Ölüm   Hastalığında  Âzâd   Bâbı

Ölüm hastalığında âzâd, vasiyyethı çeşitîerindendir. Lâkin hasta­lık hâlindeki âzâd için öze! hükümler mevoûd olunca, musannif onu bir bâb ile ayrıca zikredip sarih olan vasiyyetten sonraya bırakmıştır. Çünkü sarih olan. asıldır.
Mu'teber olan, inşâi tasarrufdaki akd hâlidir, ki onda teberru' ma'nâsi vardır. Bu kayd. ihbarı tasarrufu ayırmak İçindir- Çünkü ölüm hastası, eğer borcu olduğunu-hastalık hâlinde ikrar ederse, malının tü­münden yerine getirilir, ölüm hastalığında mehr-i misliyle olan nikâh da maİm tümünden yerine getirilir. Eğer zikredilen inşâî tasarruf sıh­hat hâlinde olursa, malının bütününden mu'teber oiur. Eğer sıhhat hâlinde olmazsa, malının üçtebirinden mu'teber olur. İhbârî tasarruf ve kendisinde teberru1 ile olmayan şey bunun hilâî'madır. Ölüme iza­fetle inşâi tasarrufda mu'teber olan ölüm hâlidir. Eğer mutasarrıf ölür­se, muzâf-an ileyh —ki ölümdür— bulunduğu için o inşâî tasarruf mutlak surette malının üçtebirinden olur. Yânî gerek sıhhatte olsun, gerekse ölüme muzâf oldukdan. sonra hastalık hâlinde olsun müsavi­dir.

Hasta oiup hastaîıkdan sıhhat bulan kimse, sıhhatli kimse gibidir.

Çünkü vârisin ve alacaklının hakkı, ancak ölüm hastalığında (maraz-ı mevtte) müsinin malına tealluk eder. Hastaîıkdan kurtulup iyileşmek­le, o hastalığın ölüm hastalığı olmadığı anlaşılır.
Hastanın, kölesini âzâd etmesi, muhâbâti [47], hibesi ve zararı Ödemesi (zemânı), malının üçtebirinden olur. Hastalık hâlinde yapıldıkları için bunlar vasiyyet hükmündedir,

Mûsî, önce muhâbât, sonra âzâd etse; mııhâbât, âzâddan daha mü-nâsibdir. (ehaktır). Muhâbât ve âzâd aksi durumda; yâni kölesini ön­ce âzâd, sonra muhâbât ederse, ikisi de eşit olur. Önce mtihâbât edip. sonra âzâd etmenin sureti şudur: Eğer kıymeti ikiyüz akça eden köleyi yüz'e satıp sonra kıymeti yüz akça olan kölesini âzâd etse; o iki köle­den başka malı da olmasa, sülüs muhâbâta sarf edilir. Köle, kıymeti­nin hepsi için çalışır. Aksi durumun sureti şudur: Kıymeti yüz- akça olan kölesini âzâd etse, sonra kıymeti ikiyüz olan kölesini yüz akçaya satsa, kâdî sülüsü — ki yüz akçadır — ikisi arasında yan yarıya pay eder. Âzâd edilmiş kölenin yarısı muhâbât suretiyle âzâd edilmiş olur. Köle, kıymetinin yarısında çalışır. Muhâbât sahibi, diğer köleyi yüzelli akça ile alır.

tmâmeyn (Rh. Aleyhimâ) 'e göre, kölenin âzâd edilmesi iki surette de muhâbâttan evlâdır. Çünkü, ona fesh dokunmaz.
İmâm A'zam (Rh.A.)'m delili şudur: Muhâbât, daha kuvvetlidir. Çünkü muâveze akdi zımnındadır. Lâkin âzâd Önce yapılmış olursa, böyle olur. Önce yapılmış olan âzâd, muhâbâta muarız olan ref'i (or­tadan kaldırmayı) taşımaz. İki muhâhâtın arasında âzâd edilmiş ol­ması hâlinde, birincisi için sülüsden yarım hisse vardır. Âzâd ile ikin­ci muhâbât için sülüsden diğer yarım hisse vardır. Çünkü âzâd, ikin­ci muhâbâttan öne alınır. Bu durumda ikisi eşit olurlar. Aksi hâlde, yânı hasta olan kimse, köleyi önce âzâd, sonra muhâbât eylese; sonra âzâd etse, muhâbât için sülüsün yarısı vardır. Yapılan iki âzâd için de sülüsün diğer yansı vardır. Yânı birinci âzâd ile muhâbât arasında sülüs taksim edilir. Birinci âzâda isabet eden yarım, ikinci âzâd ile aralannda taksim edilir. [Bu durumda, şu dört mes'ele vardır:

Birinci mes'ele: Önce muhâbât edip, sonra âzâd etmesidir. İmâm A'zam (Rh.A.)'a göre; sülüs önce muhâbâta sarf edilir. Eğer sülüsden fazla kalırsa, âzâda sarf edilir. İmâmeyn (Rh. Aleyhimâ)'e göre ise; sülüs önce âzâda sarf edilir; eğer sülüsden bir şey kalırsa, yine âzâda sarf edilir.

İkinci mes'ele: Önce âzâd edip, sonca muhâbât etmesidir. îmâm A'zam (Rh.A.)'a göre, köle ile muhâbât sahibi ortak olurlar. Sülüsün yarısı önce âzâda şart edilir. Diğer yansı da muhâbâta sarf edilir. İmâ­meyn (Rh. Aleyhimâ)'e göre; sülüs önce âzâda sarf edilir, fazla kalır­sa muhâbâta sarf edilir.

Üçüncü mes'ele: Önce muhâbât edip sonra âzâd etmesi, ondan sonra yine muhâbât etmesidir. İmâm A'zam (Rh.A.)'a göre, sülüsün yansı birinci muhâbâta sarf edilir. Yarısı da ikinci muhâbât ile âzâd arasında eşit olarak taksim edilir. Çünkü âzâd, ikinci muhâbâttan Ön­ce yapılmıştır.
Dördüncü mes'ele: Önce âzâd, sonra muhâbât edip ondan sonra âzâd etmesidir. İmâm A'zam (Rh.A.)'a göre; sülüs birinci âzâd ile mu­hâbâta sarf edilir. Her biri için sülüsün yarısı vardır. Çünkü âzâd tak­dim edilmiş (önce yapılmış) olduğu için eşit olmuşlardır.]

Ölüm hastası, kölesinin azadını vasiyyet ederse; köle onun ölü­münden sonra cinayet işleyip verildiği takdirde, bu vasiyyet bâtıl olur.

Yânî hasta olan mûsî, kölesinin âzâd edilmesini vasiyyet etse, onun ölümünden sonra köle cinayet işledikde, cinayete karşılık velîye veril­se, o vasiyyet geçersiz olur. Çünkü köleyi, işlediği cinayeti sebebiyle velîye vermek sahihdir. Zîrâ cinayet velîsinin hakkı, mûsâ leh'in ve mûsînin haklarından önce gelir. Çünkü öldürülen adamın velîsi, mû­sînin haklarından önce gelir. Çünkü öldürülen adamı velîsin, mûsînin tarafından mülkü alır. Şu kadar var ki, mûsînin o kölede mülkü ba­kîdir. O mülk, ancak köleyi işlediği cinayet sebebiyle vermekle yok olur. Köleyi bu suretle mülkünden çıkarınca, vasiyyet bâtıl olur. Ni­tekim mûsî, köleyi satsa veya mûsînin borcu olduğu ortaya çıktığı için ölümünden sonra vârisleri satsa; halbuki mûsî kölenin âzâd edilme­sini vasiyyet etse, köle mûsînin borcu için satılır. Eğer vârisler köleyi cinayet için fidye olarak verirlerse satılmaz. Yânî fidye, vârislerin mal­larından olur. Çünkü vârisler, fidyeyi iltizâm edip vasiyyete izin veren kimselerdir. Çünkü köle fidye ile cinayetin cezasından kurtulmuştur. Sanki o köle, cinayet işlememiş gibi olur. Şu hâlde, vasiyyet yerine getirilir.

Mûsî malının üçtebirini Zeyd'e vasiyyet edip bir köle biraksa; Zeyd, mûsînin sıhhati hâlinde köleyi âzâd eylediğini iddia etse, vâris ise mûsînin hastalığında âzâd ettiğini iddia etse; vâris tasdik olunur.

Yânî vârisi olan bir adam malının üçtebirini Zeyd'e vasiyyet edip bir köle bıraksa, vâris ile Zeyd'den her biri o köleyi mûsînin âzâd eyledi­ğini ikrar etseler; lâkin Zeyd, üçtebirden geçerli vasiyyet olmasın, di­ye mûsînin sıhhati hâlinde kölenin âzâd edildiğini iddia etmiş olsa; vâris de, vasiyyet olsun diye, mûsînin ölüm hastalığında âzâd ettiğini iddia etmiş olsa, vâris tasdik edilip Zeyd mahrum olur. Çünkü mûsâ leh, kölenin azadından sonra terekeden geri kalan şeyin üçtebirine müs-tehık olduğunu iddia etmektedir. Çünkü mûsînin sıhhatinde âzâd et­mesi, vasiyyet değildir. Bundan dolayı meyyitin bütün malından yeri­ne getirilir. Vâris ise onu inkâr etmektedir. Çünkü vârisin iddia ettiği husus, kölenin mûsînin hastalığı hâlinde âzâd edilmiş olmasıdır. Has­talık hâlindeki âzâd, sıhhat hâlinde olan âzâd gibi vasiyyettir. Lâkin hastalık hâlindeki vasiyyet, malın üçtebiri ile olan vasiyyetten önce gelir. Bu durumda vâris, inkâr edici olur. Söz ise, yemini ile münkirin sözüdür. Ancak mûsînin malının üçtebirinden bir şey, kölenin kıyme­tinden fazla kilmsa, o zaman mûsâ leh mahrum olmaz. Çünkü muarız yoktur.

Yâhûd Zeyd, da'vâsına delîl getirip, âzâdın sıhhat hâlinde oldu­ğunu isbât ederse, bu durumda mal, onun olur. Çünkü bçyyine ile sabit olan şey, görmekle sabit olan gibidir. Kendisi için vasiyyet edilmiş olan vâris, hakkını isbât etmek için beyyine göstermekde hasımdır.

Zeyd, ölmüş bir kimseden alacağı olduğunu iddia etse, meyyitin kölesi ise; onun sıhhati hâlinde âzâd edildiğini iddia etse ve vâris ikisini de tasdik etse, köle kıymeti için çalışıp kıymetini alacaklıya öder. İmâmeyn (Rh. Aleyhimâ); «Köle, âzâd edilmiş olur ve hiç bir şey için çalışmaz.» demişlerdir. Çünkü âzâd ve borç, vârisin bir tak sözde tas­diki ile ikisi beraber zahir olmuştur. Sanki ikisi de beyyine ile sabit olmuş gibi olur.

Bir kimse sıhhatte iken bir köle âzâd edip Ölse ve o kimsenin bor­cu olsa, köle borç için çalışmaz. Bu da, onun gibidir.

İmâm A'zam (Rh.A.)'ın delili şudur: Borcu olduğunu ikrar etmek, daha kuvvetlidir. Bundan dolayı, her durumda malın tümünden mu'-teber olur. Halbuki hastanın vasiyyetinde böyle değildir. Hastalık hâ­linde âzâd ettiğini ikrar, vasiyyet menzîlesindedir. Hattâ meyyitin ma-- linin üçtebirinden mu'teber olur. Ve daha kuvvetli olan ,daha zayıf olanı def eder. Bunun gereği, âzâdın aslen bâtıl olmasıdır. Lâkin âzâd, vukuundan sonra bozulmaya muhtemel olmaz. Bu sebeble biz, onu ça­lışmanın îcâbı ile ma'nen bozarız.

Bir kimse ölüp, bir oğlunu ve bin dirhem bıraksa, bir adam da;
«Ölen kimsenin, bana bin dirhem borcu vardır!» dese; ve başka bir adam da; «ölen kimsenin bıraktığı bin dirhem benim koyduğum emâ­nettir,» dese, oğul da borcu ve emâneti tasdik etse, fukahâdan ba'zısı; «Emânet, İmâm A'zam (Rh.A.) 'a göre daha Kuvvetlidir, İmâmeyn (Rh. Aleyhimâ) 'e göre ise, birbirine eşittir.» demiştir. Hidâye sahibinin seç­tiği (muhtarı) budur. Ba'zısı da: «İmâm A'zam (Rh.A.)'a göre, bin dir­hem ikisi arasında yan yarıya paylaştırılır, ve İmâmeyn (Rh. Aleyhi­mâ)'e göre, emânet evlâdır» demiştir. Kâfî sahibi, bu sözü seçmiştir. [48]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler