kiraya veren, bir ayda on akça ücret iddia edip; kira ile tutan, «İki ayda beş akça ile tuttum.» derse, iki ay­da on akça ile hüküm verilir. Menfaati teslim aldıkdan sonra İhtilâf etseler, yemînleşme, yoktur. Söz, yeminiyle beraber, müste'cirindir. Çünkü yemînleşme feshden dolayıdır. Elde edilen menfaatlerde ise, ak­din feshedilmesi mümkün değildir. Menfaatin bir kısmını teslim al-dıkda, yemînleşirler ve kalanda icâre fesh edilir. Daha önce geçen şey­de söz müste'cirindir. Çünkü icâre, menfaatin meydana gelmesine gö­re, saat saat mün'akid olur ve menfaatten her cüz, başlangıçta ma1kûd-ün aleyh gibi olur. İmdi müddetten geri kalan kısım üzerine ay­rıca akd yapılmış gibidir. Şu hâlde onda, Ddsine yemin ettirilir. Satı­lan şeyin bir kısmı helak olursa, hüküm bunun hilâfmadir. Çünkü sa­tılan şeyden her cüz üzerine ibtidâen ayrı akd yapılmış değildir. Bel­ki, bütün cüzlerine bir tek akd yapılmıştır. Şâyed bir kısmında helak sebebiyle fesh imkânsızlaşırsa, hepsinde de biz'zarûre fesh. müteazzir (imkânsız)  olur.
Koca ve kan, evin eşyasında ihtilâf etseler — gerek aralarında ni­kâh mevcûd olsun, gerek olmasın — ve her biri eşyanın hepsi benim­dir, diye iddia edip; ikisinin de beyyinesi olmasa, her biri için söz, onun için uygun olan şey hakkındadır. Yânî erkeklere uygun olan; sank, kaftan, takke, taylasân, [49] silâh, kemer, kitablar, zırh, yay, ok ve bun­ların benzeri şeylerde, söz yeminiyle erkeğindir. Nitekim hâlin zahiri de koca için şâhiddir.

Kadınlara uygun örtü, çarşaf, kadın giyecekleri ve zînetleri gibi şeylerde, söz yeminiyle kadınındır. Çünkü hâlin zahiri onlar için şâ-hiddir. Ancak, kan - kocadan her biri diğerine uygun olan şeyi ken­disi yapıyor veya satın alıyorsa; yânî koca kuyumcu olup bilezikleri, kadın yüzükleri, ayak bilezikleri ve bunlann benzeri şeyleri olursa, bu takdirde onlar kadının olmaz.

Keza kadın dellâl olup erkek giysileri satarsa yâhûd tacir olup er­kek ve kadın giyecekleri veya yalnız erkek giyeceklerini satarsa, bun­lar kadına âid olur. Hidâye şerhlerinde böyle zikredilmiştir.
Yatak, ev eşyası, kaplar, köleler, ev, akar, hayvanlar ve paralar gibi, her ikisine yarayan şeyde, söz erkeğindir. Çünkü, kadın ve kadı­nın elinde olan şey, erkeğin elindedir. Şâyed ikisi bir şeyde çekişirler de; o şey birinin elinde olursa; söz, mal elinde olanındır. Keza, burada da öyledir. Kadına mahsûs olan şey, bunun hilâfmadir. Çünkü kadın için diğer bir zahir daha vardır ki, zi'1-yedlikden daha zahirdir. O da kullanmasıdır. Binâenaleyh, kadının sözü makbuldür. Meselâ iki adam, bir. giyecekde ihtilâf etseler, biri o giyeceği giymiş, diğeri de yenini tutmuş olsa, tou taıkdîrde giymiş bulunan evlâdır. Bu ihtilâf, ikisi de sağ oldukları vakittedir. Eğer biri ölmüş ise, müşkil olan; yânî erkek­lere ve kadınlara uygun olan şey, yemini ile sağ olanındır. Sağ olan; gerek hür, gerekse köle olsun müsavidir. Çünkü ölü için zi'1-yedlik yok­tur. Bu durumda diri olanın zi'1-yedliği, muârızsiz (serbest) kalır. Hîdâye'de ve Sadr'uş-Şehîd' (Rh.A.) in CâmiuVSağîr'inde ve Sadr5' ul-tslâm  (Rh.A.)   ile Şems'ül-Eimme el-Hulvânî'   (Rh.A.)   de ve Kâdî-hân'da böyle zikredilmiştir.

Şems'ül-Eimme es-Serahsî (Rh.A.), «Câmiu's-Sağîr» inde: «Ba'zı nüshalarda; «O, ikisinden diri olan içindir» denilmiştir. Bu, bir hatâdır.» demiştir. İmâm Muhamnıed' (Rh.A.) in ve Za'ferânî' (Rh.A.) nin riva­yetinde; «O ikisinden hür olan içindir.» denilmiştir.
Eğer biri memlûk olursa, . malın hepsi hayâtta iken hürründür. Çünkü hürrün zi'1-yedliği daha kuvvetlidir. Birinin ölümü hâlinde, di­ri içindir. Zîrâ ölü için zi'1-yedlik yoktur. Bu durumda, diri olanın zi'l-yedliği, muarızdan hâli olur. Bu, İmâm A'zanV (Rh.A.) a göredir. İmâ-meyn (Rh. Aleyhimâ) demişlerdir ki: Me'zûn köle ve mükâteb, hür in­san gibidir. Çünkü onlar için husûmetlerde mu'teber zi'1-yedük vardır. Hattâ hür insan, mükâteb ile bir şeyde husûmet etseler ve o şey ikisi­nin elinde olsa, zi'1-yedde beraber oldukları için, ikisi arasmda hüfem olunur. Fakat, eğer köle mahcur olursa, hüküm bunun hilâfınadır. Bu takdirde o şeyin hürre âid olduğuna hükmedilir. Çünkü mahcur için zi'lyedlik yoktur. [50]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler