17- CİNAYETLER HUSUSUNDA ÇEŞİTLİ MES'ELELER

Hişâm'm Nevâdiri'İnde İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

Bir adam, öldürülür; diğer bir adam da gelerek, "onun, kendi kölesi olduğunu" iddia eder ve beyyinesi de olur; şahitler, şehâdette de bulunsalar ve: "Bu, bunun kölesidir ve onu azad eylemiştir. O, bu gün için hürdür." derlerse; şayet öldürülen adamın vârisleri olur ve o kasden öldürülmüş bulunursa, kısasla; hataen öldürülmüşse, diyetle hükme­dilir.

Şayet vârisi yoksa, efendisi, kasden de olsa, hatâen de olsa, kıyme­tini diyet olarak alır. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, diğerini kasden yaraladıktan sonra, yaralı kendi nefsi üzerine şâhid tutarak, "kendisini filânın yaraladığını" söyler; sonra da o yaradan Ölürse; bu şehâdet sahih olur mu?

Âlimler şöyle demişlerdir:

Burada, iki vecih vardır:

Onun yaraladığı insanlar tarafından bilindiği gibi, bunu hâkim de biliyor olabilir.

Veya, bu durum bilinmiyor olabilir.

Şayet biliniyorsa, yaralının şahitlerine itibar edilmez. Ve bu sahih değildir.

Durum bunun aksine ise, o takdirde, onun şahitlerinin şehâdeti şahindir.

Bundan sonra, vârisler, "filan yaraladı.' diye beyyine ibraz etseler bile bu beyyineleri kabul edilmez. Zehıyre'de de böyledir.

Bir adam, yaralanınca: "Beni filan öldürdü." der; sonra da ölür; vârisleri de, başka birinin yaraladığını isbât ederlerse; onların beyyinesi kabul edilmez.

Bir adam, yaralanınca: "Beni filân öldürdü." der; sonra da ölür; oğlu da, "ona, yanlışlıkla diğer oğlunun yaraladığını" beyyinelerse; bu beyyinesi kabul edilir. Zahîriyye'de de böyledir.

İki süvari bir biri ile çarpışıp; ikisi de ölür ve bu hatâ ile olursa; ikisi de hür kimselerse; her birinin diğerine diyet vermesi gerekir ve, bu diyetleri, âkilden, bir birine verirler.

Bu istihsandır.

Şayet, bunların ikiside köle iseler; efendilerine karşı bir şey yapmak gerekmez.

Eğer biri hür, diğeri köle ise, işte bu durumda, hür olarak ölenin âkilesi, kölenin kıymetini öderler.

Hür olarak Ölenin, bu kölenin kıymetinden fazla olan hakkı bâtıl olur.

Eğer, sadme kasden yapılır ve ikisi de hür iseler; her birinin âki­lesi, diğerinin âkilesine, yarı diyet öderler.

Şayet, ikisi de köle ise, kanları heder olmuştur. Birisi hür, diğeri köle ise; hür olanın âkilesi, kölenin yarı kıymetini tazmin ederler. Kölenin boynunda da, hür kişinin yarı diyeti vardır.   .

Binici arkadan gelip; önden gidene çarpsa da bu cani kendisi ölse; önden gidene tazminat gerekmez.

Şayet, Önden giden Ölürse; tazminat arkadan gelene aittir.

îki gemide de durum aynıdır. Fetâvâyi Kâdîhânda da böyledir.

îki atlıdan biri duruyor; diğeri yürüyor iken, bunlar çarpışınca keza, iki yaya böyle çarpışınca; durana tazminat gerekmez. Her iki hâlde de yürüyene tazminat gerekir. Mîras da düşer (yâni, çarpışanlar, birbi­rine vâris iseler, mîras alabilirler. Suçlu sayılan, mîrasdan mahrum edilmez). SerahsTnin Muhıyü'nde de böyledir.

iki gemi, biribiri ile çarpışsa; -tazminat, çarpılana değil de çarpanın kaptanına âit olur. Hızânetü'I-Müftîn'de de böyledir.

îki adam, bir ipi çektiklerinde, bu ip kopar ve ikisi de düşüp ölür­lerse; İmâm "Her ikisi de başlarının üzerine düşüp ölmüşlerse, her iki­sinin de kanı heder olmuştur. Şayet, yüz üzerine düşmüş ve ölmüşlerse, her ikisinin de âkilesi, diğerinin âkilesine diyet öderler.

Şayet, biri kafasının üzerine; diğeri de yüzü üzerine düşmüşse; kafası üzerine düşenin kam heder olmuş olur. Yüzü üzerine düşenin diyetini ise, karşı tarafın âkilesi öder.

Bir yabancı gelip ipi keser ve ikisi de düşüp Ölürlerse; onların her ikisinin diyetini de ipi koparanın âkileleri öderler. Zahîriyye'de de böyledir.

tbnü Semâa, İmâm Mutaammed (R.A.)'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

Hür bir kimsenin yanında kılıç bulunur; bir kölenin yanında da asası olur ve ikisi birbirine vurunca; ikisi de ölür; hangisinin önce vurduğu da bilinmezse; hür olanın vârislerine de, kölenin efendisine de bir şey gerekmez.

Şayet, kılıç kölenin elinde, sopa hür olanın elinde olmuş olsaydı, hür şahsın âkilesi, kölenin kıymetinin yarısını öderlerdi. Hür olanın vârislerine karşı ise, efendiye bir şey gerekmezdi.

Eğer her ikisininde elinde sopa olmuş olaydı ve her biri diğerine vurup başını yarsa; sonra da her ikiside ölmüş olsa da, hangisinin daha önce vurduğu bilinmeseydi; hür kimsenin âkilesi, kölenin kıymetini, efendisine öderlerdi ve sonra da bu efendiye: "Bu kıymeti, geri -hür olanın âkilelerine-ver." denirdi.

Bu istihsândır. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, diğerinin elini tutup çeker ve el kırılırsa; şayet musâfaha için tutmuşsa, erş gerekmez.

Eğer sıkmış da kırmışsa; elin diyeti gerekir. Zahiriyye'de de böyledir.

Şayet bir adam, diğer adamın elini tutar; diğeri de elini çeker ve çeken düşüp ölürse; duruma bakılır:  Eğer müsafaha yapmak için tutmuşsa; bir şey gerekmez.

Şayet eziyet olması için sıkmak maksadıyla tutmuş; diğeri de elini çekmiş ve bir zarar görmüşse tazminat gerekir.

Eğer eli tutanın eli kınlırsa; elini çekene tazminat gerekmez. Sirâcü'l-Vehhâc'da da böyledir.

Bir adam, diğer bir adamı tutup diğer biri, onu öldürene kadar bırakmazsa; bu durumda -kısasen- öldüren, öldürülür. Tutan da zin­dana atılıp cezası verilir. Zahîriyye'de de böyledir.

Bir adam, başka bir adamı tutar; diğer birisi de gelip, onun dirhemlerini alırsa; bize göre tazminat, dirhemleri alana aittir; tutana âit değildir. Muhîyt'te de böyledir.
Bir adam, birisinin elbisesinin üzerine oturur; o adam da bunu bilmeden kalkınca, elbisesi parçalanırsa; oturan adam, onun yarı bede­lini öder. Hızânetü'l-Müftîn'4e de böyledir.

Bir adam,  birinin yanına girer;  o adam da yanına gelenin "yastığın üzerine oturmasına" izin verir; o da oturur ve yanında içinde yağ bulunan bir şişe olur; oraya oturan da onu bilmeyerek şişeye dokunur ve yağ dökülürse; oturan zat, onu öder.

Şayet şişe, minderin altında olsa da, gelen adam, izinli olarak onun üzerine otursa; o takdirde, kınlan şişeyi ve dökülen yağı, oturan şahıs ödemez,

Şayet, gelen adamın evin üzerine oturmasına izin verse de, o da oradan, bir kölenin üzerine düşse; bu defa izin veren tazminatta bulunur.
Fakiyh Ebû'1-Leys şöyle demiştir:

Bazı âlimler: "Yastığın üzerine oturan için de tazminat yoktur." demişlerdir. Bu kıyâsa daha yakındır ve biz bu görüşü alırız. Zehıyre'de de böyledir.

Kudûrî'nin, İcârât kitabında, şöyle zikredilmiştir:

Bir adam, bir topluluğu ziyafete çağırdığında; onlar, onun yaygısını tepeleyip, yastıklarının üzerine otururlar ve onlar yırtilırsa; tazminat gerekmez. Muhıyt'te de böyledir.

Ebû Ca'fer'in Müteferrikâtı'nda şöyle zikredilmiştir:

Bir adama misafir geldiğinde; ev sahibi, ona "yastığın üzerine oturmasını" söyler; o da oturur ve onun altında da ev sahibinin çocuğu yatıyor olur da; onun oturması sebebiyle, bu çocuk ölürse; o takdirde, misafir, onun diyetini tazmin eder.

Şayet o yastığın altında köle bir çocuk olmuş olsaydı, onu tazmin eylemezdi.

Keza, yastığın altında, bir başkasının camı olsa da, o kırılsaydı, cevap sabinin cevabı gibi olurdu. Zehiyre'de de böyledir.

Müntekâ'da şöyle zikredilmiştir:

Bir adam: "Ben filanı öldürdüm." dese de; kasden veya hatâen olduğunu söylemese; onun malından diyet alınması güzel olur. Zehiyre'de de böyledir.

Fetvalarda şöyle zikredilmiştir: Halef şöyle söylemiştir:

Esed bin Amr'dan sordum:

—  Bir adam, diğerine eliyle veya ayağıyla vurur; vurulan da o yüzden ölürse; ne olur?

îmâm şöyle buyurdu:

— Bu, şibh-i amd olur. Hasan da aynısını söyledi.

Bu, o adam ölene kadar vurulmuş olması hâlinde böyledir. Fakat, ölümüne sebep olacak şekilde değil de, yavaş yavaş vurur ve o adam ölürse; işte bu hata olur.
Ebû'1-Leys:   "Esed'in  sözü  bana  sevimli  geldi."  buyurmuştur. Muhiyt'te de böyledir.

Müntekâ'da îmânı Muhammed (R.A.)'in şöyle buyurmuş olduğu rivayet edilmiştir:

Bir adam, diğerine kılıçla vurmayf kasdeder; vurulmak istenen de kılıcı tutar; kılıcın sahibi de onu diğerinin elinden çeker ve adamın par­maklarını keserse; eğer mafsallarının dışından kesmişse, çekene diyet gerekir. Eğer mafsallarından kesmişse, kısas gerekir. Zehiyre'de de böyledir.

Bir adam, diğerinin kölesini kasden öldürür; efendisi de ona:

"Seni, köleden dolayı berî kıldım." derse; o adam, diyetten beri olamaz ve onun kölenin kıymetini tazmin etmesi gerekir. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, diğerine, -ağrıdığı için- "dişini çekmesini" söyler; söylenilen adam da, başka bir dişini çeker; sonra da, aralarında ihtilaf çıkarsa; dişinin çekilmesini söyleyenin sözü geçerlidir.

Şayet, yemin etse bile, çekenin malından diyet gerekir. Zira, bu kasden olmuş olur. Şübhe olduğu için de, diyet yerine, kısas gerekmez; kısas düşer. Gunye'de de böyledir.

Bir  adamın,  kendi  mükâtebine karşı  olan cinayeti,  caninin malından karşılanır; âkilesine âit değildir. Bu cinayet, ister nefs (= can) olsun; ister, onun haricinde bir cinayet olsun farketmez.

Cinayet başkasının mükâtebine karşı  işlenmişse;  nefse karşı olduğu zaman diyeti âkilesine aittir. Nefsin haricinde, kendi malından diyet ödenir. Muhıyt'te de böyledir.

İki kişi, hatâ ile bir adamın bir dişini kırarlarsa; mallarından diyetini öderler.

Çünkü herbirinin hissesine yaralama diyetinin haricinde, bir diyet (yâni ondan aşağı bir diyet) düşer. Gmye'de de böyledir.

Bir adam, başkasının mükâtebine karşı bir cinayet işledikten sonra,  o mükâtep,  kitabet bedelini ödeyerek,  azâd  edilmiş olursa; cinayet heder olmaz. Cani, onun kıymetini öder -diyetini değil-. Her ne kadar hür olarak ölse bile, bu böyledir. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, evinde ateş yakar ve o yüzden de komşusunun evi yanarsa; tazminat gerekmez.

Şayet, normal bir yakışla yaktı ise bu böyledir. Şeyhu'l-İslâm da, böyle buyurmuştur.

Şemsü'l-Eimme Serahsî ise: "Mutlaka tazminat gerekmez." demiştir. Fûsûlü'I-îmâdiyye'de de böyledir.

Semerkant ehlinin fetvalarında şöyle zikredilmiştir:

Bir adam tennur'a (= fırına) tahammülünden fazla odun atar; oda hem kendi evini hem de komşusunun evini yakarsa; tazminat gerekir. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, oğluna "kendi tarlasında ateş yakmasını" emreder; o da yakar ve ateş komşusunun tarlasına sıçrayıp orayı yakarsa; baba, onu tazmin eder. Zira, onun oğluna emir vermesi sahihdir. Ve oğlunun fiili kendisine geçmiştir.  Bu  ise,  babası başlamış  gibidir.  Gınye'de de böyledir.

Müntekâ'da şöyle zikredilmiştir:

iki şahit: "Şu adamın oğlu, filânı öldürdü." diye şehâdette bulu­nurlar; başka iki şahit de: "Bu adamın oğlu öldürdü." diye şahitlik yaparlar ve onun başka oğlunun ismini söylerler; önceki şahitlerin söylediği ismi söylemezlerse; istihsânen, ikinci oğlun diyet ödemesi gerekir. Muhıyt'te de böyledir.

Kenzü'r-Rüûs'da şöyle zikredilmiştir:

Bir adam diğerinin kapısından içeriye bakar; ev sahibi de onun gözünü çıkarırsa; tazminat gerekmez,

Şayet başını içeri sokarak bakar; ev sahibi de bir şey atarak gözünü çıkarırsa; bi'I-icma tazminat gerekmez. Gınye'de de böyledir.

Müntekâ'da, Hasan bin Ebî Mâlik, tmâm Ebû Yûsuf (R.A.) ve tmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'nin şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir:

Baba bir, iki kardeşten birisi, "bir adamın, filan sene, kurban bay­ramında Mekke'de babasını öldürdüğünü;" idda ediyor; diğeri ise, aynı günlerde "başka bir adamın, Küfe'de, Öldürdüğünü" iddia ediyor ve her ikisinin de beyyineleri varsa; hâkim iddia olunanlara, nısıf diyet hük­meder. Onlardan her biri yarı diyet öderler. Muhıyt'te de böyledir.

Dört kişi bir adama yumruk atarlar ve o yüzden adamın bir dişi düşer;  biri de kırılır; en son vuran şahıs da bilinirse, ona diyet gerekir, değilse, onlara birşey gerekmez. Gınye'de de böyledir.

Müntekâ'da, îmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un şöyle buyurduğu nak­ledilmiştir:

Bir câriye, bir adamın oğlunu kasden öldürür; bu cariyenin efendisi de onu, ölen adamın babasına verir; Ölenin babası da ona cima eder de, câriye bir çocuk doğurur; sonra da, cariyenin efendisi, o adama: "Ben, onu sana öldüresin diye verdim." der; ölenin babası da: "Hayır, seninle kan bedeli olarak seninle anlaşma yaptık." derse; bu durumda, câriye efendisine geri verilir. Onun mehri de verilir ve o çocuk da köle olur. Ölenin babasının, bu durumda cariyeye karşı yapacağı bir şey kalmaz. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, bir elbisesini dürüp büker ve bir adamın başına vurup onu yaralarsa; kısas gerekir.

Şayet, vurulan şahıs, o yüzden ölürse, kısas gerekmez. Bu kısasın gerekmemesi, -müsebbibinin haricinde- ölümün sebebi ile ilgilidir.

Bunun aksine kısas gerekmemesi, müsebbibin de sebebinin bulunduğu içindir.

Demir ile vurup kırınca, kısas gerekmez.

Şayet ölürse kısas gerekir. Yani, bu yukardaki mes'elenin tam aksinedir.

Büyük bir odunla da yaralayınca, ölürse yine kısas gerekmez. Bu hâllerde diyet gerekir. Hızânetü'l-Müftîn'de de böyledir.

Akıllı bir sabî,  köpeğini bir başkasının koyununun üzerine kışkırtır; koyun da firar edip gider ve nereye gittiği de bilinmezse; bu sabiye tazminat gerekmez. Gınye'de de böyledir.

İki kişi, bir ağacı çektiklerinde; bu ağaç ikisinin üzerine düşerek, ikisini de öldürse; herbirinin âkilesine yarı diyet düşer.

Şayet, onlardan birisi ölürse; diğerinin âkilesi, yan diyet öder. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir adamın hayvanı, bir başkasının zirâatına girip zarar verirse; o zararı hayvan sahibi tazmin eder.

Şayet, çıkarmak istediği hayvan, başkasına aitse; onun zararını çıkaran şahıs tazmin etmez. Çıkarılan bu hayvan helak olsa bile, yine tazminat gerekmez,

Bir adam, eşeğinin bir başkasının buğdayını yediğini gördüğü hâlde, ona mâni olmasa; onun yediği buğdayı, tazmin edip etmemesi hususu ihtilaflıdır.

Sahih olanı, onu tazmin etmesi (= ödemesi)dir. Gınye'de de böyledir.

Bir adam, başka birinin kölesini, efendisinin izni olmaksızın, kendi ihtiyacı için bir yere gönderdikten sonra, o köle, çocukların oynadığını görür ve onların yanlarına kadar gider ve bir evin üzerinden, o kölenin üzerine, bir şey düşerek, köleyi öldürürse; tazminat onu gönderene aittir. Zira o köleyi gasbetmiş mesabesindedir. Hizânetü'l-Müftîn'de de böyledir.

Bir kimse, diğerinin husyelerine vurduğunda, onların biri veya her ikisi şişerse; hükümeti adi gerekir. Ginye'de de böyledir.

Câmiu'I-Asgâr'da şöyle zikredilmiştir:

Bir kimse, bir şey bağlamaya yarayan bir ipi gasbedip, onunla hay­vanını bağlar; ipin sahibi de, o hayvanı çözünce, hayvan zayi olursa; onu tazmin eder.

Uyûn'da, İmâm-i A'zam Ebû Hanîfe (R.A.)'nin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

Bir kimse, başka bir şahsın eşeğinin veya katırının ayağını yahut kuyruğunu keserse; hayvan sahibi muhayyerdir: Dilerse, o hayvanı, ona bırakıp, bedelini alır; dilerse, hayvanı kendisine bırakır. Bu durumda tazminat gerekmez.

Fetva da buna göredir. Füsûlü'I-frnâdiyye'de de böyledir.
En doğrusunu, her türlü noksanlıklardan münezzeh olan Allahu Teâlâ bilir. [39]
[1] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/457-458.
[2] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/458.
[3] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/459.
[4] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/459.
[5] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/459-460.
[6] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/460-462.
[7] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/462.
[8] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/462-463.
[9] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/464-475.
[10] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/476-480.
[11] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/481.
[12] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/481.
[13] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/482.
[14] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/482.
[15] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/482-485.
[16] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/485.
[17] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/486.
[18] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/486.
[19] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/486.
[20] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/487-490.
[21] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/490.
[22] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/490.
[23] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/490-500.
[24] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/501-513.
[25] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/514-523.
[26] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/524-525.
[27] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/526-534.
[28] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/534-536.
[29] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/536-540.
[30] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 12/541-545.
[31] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 13/5-15.
[32] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 13/16-20.
[33] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 13/21-59.
[34] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 13/60-73.
[35] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 13/74-125.
[36] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 13/126-132.
[37] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 13/133-147.
[38] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 13/148-157.
[39] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 13/158-166.

Anasayfaya dön Kapak Sayfası
Sadakat.Net © İslami web hizmetleri


Eser: Fetvayı Hindiye

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Fetvayı Hindiye

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler