6- MAĞSUBÜN MİNH'IN, MAGSUBU, GASIBTAN GERİ ALMASI HÂLİNDE TAZMİNAT GEREKİP GEREKMİYECEĞİ

İmam Kerhî şöyle buyurmuştur:

Mağsûbün minh (= malı gasbedilen şahıs), o mağsûb (= gasbedi-len şey) hakkında, bir ihdasta bulunursa; kendisi de, bu yüzden gâsıp (= gasbedici) olur. Çünkü, bu iş başkasının mülkünde vâki olmuş olur.

Bu durumda, gasbedilen mal, geri alınmış olur. Ve önceki gâsıp, tazminattan berî (= kurtulmuş) olur.

Keza, mağsûb {- gasbedilen şey) hizmet eden bir köle ise, hüküm yine böyledir.

Çünkü bu, gasb mahalli üzerinde elde olduğunu isbat ölür.

Şayet bir hâdise ihdas ederse, o yüzden ğasıb olur.

Mâlikinin, memlûkûnu (efendinin, kölesini) almış olması, gâsıbtan tazminatı düşürür. İster bilsin, isterse bilmesin fark etmez.

Zira hüküm bilgi değil, sebeb üzerine bina edilir.

Bu durumda gâsıb, önceki gasp sebebiyle gasıp olmaz. Ancak, ön­ce ğasbı ihdas etmiş olur.

Keza şayet gâsıp, bir kimsenin elbisesini giydikten sonra, elbise sahibi,onu geri alıp giyer ve o eskir, yırtılırsa;—tanısın veya tanımasın— önceki gâsıba tazminat gerekmez.
Keza, ikinci gâsıp, elbiseyi asıl sahibine satar veya bağışlar; 6 da onu giyer ve eskitirse; —tanısın veya tanımasın— yine, önceki gasıba tazminat gerekmez.

Keza, bir kimse, bir yemeği gasbettîkten sonra, onu mağsûbün minh'e yedirse; —tanısın, tanımasın— bu durumda da gâsıba tazminat gerekmez.

Keza, mağsûbün minh, gâsıbın evine gelip mağsûbu bizatihi yer­se; —onun, kendi malı olduğunu bilsin veya bilmesin— bu durumda da gâsıp tazminattan kurtulur.

Bir gâsıp, unu ekmek yaptıktan veya eti kızarttıktan sonra, onu, mağsûbün minh'e yedirirse, tazminattan berî olmaz. Çünkü o, mağsû­bün minh'in eline aynı hâlde verilmiş olmadı.

Gasbedilen bir cariyenin, gözünün biri kör olur veya gasbeden şahsın yanında iken dişi çıkıp düşer; sonra da gâsıp, onu Öylece geri ve­rir; bilâhare de, o cariyenin gözü malsahibinin yanında açılır ve dişi ye­niden çıkarsa; bu durumlarda gâsıp tazminattan berî olur. Zehıyre'de de böyledir.

Bir adam, bir köle gasbettiğinde, onun gözüne boz iner ve onu tekrar sahibine iade edip, tazminatını da verdikten sonra, kölenin sahi­bi, o köleyi gâsıba satar; onun yanında iken de gözündeki beyazlık zayi olursa; daha önce tazmin eylediği miktar için, Müracaat edip, onu kö­lenin efendisinden alır. Çünkü cinayet zail olmuştur. Zahîriyye'de de böyledir.

Bir adam, bir evi gasbettîkten sonra, o evi, sahibinden icarlar ve bu ev ikisinin de yanında olmazsa; gâsıp tazminattan kurtulamaz.

Şayet içinde oturuyor veya orda oturmaya gücü yetiyorsa üzerine icar vacip olacağından tazminat gerekmez. Kederinin VecbPnde de böyledir.

Bir gâsıp, gasbeylediği köleyi, sahibinden belirli bir duvar yap­mak için icarlarsa; yaptığı duvarın ücreti alınana kadar, köle tazminat altındadır. Efendisi, ücretini alınca, gâsıp tazminattan kurtulur. Ken­disine hizmet için icarlasa yine böyledir. Ücretini verince, tazminattan berî olur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

İmâm Mubammed (R.A.), Cftaİ'de şöyle buyurmuştur:

Bir adam, diğerinin kölesini gasbettiktan sonra, onu efendisinden icarlasa; bu icar sahih ve kendisi müste'cir olur.

Onu îcâre hükmüyle almış olduğundan, tazminat gerekmez.

Çünkü onu alması, icâreye nâib olarak alması demek olur. (Satın almaya naip olma gibi...)

îcâre hükmüyle alınca da emin olmuş olur ve tazminat kalkar ve bir daha avdet eylemez.

Şayet, o köle, icâre müddetinde ölürse, emânet olarak ölmüş olur. Ve gasbeden şahsın, geçen müddetin icarım vermesi gerekir. Kalan günler, icâreden düşülür.

îcâre müddeti geçer ve köle hayatta olursa; tazminat olarak iade edilmez; normal olarak dönmüş olur.

Müntekâ'da şöyle zikredilmiştir:

Bir adam, diğerinin kölesini gasbettikten sonra; onu, mağsûbün minhten, her hangi bir iş yapmak üzere icarlarsa; efendisi, onun yaptığı işin ücretini alınca, gâsıp tazminattan berî olur. Çünkü ücret, üzerine vâcib olmuştur. Zehıyre'de de böyledir.

Bir efendi, gasbedilen kölesini, gâsıptan, ariyet olarak alsa; bu gâsıp, tazminattan berî olamaz.

Hatta bu efendi, o köleyi çalıştırmadan önce ölse; gâsıbm onu taz­min etmesi gerekir.

Efendi, gasbedene: "Gasbolunan şeyi sana iade eylemiştim." de­dikten sonra, o şey helak olsa; tazminat gerekir; Çünkü tazminattan kur­tulmamıştı. Vedîa akdi, koruma sözü, tazminata mâni değildir. Füsûlü'l-İmâdiyye'dc de böyledir.

Âlimler, şöyle buyurmuşlardır:

Mağsûbün minh, gasbedilen cariyeyi birine nikahlarsa; gâsıb taz­minattan berî olur.

Bu, İmâm Ebû Yûsuf(R.A.)un kıyâsıdır.

İmâm Ebû Hanife(R.A.)nin kıyâsında beri olamaz.

Bu görüş ayrılıkları, ahm-satımdaki ihtilaflarının fer'idir. Tezev-vüc ile teslim almış olur mu yoksa olmaz mı? Fakat, kocası ona cİna yaparsa; bil-icma gâsip tazminattan berî olur. Sirâcü'l-Vehhâc'da da böyledir.

Bir cariyeyi gasbeden şahıs, o cariyeyi, mağsûbün minhten, bir iş öğrenmek üzere, icarlasa; bu caiz olur ve bu câriye gâsibm elinde iken, —o işi ondan öğrenmeden önce veya sonra— zâyı olursa; tazminat ge­rekir. Mağsûbeyi, elbise yıkamak için icarlasa da böyledir. Seraha'nin Muhiyh'nde de böyledir.
Bir adam, diğerinden bir kür buğday gasbettikten sonra, onu, mağsûbün minhe geri verip, ona: "Bunu, benim için öğüt." der; 6 da onu üğüttükten sonra, o buğdayın kendi buğdayı Olduğunu anlayıp, ken­disinden gasbolunan onu alırsa; un, onun olur.

Keza, bir adam, diğerinin ipliğini gasbeder ve sonra da ona vere­rek: "Bunu bez doku." der; o da, o ipliğin kendi ipliği olduğunu anlar­sa; bez kendisinin olur.

Keza, bir adam diğerinin hayvanını gasbeder; sonra da, hayvanı gasbedüen şahıs ölür ve onun vârisleri gelerek, onu gâsıbdan ariyet ola­rak alırlar; o hayvan da vârislerin yanında ölürse; bu hâllerin hepsinde, gâsip tazminattan berî olur. Fetâvâyi Kadfhftn'da da böyledir.

Gâsip, mağsûbu, hâkimin emriyle satsa, tazminattan kurtulmuş olur.

Sahibinin emriyle satması hâlinde de böyledir. Hizânetü'l-MüfuVde de böyledir.

Bir efendi gâsıba; "gasbolunan kölesini satmasını" söylerse; bu sahih ve o gâsıp vekil olmuş olur. Yalnız, söylemekle i azminattan çık­mış olmaz ve keza yalnız satmakla da tazminattan çıkmış olmaz. Hat­ta, köle parasını teslim etmeden önce ölürse; satış bozulmuş olur ve gâ-sıbın, kölenin kıymetini, sahibine vermesi gerekir

Keza, mağsûbün minh, mağsûbu, bizzat kendisi, —müşteriye tes­lim etmeden— satsa; gâsıp, tazminattan kurtulmuş olmaz.

Sonra gâsıp, mağsûbün minh'-in emriyle, mağsûbu satar; müşteri de, -^kusuru sebebiyle— mağsûbu, gâsıbe geri verir ve eğer red, müşteri teslim aldıktan önce olursa; gâsıp, aynı şekilde gâsıb halindedir.

Şayet, geri verme müşterinin köleyi teslim almasından sonra ise, gâsıplık avdet etmez. Zehıyre'de de böyledir.

Mal sahibi, gasbeden şahsa,  "gasbolunan koyunu, kurban kesmesini" söylese; kestiği kurban, kurban olur; fakat, gâsıp tazminat­tan kurtulmuş olmaz. Füsûlü'l-Imâdiyye'de de böyledir.

Gâsıp, gasbeylediği şeyi sahibine verir; mağsûbün minh de onu aldığını, yazarsa; gâsıp, —mutlaka-tazminat— tan kurtulmuş olur.

Hâher-Zâde, Kitâbii'l-İkrar'da, bu mes'eleyi etraflıca yazmıştır. Mağ­sûbün minh, büyük ve bulûğa erişmiş bir kimse ise, cevap yazıldığı gibidir.

Şayet küçük ise, gâsıp, tazminattan berî olmaz.

Eğer, mağsûbün minh tazminattan kurtulmuş izinli köle ise, yine böyledir; yâni gasıp olur.

Şayet izinli değilse, gâsıp', tazminattan kurtulmuş olmaz.

Teslim almaya aklı yetmeyen bir çocuk olur ve korumaya aklı yet­mez ise, —gönderdiği, mağsûbu alsa bile— gâsıp, tazminattan berî olmaz.

Şayet yeri değişmeden önce (aynı meslişte) gönderirse; istihsânen gâsıp tazminattan kurtulmuş o,lur.

Eğer sabî, hem almaya, hem de muhafaza etmeye aklı yeten bi­riyse; burda ihtilap vardır:

FadB'nin Fetvâlan'nda denilmiştir:

Bu durumda —almaya, vermeye sabinin aklı eriyorsa— gâsıp, taz­minattan kurtulmuş olur.

Şayet aklı ermiyorsa, —tafsilata ihtiyaç yok— gâsıp, tazminattan berî olamaz.

Şayet gasbedüen şey, dirhemler olur ve onu da gasbeden zayi et­miş; sonra da onun benzerini sabiye reddeylemiş bulunur; o sabî de aklı eren biri olursa; gâsıp tazminattan berî olur.

Eğer izinli veya izinsiz köle ise, tazminattan bert olamaz. Mıhıyt'te de böyledir.

Bir adam, bir hayvanın üzerinden eğerini gasbettikten sonra, onu geri sırtına koysa tazminattan berî olamaz.Kerderî'nin Vecîzi'nde de böyledir.                                         .

Bir adam, odun gasbeder ve mağsûbün minh'i de icarlayıp, o odunla yemek pişirmek için, kazanın altını yaktırır ve o adam, o odun­ların kendi oduna olduğunu bilmezse; âlimler: "Bu hususta bir rivayet yoktur. Sahih olanı, gâsıp tazminattan beri olur" buyurmuşlardır. CevâhinTI-Ahlatı'de de böyledir.

Bir adamın, diğerinde alacağı olduğunda; hakkı kadar, onun bir malını alırsa; Sadnı'ş-Şehîd: "Muhtar olan, bu zat gâsıb olmaz. Çünkü şer'î izinle almış olur. Fakat, bu yüzden mazmunu aleyh olur. Çünkü bu, alacak alma yoludur" demiştir. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adamın, başkasına borcu olduğunda; alacaklısından başka biri, onu alarak, alacaklısına verirse; âlimler, bu husustada ihtilaf eyle­diler: Nusayr İbni Yahya şöyle buyurdu:

Borcuna karşılık olur. Çünkü alıcı hakkını almış oldu.

Fetva da bunun üzerinedir. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir adam, uyuyan bir kimsenin parmağından, yüzüğünü çıkarıp, yine uyurken geri takarsa; tazminattan berî olur.

Ancak adam, uyanıp, sonra tekrar uyur; gâsıb da, o şahıs ikinci uyku hâlinde iken, parmağına yüzüğü geri takarsa; tazminattan berî olmaz.

Çünkü, öncekinde, uyurken reddeylemek gerekli idi; öyle yaptı; ikin­cide ise uyanık iken geri vermesi gerekirdi; öyle yapmadı.

Hülâsa: Uyuyan bir şahsın yüzüğünü, uyurken parmağına takmak; mectini ayağına giydirmek; baş örtüsünü başına koymak, tazminatı izâle olur.

İmâm Muhammed (R.A.): "îtibar, aynı meclise aittir" buyurmuştur.

Aynı mecliste olunca, diğer uykusunda da iade eylese, tazminattan ' berî olur.

Şayet mekânını değiştirmezse; hangi parmağına takarsa taksın, hangi ayağına giydirirse giydirsin, tazminat gerekmez.

Eğer uyuduğu yeri değiştirir ve sonra tekrar uyursa; ona, uyanık hâlinde vermedikçe, tazminattan berî olamaz. Kerdeifnin Vecîzi'nde de böyledir.

Bir adam, bir başkasının elbisesini, o bulunmadığı sırada ve onun emri olmadan giyip, geri çıkarır ve yerine koyarsa; tazminattan berî olmaz.

Âlimlerimiz bu hususta şöyle buyurmuşlardır:

Bu, elbiseyi, aynen onun giyildiği gibi giymesi halinde olur; yoksa, gömleğini omuzuna koymuş ve tekrar yerine bırakmışsa; buna tazmi­nat gerekmez. Bu, bil-ittifak böyledir.

İbnü Semfta, Miintekâ'da; İmâm Muhamraed (R.A.)'in şöyle buyur­duğunu nakletmiştir:

Bir adam, diğerinin izni olmaksızın elbisesini evinden alıp, giyer ve tekrar götürüp aldığı yere kor ve o orada zayi olursa; istihsânen alıp giyen şahsa, tazminat lâzım gelmez.

Keza bir adam, diğerinin hayvanını otladığı yerden alıp götürür; sonra da aynı yere getirip bıraktığı hâlde, sonradan, hayvan başka yere gidip zayi olursa; tazminat gerekmez.

Bu, istihsânen böyledir.

Bir kimse, bir hayvanı, sahibinin elinden zoraki alır; sonra da geri getirir ve sahibini veya; hizmetçisini jbulamaz ve o hayvanı otladığı yere bağlar o da zayi olursa; tazminat gerekir.

Şemsü'l-Eimme, Ariyet kitabının Şerhinde, bunu nâssen buyurmuştur. Zehıyıe'de de böyledir.

Bir adamın kesesinde, bin dirhemi olsa; bir başkası da onun ya­rısını alarak yarısını bir gün sonra geri koysa; tazminat gerekir. Gâsıp, onu keseye koymakla, tazminattan berî olamaz. Kerderî'nin Vecîzi'nde de böyledir.

Bir gâsıp, gasbeylediği bir şeyi, getirip, mal sahibinin evine kor; ev sahibi ise, onun kendi 'malı olduğunu bilmez; bir başkası da onu gö­türürse; —sahih olan—, önceki şahıs, tazminattan berî olur. SerahsS'nin Muhıyü'nde de böyledir.

Bir adam, gasbeylediği bir şeyi, telef eder ve onun kıymetini, hâ­kimin hükmü olmaksızın, öder; diğeri ise onu kabul etmez ve almazsa; gâsıp tazminattan berî olmaz.

Ancak, gâsıp, o şeyi mal sahibinin yanına kor veya evine bırakırsa' tazminattan berî olur. Kerderi'nin Vecîzi'nde de böyledir.

Gasbeden şahıs, mağsûbu, vârislerden birinin yanına bırakırsa; diğerinin hakkını vermiş olmaz. Eğer, bu işi hâkimin hükmü olmadan yaparsa, bu böyledir. Sirâciyye'de de böyledir.

Bir gâsıp, gasbeylediği şeyi, sahibine gönderir; o da kabul etmez ye gâsıp, onu tekrar evine getirince; o, orda zayi olursa; tazminat lâzım olmaz.

Onu geri getirmekle de yeniden gâsıp olmuş olmaz.

Şayet gasbeylediği şeyi, sahibine götürüp, onun eline geçecek şe­kilde bırakır ve tekrar geri alıp evine getirir; o da orda zâyı olursa; taz­minat gerekir.

Fakat, gasbeylediği şey, sahibinin yanında ve gâsıbın elinde iken, mal sahibi: "Onu al." der, ve o kabul etmez ise, bu durumda o, emâ­net gibi olur. Kerderî'nin Vecîzi'nde de böyledir.

Yetfme'de zikredildiğine göre, Ebû Usâme'den sorulmuş:

—Bir adam, diğerinin kesesinden, dirhemleri gasbedip onları har­cadıktan sonra, o dirhemlerin benzerini kesesine bırakır; sahibi de bu­nu bilmez ve dirhemler birbirine karışırsa; ne olur?

İmâm, şöyle buyurmuş:

—Kese sahibi, dirhemlerin tamamını sarfedene kadar, durulur. Ke­sesini başka yere götürürse, gâsıp tazminattan kurtulmuş olur.

Nusayr buyurmuş ki: Bir adam bir hayvanı yolda duruyor olarak görse, onu başka yere sürse tazminat gerekir.Titarhiniyye'de de böyledir.

Bir adamın, iki kür buğdayı olur; başka bir adam da, onun bir kürünü gasbettikten sonra; mal sahibi, diğer bir kür buğdayı ona emâ­net bırakır; o da, onlan birbirine katar; sonra da hepsi birden zayi olursa; gâsıp gasbeylediği buğdayı tazmin eder; öder emânet edileni ödemez. Serahrf'nin Mohıyb'nde de böyledir.

Bir adam, diğer birinin gemisini gasbeyleyip ona binerek, deni­zin ortasına varır; sahibi de ona orada yetişirse; onu gasbeden şahıstan geri istemez; fakat, o yerden itibaren, gideceği ve geldiği yer için, onu icara verir.

Şayet bir adam, diğerinin bir hayvanını gasbeder; hayvan sahibi de ona sahrada rastlarsa; —tehlikeli bir yerde— onu geri almaz, fakat, onu kiraya verir. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, diğerinin bezini gasbeyleyip, onunla ölüsünü kefenler ve üzerine toprak örter, üç gün geçer veya geçmez, sonra kefen sahibi gelirse; gâsıp, ona kefeninin kıymetini öder.

Bez sahibi, bezin parasını alır; istihsânen kabri açıp, kendi bezini almaz.

Şayet bezinin kıymetini alamaz veya noksan alırsa; bu durumda bez sahibi muhayyerdir: İsterse hakkını kıyamete bırakır; isterse, kabri açarak

bezini alır. Öncekini yapması, hem dini, hem de dünyası için daha efdâldir.

Şayet kabri açar ve kefeni alırsa; onun noksanlığını, onu kefenle­yip defneden şahsa ödetir. Kübrâ*da da böyledir.

Bir adam, bir elbise veya dirhemler yahut bir hayvan gasbeder ve o şey, biaynihî durmakta olur; sahibi de onu, ona helâl ederse; gâsip tazminattan berî olur.

Gasbedilen şey, ister duruyor olsun; ister zayi olmuş bulunsun fark etmez.

Şayet zayi olmuşsa, alacağının ibrası olur; duruyorsa, gasbdan vaz­geçme olur ve.o mal gâsıbın yanında emânet olarak duruyor olur. Fetâ-vâyi Kâcfihân'da da böyledir.

Bir adam bir dal kopardığında, onun yerinde, başka bir dal bit­se bile, gâsıp tazminattan kurtulmuş olmaz.

Keza, gâsıp ziraatı hasat eder veya nebatatı toplar ve bunların yerinde yenisi biterse; hasadından ve kopardığından dolayı tazminat­tan berî olamaz. Füsûlü'l-ImâdiyyeMe de böyledir.

Nesefi'nin Fetvâlan'nda şöyle zikredilmiştir:

Bir adam, diğerinin, bir hatıl ağacını (hezenini) gasbedip binasına kor; veya birisinin bir dikmesini gasbederek, bağına diker; o da orada büyür; sonrada hak sahibi, onu keser; bilâhare de mal sahibi, gâsıba: "Hatılı sana bağışladım." derse; tazminattan berî olur.

Hişam'ın Nevizfl'inde şöyle zikredilmiştir: Bir adamın gümüş bir ibriği olur ve birisi gelip onu kırar; bir başkası da gelerek kırıklarını kı­rıp parçalarsa, birinci adam tazminattan berî olur; ikinci adam, ibriğin mislini tazmin eder.

Keza bir adam, diğerinin buğdayına su döker; bir başkası daha gelerek, onun üzerine su döküp, kıymetini çok daha noksanlaştırırsa; önceki şahıs, tazminattan berî olur; ikincisi onu tazmin eder; yani kıy­metini öder. Füsûlül-Imâdiyyc'de de böyledir.

Bir adam, diğerinin gümüş bir kabını kırar; onu tazmin etmeden önce de sahibi o kabı zayi ederse; önceki kırana bir şey gerekmez. Zira, tazminatta, kırılan şeyi, kırana vermek şarttır. O da zayi olduğu için, tazminat ortadan kalkmaktadır. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, bir şeyi gasbederek, korumak için alsa; veya onu — aldığı gibi— korumasına mal sahibi izin verse tazminattan berî olur.

Şayet gâsıp, gasbeylediği şeyden "muhafaza etmesi" söylenildi­ği hâlde, faydalanırsa; işte o zaman tazminat gerekir,

Buna binaen, bir adam, başkasının malını birine emânet bırakır, mal sahibide buna razı olursa; gâsıp tazminattan berî olur. Hnfâsa'da da böyledir.

Bir adam, diğerinin bir şeyini gasbeder; malı gasbedilen de kay­bolur ve gâsıp kadı'ya gelerek , ondan "ya gasbeylediği şeyi almasını veya ona nafaka hissesi ayırmasını" talep ederse; bu takdirde K&dı, ne alır; ne de nafaka takdir eder.

Şayet gâsıp, onun telef olacağından korkar hâkim de bu durumu bilirse; onu alıp-satmasında bir sakınca yoktur. Bu husus, hâkimin re*-yine göredir. Zahîriyye'de de böyledir.
En doğrusunu bilen Allahu Teâlâ bilir. [8]


Eser: Fetvayı Hindiye

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Fetvayı Hindiye

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler