9- ECÎRİN İŞİ BIRAKMASI HALİNDE TESLİM EDİP ETMİYECEĞİ ŞEYLER

Bir adam, evinde söylediği işi yapmak üzere, bir adamı icarlasa, icarlanan zat da müste'cirin evinde yapacağı işi bırakıp onu yapmasa ve o iş müste'cirin yanında bozulsa veya zayi olsa, bu durumda karcıya ücret vardır. Yani bu durumda, o işi icarcı yaptırmamış demektir. Meb-sut'ta da böyledir.

Bir adam, ekmek yapmak üzere birini icarladığında, o şahıs ekmeği fırından çıkarır ve ekmek onun ameli olmaksızın yanmış olursa, bu durumda, icarlanan şahsa ücreti verilir ve onun tazminatta bulunması da gerekmez. Bu, o şahsın, ekmeği müste'cirin evinde yaptığı zaman böyledir. Kâdîhân'ın Câmiu's-Sağîr Şerhî'nde de böyledir.

Ücretle tutulan şahıs, ekmeğin bir kısmını tandırdan çıkarsa, o nisbette ücrete müstehak olur. Yenâbi"de de böyledir.

Şayet ekmeği müste'cirin evinde yapmaz ve onu yakarsa, bu durumda, bu şahsa ücret verilmez. Camiu's-Sağir Şerhî'nde de böyledir.

İcarcı hamuru, tennûra (tandıra) yapıştırdıktan sona, çıkarmaya gelir ve ekmek elinden düşerek yanarsa, işte o zaman, onu öder.

Şayet onun kıymetini pişmiş ekmek olarak öderse, ücretini alır. Fakat, onun kıymetini un olarak öderse, ücret gerekmez. Sirâcü'l-Vehhâc'da da böyledir.

Şayet ekmek, çıkmadan önce tandırda yanarsa, —ister bu ekmek, müste'cirin evinde, isterse ecirin (= icarlanarı şahsın evinde yapılsın— bu durumda ecire ücret yoktur. Nihâye'de de böyledir.

Emek tandırdan çıktıktan sonra çalındığında bu ekmek müste'cirin evinde yapıldı ise, ücretliye ücreti verilir.

Eğer kendi evinde çalındı ise, ona ücret verilmeyeceği gibi, tazminat da gerekmez.

Bu, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre böyledir.

İmâmeyn'e göre ise, tazmin eder. (- öder) Cevheretü'n-Neyyire'de de böyledir.

Bir   adam,   kendi' evinde   bir   şey   dikmek   üzere»   bir   terzi kiraladığında bu terzi elbiseliği kesip dikime hazırladıktan sonra, bu elbiselik çalınsa,  bu terzi yaptığı işin karşılığına müstehak olamaz. Çünkü o, onu  vinde  yaptı;  ücret  ise  dikim  karşılığı  olarak  şart koşulmuştu; dikim işi de yapılmadı.

Keza, bir adam, belirli bir undan, kendi evinde ekmek yapması için, bir adamı icarladığında, o adam unu eleyip hamur yaptıktan sonra ve ekmeği pişirmeden önce, bu un çahnırsa, bu durumda da o adam ücrete müstehak olmaz. Çünkü ücret, ekmek pişirme karşılığıdır; o da yapılmamıştır. Ve ancak, onun işlerinden bazıları yapılmış olmaktadır. Muhıyt'te de böyledir.

Keza, bir adam, diğerini, "bur su kuyusu kazıp, onun duvarını tuğla ve kireçle örmeyi şart koşarak" icarlar; icarianan şahıs da, denileni yapıp, suyu çıkarırsa.ücretin tamamını alabilir.

Şayet, su çıktığı halde, duvar yapılmazsa çalıştığının mukabili olan ücretini alır. Zira asıl gaye suyun çıkmasıdır. Mebsût'ta da böyledir.

Bir adam, diğer bir şahsı, arsasına bir ev yapmak veya iki duvarın arasının üzerini kapatmak yahut iki tarafını yapmak veya bir kuyu kazmak veyahut bir kanal açmak veyahut da bunlara benzer bir şeyi yapmak üzere kiralar; o şahıs da yapacağı işin bir kısmını yaparsa, yaptığı iş kadar ücret isteme hakkı vardır. Fakat tamamını yapmaya zorlanır.

Hatta yaptığı ev yıkılır, kuyu çöküp, su altında kalır vey buna benzer arızalar olursa, yine de çalıştığı kadarın ücretini alır.

Şayet bu işler, mal sahibinin mülkünde yapılmaz ise, yapacağı işi tam yapıp teslim etmeden önce, ücret alamaz.

Bu işler, teslimden önce zayi-olursa, bir ücret verilmesi gerekmez.

Bir adam, diğerine sahrada bir yer göstererek, orada bir kuyu kazmasını söylerse, İmâm Muhammed (R.A.) "Bu bir teslim alma olmaz. İş veren şahsın, bizatihi kuyunun nereye kazılacağım göstermesi gerekir." buyurmuştur.

Sahih olan budur.

Müste'cirin kendi mülkünde de böyledir. İcarcı müste'cirin yakınında olsa bile, müste'cir: "Ben sana, buraya kuyu kaz; demedim." diyebilir. Bedâi"de de böyledir.

el-Asl kitabında şöyle zikredilmiştir:

Bir adam, sahra yolunda bir kuyu kazmak üzere, bir adamı icarlar; o da kuyuyu kazarsa, sahibine teslim etmedikçe ona ücret yoktur.

Alimlerimiz şöyle buyurmuşlardır:

İmâm Muhammed (R.A.)'e göre, kuyu kazacağı yeri beyan şart değildir. Bu, kendi mülkünün dışında olursa, onun beyan edileceğine işarettir, Zehıyre 'de de böyledir.

Bir adam, kendi mülkünde kerpiç yapması için bir şahsı kiralasa, kerpiç kuruyup hafifleyinceye kadar, o şahıs ücrete hak sahibi olmaz.

Bu, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'nin kavlidir.

İmâmeyn ise: "Hafifleyip onu kaldırana kadar hak sahibi olmaz." buyurmuşlardır.

Kerpici yaptıktan sonra, o zayi olursa, bu durumda ücret almaya hakkı vardır.

Şayet mülkünün haricinde yapıyorsa, kerpici teslim etmedikçe, ücretini alamaz.

İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre, dikerse, İmâmeyn'e göre ise, üst üste yığarsa, ücreti hak eder. Bedâi"de de böyledir.

Şayet kerpiç, teslim almadan Önce zayi olursa, o ister kerpici üst üste yığdıktan sonra olsun, isterse önce olsun kerpiç onu yapan şahsın malı olarak zayi olmuş olur. Yenâbi'de de böyleidr.

Bir adam, belirli bir tip kerpiç yapması için, bir adamı icarlar ve o şahıs, bu kerpici tuğla halinde pişirir; odunu da kerpiç sahibinin olursa, bu caizdir.

Şayet kerpiç —tuğla— pişerken kırılırsa, ona ücret yoktur. Piştikten sonra çıkarılması ecire aittir. Tandırdan ekmeği çıkarmanın ekmekçiye ait olduğu gibi...

Eğer çıkmadan önce kırılırsa ecirin malı olarak kırılır.

Fırının olan (ocağından) çıkarır ve müste'cirin yerine korsa, ecrini hak etmiş olur ve tazminattan da berî olur.

Eğer tuğla ocağı tuğlacının malı ise, bu böyledir. Sahibine teslim edne kadar ücret alamaz. Mebsût'ta da böyledir.

Kudûrî'de şöyle zikredilmiştir:

Terzi, müste'cirin evinde dikiyorsa, bir kısmım dikmesi halinde, ona ücret yoktur. Çünkü, henüz menfaat sağlanmamıştır.

Zayi olursa tazminat da yoktur.

Diktiği kadarı için de ücret alamaz.

Bu, Asi kitabında zikredilene muhalifdir.

Kudûrî şöyle d-emiştir:

Eğer dikmiş bitirmişse ecri vardır.

İmâmeyn'e göre, amelden fariğ olmadan önce veya teslimden evvel zayi olursa, tazminat gerekir; tazminattan kurtulamaz. Ancak teslim ile kurtulur.

Eğer elbise zayi olursa, sahibi muhayyerdir: Dilerse kumaşın kıymetini ödetir; terziye ücret vermez; dilerse dikilmiş kıymetini öder ve ona ücret verir. Muhıyt'te de böyledir.
En doğrusunu bilen Allah'u Teâlâ'dır. [20]


Eser: Fetvayı Hindiye

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Fetvayı Hindiye

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler