1- Âcir, Müste'cir Ve Şahitler Arasında Bedel Hakkındaki İhtilâf

Şayet ihtilaf, müddet bitip, icar teslim olduktan sonra, icârenin müddeti hakkında olursa, yeminle birlikte, müste'cirin sözü geçerli olur.

Beyyine getirmeleri hâlinde ise, icara veren şahsın beyyİnesi geçerli olur.

Eğer müddetin evvelinde teslim hususunda veya mesafede ittifak ederler de, sonradan meydana gelen arızada ihtilaf ederler ve müste'­cir: "Benim menfaatıma arıza geldi; köle hasta oldu. Veya onu elim­den zoraki aldılar yahut kaçtı." der; icara verende bunu inkâr eder ve bu da'vâ esnasında arıza mevcud bulunursa, müste'cirin yeminli olarak söylediği söz geçerli olur.

Eğer arıza mevcut değilse, icara veren şahsın yeminli olarak bilgi­sinin olduğu üzerine söylediği söz geçerli olur.

Eğer hâdisenin ortadan kalktığında ittifak ediyorlar da, manianın müddetinde ihtilaf ediyorlarsa, bu durumda müste'cirin sözü geçerli olur. Muhıyt'te de böyledir.

Ücretin, icarlanan şey teslim alınmadan önce mi, icâre bozuldu­ğu hâlde icar müddeti içinde mi alındığı hususunda ihtilaf ediyorlarsa, bu durumda, taraflar karşılıklı yemin ederler. Tehzîb'de de böyledir.

Müddetin geçtiği hususunda ihtilaf ederlerse, müste'cirin sözü ge­çerli olur. Gınye'de de böyledir.

İki şâhid, icârede söylenilen ücretin miktarında ihtilâf ettikleri zaman, akid'de iddia eden şahıs ya icara veren şahıstır veya icarlayan-dır. Şahitlerden birisi iddiacının dediğinin aynısını söyler; diğer şâhitde noksanını veya fazlasını söylerse, âlimlerimize göre onun şehâdeti ka-bûl edilmez.

Bu, menfaat temininden önce olursa böyledir. Zira, hükme ihtiyaç, şahitlerin ihtilafları akidde ve bedelde olursa hâkim, onlar olmadan, doğ­ru hükme varamaz ve ondan dolayı mahkeme yapar.

Fakat menfaat temininden sonra olursa, mahkemeye ihtiyaç, mal yönünden zaruridir.

İmâmeyn'e göre, bu durumda borç da'vâsında olduğu gibi en azıyla hükmedilir.

İddiaci: "Altı dirhem." der; şahidin biri de: "Beş dirhem" derse, beş dirhem olarak hükmedilir. Radıyyullahû Anh şöyle bulurmuştur: Bana göre, en esahh olanı: Orada hiç birinin de şehadetinin kabul ol-mamasıdır. Çünkü ücret, satıştaki bedel gibi, muavazaa akdinin be­delidir. Elbette, o şahitlerden birisi yalan söylüyordur; şehâdetleri müm-tenî olur.

Şayet her ikisinin de beyyinesi bulunmaz ve icâreyi doğruladıkları hâlde ücrette ihtilaf ediyorlar ve bu menfaattan önce olursa karşılıkkı yeminleşirler.

İcarlanan şey, bir hayvan olur ve icarlayan zat: "Küfe'den, Bağ-dad'a kadar, beş dirheme icarladım." der; mal sahibi ise: "Sı'rat'a ka­dar, on dirheme icarladın." derse (ki; Sı'rat yarı yoldur.) bu durumda taraflar karşılıklı yeminleşirler.                                              

Yeminden sonra,-onlardan birisi, bir beyyine ibraz ederse, beyyi­nesi kabul edilir.

Şayet, her ikisi de beyyine ibraz ederlerse, bu durumda hayvan sa­hibinin beyyinesi kabul edilir.

Eğer mekânda ittifak ederler de, ücrette ihtilaf ederlerse, o zaman hayvan sahibinin beyyinesi Bağdad'a kadar yol gitmişse geçerli olur.

Adam: "Hayvanı bana ariyet olarak bıraktın." der; hayvan sahibi de "Bir buçuk dirheme, sana icara verdim." derse, bu durumda, hay­vana binen şahsın sözü geçerli olur ve tazminat da, icar da gerekmez.

Şayet icara veren şahıs, iki şahit dinletir ve onlardan birisi: "Bir dirheme icarladı." der; diğeri de: "Bir buçuk dirheme icarladi." derse; o taktirde, bir dirheme hükmedilir. Mebsûl'ta da böyledir.

Bir boyacı, kendisine elbise verildiğini inkâr eder; bir şahit de: "Kırmızıya boyamak üzere verdi." der; diğer şahit ise: "Sarıya boya­mak üzere verdi." derse; ikiside kabul edilmez. Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.

Bir adam, diğerini da'vâ ederek: "Belirli iki hayvanı, Bağdad'a kadar, on dirheme kiraladım." der; mal sahibi de beyyinesiyle: "Birisi­ni on dirheme kiraladı." derse, İmâm Ebu Hanife (R.A.) bu mes'elede önce, ecr-i misil olarak, onbeş dirheme hükmeylemişti. Sonra, o kavlinden dö­nüş yaptı ve iki hayvanın Bağdad'a kadar, on dirheme icarlandığına hükmeyledi.

Bu, İmameyn'in de görüşleridir.

Bu söylediğimiz,- ücretin cinsinde ittifak ettikleri zaman böyledir. Fakat, bu hususta ihtilaf ederlerse, şöyleki: Hayvan sahibi: "Birisini Bağ­dad'a kadar bir dinara icara verdim." der ve buna beyyine ibraz eder, icarlayan da beyyinesiyle birlikte, "İkisini birden, Bağdad'a kadar, on dirheme icarladığım" söylerse, bu durumda, iki hayvanın Bağdad'a kadar icarı, (ecr-i misil buna eşit olması hâlinde) bir dinar ve beş dirhemdir. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, belirli birisi Hiyre'ye kadar; diğeri ise Kâdisiye'ye ka­dar olmak üzere, iki hayvan icarlar ve ikisiyle de Kâdisiye'ye kadar gi­der ve onlardan birinin nafakası hakkında aralarında ithilaf çıkar; kiraya veren, diğerine: "Gerçekten ben, sana Hiyre'ye kadar kiraya ver­miştim,. Sen, muhalefet eyledin; tazminat gerekir." der, kiralayan zat da: "Ben onu, Kâdisiye'ye kadar kiralamıştım." derse, bu durumda ki­raya verenin sözü geçerli olur. Kiralayan şahıs onun kıymetini tazmin eder.

Müste'cir, icâreyi verdiğini iddia eder; icara veren şahıs da bunu inkâr eder; bir şâhid de, "O hayvanı, Bağdad'a kadar gitmek üzere on dirheme icarîadığına" şahitlik yapar; diğeri ise, hem üzerine binmek, hem de eşya yükletmek üzere icarladığnı söyler; müste'cir de böyle söy­lerse, şehâdet caiz olmaz. Keza, iki şahit hamulede ihtilaf ederlerse, yi­ne şehâdet caiz olmaz. Mebsût'ta da böyledir.

Bir adam, Tirmiz'den, Amil'e kadar gemiye biner ve sonra dâ, ge­mi sahibi ile aralarında ihtilaf çıkar ve gemi sahibi, binen adama: "Ben, seni Âmire, beş dirheme getirdim." der; binen adam da: "Sen, beni gemidekileri muhafaza için Âmil'e kadar, on dirheme icarladın." der­se; bunlardan her biri, yemin ederler. Her hangi birinin, önce yemin et­mesi evlâ olmaz.

Hâkim, hangisine isterse, önce ona yemin ettirir.

Eğer kurra çektirirse, bu daha güzel olur.

Şayet ücret hususunda aralarında ihtilaf çıkar ve her ikisi de beyyi-ne ibraz ederse; gemicinin beyyinesi geçerli olur. Ve binen zatın gemici­nin ücretini ödemesine hükmedilir. Bu şahıs için gemiciden bir şey alın­maz. Çünkü gemicinin elbette gemide olması gerekir.

Bir adam, diğerine: "Ben, seni Tirmiz'cfen, Belh'e, on dirhem ücretle merkebine bindirdim." der; müddeâ aleyh de: "Hayır, sen beni filan adamı Belh'e gütür diye, beş dirheme icarladın." derse, bu durumda bunlar, birbirlerine yemin ettirirler.

Eğer yemin ederse birşey gerekmez.

Şayet beyyine ibraz ederlerse, merkep sahibinin beyyinesi kabul edi­lir,. Çünkü merkebi muhafaza müste'cirin görevidir. Ona karşı icâre ol­maz. Zehıyre'de de böyledir.

Müste'cir: "Ben, Kâdisiyye'ye kadar, bir dirheme icarladım." der; icare veren de: "Başka yere kadar verdim; fakat sen Kâdisiyye'ye kadar bindin." derse, ona kıra yoktur. Çünkü sözünde durmamıştır. Sirâciy-ye'de de böyledir.

Eğer icara veren zat: "Gerçekten ben, sana hayvanı şu yere ka­dar icara vermiştim." der; binen şahıs da: "Hayır, sen o hayvanı, bana ariyet olarak verdin." der ve o yeri geçer; hayvan da ölürse bu durum­da onu tazmin eder (= öder) Zehıyre'de de böyledir.

Bir adam, diğerinin hayvanına Hîre'ye kadar biner; mal sahibi de ona: "Ben sana Cibâne'ye kadar, bir dirheme icara vermiştim. Sen orayı ileri geçtin." der; hayvana binen şahıs da: "Sen, onu bana ariyet olarak vermiştin." der ve bunun üzerine de yemin ederse, o icardan be­ri olur.

Eğer hayvan sahibi iki şahit getirir ve onlar: "Sana Hîre'ye kadar kiraya verdi." derlerse, bu kabul edilmez.

Şayet hayvan sahibi: "Sâhin'e kadar, bir buçuk dirheme kiraya verdiğini" iddia eder; şahidin birisi de böyle söyler, diğeri ise: "Sahin'e kadar, bir dirheme kiraya verdi." derse, o zaman gerçekten o hayvana binmiş olması hâlinde bir dirheme hükmedilir, mebsut'ta da böyledir.
Hayvan sahibi iki şahid getirir ve onlardan birisi: "Bir dirhem..' diğeri   de:   "Bir  buçuk  dirhem..1   derse,  bu  durumda bir  dirheme hükmedilir.

Şayet icara veren zat, "icârenin iki dirhem olduğunu" iddia eder; şahitlerden biri de "Bir dirhem.." der; diğeri ise: "İki derhem..." der­se, bunların şehadetleri kabul edilmez. Bu, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre böyledir. Fetâvâyi Kâdihân'da da böyledir.

Bir adam, bir seneliğine, bir ev icarladığında müste'cir, "Onun onbir aylığnı bir dirheme; bir aylığını da dokuz dirheme" icarladığnı söyler; icara veren şahıs da "Seneliğini, on dirheme" icara verdiğini id­dia eder; her ikisi de, iddialarını isbat için beyyine ibraz ederlerse, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un: "Ev sahibinin beyyinesi kaBul edilir." buyurduğu rivayet edilmişt'r.

Bu durumu, icâre müddeti geçince veya icarladığı hayvan, denilen yere vardıktan sonra iddia ederlerse o takdirde, müste'cirin yeminle bir­likte söylediği söz geçerli olur.

İmamlara göre, yeminleşmezler. Ancak, ücrette, müddetin veya yo­lun bir kısmını geçtikten sonra ihtilaf ederlerse, o zaman, karşılıklı ye-minleşirler. 'karenin feshinde, geride kalan müddet hakkında, ihtilâf eder­lerse; müste'cirin sözü geçen müddet için geçerli olur. Zahîriyye'de de böyledir.

İmâm Ebû Hamie (R.A.)'nın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Bir adam, beyyine ibraz ederek: "Gerçekten ben, bu evi, bu adamdan, iki aylığını on dirheme icarladım." der; ev sahibi de, beyyinesiyle: "Şüp­hesiz ben, buna bir aylığını on dirheme icara verdim." derse; ben, ev sahibinin beyyinesini kabul eder ve bir aylığı on dirhem olarak kabul ederim. İkinci ayı da, müste'cirin beyinesi uyarınca, beş dirhem icar ola­rak kabul ederim. Muhıyt'te de böyledir.

Câmiü'I - Fetâva'da şöyle denilmiştir:

Eğer ev sahibi: "Sana bu aylığını on dirheme icara verdim." der; diğeri de: "Ben bu ayı ve diğer ayı beş dirheme icarladım." derse, bu takdirde birinci ay için, on dirhem; ikinci ay için de (iki buçuk) dirhem icar gerekir. Taiarhâniyye'de de böyledir.

Bir adam, beyyinesiyle "Şu evini, dokuz dirheme (üç aylığına, her aylığı üç dirheme) verdiğini" söyler; diğeri de, beyyinesiyle "altı ay­lığını, her aylığı bir der'heme" icarladığnı iddia ederse, o şahsa "üç ay-

'lığı için, dokuz dirhem ücret" hükmedilir. Diğer^üç ay için de, üç dir- -hem hükmedilir. Seıahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.

Hişâm şöyle demiştir:

imâm Ebû Yûsuf (R.A.)'tan sordum:

Bir kimse, bir evde, bir aydır oturmakta, başka iki şahıs da gele­cek, beyyineleri ile "o evi, bu şahsa, aylığı on dirheme icara verdiklerini'' söylüyorlar; içinde oturan şahıs ise, her ikisinin iddiasını da inkâr edi­yor; bu durum ne olur?

İmâm, şu cevabı verdi:

Bu ev, istihsânen ikisi arasında, her birine beşer dirhem olarak- kıyasen ise, her birine onar dirhem olmak üzere hükmedilir. Muhıyt'te de böyledir.

Hişâm'm Nevâdirin'de İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

Bir adam, terziye bir elbise verir; sonra da bu elbise sahibi: "Ben, elbiseyi sana bir dirhem ücretle verdim." terzi ise: "Sen, bana ücretini vermedin." derse, elbise sahibinin sözü geçerlidir.

Eğer elbise sahibi: "Ben, sana ücret diye, teslim etmedim. Sen onu ücret diye aldın." der; terzide: "Sen, bana ücret diye söyledin." der ve elbise sahibi yemin ederse, ecr-i misil verir. Zehıyre'de de böyledir.

El - Asi kitabında şöyle zikredilmiştir:

Biradam bir elbiseyi, kırmızı boya ile boyaması için boyacıya verir ve nasıl olacağını da tarif eder; sonra da ücretinde ihtilaf ederler ve bo­yacı: "Ben, bir dirheme boyadım."; elbise sahibi de: "İki dânik'e bo-yadın." der ve ikisinin de beyyinesi bulunursa, bu durumda boyacının beyyinesi kabul edilir.

Bana göre, ikisi de beyyine ibraz ederlerse, ben elbisedeki boyanın kıymetine bakarım. Eğer o bir dirhem veya daha zi­yade kıymet taşıyorsa, boyacıya iki dânike boyamadığma yemin verdikten sonra, bir dirhem ücret veririm. Eğer elbisede boya az ve kıymeti iki danikten noksan ise, elbise sahibine, yalnız iki dânike boyattığına dair yemin verdikten sonra, terziye iki dânik veririm.

Bunun gibi her boyanın kendine göre kıymeti vardır. Bedâi"de de böyledir.

Eğer boya siyah ise elbise sahibinin sö£ü geçerlidir. Ona yemin de verilir.

Şayet elbise sahibi: "Boya benimdi". der, boyacı da: "Bir dirhe­me, benimdi". derse; bu durumda her biri, diğerine yemin verir.

Akid bedelinde karşılıklı yeminleşmek yoktur.

Fakat boyacı, elbisecide bir dirheminin olduğunu iddia eder; elbise sahibi de bunu inkâr ederse; bu durumda yemin etmek boyacıya düşer.

Elbise sahibi boyacıya karşı: "Boyayı bana bağış yaptı", der; bo­yacı da bunu inkâr ederse, bu durumda karşılıklı, birbirine yemin verirler. Ve elbise sahibi dirherrti geçmemek üzere tazminat yapar. Mebsûi'ta da böyledir.

Eğer ücretin aslında ihtilaf ederler ve elbise sahibi; çamaşırcıya: "Sen bana ücretsiz olarak iş yaptın." der; çamaşırcı da: "Hayır, ben sana ücretle iş yaptım." der ve bunu iş yapılmadan önce söylerlerse, kar­şılıklı yeminleşirler. Ve yemine, önce Müste'cir başlar.

Şayet, iş bittikten sonra ihtilafa düşerlerse, elbise sahibinin sözü ge­çerli olur.

Eğer elbisenin teslim edildiğini doğrularlar ve ücreti isimlendirmez-lerse (belirtmezlerse) bu husus kitapta (el-AsI'da) zikredilmemiştir.

Ebû'I-Leys, Uyûnü'l-Mesâil isimli kitabında şöyle buyurmuştur.

Burada üç söz vardır:

İmâm Muhammed (R.A.): "Eğer bir dükkan inşa edip, orada yıkayi-cılık işini yaparsa, o zaman gerçekten ücret gerekir. Değilse gerekmez." buyurmuştur.

Fetva da buna göredir. Serahsî'nin Muhıyti'nde de böyledir.

Şayet temizlikçi ile elbise sahibi ücrette ihtilaf ederler ve iş henüz yapılmamış olursa, bu durumda karşılıklı yeminleşirler. Ve karşılıklı ahp verirler.

Eğer temizlik işi yapılmışsa, elbise sahibinin sözü geçerli olur.

Eğer ihtilaf, işin bir kısmı yapılmasından sonra vuku bulursa, elbî-secinin hissesi hakkında, o yemin eder; temizlikçi de kendi hissesi hak­kında yemin eder. Zamanındaki hisseleri için de, karşılıklı yeminleşir­ler. Mebsût'ta da böyledir.

Ücretin cinsinde yani dinar mı, dirhem mi, taze mi, eski mi oldu­ğunda ihtilaf edilirse, taraflar karşılıklı yeminleşirler.

Şayet, ücretin sıfatında, işe başlamadan önce, ihtilafa düşerlerse, bu ücretin ayn olması hâlinde,cinsi ve miktarı hususunda taraflar kar­şılıklı yeminleşirler; sıfatı hususunda ise karşılıklı yeminleşmezler; Müs-te'cirin sözü geçerli olur.

Eğer ücret deyn ( = borç) ise, hüküm bunun hilafınadır.

Eğer yerin miktarı hususunda, oradan menfaaatlenilmeden önce ih­tilâfa düşerlerse, yine taraflar karşılıklı olarak — ayn olan satışta oldu­ğu gibi — yeminleşirler.

Eğer ihtilaf ücretinde olursa, önce Müste'cir yemin eder.

Şayet ihtilaf menfaattâ ise, yemine önce icara veren başlar.

Hangisi yeminden kaçınırsa, o, da'vayı kaybeder.

Eğer, her ikisi de beyyine ibraz ederlerse, icara verenin beyyinesi kabul edilir.

Şayet ihtilaf ücrette ise, bu böyledir.

Menfaattâ ihtilaf olur ve her ikisinin de beyyinesi bulunursa, Müs-te'cirin beyyinesi kabul edilir.

Eğer ücretten fazla istendiği iddia ediliyorsa, aralarında yeminleşmeleri emredilir.

Her ikisi de beyyine ibraz ederlerse; fazlayı iddia edenin beyyinesi kabul edilir.

Meselâ: îcara veren şahıs, aylığın on dirhem olduğunu iddia eder­ken, Müste'cir: "İki aylığı beş dirhem." der ve ikisi de beyyine ibraz ederlerse, bu durumda "İki aylığı on dirhem" olarak hükmedilir.

Şayet birinin beyyinesi bulunmaz ve, menfaatin bir kısmı da veril­miş olursa, bu durumda Müste'cirin yeminle beraber söylediği söz ge­çerli olur. Karşılıklı yeminleşirler ve geride kalan hakkında akid bozulur.

Eğer ücrette ihtilaf ediyorlarsa (Şöyleki: Birisi ücretin dirhemler ol­duğunu iddia ediyor, diğeri de dinarlar olduğunu söylüyorsa) yemine başvururlar. Her ikisinin de beyyinesi varsa bu durumda icara verinin beyyinesi geçerlidir.

Bununla beraber, müddet de veya mesafede ihtilaf ederlerse, (Me­selâ: İcara veren zat: "Kasr'a kadar, sana bir dinara icara verdim." der; Müste'cir de: "Hayır Küfe'ye kadar, on dirheme verdir." der ve her ikisi de beyyine ibraz ederse, bu durumda "Küfe'ye kadar diyenin beyyi­nesi geçerli olur. Bu ya bir dinar veye beş dirhemdir. Muhıyt'te de böyledir.

İki cinste ihtilaf ederler ve icara veren şahıs: "Ben, sana hayvanı Kasr'ra kadar bir dinara icara verdim." der; Müste'cir de: "Hayır, Kü­fe'ye kadar, on dirheme icara verdin.' derse; bu durumda ikisi de karşı­lıklı yeminleşirler. Hangisi yeminden kaçınırsa, diğeri da'vâyı kazanmış olur.

Hangisi belgelendir irse, belgesi kabul görür.

İkisinin de belgesi olursa, "Küfe'ye kadar, bir dinar ve beş dirheme" hükmedilir.

Kasr, Bağdat'la Küfe'nin ortasında olan bir yerdir.

Müsîe'cirin beyyinesi sebebiyle Bağdad'dan Kasr'a kadar, bir dinar; Kasr'dan Küfeye kadar da beş dirhem hükmedilir. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Hem ücret, hem de müddet hususunda ihtilaf ederler veya hem ücret, hem de mesafede ihtilaf ederlerse (Şöyleki: İcara veren zat: Kasr'a kadar, sana on dirheme, icara verdim." der; Müste'cir de: "Hayır, Kü-fe'ye kadar, beş dirheme icara verdin." derse, bu durumda, ikisi, karşı­lıklı olarak yem ini esirler.

İkisi de yemin ederse, aralarındaki akid fesh olur.

Hangisi belge ibraz ederse, onun belgesi kabul edilir.

Şayet her ikisi de belge ibraz ederlerse, ikisiyle de hükmedilir. Üc­rette, icara verenin belgesine göre; müddet ve mesafede ise, Müste'cirin .belgesine göre muamele yapılır.

Hangisi da'vâyı önce başlatmışsa, önce o, arkadaşına yemin verir. Hızâneiü'l - Müftîn'de de böyledir.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) şöyle buyurmuştur.

Bir adam, ayakkabılarını tamirciye verir ve tamirci ona: "İki dir­heme yapmamı söyledin." der; ayakkabıların sahibi de: "Ben, sana bir dirheme dikmeni söyledim." derse; duruma bakılır: Eğer onu zarar gör-meksizin çıkarabiliyorsa, dikicinin (köşgerin) sözü geçerli olur. Serahsî'-nin Muhiytı'nde de böyledir.

Şayet, terzi ile elbise sahibi ihtilaf ederler ve elbise sahibi: "Ben, sana pardesü dikmeni söyledim; sen ise, gömlek diknlişsin." der; terzi de: "Hayır, sen bana gömlek dikmemi.söyledin." derse;'bu durumda elbise sahibinin yeminle söylediği söz geçerli olur. Bu durumda, elbise yaptıran şahıs muhayyerdir; dilerse gömleği alıp, ecr-i mesil verir, di­lerse, elbise kesilmeden önceki kıymeti ne ise, onu alır. Zahîriyye'de de böyledir.

Şehyû'l - İslâm Alâüddin el-İsbîcâbî, Şerhı'nde şöyle buyurmuştur. Eğer her ikisi de beyyine ibraz ederlerse, o zaman, terzinin beyyi­nesi geçerli olur. Gâyetü'l-Beyân'da da böyledir.

Boyacı ile elbise sahibi ihtilaf etmiş olurlar ve elbise sahibi:' 'Ben, sana usfur ile boyamanı söylemiştim." der; boyacı da "Za'ferân ile bo­yamamı söylemiştin." derse bu durumda elbise sahibinin sözü —bütün âlimlerimize göre— geçerli olur. Bedâi"de de böyledir.

Bir adam, ölçeğini usfur ile doldurup, boyacıya verir, boyacı da

"Onu, bir ölçek usfur ile boyadım." der; elbise sahibi de: "Dörtte bir usfur ile boyamışsın." derse, boyanan şey, san'at ehline gösterilir: Eğer onlar: "Bu, dörtte bir usfur ile boyanmış." derlerse, elbise sahibinin sözü geçerli olur. Beyyine getirmek boyacıya aittir. Serahsî'nin Muhıyt'ın de de böyledir.

Bir adam, "dişçiye, dişini çekmesini" söyler; o da çeker ve sonra da ihtilaf ederler; diş sahibi: "Ben, sana başka dişimi çıkar dedim." der; dişçi de: "Sen, bana bu dişi çıkar; dedin." derse, bu durumda diş.sahi­binin sözü geçerli olur.

Şayet söylediği dişi çıkarmamış olur; fakat, diğer diş, aynı dişe bi­tişik bulunur ve onu çıkarmış olursa, tazminat gerekmez. Hulâsa'da da böyledir.

Bir adam, diğerine vücudundan bir şey çıkarttırmak veya yarası­nı yardırmak ister. Sonra da ihtilaf ederlerse, bu durumda emreden şahsın sözü geçerli olur. Bu şahıs, yemin de eder. Çünkü, o emir sebebiyle men­faat elde edilecektir. Serahısî'nin Muhıyö'nde de böyledir.

Bir kimse, terziye bez (kumaş) vererek, ona pamuk koymasını (yâni elbise yapmasını) ister ve ona, yirmi estar (=

buçuk gram) pamuk koymasını söyler; sonra aralarında ihtilaf çıkar ve elbise sahibi: "Ben, sana onbeş estar pamuk verdim ve sana: 'Bunu ar­tır.' dedim. Sen de ancak beş estar artırmışsın." der; terzi de: "Sen ba na on estar verdin ye on estar da artırmamı söyledin. Ben de o kadar ilâve ettim; artırdım." derse; bu durumda terzinin sözü geçerli olur. Ve elbise yaptıran şahıs, on estann kıymetini verecektir.

Şayet söylenilen miktarda ihtilaf ederler ve elbise sahibi: "Ben, sa­na onbeş estar verdim ve beş estar da artırmanı söyledim." der; diğeri de: "Sen, bana on estar verdin ve on estar da artırmamı söyledin. Ben de artırdım." derse o zaman, elbise sahibi muhayyerdir: İsterse onu doğ-rulayıp on estar pamuk parası verir; isterse, verdiği elbisenin kıymetini alır ve on estar kıymetiyle, bu elbise pamukçunun olur. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, bir palto dikmesi için, terziye kumaş ve onun astarı ile pamuğunu verir; terzi de kesip, biçer ve diker; iş hususunda ve üc­rette ittifak ettikleri hâlde, elbiseci: "Bu astar, benim verdiğim astar de­ğildir.' ' derse, bu durumda terzinin yeminle birlikte söylediği söz geçer­li olur. Kûbrâ'da da böyledir.

Bir adam, temizlikçiye, bir dirheme temizlemek üzere, bir elbise verdiğinde; temizlikçi, temizleyip, bu elbiseyi: "Bu elbise senindir." di­yerek verir; elbise sahibi ise: "Bu, benim elbisem değildir." derse, bu durumda İmâm Ebû Hanife (R.A.)'ye göre, temizleyicinin sözü geçerli olur. Fetâvâyi Kâdihân'da da böyledir.

Bu durumda, temizlikçiye ücret verilmez. Hulâsa'da da böyledir.

Keza temizlikçi elbiseyi verdiğini iddia ederse, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre, onun sözü geçerli olur. Çünkü, o sözünde emindir.

Keza, her ecir (ücretli) müşterektir.

Fetva da bunun üzerinedir. Felâvâyi Kadihân'da da böyledir.

Eğer elbise sahibi: "Bu, benim elbisemdir, fakat, ben bunu değil de başka bir elbisemi temizlemesi için vermiştim." derse, elbisesini alır onun için ücret vermesi gerekmez.

Fakat bu hâl, biçimde ve dikimde böyle olursa, olmaz; sahibi elbi­seyi terzide bırakıp, onun kıymetini alır.

Şayet, bu böyle olmaz; fakat temizlikçi gelip: "Yudum, yıkadım, temizledim; ücretini vermek sana aittir." der; elbise sahibi de: "Sen te­mizlememişsin, ben senin yanında (veya evinde) temizledim." veya "Be­nim kölem, senin yanında yıkadı, derse, bu sözüne inanılmaz. Bu du­rumda temizlikçinin sözü geçerli olur.

Eğer, yapılan iş, bu işi yapan şahsın elinde bulunuyor ve taraflar dâvâlaşıyorlarsa bütün ameller (işler) de böyledir.

Şayet, bu mal sahibinin elinde, ise, bu durumda onun sözü geçerli olur.

Eğer temizlikçi yemin verirse, elbise sahibi yemin etmez: ancak el­bisenin kendisinin olduğuna yemin eder. Hulâsa'da da böyledir.

Şayet temizlikçi, elbiseyi verip: "Bu elbise senindir." der; elbise sahibi de bunu inkâr ettiği halde onu elbisesine bedel olması niyeti ile alırsa ; İmâm Muhammed (R.A.): "O elbiseyi giymesine ruhsat yoktur; sat­masına da ruhsat yoktur. Ancak temizlikçiye: "Ben, bunu elbisemin ye­rine aldım." der; elbiseci de: "Olur." derse, o zaman hem giyer, hem de satabilir. Fetâvâyi Kadihân'da da böyledir.

Fetvalarda şöyle zikredilmiştir:

Bez satan şahıs, temizlikçiye bir adam yollayıp, dört elbise ister; adam da üç elbise getirir ve temizlikçi: "Ben, dört elbise verdim." der; elçi de: "Bana elbiseleri verdi; fakat ben saymadım." derse; durum el-biseciye sorulur. Bu elbiseci hangisini doğrularsa, diğeri da'vâdan dü­şer; hangisini yalanlarsa, onunda yemin etmesi gerekir. Eğer yemin eder­se, berî olur. Eğer edemez ise, tazmin eder.

Eğer temizlikçiyi doğrularsa, ücretini vermesi gerekir.

Eğer temizlikçiyi yalanlar, o da yemin ederse, bu defa da temiz­likçi elbise sahibine ücretini verdiğine dair yemin verir.

Eğer o da yemin ederse, ücretten beri olur; değilse, üç elbisenin te­mizlik ücretini verir, dördüncü müstesnadır. Hâvî'de de böyledir.

Dînâri'nin Mütefernk Fetvâlan'nda şöyle zikredilmiştir.

Bir adam, temizlikçiye, iki günde yıkaması şartiyle elbise verip, üc­retini de verir; o da bu elbiseyi yanında tutar ve helak olana kadar yıka­mazsa onu tazmin eder. (öder)

Şayet ihtilaf ederler ve elbise sahibi: Ben sana "on güne kadar tek­mil olsun; demiştim." deyip müddetin geçtiğini söyleyerek, tazminat ister; temizlikçi de "Ben sana onu yıkamadan vermiştim." der; müddetde ta­yin etmezse bu durumda kimin sözü geçerli olur?

Vâkıâtü'l - Fetâvâ da: Uygun olanı, temizlikçinin sözünün geçerli ol­masıdır. Çünkü o, şartı inkâr eylemiştir, denilmiştir.

Sonra, o gün temizlemesini veya buna benzer bir şey istediği hâlde, o da, o gün bitiremeyip sonra bitirseydi ne olurdu? Ücret gerekir miydi?

Vâkıâlü'l-Feiâvâ'da şöyle denilmiştir: Uygun olanı, ücret ödememektir. Çünkü icâre akdi "helak olursa tazminat gelir." denilince kalmamıştır. Füsûlü'l - İmâdiyye'de de böyledir.

Bir adam, "eşyalarını şu yerden, şu yere götürmesi için" verdik­ten sonra, hamalla aralarında ihtilaf çıkar ve eşya sihibi: "Bu eşyalar benim değildir." der; hamal da: "Senindir." derse, bu durumda, ha­malın yeminle birlikte söylediği söz geçerli olur. Çünkü o emindir. Âmire de ücret vermek gerekmez.

Ancak bu şahıs', hamalı doğrulayıp eşyayı alırsa, onun ücretini verir.

Keza, bir kimse, hamala yiyecek yüklettiğinde, hamal ona: "Bu senindir." der; yiyecek sahibi de: "Benim yiyeceğim yeni idi; bu çok bozulmuş." derse, bu durumda yiyecek sahibinin sözü geçerli olur. Üc­ret de vermez.

Güzel olanı ise, hamalın sözünü geçerli sayıp onun ücretini vermek-dir. Eğer; yiyecek şey İki çeşit olur ve hamal arpa getirmiş; yiyecek sa­hibi ise: "Buğday idi." derse; yiyecek sahibi, hamalı doğrulamadıkca, ücret gerekmez.  Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.

Bir adam, eşyasını filan yere götürmek üzere, bir hamal icarla-yıp, onu simsara teslim etmesini söyler, hamal da tartıp teslim eder; sim­sar hamala: "Tartın, yazılandan noksandır. Ben, sana noksan olanın miktarı kadar ücret vermem." der; sonra da aralarında ihtilaf çıkar ve simsar: "Sana ücret ödenmiştir." der; hamal ise: "Hayır ödenmedi." derse, bu durumda hamalın sözü geçerli olur. Husûmete (da'vâlaşma-ya) ihtiyaç yoktur. Ancak husûmet, o yükü yollayan şahısla hamal ara­sında olur. Hulâsada da böyledir.

Uyûn'da, İmâm Muhammed (R.A.)'in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Bir adam, bir gemiciye, "şuraya götür." diyerek buğday yükü ve­rir, gemici o yere varır ve buğday sahibi: "Buğday noksandır." der; ge­mici onu ölçerek: "noksan değildir." derse, bu durumda buğday sahi­binin sözü geçerli olur.

Bu durumda gemici buğday sahibine: "Ölç, ölçüne göre ne kadar­sa, o kadarının ücretini alırım ." der.

Eğer buğday sahibi, gemiciden noksan için tazminat talebinde bu­lunursa; ücretin verildiği hususunda gemicinin sözü geçerli olur.

Sonra, buğday sahibine: "Buğdayını ölç, noksanı kadarının ücre­tini tazmin ettir-." denilir. Eğer maksad on çeki ise, âlimlerimiz bu görüştedirler.
Şayet murad ikincisinde ise, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre, buğ­day sahibi gemiciye tazminat yaptıramaz. Ancak ondan bir suç veya bir kusur olursa, tazminat yaptırabilir. Fetva da bununnizerinedir. Muzmeret'ta da böyledir. [45]


Eser: Fetvayı Hindiye

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Fetvayı Hindiye

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler