Baş Yarma

Başta ve yüzde meydana gelen yaraya şec veya şecce denir. Çeneye kadar olan yüz ve çenenin altı, baş yarma mahalli değildir.

Hızânetü'l-Müftîo'de de böyledir.

tki lıhye (- sakal ve bıyık) bize göre yüzdendir. Hidlye'de de böyledir.

Şec veya şecce denilen yaraların çeşitleri şunlardır:
1-) Hansa: Bu, başın derisinin yırtılıp, kan çıkmaması hâiİdir.
2-) Dâmia: Bu, yarılan başda, gözyaşı kadar kan görünüp, onun dışarı çıkmadığı hâldir.
3-) Dâmiye: Bu, yarılan başdan kanın akması hâlidir.
4-) Bâzıa: Bu baş derisinin ve altındaki etin yarılarak, yaranın baş kemiğinin ince zarına kadar varması hâlidir.
5-) Mûdiha: Bu, yarığın, başm kemiğinin görünmesi hâline kadar varmasıdır.
6-) Hâşime: Bu, baş kemiğininde kırılma meydana gelecek kadar, başta açılan yaradır.
7-) Münakkile: Bu, kırıldıktan sonra kemiğin, baştan ayrılma hâlidir.
8-) Âmme: Bu, baş yarığının tâ beyne kadar ulaşması hâlidir.
9-) Câife: Bu, yarığın bevin zarına kadar ulaşıp, başın parçalan­ması hâlidir.
10-) Mütelâhime: Bu da, yarığın başın kemik zarına kadar ulaşma­sı ve deri ile birlikte etin kesilmesi hâlidir. SerâfcsFnin Muhıyt'nde de böyledir.

Hasan bin Ziyâd, İmâm Hanîfe (R.A.)'nin şöyle buyuruduğunu ri­vayet etmiştir:

Bunların içinden mûdiha denilenden başkaları için, kısas gerekmez. Zahirü'r-rivâyede ise, mûdihamn haricinde kalanlarda da kısas vardır.

İmâm Muhammed (R.A.), bunu, el-Asl'da böyle söylemiştir. Esahh olan da budur. Tebyîn'de de böyledir.

Bütün âlimler bunu kabul eylemişlerdir. Muhıyt'te de böyledir.

Siçac'ın yukarısında olanlara, ister kasden olsun, ister hataân ol­sun, kısas gerekmez. Kasden olana ne gerekiyorsa; hatâ ile olana da, o gerekir. Mnhıyl'te de böyledir.

Müdiha da, eğer hatâ ile oldu ise, diyetin yirmide birisi gerekir. Hâşimede ise, onda biri gerekir.

Münakkile'de, diyetin onda biri ile yirmide biri gerekir. Âmme'de, diyetin üçte birisi gerekir. Câfide de diyetin üçte birisi gerekir.

îki câife olursa, diyetin üçte ikisi gerekir. Hidâye'de de böyledir.

Bunların tamamında, şayet yara iyileşir hiç bir eseri kalmaz ise; Hiç bir şey gerekmez.

Ancak İmâm Mahammed (R.A.): "Bu yaralar iyileşene kadar, yara­layanın yaradan dolayı nafaka vermesi gerekir." buyurmuştur. Şeyhu'l-İslâm'da böyle buyurmuştur. ZehıyreMe de böyledir.

Bir adam, diğerinin başını münakkale olarak yarar ve o da iyile­şir; iyileştikten sonra da bir eser, (iz) baki kalır ve bu az bir şey olursa; yine de onun ersi (diyeti) verilir. Çünkü, erş gerektiği takdirde, her yö­nüyle gerekçesi yok olmadıkça, sakıt olmaz. (= düşmez) Mutaıyt'te de böyledir.

Fetva bununla verilmiştir. ZahîriyyeMe de böyledir.

Mûdiha'dan önceki altı yaralamanın her hangi birisi, hatâ ile olur­sa, hükümeti adi gerekir. Muhıyt'te de böyledir.

Hükümeti adl'de ihtilaf edilmiştir: Tahâvi şöyle buyurmuştur:

Bunda yol eğer başı yanlan köle olur ve o iz olmaksızın ne kıymete sahipse, o eser oluncaki kıymeti ile aralarındaki kıymet farkına bakılır. Eğer o fark, kıymetinin onda birinin yarısı kadarsa, diyetin onda biri­nin yarısının verilmesi gerekir. Şayet onda birin dörtte biri kadarsa, o zaman da diyetinin onda birinin dörtte birisi verilir.

Fetva da bunun üzerinedir. Kafî'de de böyledir.

Âmme, başka yerde değil, yalnız başta ve yüzde olur ve bu yara­lamadan, beyin selâmette bulunur. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, diğerinin kulağına vursa ve vurduğu şey kulağından çıksa, İmâm Muhamnıed (R.A.): "Hükümeti âdi gerekir." buyurmuştur.

Eğer ağzına vurduğu şey, dimağına kadar nüfuz ederse (geçerse) yine İmâm Mahammed (R.A.): "Hükümeti adi gerekir." buyurmuştur.

Bir adam, diğerinin gözüne süngü veya ok atar ve o, şahsın ka­fasına kadar nüfuz ederse; gözü için, yarı diyet gerekir; ilerisi için de, hükümeti adi gerekir. Dimağa isabat ederse; gözü için, yan diyet; di­mağa isabeti için de, hükümeti adi gerekir. Serahs'nin Muhiyt'nde de böyledir.

Başm haricindeki yaralamalarda, yüzde olan yara hakkında, hü­kümeti adi gerekir.

Şayet yaralanma sonunda, kemik kırılıp, iyileşir, ancak eseri baki kalırsa; bu böyledir.

Eğer yaralamanın bir eseri kalmaz ise, İmâm Ebû Hanife (R.Â.) ile İmâm Ebû Yûsaf (R.A.)'a göre, yaralayan şahsa bir şey gerekmez.

İmâm Muhammet! (R.A.)'e göre ise, iyileşene kadar o yaranm mas­rafını, yaralayan öder. Serahsî'nrn Muhıyt'nde de böyledir.

Cevfe kadar nüfuz eden yaralara câife denir. Göğüste, arkada ve karında açılan yaralar gibi., câife olur, fakat ellerde, ayaklarda, uyluk-da, ağızda olmaz.

Ellerde, ayaklarda ve boyunda meydana gelen ve cevfe nüfuz et­meyen yaralara ise, gayr-î câife denir.

Zekerle husyeler arasında meydana gelen ve cevfe nüfuz eden ya­ralara da câife denir. Sirâcü'l-Vehhac'da da böyledir.

Yaralama kısasında, yaranın kapladığı alanın, enine veya uzu­nuna olması fark etmez.

Bu yaranın, başın ön kısmında veya arka kısmında yahut ortasın­da veya iki tarafında olmasında da bir fark yoktur.

Yaralanan kimse, dilerse kendisini yaralayanın açtığı yaranın bir benzerini yaralayan şahsın başına istediği taraftan açar; dilerse, diyeti­ni alır. Muhiyt'te de böyledir.

Bir adam, diğerini yirmi yerinden yaralar ve bu yaraların iyileşe­ceği tahayyül edilmezse; üç yıl içinde tam diyet öder.

Şayet, yaraların iyileşeceği tehayyül edilebilirse; bir yıl içinde (kâ-mit) tam diyet öder. Kâfî'de de böyledir.

Bir adam, diğerini yaraladığında; yaralanan adamın aklı veya şu­uru, başından tamamen gider veya onun başında hiç saç bitmezse; bu da diyete dâhil olur.

Şayet aklı başına gelir; başının da saçı —önceden olduğu gibi— çı­karsa; yaralayan şahsa bir şey gerekmez. Cevheretü'n-Neyyire'de de böyledir.

Bir adam, diğerinin kaşını hatâen yaralar ve orada bir daha kaş bitmezse; yarı diyet ile yaralama ersi gerekir. Sırâcü'l-Nehhâc'da da böyledir,

Şayet yaralanan kimsenin duyma, görme veya konuşma duygu­su kaybolursa; ona karşı hem diyet, hem de yaralama ersi verilir.

Âlimlerimiz: Bu, İmâm Ebû Harfe (R.A.) ve İmâm Muhammed (R.A.)'in kavlidir." buyurmuşlardır.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ise: "Yaralama ersi, diyetin içine dâhildir." buyurmuş ve: "Yalnız, görme gücünün kaybolması, göz diyetine dahil olmaz." demiştir. Hidâye'de de böyledir.

Bir adam, diğerini kasden yaraladığında; yaralanan şahsın, iki gözü de kör olsa; İmâm Ebû Hanife (R.A.)'ye göre, kısas gerekmez.

İmameyn'e göre ise, ikisi için de diyet gerekir. , Gözle ilgili yaralama ve diyet hususunda İbnü Semâ'a, İmâm Muhammed (R.A.)'in şöyle buyurduğunu nakletmîştir.

Hem yaralama, hem de iki göz için diyet gerekir. Kâfî'de de böyledir.

Bir adam, başının tepesinde ve önünde saç olmayan bir keli kas­den yaralarsa; ona kısas değil de İmâm Muhammed (R.A.)'e göre, diyet (erş) gerekir.

Yaralayan şahıs: "Onun da, bana yara açmasına razıyım." dese bile, buna itibar edilmez.

Şayet yaralayanda yaralanan gibi kel ise, o takdirde kısas yapılır. Muhıyt'te de böyledir.

Nâtifî'nin Vâkıâün'de şöyle zikredilmiştir.

Kel bir kimseyi yaralayan şahsa kısas yapılır; diyet de uygulanır. Hâşime denilen yaralama da böyledir.

Münteka'da şöyle zikredilmiştir: Bir adam, hatâen, kel bir adamı yaraladığında; ona yaralayanın malında erş verilir.

Hâşime'de, yaralayan kimsenin aknesinin diyet ödemesi gerekir. Mu­hıyt'te de böyledir.
En doğrusunu, ancak Allahu Teâlâ bilir. [30]


Eser: Fetvayı Hindiye

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Fetvayı Hindiye

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler