22- MÜSTE'CİRÎN MEN EDİLDİĞİ VE ÂCİRİN MEN EDİLMEDİĞİ TASARRUFLAR

Bir adam, bir yurt veya bir ev icarladığmda, istediği kimse onu teslim etmese bile, istihsanen bu icare caizdir. Müste'cir orda oturur eşyalarım da içine koyup, yapmak istediği işi de yapmaya başlar... Binaya zarar vermemek kaydiyle, abdest almak, çamaşır yıkamak gibi şeyler zarar vermez.

Burada değirmen, demircilik ve çamaşırcılık gibi şeyleri yapmak rızasız caiz olmaz. Ancak, ev sahibinin rızası olursa, bunlar yapılabilir.

Bazı alimlerimiz: ' 'Eğer su değirmeni yapmak isterse, —el değirmeni değil— o olmaz." buyurmuşlar; bazıları da: "Eğer el değirmeni de eve zarar veriyorsa, ondan da men edilir." demişlerdir. Şayet binaya zarar vermiyor ise, ondan men edilmez.
Şeyhu'1-İmâm Şemsü'l-Eimme Halvânî buna meyletmiştir.

Fetva da bunun üzerinedir. Muhiyt'te de böyledir.

Müste'cir, —ahırı yoksa— icarladığı eve hayvanını, devesini, koyununu bağlar.

Safi Şerhı'nde: "Küfe örfünde, bu yoktur." denilmiştir. Yani müste'cir, oraya ayrıca ahır yapmaz.

Fakat, Buhârâ menzillerinde, hayvanlar kapıya bağlanırlar.

Şayet bir hayvan, bir adama varınca, adam onu öldürür veya hay­vanın üzerine duvar yıkılırsa, tazminat gerekmez. Hulasa'da da böyledir.

Bir adam, bir yurttan bir ev kiralar; o evde de ondan başka oturan olur; hayvanını eve alır ve kapısında durdurur ve bu hayvan bir adama vurur, adam Ölür veya hayvan duvarı yıkarsa; veya misafiri gelir ve onun hayvanı kapıda durarak, vurup bir adamı öldürürse, o önceki oturan­lardan icarcıya ve misafire tazminat gerekmez.

Ancak adam hayvanın üzerinde iken, o birisini tepeleyip öldürürse, işte o zaman tazminat gerekir. Mebsût'ta da böyledir.

Yemek pişirmek için evde odun kırmak ve benzeri şeyleri yapmak eve zarar vermeyeceğinden dolayı, kiraya oturan şahıs bunlardan men edilmez.

Bunlar örf ve adettir.

Fakat adetin üstünde ve eve zarar verecek şekilde bir şey yapılırsa, bu, ancak ev sahibinin rızası ile yapılabilir; başka türlü yapılamaz.

Uygun olan, bu ince mes'eleye biraz tafsilat getirmektir.

Şöyleki: Yapılmasına yüzde yüz ihtiyaç olan ve yapılmadan olmayan şeyler» âdette cereyan edenler, (her evde çamaşıra vurmak gibi) eve zarar vermeyen şeyler yapılabilirler. Tebyîn'de de böyledir.

Şayet evde, demircilik, çamaşırcılık gibi bir şeyler yapılır ve bu ev yıkılırsa, tazminat gerekir ve kıymeti ödenir.

Çünkü demircilik ve çamaşırcılık, oturma eseri değildir. Bu durumda tazminat yapılınca,  icar  gerekmez.  Nihâye'de de böyledir.

Bu hususları, İmâm, kitapta zikretmemiştir.

Tazmin edilmeyince icar gerekir mi? Bura ev içidir. Uygun olan, icarın gerekmesidir. Zehıyre'de de böyledir.

Yapılan demircilik ve benzeri işlerden. dolayı ev yıkılmazsa, kiyaseti, bunlardan ayrıca ücret alınmaz. İstihsanen, eğer sözleşmişlerse ücret alınır.

Şayet ihtilaf - ederler ve müste'cir: "Ben, demircilik icarı veriyorum."; ev sahibi de: "Hayır, sen oturma kirası veriyorsun." derse, evi icara verenin sözü geçerli olur.

Keza, bir nevi'in haricinde diğer nev'in icarını inkar eder ve beyyine getirirlerse, yine müste'cirin beyyinesi kabul edilir. Nihâye'de de böyledir.

Bir adam, diğerinden, içinde demirci oturtmak üzere, bir ev icar-ladıktan sonra, orada bîr çamaşırcıyı oturtmak isterse, bunu yapabilir.

Eğer her ikisininde mazarratı bir veya çamaşırcının zararı daha az ise, bu böyledir.

Değirmen de böyledir. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, oturmak için bir ev veya bir yurt kiraladığı halde, oturmaz ve orayı, buğday veya arpa, hurma deposu yaparsa ev sahibi, onu bundan men edemez. Zahîriyye'de de böyledir.

Bir adam, bir ev icarlayıp, buranın içine abdest almak için, bir kuyu kazar ve bu kuyuya bir insan düşüp ölürse, duruma bakılır: Eğer o kuyuyu, ev sahibinin izni ile kazmış ise, tazminat gerekmez. Bu ev sahi­binin bizzat kendisinin kazmış olduğu kuyu gibi olur.

Şayet ev sahibinin izni, haberi olmadan kazmış ise, o zaman taz­minat gerekir. Zehiyre'de de böyledir.

Bir adam, bir dükkan birinden; bir başka dükkan da başka biri­sinden icarlayıp, ikisini birleştirirse, aradan kaldırdığı, yıktığı duvarı tazmin eder. Ve dükkanların icarlarını tamam  öder. Füsûlü'l-Imâdiyye'de de böyledir.

Bir adam, diğerinden seneliği on dirheme bir ev icarladıktan sonra, o evden çıkar ve o evde, kendi ailesi bir kazı yapar; veya bir takım insanlar gelerek, ücretsiz olarak oraya otururlar ve bu ev yıkılırsa, bu durumda iki hal vardır. Bu evi, ya evin sakinleri, veya başkaları yıkmış olur. Her iki halde de müste'cire tazminat gerekmez.

Bu durumda, bu evde oturanlara tazminat gerekir mi? Yoksa, son­radan gelenler mi tazmin ederler.

Eğer yıkılmaya oturanlar sebeb olmamişlarsa, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ve İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un bir kavline göre, ikisine de taz­minat gerekmez.

İmâm Muhammed (R.A.)'e göre, tazminat gerekir. Ev sahibi muhayyerdir: Dilerse, önceki aileye ödetir; onlar sonraki oturanlara, müracaat edemezler. İsterse, sonraki oturanlara ödetir. Bunlar önceki­lere müracaat ederler.
Şayet yıkımına sonraki oturanlar sebeb olmuşlarsa, bi'1-icma onlar tazmin ederler. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, bir ev kiraladığında, o evde ne yapacağım söylemez ve kendisi ile o eve başkası da girer ve bu ev yıkılırsa, tazminat gerekmez. Mebsût'ta da böyledir.

Müste'cir icarladığı eve girdikten sonra, ev sahibi, hayvanını o eve bağlayamaz.

Eğer, bağlar ve bu hayvan birini öldürse ev sahibi onu tazmin eder. Ancak müste'cirin izni ile hayvanı oraya girdirmiş olması hali müstes­nadır.

Evini ariyet vermek bunun hilaf madır. Eğer ariyet alanın izniyle hayvanı eve girdirmişse, bu caizdir. O yüzden, öleni de tazmin eylemez.

Bu, evin tamamını icara verdiği zaman böyledir.

Fakat, evin belirli bir yerini vermemişse, hayvanını o eve sokabilir. Kerderî'nin Vecizi'nde de böyledir.

Bir adam, diğerinden, aylığı bir dirheme, bir ev kiralar bu evde de, bir kuyu bulunur ve ev sahibi icarcıya: "Kuyuyu derinleştir ve toprağım çıkar." der; o da çıkarıp, evin sahanlığına (ortasına) atar, orda da bîr adam ölürse, müste'cire tazminat gerekmez.

Ev sahibi, o toprağı ister evin sahanlığına atmasına izin versin, isterse vermesin, farketmez. Bu, müste'cir kuyuyu kazıp, çamurunu sahanlığa attığı zaman böyledir.

Şayet bu işi, ev sahibi müste'cirin izni ile yapar ve yine bir adam ölürse, tazminat gerekmez.

Şayet  müste'cirin  izni  olmaksızın  yaparsa,  o  zaman  tazminat gerekir.

Bunun cevabı şuna benzemektedir. İcarlanmış eve, bir başkasının eşyasını koyar; o yüzden de bir adam ölür ve bu, toprak sahanlığa atılınca veya müslümanların yollarına attığı zaman meydana gelirse, onu atan şahıs, evi icara verene de icarlayana da —müsavi olarak— tazminat öder. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, bir ev icarladığmda, bu evin çöplüğüne, süprüntü topraklarım atarsa, bu evin değersiz bir yer olması halinde bir şey gerekmez. Eğer bu hal, eve zarar verecekse, bunu açıklamak gerekir. Gınye'de de böyledir.

Bir adam, ziraat yapmak için bir yer icarladığı zaman onun suyu ve yolu bulunursa, bunların şart koşulmamış olması halinde bir şey gerekmez.

Keza, bir kimse, yolundan bahsetmeden bir ev icarlasa, bir şey gerekmez. Kâdîhân'in Câmiu's-Sağîri'nde de böyledir.

Bir kimse, dilediğini ekmek üzere, bir seneliğine, bir yer îcarlarsa, oraya hem baharda, hem de sonbaharda iki defa istediğini ekebilir. Gınye'de de böyledir.

İki adam, iki ev kiralar, bu evlerin her birinde, başlı başına bir yer bulunur ve onlardan her birisi, o yerde bir iş yapar; o evlerden birisi veya ikisi yıkılırsa, bu durumda icarcılardan hiç birine tazminat gerekmez.

Şayet o evleri sahibinin izni olmadan kullanırlarsa, yıkılanların tamamını tazmin ederler.

Yıkılan yerler, icara dahil olmayan yerler ise, bu böyledir.

İki adam, bizzat çalışmaları için, iki dükkan kirlarlar ve onlardan birisi, hem kendisi çalışır, hem de bir adam icarlar ve orada birlikte kalırlar; diğer arkadaşı ise buna razı olmayıp:*'Hissende oturt." derse, ortağının hissesine zarar vermemekte olması halinde birşey gerekmez. Yok eğer, zarar veriyorsa, mani olabilir.

İki kişi, ortaklaşa, bir dükkan kiralayıp, arlarında "birisi dük­kanın ön kısmında duracak; diğeri de arka tarafında kalacak" diye şart koşarlarsa; bu iş bir şey gerektirmez.

Eğer bu şart icara verenle koşulursa, akid fasid olur. Giyasiyye'de de böyledir.

Bir adam, bir ev icarlayıp ona bir tennur (= tandır) yapar veya icarlanan eve, bir ocak yapar ve o yüzden de bazı komşuların evleri veya icarladığı evin bir kısmı yanarsa, ona tazminat gerekmez. İster o işi ev sahibinin izniyle yapsın, isterse izinsiz yapsın farketmez.

Eğer, bu müste'cir, halkın yapmadığını yapar, yakmadığını yakar ve ihtiyata riayet etmezse o takdirde tazminat gerekir. Füsûlü'l-Imâdiy-ye ve Zahîriyye'de de böyledir.

Bir adam, bir yeri icarlar veya ariyet olarak alır; aldığı bu yerin yerde kalan firezini de yakar ve o yüzden, başkalarının firezleri (- ekin biçildikten sonra tarlada kalan sapları) yanarsa, bu durumda tazminat gerekmez.

Zira bu bir mübaşeret değildir. Çünkü bu, kendi mülkünde tasar­ruftur.

Sadnı'ş-Şehîd, şöyle buyurmuştur:

Bir adam, kendisine ait olan bir yerde diken veya saman yaktığında, rüzgar, ateş çıngılarını komşunun arazisine götürür ve onun mahsûlü yanar ve ateş o yere yanmış adeten ateş parçalarının yetişemiyeceği kadar uzak bir yerde yakılmış olursa, o zaman tazminat gerekmez. Çünkü, bu iş ateşin işidir. Yok eğer, komşusunun arazisine yakın yere yakmışsa ve bu yer ateşin alevi, çıngısı sıçrayacak kadar yakınsa, işte o zaman taz­minat gerekir. Çünkü her ne kadar kendi arazisinde yakmış olsa bile, onu, zararı komşusuna dokunacak tarzda yakmıştır. Gıyasiyye'de de böyledir.

Bir adam, belirli bir hayvanı, üzerine yük yükletmek için icarladığı zaman,   hayvan  sahibi  kendi  eşyalarını  da  ona yüklemek  isterse; müste'cir onu bundan men edebilir.

Bununla beraber, yükünü yükler hayvan da istenilen yere ulaşırsa, hayvan sahibi, söylenilen ücretin tamamını alır.

Şu, bunun hüafınadır:

Bir adam, bir ev kiralar; ev sahibi de, o yerin bir kısmını, kendi eşyası ile meşgul ederse, müste'cir onun hissesi kadarını icardan düşer. Suğra'da da böyledir.

Tahâvî Şerhî'nde şöyle zikredilmiştir:

Bir müste'cir, icarladığı şeyi, ariyet olarak, emanet olarak ve icar olarak verebilir; onun bu hakkı vardır.

Bu mes'ele, mutlak olarak zikredilmiştir ve açıklaması şöyledir:

Bu, müste'cirin bir şeyi olur ve o menfaatta başkalarına karışmazsa, böyle olur; değilse, onu icara da, ariyete de veremez.

Hatta, bir adam, kendisi binmek üzere, bîr hayvan icarladığmda, onu başkasına icara veremez; ariyet de bırakamaz. Çünkü, insandan insana fark vardır. Gınye'de de böyledir.

Fetâvâyi   Ahû'da  zikredildiğine  göre   Kâdî  Bedîu'd-Dîn'den sorulmuş:

Bir müste'cir, icarladığı şeyi alacaklısına rehin olarak bırakır ve bu şey icar müddetince, alacaklının elinde kalırsa, bu durumda müste'cire icar gerekir mi?

İmâm şöyle buyurmuş:

— Gerekmez; rehine koyduğu için, zamanına dahil olmuştur. Zayi olduğundan tazminat gerekince de, ücret gerekmez.

Şayet olduğu gibi, selametçe teslim ederse, o müstesnadır.

Eğer alacaklısı rızasız almışsa, ücret gerekir. Çünkü onun için geri vermeye velayet hakkı vardır. Tatarhâniyye'de de böyledir.
En doğrusunu bilen Allah'u Teâlâ'dır. [41]


Eser: Fetvayı Hindiye

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Fetvayı Hindiye

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler