İcâresi (= Kiralanması) Caiz Olmayan Şeyler

Teğannî (şarkı,  türkü ve emsali) nevha (sesli ve söyleyerek ağlamak) zurna, davul gibi şeyleri icarlamak caiz değildir.

Lehviyat (eğlence) şiir okuma ve diğerleri için, ücret yoktur. Bunların tamamı, üç İmamımızın kavlidir. Gâyetü'l-Beyân'da da böyledir.

Bir adam, şarkı öğrenmek için birini icarlasa veya bir zimmî bir köleyi, enemek (erkekliğini yok etmek) için bir adamı icarlasa, caiz olmaz.

"Bu, öküz ve at için caiz olur." denilmiştir.  Giyâsiyye'de de böyledir.

Bir adam, diğerini ücretini vermek üzere içki taşıtmak için icar­lasa, o şahıs ücret alabilir.

Bu, İmâm Ebû Hanîfe (R. A.)'ye göre böyledir. İmâmeyn ise: "Ona ücret almak yoktur." buyurmuşlardır.

Bir zimmî, içki taşıtmak için, bir müslümanı icarlayip, "içsin veya içmesin" demese, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre icaresi caiz olur. İmâmeyn'e göre, caiz olmaz.
Bir zimmî, diğer bir zimmîyij içki nakli için icarlasa, bu bi'1-ittifak caizdir.  Çünkü,  içki  onların yanında —bize  göre— sirke gibidir. Muhıyt'te de böyledir.

Bir zimmî, bir müslümandan, bir hayvan veya bir gemiyi üzerinde içki taşıtmak için kiralasa, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre, bu caizdir.

İmâmeyn ise "...caiz değildir." buyurmuşlardır.
Müşrikler,   bir   müslümanı,   kendilerinden   olan   bir   ölüyü, defnedileceği yere kadar taşıması için icarlasalar; eğer onu, kendi mak-berelerine kadar taşıtacaklarsa, bu bi'1-ittifak caizdir.

Şayet bir beldeden, başka bir beldeye taşıtacaklarsa, İmâm Muhammed (R.A.): "Eğer taşıyıcı, onun cîfe olduğunu bilmiyorsa, onun için ücret almak vardır. Eğer biliyorsa, ücret almak yoktur." buyurmuştur.

Fetva da bunun üzerinedir. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir zimmî, bir müslümandan, içinde içki satmak üzere bir ev icar­lasa; İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre, caizdir. İmâmeyn'e göre ise, caiz değildir. Muzmerât'ta da böyledir.
Bir zimmî, diğer bir zimmîden, içinde içki satmak üzere, bir ev icarlasa, bu bi'1-ittifak caizdir. Zehıyre'de de böyledir.

Bir zimmî, bir müslümandan, içinde oturmak üzere, bir ev icar­lasa, eğer içinde içki içer veya salibe tapınır yahut içine domuz korsa, bu sakıncalıdır. Çünkü, müslüman, ona, bu durumda evini icara vermeme­lidir. Ancak içinde oturmak için verebilir. Muhıyt'te de böyledir.

Bir zimmî, bir müslimandan, bir ev icarlayıp, oriu kendi nefsi için, ibadetgâh yapsa, o men edilmez. Zira onu, kendi nefsi için ibadetgâh yapmakla, müslüman şehirlerinde, dininin şiarını açıklamak için iba­detgâh ihdas etmiş olmaz. Şayet, bu şahıs, orayı cemaat için ibadetgâh yapar ve içinde çan çaldırırsa; o evin sahibi olan müslüman, onu men eder.

Keza, eğer içinde içki satmak isterse, ev sahibi onu men eder. Zira, bu gibi işleri müslüman beldelerinde izhar etmekten men edilir.
Bir zimmî, bir müslümanı, ona İaşe veya kan taşıtmak için icar­lasa, bu bi'1-ittifak caizdir.

Bir zimmî, diğer bir zimmîden, içinde ibadet etmek üzere bir ev icarlaması caiz olmaz.

Bir zimmî, bir müslümanı domuzlarını otlatmak için icarlasa, müslümanın, buna —içkide olduğu gibi— muhalefet etmesi gerekir.

Bir zimmî, bir müslümanı lâşe satmak üzre icarlasa, bu caiz değildir. Zehıyre'de de böyledir.

Bir müslüman, nefsini bir mecûsiye, onun ateşini yakmak üzere icara verse; bunda bir beis yoktur. Hulâsa'da da böyledir..

Hişam'ın   Nevâdiri'nde,   İmâm   Muhammed   (R.A.)'in   şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

Bir adam, diğerini, kendisi için bir suret yapmak üzere icarlasa; evde veya bir çadırda, insanların temsillerini yapmak üzre icarlasa; gerçekten ben, bunu çok kerih görür, ücretini de almasını söylerim.

Hişam bunu açıklarken: "Boyama olursa ücretini alır." demiştir. Zehiyre'de de böyledir.

Bir adam, diğerini put yapmak için veya elbiselerinin üzerine resimler yapması için icarlar ve boyası da mal sahibinden olursa bir şey gerekmez. Hulasa'da da böyledir.

«Bir adam, diğerini, evini resimlerle süslemek üzere, icarlasa boyası da müste'cirden olsa, ona ücret yoktur. Siradyye'de de böyledir.

Bir adam, diğerini, tanbur yapmak üzere icarlasa, adam da yapsa ücreti temiz olur. Ancak, o yüzden günahkar olur, Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.                                                           

Bir kimse, farsca veya arabca şarkı yazdırmak için bir. kimseyi icarlasa, bunun ücreti helal, yazması günahtır. Kerderî'nin Veci/fnde de böyledir.

Bir adam, sihirden kurtulmak için, ta'viz yazdırsa, kağıdını, yazısını beyan ederse ücret sahih olur.

Bu dostu olan erkeğe veya kadına mektup yazdırmak gibi caizdir ve ücreti temizdir. Ginye'de de böyledir.

Bir zimmî, bir müslümanı, bir havra veya kilise yaptırmak üzere icarlasa, bu caizdir ve ücreti helaldir. Muhıyt'te de böyledir.

Bir zimmî, diğer bir zimmîden veya bir müslümandan, içinde ibadet etmek üzere bir kilise icarlasa, bu caiz olmaz.

Keza, bir müslüman, diğer bir müslümandan içinde namaz kılmak için bir mescid kiralasa, bu da caiz olmaz. Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.

Bir adam, bir müslümandan, içinde farz veya nafile namaz kılmak üzere bir ev icarlasa, bu icare bizim alimlerimizce caiz değildir.

Keza, bir zimmî, zimmet ehlinden bir adamı, ibadet için kiralasa, bu da caiz olmaz. Zehiyre'de de böyledir.

İbrahim bin Yûsuf'tan soruldu:

—Bir adam, nefsini bir hiristiyana çan çalmak için icara verse, her gün beş defa çalacak ve her gün için beş dirhem alacak, başka iş içinde iki dirhem alacak nasıl olur?

İmâm şöyle buyurdu:

—Nefsini onlara icara veremez. Rızkını başka yerden arar. Onlar için içki olsun diye üzüm suyunuda sıkamaz. Bunun ücreti de mek­ruhtur. Havî'de de böyledir,

Bir adam, diğerini davul çalmak için icarlarsa, eğer eğlence için olursa, bu caiz değildir. Şayet savaşa çıkmak için olursa, caizdir. Gayetü'l-Beyân'da da böyledir.

Eğlence için olmayan davulu icarlamak ve icare müddetini söylemek caizdir.

Bir adamı, cîfe taşıtmak veya mürtedi öldürtmek yahut bir koyunu veya bir geyiği boğazlatmak için icarlamak caizdir.

Bir adamın, bir doktoru veya sürmeciyi yahut cerrahı, tedavi için icarlaması ve müddetini söylemesi caizdir. Gıyasiyye'de de böyledir.

Bir efendi, kölesini çulhaya, onun yanında bir sene kalıp bez dokumayı öğrenmesi için verse, efendinin, onun ustasına veya ustanın, bu kölenin efendisine, bir şey vermesi caizdir. Diğer işler de böyledir. Kerderî'nin Vecizi'nde de böyledir.

Bir adam, diğerinin yanına, öğrenmek için çalışmak üzere, köle­sini verir ve her iki taraf da bir şart koşmazsa, örfe bakılır: Eğer kölenin sahibinin ücret vermesi gerekiyorsa, o verir. Şayet ustanın vermesi gere­kiyorsa, o, efendisine ücret verir. Zira örf şart gibidir. Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.

Natıfî'nin Vâkıâtı'nda şöyle zikredilmiştir:

Bir adam, diğerine: "Şu eşyayı sat; sana bir dirhem vardır." veya: "Şu eşyayı satın al; sana bir dirhem vardır." der; o da öyle yaparsa, ona, bir dirhemi geçmemek üzere, ecr-i misil vardır.

Dellal ve simsar içinde ecr-i misil vardır. Her on dinar fazlaya sat­ması halinde, ona bir şey artırmak haramdır. Zehiyre'de de böyledir.

Bir adam, bir elbiseyi tellala verip ona: "Onu, on dirheme sat; fazlası seninle benim aramdadır." derse; İmâm Ebû Yûsuf (R.A.): "Eğer on dirheme satar veya hiç satamazsa, ona ^her ne kadar, zahmet çekmiş olsa bile— ücret yoktur. Şayet oniki dirheme veya daha fazlaya satarsa, amelinin ecr-i misli vardır." buyurmuştur.

Fetva da bunun üzerinedir. Gıyasiyye'de de böyledir.

Bir adam, bir şeyi artırma suretiyle satmak ister ve bir adama ilan etmesini söyler; sonra da o şey, o adam ilan ettiği halde sahibi tarafından satılırsa, alimler: "Eğer bir müddet belirtmişse, ilan eden şahsa, ecr-i müsemma vardır.

Şayet vakit tayin etmemiş, fakat ilan etmesini söylemişse, yine ecir caizdir,
Fakıyh Ebû'1-Leys (R.A.): "Ona bir şey yoktur. Zira adet halk arasında —satışta ittifak etmemiş olmaları halinde— ona ücret verme-mekdir." demiştir.

Muhtar olan da budur. Zahîriyye ve Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir adam, dellala: "Şu yerimi arz et ve sat. Şayet satabilirsen, sana şu kadar ücret veririm." der; dellal da bu işi tamamlayamaz ve onu son­radan başka bir dellal satarsa, Ebû'l-Kasıın "önceki dellal, ona arz etti ise, —gayreti ve çalışması kadar— ona ecr-i misil vardır." demiştir.
Ebû'1-Leys ise: "Bu kıyasdır. îstihsanen —eğer kendisi bırakmışsa— ona bir ücret lazım gelmez.'* demiştir.

Biz bu görüşü kabul ederiz. Muvafık olanı da budur.

Ya'kub'un kavlide budur.

Muhtar olan da budur. Fetâvâyi Kübrâ'da da böyledir,

Nikahda dellallık ücret gerektirmez. Fadlî böyle fetva vermiştir.

Zamanımızın alimleri de ecr-i misil verilir diye fetva vermişlerdir. Bununla fetva verilir. Cevâhirü'l-Ahlâtî'de de böyledir.

Satış dellalı, dellaliyesini aldıktan sonra, satış her hangi bir sebeble bozulursa, dellaliyesi ona aittir. Bu, bir terzinin elbiseyi dik-dikten sonra, sahibinin, onu geri sökmesi halinde, terzinin ücretini alması gibidir. Hızânetü'l-Müftîn'nde de böyledir.

Bir adam, diğerini o gün diken kesmesi için icarlar; o da öyle yaparsa, ona bir ücret yoktur. Kestiği diken kendisinin olur.

Nasıyr şöyle diyor:

Ebû Süleyman'dan sordum:

— Bir adam, diğer birini geceye kadar odun kesmesi için icarladığmda, eğer icarlayan şahıs "gün" diye söylediyse, bu icare caiz ve odun, karcının olur.

Şayet böyle demedi de "şu odunu kes." dedi ise, icare fasiddir ve odun yine icarcının olur; diğerine de ecr-i misil verilir.

Şayet odun, müste'cirin kendi malı ise, bu icare caizdir.

Nasıyr şöyle demiştir:

Bir insan, odun etmek için veya av avlamak için başkasından yardım istediği zaman, işte o, o odunu kesenin, o avı avlayanındır.

Üstadımız şöyle buyurdu:

İnsanların ekserisi, odun kesmede olsun, ot toplamada olsun, diken kesmede olsun, kar toplamada olsun birbirlerine yardım ederler. O zaman, mülk yardım yapanların olur. Bunun ekseri insanlar bilmiyorlar. Helallaşmeden veya birbirinden izin almadan önce, onu infak ediyorlar. İşte o takdirde hepsinin de ya mislini veya kıymetini almaları gerekiyor. Onların da, cehaletleri sebebiyle, bundan haberleri olmuyor. Gafletle­rinden dolayı bilmiyorlar. Allah'u Teâlâ; bizi cehaletten korusun; O'na sığmıyoruz. Ve bize bilgi ve amel versin. Âmin.

Bir  adam,  diğerini av avlasın,  iplik  eğirsin,  husumet,  borç değiştirme veya borç alma için icarlarsa, bunlar caiz olmaz.

Eğer, böyle bir akid yaparlarsa, ecr-i misil gerekir.

Şayet müddetini belirtirse, hepsi de caiz olur.

"Avı ta'yin ederse, —müddetini belirtse bile— caiz olmaz." denilmiştir.

Eğer belirli olarak avladığı şeyi alacağını beyan ederse, bu durumda icare caiz olur.

İmâm Muhammed (R.A.) buna muhaliftir. Gıyasiyye'de de böyledir.

İmâm Muhammed (R.A.) şöyle buyurmuştur:

Bir adam, diğerine "şu kurdu (veya şu aslanı) öldür; sana bir dirhem vereyim." der; adam da kurdu veya aslanı avlarsa; ona ecr-i misil vardır; o da bir dirhemi geçemez. Bu av müste'cirin oİur. Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.

el-Asl'da şöyle zikredilmiştir:

Bir adam, tuğla ve kireçle bir duvar yapmak üzre icarlanır; ücreti de söylenir; "tuğla, şöyle şöyle olacak."; "kireç de şu kadar kilo olacak" denilir fakat duvarın eni ve boyu söylenmezse, bu icare, kıyasen fasid olur. İstihsanen ise, sahih olur. Zehıyre'de de böyledir.

Bir adam, diğerini tuğla ve kireçle duvar örmek üzre icarladığı zaman; icarlanan zat bu duvarın enini boyunu bilmekte olursa, bu icare sahih olur. Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.

Bir kimse, bir adama kuyu kazdıracaksa, yerini tayin etmesi, kuyunun genişliğini, dirinliğini bildirmesi ve bodrum kazdıracaksa yine aynı şekilde hareket etmesi gerekir. Ancak, bu şekilde icare sahih ve caiz olur. Giyasiyye'de de böyledir.

Bir adam, diğerini, kuyu kazdırmak üzre icarlar ve kuyunun uzunluğunu, genişliğini, derinliğini beyan ederse, bu icare istihsanen caiz olur ve insanların aldığı ücretin ortalamasını alır. Kerderî'nin Vecizi'nde de böyledir.

Bir adam, diğerine, evinde bir kuyu kazdıracak olursa, bu icarenin caiz olması için, o kuyunun derinliğini ve genişliğini söylemesi gerekir.

Kuyu kazan şahıs, bir miktar kazdıkdari sonra, çok sert ve kırılması güç bir kaya ile karşılaştığında, eğer onu sökmeye gücü yeterse ne âla... Şayet buna gücü yetmez ve alet ve edevatı da bulunmazsa, bu durumda o şahıs cebredilmez. (İllâda kuyuya kazacaksın." denilmez.)

Bu durumda, o şahıs ücrete hak kazanır mı?

Çalıştığı kadarının bedelini alabilir mi?

İmâm Muhammed (R.A.), bu mes'eleyi kitabda zikretmemiştir.

Şemsü'l-Eimme Evzecendî'nin fetvasında: Müste'cirin mülkün de çalıştığı ise, buna hakkı vardır. Onun mülkünün gayrisinde, çalışmışsa ücret gerekmez. Muhıyt'te de böyledir.

Şayet   bir   adam,   kuyuyu   kazarken,   o   kuyunun   üzerine çökeceğinden korkarsâ, bu durumda onu kazması caiz olmaz. Tahâvî Şerfaı'nde de böyledir.

Ancak, taraflar toprak kısmının, her arşının bir dirheme, sert ve taş kısmının, her arşınının iki dirheme, su içinde kazılan her arşının da üç dirheme olmasını şart koşarlar ve kuyunun genişlik miktarı da bildi-rilirse, bu icare caiz olur. Zehiyre'de de böyledir.

Kuyu kazan şahıs, onun bir kısmını kazıp, ücretin bir miktarını almak isterse; kuyunun müste'cirin mülkünde olması halinde, buna hakkı vardır.  Kazdıkça,  kazdığı kadarının ücretini alır.  Hatta, bu kuyuyu su basar veya rüzgar toprak doldurarak, orayı yer seviyesine çıkarsa bile, kazan şahsın ücretinden bir şey eksiltilmez.

Şayet başkasının mülkünde ise, kazacak şahıs, onu kazıp teslim etmedikçe, ücret isteyemez.

Hatta, teslim etmeden önce, bu kuyuyu su basar veya o toprakla dolarsa, kazan şahıs ücret alamaz. Yenâbi"de de böyledir.

Mal  sahibinin yerinde bulunmaması' halinde, kuyu tamamlanmadıkça,müste'cir onu teslim almaz.   Gıyâsiyye'de   de böyledir.

Bir adam, kendi yurdunda bir kuyu kazdırmak için birisini icarlar; sonuna varmadan da su çıkar ve bu suyun içinde, şart koşulan hadde kadar kazmak imkânı bulunursa, bu durumda kuyucu, o hadde kadar kazar. Şayet, bunu yapmak için başka alete ihtiyaç olursa, bu durumda adama cebredilmez. Zehiyre'de de böyledir.

Kanal, bodrum, tuvalet çukuru gibi yerlerde şart yerini bulmadan su çıkarsa, başka imkan kalmayınca, bu durumda özür makbul olur. Mebsût'ta da böyledir.

Bir adam, kuyu kazıcıları, on arşın eninde, on arşın uzunluğunda olmak üzere ve derinliğini de açıklayarak bir kuyuyu on direme kazmak üzere icarlar; onlar da beşe beş ebadında ve verilen derinlikte bir kuyu kazarlarsa, bu durumda, onlara, ücretin dörtte biri verilir. Zahîriyye'de de böyledir.

Bir adam, mezar kazmak için, bir adam icarlar ve bu mezarın boyunu, enini, derinliğini beyan ederse, bu icare istihsanen de kiyasen de caiz olur.

Şayet bunları belirtmezse, bu kıyasen caiz olmaz; istihsanen caiz olur. Bu durumda, insanların kazdığı mezarların orta hallisini kazılması gerekir. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Mezar kazacak şahsa, mezarın yerini tarif ederler; o da bu yeri, yumuşak bulur; sonra da —bir arşın kazınca— kaya çıkar ve burada diğer insanlar, bu şekildeki yeri kazıyor olurlarsa; ona da kazması husu­sunda —her ne kadar, lahdi ve ortasının yarılması açıklanmamış olsa bile— cebredilir ve o beldenin adetine uyulur. Mezar, Kûfe'de kazılı-yorsa, orada adet lahid yapmaktır. Başka yerde, yarmak demek mezarı yarmaktır. Mebsût'ta da böyledir.

Nevâzil'de şöyle zikredilmiştir:

Kabir parasının nereden verileceği sorulduğunda, cevaben şöyle denilmiştir.

Bu, kefen hükmündedir. Ve ölenin malının tamamından verilir. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Tecrîd'de şöyle zikredilmiştir:

Bir kimse, bir cenazeyi taşımak veya bir ölüyü yıkamak için, bir adam icarladığmda, bu adamdan başka, o ölüyü yıkayacak kimse veya o adamlardan başka bu cenazeyi taşıyacak kimse yoksa, onlara ücret verilmez.

Şayet başkalarıda varsa, onlara ücret verilir. Eğer mezar kazanlar da böyle ise, onlara da ücret verilmez. Eğer ücret alırlarsa, bu, onlara helal olmaz. Hulasada da böyledir.

Bir adam, diğer bir adamı, kabir kazdırmak için kiralar; o da kazar ve kabirden su çıkar veya müste'cir gelmeden önce, mezara başka birisi defnedilirse, o yerin, müste'cir mülkü olması halinde, adama ücreti ödenir. Şayet mülkü değilse, ona ücret yoktur. Zehıyre'de de böyledir.

Şayet müste'cir gelip, mezarla icarcıyı başbaşa bulur ve bundan sonra da oraya su dolar veya başka birisi defnedilirse ecir, ücretini tam alır. Çünkü, icarlanan şahıs, müste'cire, üzerinde anlaşma yapılan şeyi tam teslim eylemiştir.

Müste'cir ölüyü defneder ve icarladığı adama: "Toprağım at; üze­rini kapat." derse, ecîr, kıyasen bundan kaçınabilir. Bu durumda o, cebredilmez. Fakat, o beldenin adamlarının bu durumda ne yaptıklarına bakılır: Eğer mezar kazan şahıs, onun üzerini de örtüyorsa, o da Öyle yapar. Kûfe'liler böyle yapıyorlar... Yok eğer, mezar kazan şahsın mezarı kapatmadığı bir belde de iseler, bu durumda, mezarı kazan şahıs, onu kapatması hususunda zorlanamaz.

Şayet ölü sahipleri, "lahde konan ölünün üzerine kerpiçleri örme­sini" isterlerse, bu durumda da ecir (= ücretli) onu yapması için zorla­namaz. Mebsût'ta da böyledir.

Bir adam,  diğerini kabir kazmak üzere icarladığında, hangi mezarlığa kazacağını söylemezse, bu icare istihsanen caiz olur.

Bu akid, mahalle ehlinin defnedildiği mezarlığa çevrilir.

Alimlerimiz, Küfe halkının Örfü üzerine bu cevabı vermişlerdir. Çünkü, orda her mahallenin bir mezarlığı vardır. Bu mezarlık, o mahal­leye mahsustur; ölülerini oraya defnederler.; başka mahallenin mezarlığına defnetmezler.

Fakat bizim diyarımızda, ölülerimiz, başka mahallenin mezarına da defnedilir.

Mezar, söylenilen yere kazılır.

Eğer her mahallenin özel mezarlığı varsa, o mahallenin ölüleri başka mahallenin mezarlığına götürülmezler.

Şayet tek mezarlıkları varsa, mezar kazan şahsın kazdıran şahıs yerini söylemeden, mezarı, o mezarlığın her hangi bir yerine kazması ve ücretini alması caiz olur. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, diğerine "mezar kazmasını" söylediği halde, mezarın yerini söylemez, mezarcı da o beldenin haricinde bir yere mezar kazarsa, ona ücret lazım olmaz.

Ancak, ölü oraya gömülecek olursa, o zaman ücret gerekir. Ölü sahihlerinin, o şahıstan, kabri çamurla veya kireçle sıvamasını istemeye hakları olmaz. Mebsût'ta da böyledir.

Bir adam, mezar kazıcıya, mezarın yerini güzelce tarif eder ve oraya mezar kazmasını söyler; o adam da mezarı başka birinin yerine kazarsa; o yerin sahibi, isterse buna muvafakat eder; isterse, ölüyü oraya defnetmez; Öylece terkeder. Şayet, ölü sahipleri, durumu, ölü defnedil­dikten sonra anlarlarsa, işte o da, muvafakat ve rıza olur. Hulâsa'da da böyledir.
Kuyu veya mezar kazan kimse, kazısı esnasında, bir kaya ile karşılaşsa, ücretini artırmak gerekmez. Yerin yumuşak olduğu zaman, ücretinin eksilmediği gibi... Hszânetüü-Müftîn'de de böyledir. [33]


Eser: Fetvayı Hindiye

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Fetvayı Hindiye

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler