6- KATİLDEN DOLAYI SULH VE AF VE BU HUSUSLARDA ŞEHÂDET

Candan başkası için, baba sulh anlaşması yapabilir. Nefis de (can­da) anlaşma yapıp yapmamasında, rivayet ihtilaf-ı vardır. Fetâvâyi Kâdi-hân'da da böyledir.

Katil ile maktulün velîsi, bir mal üzerine anlaşma yaparlarsa; kı­sas düşer, malın ödenmesi lâzım olur.

Hâlde (= peşin) veya sonra verilecek diye bir şey söylememişlerse; diyet hâli hazırda (= hemen, peşinen) verilecektir, ffidâye*de de böyledir.

Şayet ölüm, hatâ ile olmuş ve velî de, katile: "Bin dinara, senin­le anlaşma yaptık.'* veya "On bin dirheme, seninle sulh olduk." demiş ve bir vakit söylememiş; bu da, hâkimin hükmünden önce ve diyet ne­vilerinden birine karşı, karşılıklı razı olmadan önce olmuşsa; işte bu du­rumda diyet va'deli olur.

Katil hür veya köle olur; hür veya kölenin efendisi de adama (öle­nin velîsine): "Kanma karşılık, bin dirheme anlaşma yapalım" ve öyle­ce de anlaşırlarsa; bin dirhemi hür verir; bin dirhemini de kölenin efen­disi verir. Hidâye'de de böyledir.

Hatâen katilde de taraflar sulh (= anlaşma) yapabilirler. îster diyetin nevilerinin hükmü verilmeden önce olsun, isterse sonra olsun, karşılıklı razı olunca sulh geçerli olur.

Ancak, bu durumda, sulh bedeli diyetten fazla olursa, caiz olmaz. Az olursa, ister peşiri olsun, ister va'deli olsun, câiz'dir.

Şayet cinsin hilafına —onunla hükmedilerek— anlaşma yaparlar ve sulh bedeli hükmedilenden fazla olursa caiz; bu sulh olmaz.

Ancak, dirhemlerle hükmedilir de, onlar, dinarlarla sulh yaparlar; dinarın değeri de hükmedilen dirhemlerin değerinden fazla ve o da pe­şin olursa; bu anlaşma caiz olur. Eğer anlaşma, bir at veya eşek yahut bir köle karşılığında yapılır; o da borç (vadeli) olursa; işte bu caiz olmaz.

Eğer, sulh bedeli ayn olursa; aynı mecliste almasa bile caiz olur.

Şayet hükmedilen miktardan aşağıya anlaşma yaparlar ve hâkim, katillerden birine dinarlar; diğerine dirhemler hükmeder de onu veresi­ye bırakırlarsa; bu caiz olmaz. Eğer belirli olurlarsa; o zaman, ister o meclîste teslim alsın, ister meclis haricinde teslim alsın, bu sulh caiz oolur.

Bu söylediklerimiz hüküm verildikten ve rıza olunduktan sonra, sulh yapıldığı zaman böyledir.

Fakat, hükümden ve rızadan önce olur ve bir mal üzerine anlaşma yapmış bulunurlarsa; o malın ödenmesi gerekir.

Eğer, bu miktar, sulh olunandan fazla olursa, caiz olmaz. Peşin de olsa, bu böyledir.

Eğer sulh, onbin dirhemden veya bin dinardan yahut yüz deveden aza yapılmışsa; peşin de olsa veresiyede olsa caizdir.

Eğer sulh, başka bir cins üzerine yapılmış; diyet de farz kılınma­yan bir diyet ise, onun vadelisi caiz olmaz; fakat peşin olursa caiz olur. Mnhiyt'te de böyledir.

Bir adam, kasden öldürüldüğünde, onun iki velîsi olur ve bun­lardan birisi, katil ile, kanın tam karşılığı olarak, ellibin dinara anlaş­ma yaparsa; bu durumda sulh yapana, iki yüz elli dinar, hisse vardır; diğeri ise, tam diyetin yarısı olan, beşytiz dinarı alır.

İmâm Etoö Henîfe (R.A.)'den gelen bir rivayete nazaran; bedeli, dı-yetteitfazla olan sulh bâtıldır. Onların her birine, nısıf (= yarım) diyet düşer.

Önceki rivayet, meşhurdur. Zahîriyye'de de böyledir.

öldürülen şahsın vârislerinden bir erkek veya bir kadın yahut onun anası veya büyük anası yahut bunlardan başka bir kadın, hakkını affederse; veya öldürülen kimse kadın olurda, onun kocası kısas nakkını affederse; bu durumlarda kısasa yol yoktur. Stacü'I-Veİıhls'da da böyledir.

îki ortaktan birisi, hissesi için bir bedel karşılığı anlaşma yapar veya affederse; diğerlerinin tamamının, kısas hakkı düşer; onlar diyet­ten hisselerini alırlar.

Affeden şahsa, onun malından bir şey verilmez.

Kısas hakkına iki kişi ortak bulunduklarında, onlardan birisi, hak­kını affeylese; diğeri, diyetin yarısmıkâtüin malından, üç yıl içinde alır. Kâfî'de de böyledir.

îki velîden birisi affeder; diğer velî de, bu durumda gerçekten katlin haram olduğunu bildiği hâlde, maktule karşı, katili öldürürse; bu katilin malından yarı diyet icabeder. Şayet haramlığını bilmez ise, onun af olduğunu bilsin veya bilmesin malından icâbeden diyet sakıt olur. Se-rahsî'nin Muhıyt'nde de böyledir.

Bir adam iki kişiyi öldürür; onların velîleri de bir olur ve onlar­dan birisi için, katili affederse; diğeri için, onu öldüremez. Cevheretü'n Neyyire'de de böyledir.

îki velîsi olan maktulün, velilerinden biri, katili affederse; diğeri yarı diyetini alır. SershsTnm Muhıyt'nde de böyledir.

Bir adam, iki adamı öldürür; onlardan herbirinin de birer velîsi olur ve ölen iki kişiden birisinin velîsi, katili affederse; diğer velî onu —kısâsen— öldürebilir. Sırlcfi'l-Vehhk'da da böyledir.

Yaralanan bir şahsın velîsi, yaralanan ölmeden önce, yaralayanı affederse; istihsânen, bu caiz olur. Kıyâsen ise, bu katil, kisasen öldürülür.

Şayet velî, önce katilin elini keser; sonra da onu affederse; İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre, onun elinin diyetini öder.

îmâmeyn'e göre ise (R.A.) ödemez. SeraM'nin Mahjf nde de böyledir.

Bir adam, kasden birini öldürünce, velînin, bu katili Öldürme hük­mü verilir; bu velî de; bir adama "onu öldürmesini" emreder; sonra da, bir adam velîden, bu katilin affını ister; o_da_a£feder: ancak, onun affettiğini bilmeden, velînin emreylediği zat, katili öldürürse; ona diyet gerekir. O da, —ödediği diyeti almak için— âmire müracaat eder. Zahî-riyye '<*e de böyledir.

Bir küçüğün kanını, onun velî veya vasisinin affetmesi caiz değil­dir. Serahtf'nin Mohıyt'nde de böyledir.

Bir adam, birisini kasden öldürdüğünde, ölenin kardeşi, "onun vârisi olduğunu, başka bir vârisinin de olmadığını" belgeler; katil de, "onun, iki oğlunun olduğunu" söylerse; bu takdirde, kadı efendi kar­deşinin beyyinesiyle hükmeylemez; bekler. Katil, "onun, iki oğlunun olduğunu" isbat eder ve bu oğullarla, diyet üzerine anlaşma yaparak veya "o oğlanlardan birinin, kendisini affeylediğini" belgelerse; katilin beyyinesi kabul edilir.

Sonra da oğul gelir ve sulhu da, affı da inkâr ederse; katile beyyi-nesini tekrarlaması teklif edilir.

öldürülen bir kimsenin, iki kardeşi olur ve katil, onlardan biri­siyle,  "beş bin dirheme anlaşma yaptığını ve onun da huzurda olmadığını" beyyinelerse; bu beyyinesi caiz olur.

Gaip olan kardeş gelir ve sulhu inkâr ederse; katile, beyyinesini ia­de eylemesi teklif edilmez.

Burada beyyine iadesi teklif edilmeyince, huzurda olana nısıf diyet verilir; diğerine bir şey verilmez. Fetâvâyi Kâdihân'da da böyledir.

Kan için iki veK bulunur ve biri huzurda olmaz; katil de "o beni affeyledi." diye iddia edip, bu hususta da beyyine ibraz ederse; ben o beyyineyi kabul ederek, hazırda^ohnayanın affını caiz görürüm.

Sonradan gaip gelirse, beyyinesinin iadesi istenilmez.

Gaibin affettiğini iddia ettiği hâlde, beyyinesi olmaz ve huzurda olan­dan yemin etmesi istenilirse; o zaman, huzurda olmayanın gelmesi bek­lenir. O gelince "affetmediğine dâir" yemin ederse; kısas yapılır. Meb-sûl'ta da böyledir.

Katil: "Benim, şehirde gaip olan şahsın, beni affettiğine dâir, bey-yinem vardır." derse; uygulama üç gün te'hir edilir; bu durumda hazır­da bulunan şahıs, kısas isteyemez.

Şeyhâl-Msm, Şerhi'nde böyle buyurmuştur.

Şeyhu'I-İmlm Şemsü'l-Eimme Haİvânî de şöyle buyurmuştur:

Af da'vasında, kadı istediği kadar tehir eder.

Kitapda ise, bu te'hirin üç gün olduğu, zikredilmiştir.

Kıyâsda, huzurda olan kısas isteyebilir ve da'vâ te'hir edilmez.

îstihsânda ise, kısas isteyemez. Ancak, kadı şayet onun beyyinesi olduğunu bilirsi; davayı ikâme eder; tehir etmez ve kısasına hükmeder.

Şayet, kendisine üç gün izin verilmiş olan katil: "Şahitlerim hazır değildirler." der veya başlangıçta: "Şahitlerim gaiptirler." derse; kıyâsda kısası istenir ve te'hir edilmez. îstihsânda ise, kısası istenmez. Ancak, hâkim onun şahitleri olsaydı, getirirdi diye bilirse; o takdirde te'hir ey­lemez. Muhıyt'te de böyledir.

îkî verîden birisi, "diğerinin, katili affeylediğine" şahitlik yaparsa; işte burda beş durum vardır:
1-) Ortağı da, katil de onu doğruîayabilir.
2-) îkisi de onu yalanlayabilir.
3-) Ortağı doğrulayıp; katil yalanlayabilir.
4-) Katil doğruîayıp; ortağı yalanlayabilir.
5-) Her ikisi de susar.

Bu durumların tamamında af vâki olur.

Diyete gelince: Her ikisi de doğrulayınca, şahide yarı diyet düşer.

îkisi de yalanlayınca, şahide bir şey gerekmez. Susana İse, yan di­yet düşer.

Ortağı yalanlarda, katil doğrularsa; diyeti aralarında ortak olarak tazmin ederler. Serstâ'nin Mnhiyt'nde de böyledir.

şahidin şehâdetini, katil yalanladığı hâlde; aleyhine şahitlik ya­pılan şahıs doğrularsa; onun şehâdetiyle af vâki olup, katile diyet ver­mesi gerekir mi?

Kıyâsda gerekmez.

îstihsânda ise, şahidin malından yarı diyet gerekir.

Üç imamımızın görüşü de budur.

Şahidi, her iki tarafda tasdik etmedikleri gibi yalanlamazlar da; an­cak susarlarsa; cevap, şahidi yalanladıkları zamanki cevap gibidir. tayfte de böyledir.

Bunlardan her biri, "diğerinin affeylediğini" söylerse; bu durum­da ya bereberce affetmiş veya bir biri arkasından affetmiş olurlar.

Eğer ikisi bir affetmişler de, katil bunları yalanlıyor ise, her ikisi­nin de hakkı bâtıl oluyor.

Keza katil her ikisini de doğrularsa hakları bâtıl olur.

Arka arkaya tasdik eylemişlerse; her ikisinin de tam diyet ödeme­leri gerekir.

Biri tasdik; diğeri tekzip eylemişse; tasdik eyleyen nısıf diyet öder.

Bir birinin arkasından şahitlik yapmışlar da katil onları yalanla-mışsa; sonraki şahidin yan diyet Ödemesi gerekir.

önceki şahide bir şey gerekmez.

Keza katil ikisini de tasdik ederse; öncekine bir şey gerekmez, ikin­cinin yarı diyet ödemesi gerekir.-

Katil, onları müteakiben (peş peşe) tasdik ederse; ikisinin birden kâmil (tam) diyet ödemesi gerekir.

Eğer birini tasdik eder de, öncekini tasdik, sonrakini ise tekzip eder­se; tam diyet ödemesi gerekir.

Eğer, ikinciyi tasdik; birinciyi tekzip ederse; ikinciye y?ı ı diyet ve­rir; birinciye bir şey yoktur. Serahs'nin Muhiyt'nde de böyledir.

Kan bedeline Üç kişi ortak bulunduklarında; ikisi şahitlik yapar­lar ve "üçüncünün affeylediğini" söylerse; bu mes'elede bir takım du­rumlar meydan gelir:
1-) Ya, ikisini de kâtü ve aleyhine şahitlik yapılan şahıs tasdik eder­ler; bu durumda, affedenin hakkı bâtıl olur ve iki şahidin hissesi, mala dönüşür.
2-) Şayet, katil orilan yalanlarsa; o iki şahide bir şey verilmez. Üze­rine şâhidlik yapılanın nasibi, mala dönüşür.
3-) Üzerine şahitlik yapılan şahıs, yalnız başına onları doğrular-sa;kâtil, diyeti onîann arasında üçe taksim eder. Mohıyt'te de böyledir.

Hatâ ile yapılan öldürmede, vârislerin bir kısmı, diğerlerinin di­yet haklarını affeylediğine şahitlik yaparlarsa; bu şehâdetleri caizdir ve onlar diyet hisselerini almazlar. SerabsPnin Muhıyt'nde de böyledir.

Bir topluluk, kudurmuş bir köpeği oka tuttuklarında; okun biri­si, hatâen bir kız çocuğuna isabet ederek, onu öldürür; topluluk da, "o okun, filana âit olduğuna" şahitlik yaparlar; kızın babası da ok sahibi ile, bir bağ karşılığında sulh yapar; sonra da sulh yapan baba, bağı is­terse; eğer sulh yapan şahıs, o kızı kendisinin okunun yaraladığını bili­yor ve kız da o yüzden öldü ise, sulh caizdir.

Şayet okçu, "oku attığını, o sırada da kızın babasının, ona bir to­kat vurup yere düşürdüğünü ve öldüğünü;" söyler ve onun vurmasın­dan mı, yoksa kendinin okundan mı öldüğünü bilmez ve baba, diğer vârisler tarafından izinli olarak sulh yapmış olursa; bu sulh caizdir; be­del, diğer vârislerin olur. Bu bedel, baba için miras olmaz.

Şayet vârislerin izni olmaksızın, anlaşma yapmışsa; o sulh caiz ol­maz; bâtıldır. Zahîriyye'de de böyledir.

Af, ya kasden öldürmede; veya hatâ ile öldürmede olur. Bunların her birisi de, ya cinayette veya baş yarmakta olur. Bunlar da, ya yalnız kesmek veya yalnız yaralamak yahut ikisini birden yapmakdan meydan gelir.

Bunlardan bir kısmı iyileşir; bir kısmı da iyileşmez.

Şayet cinayet kasden yapılır ve sonra da bir yeri kesilen şahıs, onu kesene: "Seni suçundan affeyledim." veya: "Kestiğinden affeyledim." yahut "Yaraladığından ve ondan meydana gelen arızalardan affeyledim." derse; o kişi, kesmek ve yaralamak suçlarından kurtulmuş olur.

Şayet: "Yalnız, kesmenden veya yaralmandan affeyledim:" der de "Ondan meydana gelen arızalardan affeyledim." demez ise; cânî, o arı­zalardan affedilmiş olmaz.

Şayet, adam Ölürse; kıyasen kısas gerekir, îstihsânen ise diyet gerekir.

Bu, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre böyledir. İmameyn'e göre, onların arızalarından da affedilmiş olur.

Bunlar hatâen olmuş ve bir yeri kesilen veya yaralanan da onu affeylemiş; sonra da onların arızalarıyla ölmüşse, hüküm aynı hilaf üzeredir.

Bir kimse, kesilmeden ve ondan dolayı meydana gelen arızadan, yahut cinayetten affederse, bunların tamamı hakkında af sahih olur.

Kasid de olduğu gibi, hatâen olanda da böyledir. Yalnız, diyette itibar, malın tamamınadır. Hatâda ise üçte biredir. Bu, âkılesi için vasiyyet ölür. Serahrî'nin Muhıyt'nde de böyledir.
Bir kadın, bir adamın elini keser ve ona karşılık olarak da, o adamla nikahlanır ve şayet kesme işi, kasden olmuş, kestiğine karşılık olarak da nikahlanmış ise, eğer adam iyileşirse, yaptıkları sözleşme sa­hih olur. Bi'1-ittifak, mehri, onun diyeti olmuş olur.

Şayet adam, o kadını cimadan sonra boşar veya adam o yüzden ölürse; kadın, diyetin tamamını, ona öder.

Eğer ona yaklaşmadan önce boşarsa; ona ikibin beşyüz dirhem tes­lim eder. O da, kocasına ikibinbeşyüz dirhemi geri verir.
Eğer adam, o yüzden ölürse bi'1-icma tesmiye (belirlenen miktar) bâtıldır; bu kadına mehr-i misil verilir, duhûlden önce boşarsa, ona bir miktar yardımda bulunur.

Sonra, kıyasa göre, bu kadına kısas gerekir. İmâm Ebû Hamfe (R.A.)'nin kavli budur.

îstihsânda ise, kısas değilde, malından diyet gerekir.

Adam, kadım cinayetine ve ondan meydana gelecek arızalara kar­şılık nikahlamış olduğunda; şayet bunlardan vaz geçerse, kadına mehr-i misil vardır ve kısas, meccânen düşer; bir şey gerekmez. Eğer cinayet hatâen olmuş ve o adam, kadını, elini kesmesine karşılık nikâh etmiş; sonra da cinayet diyetinden vaz geçmişse, o diyet kadının mehri olmuş olur. Adam, bu kadına dâhil olursa veya adam ölürse, âkılesinden di­yet sakıt olur.

Duhûlden önce boşarsa, onun yarısını verir ki bu iki bin beşyüz dir­hemdir. Ve, onun âkılesi, iki bin beşyüz dirhemi, kocasına öder.

Eğer o yüzden ölürse, İmam Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre, mehir tesmi­yesi bâtıl olur ve kadına mehr-i misil gerekir. Kadının âkılesine de ko­casının diyeti gerekir.

İmameyn'e göre ise, mehir tesmiyesi sahih olur ve onun mehri, Tco-casının diyeti olur.

Bir kimse, bir kadını, onun, bir uzvunu kesmiş olması veya onun neticesi yahut hatâen cinayet işlemiş bulunması karşılığında nikâhlar ve koca, ondan vaz geçerse; onun, mehri elinde olur ve âkılesİnden diyet sakıt olur.

Eğer o yüzden Ölürse; diyeti, mehri olur.

Keza, âkılesinden diyet sakıt olur.

Sonra da mehr-i misline nazar edilir ve diyete bakılır: Eğer mehir, diyetin misli ise, şüphe yok ki tamamı, ister kesmeden sonra olsun veya fıraştan sonra olsun kadına teslim edilir.

Eğer mehr-i misli diyetten az olur ve hâlde de tecevvüç etmiş bulu­nurlarsa; bulunan ne ise, o kadına verilir; ve fazlası mütebeni olur. Mehr-İ misline göre sahib-i firaş hâlinde olmuşsa, o takdikde bakılır: Eğer, Mehr-i mislinden ziyade ise, —diyete verene kadar— zevcin malının üçte birinden çıkarılır. Şayet âkılesi teberru ederlerse, o ziyadeye itibar edi­lir ve mehr-i mislinden âkılesine vasiyet yapılır.

Şayet mehr-i mislinden çıkarılmaz İse, diyet tamam olana kadar, malının üçte birinden çıkarılır ihtiyaç kadar âkılesinden düşülür ve öle­nin vasiyetine itibar edilir ve kocanın vârislerine verilir.

Bu, kocanın ölmeden kadını boşadığı zaman böyledir.

Hatta onu boşadığı zaman, ölümünden ve duhulünden evvel, ona beş bin dirhem teslim eder. Eğer mehri bin dirhem ise.. Ve âkılesinden sakıt olur.

Eğer mehr-i misli beş yüz dirhemden az ise, bu böyledir.

Şayet «ıehr-i misli, beş yüz dirhemden çok ise, âkılesinden düşülür.

Eğer mehr-i misli bes yüz dirhemden az ve mehr-i misline ziyadelik yoksa, âkılesinden diyet düşürülür; değilse beş yüz dirheme tamamla­nır ve malında çıkarılır.

Keza, âkılesinden çıkarılır. (= düşülür)

Şayet çıkarılmaz ise, malının üçte birinden mehr-i misli kadarı çı­karılır ve âkılesinden düşülür. Ve geri kalan kocanın vârislerine verilir. MnEuyt'te de böyledir.

Bir kimse, diğer bir şahsın ziyâde şekilde yardıktan sonra, yara­lanan şahıs, bu yarayı ve ondan meydana gelecek arızalan affeder; sonra da onlardan dolayı ölürse; yaralayanın ikrarı olması hâlinde, onu ma­lından diyet lâzım gelir ve af caiz olmaz. Çünkü, katile vasiyyet eylemiştir.

Eğer, vasiyetine beyyinesi varsa, âkılesi, diyetin yarısını kaldırmak hakkına —eğer üçte bir malında çıkarsa— sahiptir.

Eğer yaralayan, iki kişi olur ve onu da kasden yapmış bulunurlar­sa; mes'ele hâli üzerinedir; caniye bir şey gerekmez. Zira, birini af, di­ğerini de af etmek olur. Zahîriyye'de de bvyledir.

Bir kimse diğerinin başını, —kasden— ağır şekilde yarar, yara­lanan şahıs, bu işi ve bundan meydana gelecek arızaları affettikten son­ra, başka biri, o şahsın başını ağır şekilde yarar; yaralanan, onu affet­mezse; bu cânînin üç sene içinde tam diyet ödemesi gerekir. Eğer adam, her iki yarığın te'siriyle ölürse; ikinci caniye kısas yapılmaz. Bu durum­da af da caiz olmaz. Muhiyt'te de böyledir.

Bir adam, diğerinin başını, — kasden— ağır şekilde yarar; yara­lanan şahıs da, bu yaradan ölürse; ikinci caniye kısas gerekir; birinciye birşey gerekmez.

Keza önceki ile diğeri başım yardıktan sonra anlaşırsa, yine ikin­ciye kısas gerekir.

Bir adam, diğerinin başım, kasden ağır şekilde yarar ve bu yara etrafa sıçrar ve taraflar, bu yaradan dolayı beş yüz dirheme sulh olurlar ve yaralanan onu teslim aldıktan sonra, bir adam, hatâ ile o şahsı yara­lar ve bu adam bu iki yaradan dolayı ölürse; ilk yaralayan, o beş yüz dirhemi, ölenin akîlesine verir. Önceki de maktulün malından, beş yüz dirhemine müracaat eder. Muhıyt'te de böyledir.
En dorusunu, ancak Allahu Teâlâ bilir. [25]


Eser: Fetvayı Hindiye

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Fetvayı Hindiye

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler