8- LAFIZSIZ İCÂRE AKDİ YAPMAK VE İCÂREYE MÜNÂFÎ BİR ŞEYİN BULUNMAMASINA RAĞMEN İCÂRE AKDİNİN YAPILMA

Bir adam, bir aylığına bir ev icarlayıp bu evin içinde iki ay otu­rursa, bu durumda ikinci ay için icar yoktur. Bu, kitabın cevabıdır.

Alimlerimizin: "Bu durumda, —ikinci ây için— icar icabeder." dediği rivayet olunmuştur. Kerhî ve Muhammet! bin Seleme, iki rivayet arasında, —tafsilatsız olarak— faydalanmakla faydalanmamak husus­larına muvafakat eylemişlerdir.

Ev, hamam ve arazi hususunda Sadru'ş-Şehîd bununla fetva vermiştir. Hızânetü'l-Fetâvâ'da da böyledir.

Bir adam, diğerinin evinde sözleşmesiz oturuyor olsa eğer bu ev faydalanılacak bir halde ise, ücret gerekir.

Eğer fayda sağlamayacak halde ise icar gerekmez.

Ancak ev sahibi bir ücret hükmeder ve diğer şahıs bundan sonra oturursa, o takdirde oturan şahıs icara razı olmuş sayılu.

Alimlerimiz: "Menfaat sağlayan bir yerse, ücret gerekir. Ve oturan şahıs, Örf ne ise, ona göre icar verir. Akid ve mülk te'viliyle oturursa, (şöyleki: Ev ve dükkan, iki kişinin olur ve onlardan birisi oturursa) bu durumda oturana —her ne kadar, bu yer gelir getirecek halde olsa bile— ücret yotur. Muhıyt'te de böyledir.

Bir hana bir adam indiği zaman onun ücret ödemesi gerekir; "ücretsiz oturdum." dese bile, o şahsa inanılmaz.

Muhammet! bin Seleme ve Ebû Nasr bin Selâm böyle söylemişlerdir.

Ebû Bekir el-Fadlî'de bu görüşü kabul etmiştir.

Ebû'I-Leys ve Fahru'd-dîn: "O, ücretle oturur. Ancak örfe göre, o bir zâlim veyagasıb yahut ordu kumandanı veya ücret veremiyecek derecede miskin ise, bunlar müstesnadır." buyurmuşlardır. Müzmarat'ta da böyledir.

Fayda temin eden dükkanlardan birisinde, bir adam oturursa, tbnü   Seleme:  Bu   şahsın   ecr-i   misil   ödemesi   gerekir. Bu  şahıs gasbeylediğini söylese  bile, —eğer   mal   sahibinin olduğunu  ikrar ediyorsa— ona inanılmaz. Şayet kendisinin olduğunu söylüyorsa, ücret gerekmez. Sahibi isbat ederse, o başkadır." demiştir.

Hamam da böyledir... Gasben girdiğini iddia eden kimseden de hamam ücreti alınır. Kerderî'nin VecizFnde de böyledir.

Bir adamın, üzerinde çamaşır yıkanan taşları olur; bir çamaşırcı da taşların sahibi ile, hiç bir şart koşmadan o taşı kullanır ve şayet örfte, onu kullanan kişinin ücret vermesi bulunmazsa, bu durumda bir şey gerekmez.

Eğer bu durumda ücret vermek örf ve adetse ve o adam da taşların sahibinden izin almamışsa, ücret olarak ecr-i misil verir. Kübrâ'da da böyledir,

Bir adam, diğer birinin evini, belirli bir ücretle bir seneliğine icara tutar; sonra da o evde, ikinci sene de oturup icarını verirse, o ücreti geri istemeye hakkı yoktur. Usulen, şayet o ev, icarlık olarak yapılmamış ise oradan çıkması gerekirdi; değilse verdiği ücreti geri isteyemez. Gınye'de de böyledir.

Müntekâ'da, İmâm Muhammed (R.A.) şöyle buyurmuştur:

Ev sahibi gasbediciye (= evi zoraki alan şahsa): "Bu ev benimdir. Burdan çık. Eğer oturursan, şu kadar icar vereceksin." der; gasbeden de bunu inkar eder; sonra da ev sahibi beyyine ile evin kendisine aid olduğunu isbat eder ve o zamana kadar da bir ay geçmiş olursa, bu durumda gasıbın ücret vermesi gerekmez.

Eğer gasıb, bu evin davacıya ait olduğunu ikrar eder ve ev sahibinin de rızası ile oturursa; bu durumda ev sahibinin istediği (şart koştuğu) ücreti verir. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, bir seneliğine, bin dirhem karşılığında bir ev kiralar; sene tamam olunca, ev sahibi ona: "Bu gün evi boşalt; değilse her gün için, bir dirhem ücret ödeyeceksin." der; adam da evi boşaltmayıp, bir zaman daha oturur ve bu kiracı bunu ikrar ederse, ev sahibinin söylediği ücreti öder.

Hişam, İmâm Muhammed (R.A.)'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

Şayet adam, bir müddete kadar eşyalarını çıkaramazsa ne olur?

— Bu durumda ecr-i misil vermesi güzel olur. Eğer ihmal eder, eşyalarını çıkarmazsa, her gün için ev sahibinin dediğini verir. Hızânetü'l-Müftîn'de de böyledir.

Bir adam, her bir aylığı üç dirheme olmak üzere bir dükkan kiralar; bir ay geçince, bu dükkan sahibi: "Razı isen, her aylığı beş dirhem; değilse, dükkanı tahliye et (- boşalt.)" der; müte'cir de hiç bir cevap vermez, fakat dükkanda oturursa, o zaman, her aylığına beş dirhem icar öder. Çünkü, oturmaya razı olmuştur. Eğer müste'cir: "Ben, beş dirheme razı değilim."der ve yine oturursa, o takdirde önceki akid gereğince, üç dirhemden ödeme yapar. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir adam, genç bir köleyi kiralamak istediğinde, bu gencin sahibi: "Yirmi dirhem..." müste'cir de: "On dirhem." der ve bu halde aynlır-larsa, bu genç kölenin ücreti yirmi dirhem olur.

Şayet müste'cir: "Hayır, on dirhemdir." der ve genci alıp giderse, bu durumda sahih olan, müste'cirin açıkça söylediği on dirhem ücrettir. Cevâhiru'I-Ahlâtî'de de böyledir.

Bir adam, diğerine: "Şu evin seneliğini bin dirheme icarladım. Her aylığı yüz dirhemdir." derse, bu durumda senelik icar bin ikiyüz dirhem olur.

Fakıyh şöyle buyurmuştur:

Eğer her ayın icarını, yüz dirhem olarak kasdetmişse, bu böyledir. Fakat, galat olarak söylemişse, seneliği bin dirhemdir.

Şayet ev sahibi "kasden söyledi." diye iddia ederse, icare feshedilir.

Müste'cir de yanlış söylediğini iddia ederse, bu durumda ev sahi­binin sözü geçerlidir. Hulâsa'da da böyledir.

Eğer, —bu durumda— icarcı, bir seneden fazla, o evde oturur, sonra  da dediğini   inkar  ederek:  "Bu    ev benimdir.'' Veya "Gasbeyledim." yahut: "Ariyettir." derse, o takdirde icar gerekmez. Eğer dediğini beyyinelerse, inkarından sonra ücret ödemez.

Bu, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'ıın kavlidir. Çünkü, o gasıbdır.

İmâm Muhammed (R.A.) ise: Ücret sabit olur. Çünkü ev, daha önce elinde ücretle bulunuyordu." demiştir.

Şayet, bu evin, yerinde, bir hayvan veya bir eşya olmuş olsaydı mes'ele hali üzere olurdu; fark etmezdi. Ve müddet geçtikten sonra da müste'cir aynı icarı öderdi.

Eğer ücreti vermeden, elindeki icare zayi olursa, onu tazmin eder. Çünkü, gasıb durumundadır. Eğer, icara verenin varisleri, icarenin devamına razı olurlarsa, müste'cir yine aynı icarı, onlara öder. Vere­seden icarenin ibkasını isteyenin veya alacaklıların sözü geçerlidir. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Bir adam, diğerine. "Bu çuvalın bir aylığım kaç dirheme icar-ladınız?" der; o da:  "İki dirheme..." karşılığım verince müste'cir: "Hayır, bir dirheme..." deyip çuvalı alır gider ve aradan da bir ay geçerse,   bu   durumda   sahih   olan,   ücretin   bir   dirhem   olmasıdır. Cevâhiru'l-Ahlâtî'de de böyledir.

Bir çoban, koyunları, aylığı belirli bir ücretle otlatır ve koyun­lardan birinin sahibine:  "Şu zamandan beri, senin koyununu göre­miyorum; sen ise, onun için bana her gün bir dirhem veriyordun." der; koyun  sahibi  de  bir  şey  söylemeden,  koyunlarını  çobanın yanına bırakırsa, nu durumda her gün için, bir dirhem öder. Hızânetü'l-Müftîn'de de böyledir.

Bir kimse, diğer bir şahsı, "kanal kazmak üzere, aylığını ,şakadar dirheme" icarladıktan sona, bu müste'cir ölür ve vasi, icarlauan zata: "Yaptığın işe devam et; ben senin ücretini habsetmem." der ve müddet de tamamlanır; sonra da vasi o yeri satar; müşteri de icarlanan zata: "Sen  işine  devam  eyle;  ben  senin  ücretini habsetmem.   (tutmam, veririm." derse; bu durumda icarlanan zat, ilk önceki icarının aynını, ölenin terekesinden —vasinin kendisine söylediği güne kadar— alır.

Vasinin kendisine söylediği günden itibaren, müşterinin kendisine söylediği güne kadar da çalıştığı günlerin ücretini, vasiden alır. Sonra da müşterinin söylediği günden itibaren çalıştığı günlerin ücretini ise, müşteriden alır. Ölenin terekesinden alacağı ücreti, anlaşmalarına göre alır. Diğerlerinden ise, ecr-i misil olarak yevmiyesini alır. Şayet onlar, ilk önceki zatın akdini biliniyorlarsa, bu böyledir. Şayet biliyorlarsa, o minval üzre ücret vermeleri gerekir. Muhiyt'te de böyledir.

Bir adam, diğerinden, on dirhem ücretle bir eşek kiralar ve bu dirhemlerin bazısı yeni, bazısı zayıf olur; kiraya veren şahıs ise: "Ben, tamamını yeni olarak isterim." der; müste'cir de:  "İstediğini yap." derse; bu bit va'd (= söz verme)dir. Bu durumda bir şey gerekmez. Ücreti artırmak ister, müste'cir de razı olursa, yine böyledir. Zehıyre'de de böyledir.

el-Asl'da şöyle zikredilmiştir:

Bir kimse, belirli bir yere kadar gitmek üzere, bir hayvan icarladığında, bu hayvanın sahibi yarı yolda ölürse, bu hayvanı kiraya tutan şahıs sözleşilen yere kadar gider; icarı da tam öder.

Bir adam, bir aylığına bir gemi kiralar; bir müddet geçer ve müste'cir denizin ortasında bulunur; aralarında icare akdi yaparlar; yolun ortasında kalma korkusu, mal ve can korkusu olur icarlayacak başka vasıta bulunmaz, şikayet edecek hakim bulunmazsa, bu durumda ikinci defa yapılan icare akdinin durumu nedir?

Alimlerimiz şöyle demişlerdir:

Şayet icarlayacak başka vasıta bulursa, onu icarlayıp yükünü ona yükletir; önceki icareyi bozar.

Keza şayet ölüm o yerde gelir de, orda icarlayacak bir vasıta bulabi-lirse, önceki icareyi bozar. Bir hayvan kiralayıp o mekâna kadar gider. Yolda o hayvanın nafakasını temin eder. O, teberru olur. Ölen zatın varislerine, bu masrafı için müracaat edemez. Zehıyre'de de böyledir.

Bir kimse, icarladığı şeye, hakimin emriyle harcama yapar ve bu hususta beyyinesinî de ibraz ederse, varislere müracaat ederek, yaptığı masrafı alır. Hulâsa'da da böyledir.

Bir adam, diğer birini, hayvanını sürmesi için kiraladığında onun ecri, onu kiralayan şahsa ait olur; bu şahıs, onun varislerine müracaat edemez. İcarlanan şahıs, o yere varıp, işi hakime çıkarır ve hükmü ölenin varislerine gösterir ve hakim o şahsın —o yere varmak için— ikinci hay­vanı icarlamasım uygun görmesi, müste'cirin de güvenilir, doğru bir adam olduğunu bilmesi, hayvanın da kuvvetini görüp, varislere malların vasıl olacağını bilmesi halinde onu icarlar.

Şayet müste'cirin o hayvanı satacağını anlar ve hayvanın zafını görür onun varislere varmayacağını, bu yüzden onların büyük zarara uğrayacaklarını bilirse, o hayvanı kendisi satar ve bedelini hıfzeder.

Şayet müste'cir hayvanın parasını peşinen ödemişse, hakim icareyi fesheder ve hayvanı satar. Müste'cir iddia ederse, hakim beyyine ister ve hakim ölen için bir vasi tayin eder ve beyyineyi o dinler. Muhıyt'te de böyledir.

İmâm Muhamed (R.A.), Siyer-i Kebîr'de şöyle buyurmuştur: Sefine (- gemi) meselesinde, icare müddeti tamam olur ve sefine de denizde kalır, içinde de zeytin yağı bulunur; müste'cir ise başka gemi bulamaz; icara veren şahıs da tekrar icara vermekten kaçınırsa, orada imam mevcut ise, işi ona götürür ve o her günlüğüne bir icar tayin eder.

Bu durumda izin, imamdan olur. İbnü Semâa, Nevâdiri'nde bu meseleyi İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'tan nakletmiş ve onun: "bu mes'eleyi imama çıkarmak şart değildir. Bilakis müste'cir, icara verene: "Gemiyi, yevmiyesi şu fiata icarladım." der veya arkadaşlarından birisi vasıtasıyla icarlanır.

Eğer gemi sahibi, bundan kaçınır ve gemiyi vermek istemez veya sahrada zeytinyağı tulumunu vermek istemezse, bu durumlarda müste'cir arkadaşlarından gemiyi boşaltmaları ve —başkasını temin ederek— tulumu ona aktarmaları hususunda yardım talebinde bulunur.

Bir adam başkasının evinde oturuyor ve ev sahibi, ev gelir temini için hazırlanmış olduğu halde,— bu evini icara vermekten kaçınıyorsa, bu mes'ele de yukarıdaki gibi çözülür. Fakat içinde oturan bizzat kendisi icarlar ve: "Her aylığını şuna icarladım." derse, bu durum gemi mes'ele-si gibi olmaz. Zehıyre'de de böyledir.

Bir adam, bir yer icarlayıp, orayı ektikten sonra ölür ve müddette bitmiş olmazsa, varisler ziraat yetişene kadar bekler. Çünkü icare, mazaret sebebiyle bozulur.

Keza icara veren ölürse, icara alan şahıs, eski icar üzerine, mahsu­latı kaldırana kadar devam eder.

İcar müddeti bitince, icarcıya "o yeri terk etmesi" emredilir.

İstihsanda, ona: "Hali hazırda olan ziraatını'al." denir ve "İstersen ecr-i misille, zamanını bekle." diye söylenir. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

el- Asl'da şöyle zikredilmiştir:

Yerin icare müddeti bitince, şayet mahsûl yaş ise sökülüp, biçilir.

Müntekâ'da ise: "O yer, ecr-i misliyle, mahsul yetişene kadar terk edilir. Yaş olan ziraat sahibi ölürse, söylenilen güne kadar —ziraatın bir zarar görmemesi için— bekletilir. Bu cins hallerde, ecr-i misliyle icare devam eder. Böylece müste'cirin, madur olup ziyan etmesi önlenmiş olur.

Şayet icara veren ölmüş, müddet de tamam olmamışsa, ecr-i misil gerekmez; önceki akid üzerine icare devam eder. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, bir seneliğine bir yer kiralayıp, orayı ektikten sonra, müste'cir orayı başka birisine satarsa, bu durumda icare bozulur ve ekim zamanına kadar bekletilir; sattığı adam ekine ortak olur. ,Ve mahsulü yarı yarıya bölüşürler. Hızânetü'I-Müftîn'de de böyledir.

İmâm Ebû Yûsuf (R. A.) şöyle buyurmuştur:

Ziraat müddeti tamam olur ve mahsûl de çıkmazsa, bu durumda icare bozulur ve yer, sahibine teslim edilir. Tekrar icarlaması halinde, bu yer ziraatçıya geri verilir. Şayet içindeki mahsûl alınmamışsa, mahsûl çıkana kadar icare bekletiir ve ecr-i misil ödenir. Timurtaşî'de de böyledir.

Müddet tamam olmadan, mahsûl yetişip çıkarılır ve icarcı tekrar ekip, sonra onu da çıkarırsa, bu durumda ona, yer sahibi ile ortak olurlar.

Eğer onlardan biri, diğerine galebe çalarsa, diğerinin hissesini tazmin eder. Gıyasiyye'de de böyledir.

Bir adam, bir yer kiralayıp orayada ağaç diker, sonra da icare vakti tamam olursa, sahih olan görüşe göre, bu durumda yer sahibi müste'cirine "yerini tahliye edip, boşatmasını" söyler. Şayet o ağaçları yer sahibinin izni olmadan dikti bu böyledir. Şayet izni ile dikmişse, yer sahibi, o ağaçlara sahip olamaz.   

Eğer o ağaçların sökülmesi o yere fazla zarar veriyorsa, o takdirde yer sahibi ağaçların kıymetini ödemek suretiyle, satın alır. Onları söktü-rürse, zarar kendisine aittir. Hızânetü'l-Müftîn'de de böyledir.

Bir adam, diğerinden bir dükkan kiralayıp, onun içine sirke küp­leri koyar ve icare müddeti tamam olduğu halde, müste'cir bu dükkanı boşaltmaktan kaçınırsa, yer değiştirmek ve ordan çıkarmakla sirkeye bir zarar gelmiyecek olması halinde, bu müste'cire, o dükkanı boşaltması emredilir.

Eğer tahville bozulacaksa, müste'cire: "İster boşalt; istersen sirke­lerin olgunlaşana kadar, beklet ve ecr-i mislini —Önceki ücreti değil— ver." denir.

İcara veren veya icarlayan şahıslardan birisi ölür ve müddet de sona ermemiş olur, dükkanı boşaltmak da kolay gelmezse istihsanen önceki icar akdi devam eder. Kıyas da ise, müddet bittikten sonraki har gibi, ecr-i misil gerekir. Muhıyt'te de böyledir.

Hazırda olmayan bir adamın icara verdiği evin müddeti biter; icarcxıda, bir sene daha oturursa, o sene için kira gerekmez.

Çünkü oraya izinli oturmamıştır.

Keza, icar müddeti biten evin müste'ciri, hazırda olmaz, bu ev de onun karısının elinde bulunursa, bu kadın icarla orda oturamaz. Fetâ­vâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Emâlî kitabında İmâm Muhammed (R.A.)'in şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

Bir adam, belirli bir yeri, seneliği bir takım belirli dirhemlere kira­layıp onu ektikten sonra, icara veren zat ölür, mahsûl de yetişmezse, bu durumda müste'cir —icare hakkında, hasadını kaldırana kadar— muhayyerdir. Kefil, kalan günlerin ücretinden vaz geçemez.

Keza, icara veren şahıs değil de icarlayan şahıs ölürse, bu durumda onun varisleri muhayyerdir: İsterlerse, mahsûl yetişene kadar bekletirler ve mahsullerini toplarlar; kefil kefaletten vaz geçemez.

Eğer icara veren zat: "Ben razı değilim; icarı ölenin varisleri versin." derse; buna hakkı yoktur.

Şayet sene tamam olduktan sonra müste'cir ölür, ziraatta bakliyat cinsinden bir şey olursa, bu durumda varisler, onu ecr-i misille terk edip, zamanını beklerler. Ücreti de kendi mallarından verirler; ölenin tereke­sinden vermezler. Muhiyt'te de böyledir.

Bir adam, bir yer icarlayıp onu eker; sonra da her iki taraf icareyi bozarlarsa, ziraatın bakliyattan olması halinde, o yer, ecr-i misille ziraatçının elinde —mahsulü toplayabilmesi için— kalır mı? "O yer ziraatcinin elinde bırakılmaz." denilmiştir, "...bırakılır." diyenler de olmuştur.

Bunu söyleyenler, İmâm Muhammed (R.A.)'in Müzraa Kitabı'nda bulunan şu delili gösterdiler:

Bir adam, bir yerini başkasına, ziraat için verdiğinde, o adam, o yeri ekmeyip, ikinci seneye bırakır ve ikinci sene eker, bundan da bir mahsûl alamaz; yer sahibi de ona, "mevcut mahsûllerini sökmesini" emreylese, bu mümkün olmaz. Yerin icarının yansı, mahsul toplanana kadar, —ziraatı koruma gayesiyle—geri kalır ve ziraatçı, icarın yarısını —ecr-i misil olarak— tarla sahibine borçlanır. İşte burda, ziraatı ikinci seneye terk ettiğinden, hakkının butlanı (= geçersizliği) vardır. Böyle olmasına rağmen, şer-î şerif, yine de onun hakkını korumuş ve yerin ecr-i misil üzerinden icarının yarısını verdirmiştir. Zehıyre'de de böyledir.
En doğrusunu bilen Allah'u Teâlâ'dır. [19]


Eser: Fetvayı Hindiye

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Fetvayı Hindiye

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler