2- Acir'le Müste'cirin, Ücretteki Kusur Hususundaki İhtilafları

İcara veren zat, aldığı ücrette bir ayıp görür ve onu müste'cire geri vermeyi irâde eder ve bu dirhemler dinarlar, ölçülen şeyler veya tar­tılan şeyler gibi deyn olur, ve onu müste'cir doğrularsa; icara veren şa­hıs, onu müste'cire geri verebilir. İster ücret deyn olsun, ister ayn olsun fark etmez.

Eğer müste'cir icara veren şahısı yalanlar ve: "Bunu ben verme­dim." der ve ücret deyn olur; icara veren de: "Ben, onu yeni olarak almadım." derse ifâsı (= geri verilmesi) gerekmez. Ancak, dirhemleri aldığını ikrar ederse, —başkasını değil— kıyâs sözün reddedilmesidir. Istihsanda ise, yeminli olarak mucir tarafından geri verilir.

Eğermüste'cir icara verene karşı yeni dirhemleri aldığını ikrar ederse (Şöyle ki: "Ben sana taze olarak verdim." veya Ücretini aldın." yahut Ücreti ödedim." derse) bu durumda icara verenin beyyinesi kabul edil­mez. Muhıyt'te de böyledir.

Eğer ücret bizzat bir elbise olur ve önce" almış, sonra da onu aybı yüzünden müste'cire geri getirmiş, mütse'cir de: "Bu, benim verdiğim elbise değildir." demiş olursa, bu durumda mücte'cirin sözü geçerli olur.

Şayet ev sahibi, elbisenin ayıplı olduğu hususunda beyyine ibraz eder­se, onu reddeder. Ayıp ister az olsun, ister çok olsun farketmez. Reddi sebebiyle de akid bozulmuş olur. O güne kadar oturduğunun ücretini de alır ve bu ecrimisildir. Mebsût'ta da böyledir.

Yemiş (= meyve) satan bir şahıs, bir adamdan, bir yer icarlayıp orada aar satar; sonra da ordan çıkar ve aralarında oranın rafları ve diğer eşyaları hakkında ihtilafa düşerler; ev sahibi: "Ben, sana icara ve­rirken bunlar içerde idi." der: müste'cir de: "Hayır bunları ben yap­tım." derse Kıyâsen, ev sahibinin yemin ederek söylediği söz geçerli olur. İstihsânda ise müste'cirin sözü geçerli olur.

Bu sevap, değirmende ve diğer san'at yerlerinde de böyledir.

Aralarında ihtilaf çıkınca, san'atta örf ve âdet, icara veren şahsın olmamasıdır.

Bu kıyâsta da, istihsa'nda da böyledir. Hülâsa, bu cins meseleler­de, müste'cir tarafından yapılması âdet olan şeylerde müste'cirin sözü geçerlidir.

Bir ev hakkında ihtilaf çıkar ve icarcı: "Kapısını ben yaptım; üze­rinin ağacını ben attım." derse, bu durumda, ev sahibinin yeminli ola­rak söylediği söz geçerli olur. Muhıyt'te de böyledir.

Sergi, kapı sürgüsü, oluk, kiremit, kireç, ağaç yerine konulmuş kapı ve benzeri şeyler müste'cire aittir. Müste'cir bunların kendisine âit olduğunu belgelerse, bu belgesi kabul edilir.

Şayet evde su kuyusu, tuvalet çukuru kazılmış; müste'cir de: "Bun­ları ben yaptım." diyor ve sökeceğini (bozacağını) söylüyorsa; bu du­rumda ev sahibinin sözü geçerli olur.

Keza, evin kumaşı, perdesi, binadaki ağaçlar, merdiveni, (merdi­venden maksat binanın asıl merdiveni değil, süllem dedikleri evin üzeri­ne çıkmak için yapılan merdivendir.) hakkında müste'cirin sözü geçerli olur. Mebsût'ta da böyledir.

Ev sahibi eğer ikrar ederek: "Müste'cir, kireçlemiş (badana yap­mış) veya kiremitini koymuş; eve.bir kapı takmış kapıya bir sürgü yap­mış." derse; bunları müste'cir alabilir.

Şayet bunların alınması, eve zarar verecekse, ev sahibi bunların kıy­metini müste'cire verir ve onlar yerinde kalır. Hulâsa'da da böyledir.

Eğer evde yapılan tennur ( — tandır) hakkında ihtilaf ederler ve müste'cir: "Ben yaptım." derse, onun sözü geçerli olur. Çünkü, o ihti­yacına binâen onu yapmıştır. Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.

Şayet evde, arılık (- kovan) veya gusülhâne varsa, bunların da tamamı, - diğer eşyalar gibi - müste'cirindir. Mebsût'ta da böyledir.

Müste'cir evden çıktıktan sonra, aralarında evde bulunan kapı, şerir, sürgü gibi şeyler hakkında ihtilaf çıkarsa, bu durumda ev sahibi­nin sözü geçerli olur.

Şayet, bunlar yerlerinden ayrılmayan (sabit) şeyler iseler bu böyledir. Eğer sabit değillerse, (sergiler, kaplar odunlar gibi.) bu takdirde, müste'cirin sözü geçerli olur. Gıyâsiyye'de de böyledir.

Ancak, çatal kapının bir kanadı sabit, diğer kanadı seyyar ise ve­ya tavandan düştüğü bilinen bir tahta varsa bunlar icara veren şahsındır.

Tennurda örfe itibar edilir.                                 

Eğer ev sahibi, karcıya, "olduğu yerde, bir bina yapmasını" söy­lemiş ve icara sayacağını bildirmiş olur ve binanın yapımında ittifak et­tikleri hâlde, ücretinde ihtilaf ederlerse, bu durumda mal sahibinin sö­zü geçerli olur.

Beyyineye gelince, bu durumda müste'cirin bejyinesi geçerli olur.

Keza, eğer ev sahibi: "Açıklama yapmadan, benden habersiz niye yaptın?" derse bu durumda ev sahibinin sözü geçerliolur. Mebsût'ta da böyledir.

Âlimler şöyle demişlerdir.

Bu hâl, müşkil zamanlarda olur. Şöyleki: San'at ehli ihtilaf ederler ve ba'zıları,ev sahibinin dediği gibi der ve gerçekten o, ev sahibinin yaptığı gibi masrafları yapmıştır; bu durumda o miktarı isteme hakkı vardır.

Bâzıları da: "Hayır, müste'cirin dediği miktarda hakkı vardır." buyurmuşlardır.

İhtilafları halinde, müste'cir, "fazla ücret verdiğini"; ev sahibi de "onu; —inkâr ederek— almadığını" söylerse, onun sözü geçerli olur.

Fakat, sanatkârlar birinin sözü üzerinde toplanırlarsa, onun sözü geçerli olur. Muhıyt'te de böyledir.

Kapıda iki kanat bulunur ve onların biri düşmüş, diğeri duruyor

olur ve düşen hakkında ihtilaf ederlerse bu durumda ev sahibinin sözü geçerli olur. Eğer o diğerinin kardeşi ise bu böyledir.

Şayet başka yere nakledilmiş ise bu durumda müste'cirin sözü ge­çerli olur.

Eğer evin tavam tahtalanmış ve bu tahtalardan birisi düşmüş olur; bu durumda icarlayan ile ev sahibi ihtilaf ederler ve ev sahibi: "Bu, ta­vanın tahtasıdır." der; müşte'cir de: "Benim." derse; —her ne kadar yeri değişmiş olsa bile— ev sahibinin sözü geçerli olur.

Bir adam, yurdundan birine bir ev icara verir; o evde de oturan bulunur; her aylığı bir dirheme olmak üzere adam ev ile başbaşa kalır ve ev sihibi: "Haydi otur." der; ay başı gelince de, ev sahibi kirasını isteyince: "Ben oturmadım; içinde adam var." der; sakin de, bunu ik­rar veya inkâr ederse, bu durumda sakinin sözüne itibar edilmez.

Sakinin sözü kabul edilmez de, ihtilaf âcir ile müşte'cir arasında kalırsa, bu durumda bakılır. Eğer müşte'cir evde oturuyorsa, münaza halinde ev sahibinin sözü geçerli olur. Ona, icar vermek gerekir.

Eğer müşte'cir başka evde oturuyorsa, müstecirin sözü geçerli olur ve icar gerekmez.

Bir adam, diğerinden, bir ev kiralar ve ay başı gelince ev sahibi evinin icarını ister; müşte'cir de: "Sen, onu, bana icara vermedin; ari­yet olarak verdin." veya "...ücretsiz oturttun." der; ev sahibi de bunu inkâr eder ve ikisinin de beyyinesi olmazsa, bu durumda, evde oturan şahsın yeminle birlikte söylediği söz geçerli olur.

Eğer her ikisi de beyyine ibraz ederler ve icarlayan: "Ben, o evi ariyet olarak almıştım." derse, ev sahibinin sözü geçerli olur.

Müşte'cir: "Sen, onu bana, ariyet olarak (veya ücretsiz) verdin." der ve ev sahibi de bunu inkar eder ve hiç birinin beyyinesi bulunmaz­sa, bu durumda, evde oturan şahsın yeminle birlikte söylediği söz ge­çerli olur.

Eğer her ikiside beyyine ibraz ederlere bu durumda ev sahibinin bey­yinesi geçerli olur.

Keza her ikisinin de beyyinesi olmaz ise, o zaman, evde oturan şahsın yeminle birlikte söylediği söz kabul edilir.

Eğer ikisinin de beyyinesi olursa, işte o zaman ev sahibinin beyyi­nesi geçerli olur.

Şayet sakin: ""Ev, benim evimdir. Senin hakkın yoktur." derse; o zaman, ev sahibinin yeminle birlikte söylediği söz geçerli olur.

Eğer müşte'cir: "Bu ev, filanındır. Bana vekâlet verdi." der ve is-bat getirirse, bu durumda sakinin sözü geçerli olur.

Hasmı müddeî (= da'vâcı) olur.

Şayet, her ikisi de beyyine getirirlerse, bu durumda hibe eden şah­sın beyyinesi kabul edilir.

Bunların tamamı, sakinin, kiranın aslını kabul etmemesi hâlinde böyledir.

Fakat, kiranın aslını kabul ederse, sonraki hîbe ve ariyet iddiasi doğ­rulanmaz. Ve bu şahsın kira ücreti ödemesi gerekir.

Ancak, müşte'cir beyyine ibraz ederse, muhayyer kalır.

Şayet, her ikisi de biyyine ibraz ederlerse, bu durumda kendine ba­ğış yapılan şahsın beyyinesi kabul edilir.

Bunların tamamı, sakinin kiranın aslını ikrar etmemesi hâlinde ge­çerli olur.

Fakat, kiranın aslını ikrar eder; sonra da "ariyet veya hîbe olduğunu" söylerse bu gibi durumlarda ücreti müşte'cir öder.

Eğer müşte'cir, ev sahibine: "Sen, bana bağış yaptın." veya "Ari­yet verdin." derse, sözü tasdik edilmez.

Ancak, müşte'cir beyyine ibraz ederse, onun sözü geçerli olur.

Eğer müşte'cir icarladığı yeri görmeyi şart koştuğu hâlde görme­miş olur ve bu hususta beyyinesi bulunursa, onu görmesi gerekir. Mu-hıyt'te de böyledir.

Bir adam, bir aylığına, bir ev icarladıktan sonra, bu müşte'cir, icara veren şahsın, o evi icara verdikten sonra sattığım iddia eder; icara veren zat da, onu inkâr eder, böylece bir müddet geçerse, âlimler: "Bu durumda icare lâzım gelir. Çünkü, icârede ittifak etmişler; satış ise, sa­bit olmamıştır." demişlerdir. Fetâvâyi Kâdihân'da da böyledir.

Bir adam, evini, diğerine o evde durduğu müddetçe, aile etrafı­nın masrafını karşılamak üzere icara verse, bu icara fâsiddir.

Bu durumda, icara tutan şahıs, oturduğu kadar ecri misil verir, di­ğer fâsid olan icâreler gibi...

Şayet, müşte'cir: "Aile etrafına masraf yaptım." der, ev sahibi de: "Yapmadın." derse, bu durumda ev sahibinin sözü geçerli olur.

Her ikisi de beyyine ibraz ederlerse, müste'cirin beyyinesi geçerli olur.

Bir adam, aylığı on dirheme bir ev icarlayıp, bir gün veya iki gün o evde oturduktan sonra, başka bir eve taşınır; ev sihibi de tam aylık ister; müşte'cir ise: "Ben bir (veya iki) günlüğüne icarladım." derse, onun sözü geçerli olur.

İkisi de beyyine ibraz ederlerse, icara verenin beyyinesi kabul edi­lir. Zehıyre'de de böyledir.

Bir adam, aylığı bir dirheme, bir ev icarlayıp, o evde iki ay otu­rursa, birinci ayın icarı, diğerinden başka olur.

Eğer ikinci ayda, o evin bir yeri yıkılırsa, tazminat gerekir.

Eğer önceki ayda yıkılmış olsaydı, tazminat gerekmezdi.

Şayet ihtilaf ederler ve müşte'cir: "Ev birinci ayda yıkıldı." der, ev sahibi ise: "Bu ev ikinci ayda yıkıldı. Sana tazminat gerekir." derse; bu durumda, müste'cirin yeminli olarak, söylediği söz geçerli olur.

ikisi de beyyine getirirse, ev sahibinin beyyinesi geçerli olur. Mu-hıyt'te de böyledir.

Eğer o evde, bir aydan bir gün veya iki gün fazla oturmuş; müş­te'cir de: "Önceki ayda yıkıldı." derse; onun sözü geçerli olur. Çünkü o gâsıbtır. Mebsût'ta da böyledir.

Bir adam, bir yurt veya bir evi, içinde bir ay oturmak üzeri icar­lar; ev sahibi, ona anahtarı verir ve bir ay tamam olup, ev sahibi icarını isteyince, müşte'cir: "Benim kapıyı açmaya gücüm yetmedi." der; ica­ra veren ise: "Hayır, açtın ve oturdun." der ve her ikisinin de beyyinesi olmazsa bu durumda anahtara bakılır: Eğer anahtar açıyor ve sonra da kitliyorsa, ev sahibinin sözü geçerli olur. Müste'cirin sözüne inanılmaz.

Şayet bunun aksine ise, müste'cirin sözü geçerli olur. Fetva da bu­na göre verilir.

Şayet hir ikisinin de beyyinesi varsa; ev sahibinin beyyinesi kabul edilir. Her ne kadar anahtar kapıyı kolay açmasa bile böyledir. Cevâhi-rü'l - Ahlâtî'de de böyledir.

Bir adam, evini bir seneliğine icara verir; sene tamam olur; evi geri alıp süpürür ve oturan müste'cire: Benim, evde dirhemlerim kal­mış. Sen oturdun ve onları attın." ev sahibide bunu tasdik ederse, on­ları tazmin eder.

Şayet inkâr ederse, bu durumda, onun yeminli olarak söylediği söz geçerli olur. Kübrâ'da da böyledir.

Bir adam, diğerinden, belirli bir müddetle bir hamam icarladık-tan sonra, icare miktarı hakkında ihtilafa düşerlerse, hamam sahibinin sözü geçerli olur. İcar müddeti tamam olurca kül ve gübre çok olur ve hamam sahibi: "Gübre benimdir." icarcı da: "Benimdir." derse, bu durumda daha önce hamamcının olduğu bilinmiyorsa müste'cirin sözü geçerli olur. Küle gelince, eğer müste'cirin işi ise, onu da ikrar ediyor­sa, onu o nakleder ve kaldırır. Şayet inkâr ediyorsa, onun sözü geçerli olur. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kadının belirli bir ziynet eşyasını, sabahtan akşama kadar kul­lanmak üzere icarlaması caizdir.

Bu kadın, o zinet eşyasını, oir başkasına kullandırırsa, - zayi olma­sı hâlinde - kendisi tazmin eder ve ona icar gerekmez.

Eğer, ziynet sahibi ile aralarında, giyip - giymeme hususunda ihti­laf çıkar ve sahibi: "Sen, giydin." der; diğeri de: "Ben başkasına giy­dirdim." derse, bu durumda ziynet sahibinin sözü geçerli olur.

Bu ihtilaf ücret hakkındadır. Şöyleki: Ziynet sahibi: "Sen giydin; ücretini sen vereceksin." diyor, kadın da: "hayır, onu başkasma giy­dirdim, bana ücret yoktur." diyor..

Âlimler: "Bunda kıyâs, evde söylendiği gibidir." demişlerdir.

Eğer münaza zamanı, ziynet eşyası kadının yanında ise, bu durumda ziynet sahibinin sözü geçerli olur.

Şayet, ziynet eşyası başkasının yanında ise, bu durumda kadının sözü geçerli olur.

Eğer o eşya zayi olursa, ziynet sahibinin olarak zayi olmuş ohrr. Kadım tasdik ederse, kadın onu tazmin eder; bu durumda ücret gerekmez.

Eğer kadını yalanlarsa, kadın tazminattan beri olur; sonra da ziy­net sehibinin sözü geçerli olur.

Şayet ihtilaf bir hayvan hakkında olur ve müste'cire "Küfe'den, Bağ-dad'a kadar, on dirheme icarladım." der; hayvan sahibi de:"Hayır, Kü­fe'den Kasr'a kadar, on dirheme, sana icara verdim." der. (Kars, yarı yoldur.) ve her ikisi de davalarını isbat edemezlerse bu durumda, karşı­lıklı, birbirlerine yemin verirler ve ona göre hareket ederler.

Şayet birisi isbat ederse, onun beyyinesiyle hükmedilir.

Her ikisinin de beyyinesi olursa , İmâmı Ebû Hanîfe (R.A.): "Önce Bağdad'a on beş dirheme hükmedilir." buyurmuş sonra da: "Bağdad'a kadar, on dirheme hükmedilir." demişlerdir.

Bu aynı zamanda İmâmeyn'in de kavilleridir. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, belirli ber yere kadar, bir hayvan icarlar ve ona ne yük­leyeceğini söylemez ve taraflar da'valaşırlarsa, icaresini verir. Şayet hay­vana bindi veya yük yükledi ise, o zaman istihsanen konuşulan ücreti verir.

Köle de - ücreti belirtilmemişse böyledir. Mebsût'ta da böyledir.

Bir adam, diğerinden bir hayvan icarladığında hayvan sahibi o hayvanın eğerini, gemini vermez ve "Ben, onu sana çıplak icara ver-dim." der; icarlayan da: "Ben, onu eğerli ve gemli icarladım." derse bu durumda hayvan sahibinin sözü geçerliolur. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, Bağdad'dan Rey şehrine kadar belirli üç hayvan icar-îarsa, bu caiz olur.

İcâre caiz olunca, bu hayvanların sahibi, onları birine satar veya bağışlar yahut tasadduk eder, icara verir veya ariyet veya emanet bıra­kır ve kiralayan adam da gelerek, o hayvanları başkasının elinde bulur ve onları icarladığını beyyinlemek isterse, beyyinesi geçerli olur mu?

Burada iki durum vardır: Hayvan sahibi, ya bu hayvanları, icarla­yan şahıs o huzurda iken, öyle yapmıştır; veya müste'cirin gıyabında öyle yapmıştır.

Eğer hazırda iken yapmışsa, aleyhine olan beyyine kabul edilir.

Şayet, müste'cirin beyyinesi kabul edilince icarı kabul ederse ve hay­van sahibi şayet mecburiyet karşısında satmışsa, (Şöyleki: Borcu vardır ve o acele ödenecektir..) bu durumda müste'cirin yapacağı bir şey yoktur.   .

Eğer özürsüz olarak satmışsa, müste'cir haklıdır ve icâre müddeti bitene kadar, hayvanları alır.

Şayet icara veren şahıs, mal sahibi değilse, veya onu bağış, sadaka yapmışsa, müste'cir, icâre müddetince, o hayvanları yine tasarruf edip, icarda kullanır. Cevap aynıdır.

Bu hâl, hayvan sahibi hazır iken böyledir. Fakat o hazırda değilse, müste'cirin beyyinesi yine kabul edilir.

Şayet hayvanlar müşterinin veya kendisine tasadduk ve bağış yapı­lanın elinde ise, bu defa icarci, onlarla da'valaşır.

Şayet hayvan sahibi, onları zaruretine binaen satmışsa, bu durum­da müste'cirin bir hakkı kalmaz.

Eğer özürsüz satmış veya bağış ve sadaka etmişse, müste'cir o hay­vanlara hak sahibi olur; icarlarını da öder.

Fakat, hayvanlar karcının veya ariyet bıraktığı yahut emanet etti­ği kimsenin elinde bulunuyorsa, bu durumda, onun beyyinesi kabul edilmez.

Kitab'da(el-Asl'da) ise: "Müste'cir haklıdır, kanonlara verir." de­nilmiştir. Önceki icarcı mı? Yoksa ikinci icarcı mı? İşte bu söylenme­miştir. Buna tafsilat icabeder.

Şayet hayvan sahibi huzurda ise, önceki müsteVir haklıdır.

Eğer hayvan sahibi hazırda değilse ikinci icarcı haklıdır.

Çünkü hayvan sahibi huzurda olmuş olsaydı, önceki müste'cirin o hâlde haklı olduğu tahakkuk eder ve beyyinesiyle hakkı sabit olur; hâkim de hükmünü ona verirdi.

Fakat, hayvan sahibi hazır olmayınca, önceki müste'cirin beyyine­si kabul edilmez de ikincinin kabul edilir; o daha haklı olur.

Şeyhu'l-İslâm Hâher-Zâde, şöyle buyurmuştur:

Bu durumda ikinci müste'cir, birinciyi da'vâ edemez.

Şeyhu'l-İslâm ez-Zâhid Ahmed et-Tavâvîsi ve Şeyh Falını I-İsla m Ali el-Pezdevi, şöyle buyurmuşlardır:

Eğer mal elinde bulunan şahıs beyyinesi varsa, o kabul edilir ve o da'vâ eder. Müste'cir ile müsteîr ve kendisine emânet bırakılan şahıs ara­sında fark vardır. Zehiyre'de de böyledir.

Bir adam, bir hayvan kiralamak ister; hayvan sahibi de: "Köle­mi de kirala; o sana ve hayvana tabi olsun. Onların masraflarını da ki­ralarından yap." derse bu caiz olur.

Kiralayan şahıs, bu kölenin de, hayvanın da nafakasını verir ve bu köle ondan çalar; bunu da hayvan sahibi ikrar ederse, kiracı berî olur.

Şayet kölenin' kirası veya onun nafakası hakkında ihtilaf ederlerse, o zaman mal sahibinin sözü geçerli olur. Zehiyre'de de böyledir.

Kiralayan şahsa, o köleyi kiralayıp kiralamadığı hususunda bey­yine gerekir.

Eğer kiralayan vekil olur; köleyi kiraladığını da söyler; köle de bu­nu ikrar ederek, nafakasını (ücretini) aldığını söyler ve: "Yanımda zayi oldu." derse, onun sözü geçerli olur. Zehiyre'de de böyledir.

Şayet hayvan sahibi ikrar eder ve köleye verildiğini inkâr ederse; kölede bunu ikrar ederse, bu durumda kölenin sözü kabul edilir. Zahi-riyye'de de böyledir.

Bir adam, bir yere gidip gelmek üzere bir hayvan icarladığında, hayvan sahibi yolda ölürse, icâre bozulmuş olmaz.

Bir adam, bir hayvanın başını çekmek üzere icarlansa, bu caiz olur. Ve,icarı, icarlayan şahsa ait olur; vârislere müracaat edemez. Şa­yet vârisler ile, kiralayan şahıs arasında ihtilaf çıkar ve vârisler: "Sen, bu hayvanı, babamızdan masrafı sana ait olarak, icarladın." derler ki­racı da bunu inkâr ederse, bu durumda kiracının sözü geçerli olur.

Eğer, her iki taraf da beyyine ibraz ederlerse, vârislerin beyyinesi kabul edilir.

Bir adam, iki kişiden, Bağdad'a gidip gelmek üzere, bir hayvan icarladığında, hayvan sahihlerinden birisi: "Biz, onu, sana on dirheme icara verdik.' * diğeri de.. ' 'onbeş dirheme verdik.'' der ve bu ihtilaf icar verildikten sonra çıkar, ikisinin de beyyinesi bulunmaz; müste'cir ise iki­sini de yalanlayarak, "icârenin beş dirhem olduğunu" söylerse, bu durumda karşılıklı yeminleşme icabeder. Yeminleşirlerse icâre ve akid bo­zulur. Belirli bir şeyin satışında olduğu gibi..

Eğer müste'cir, onlardan birinin sözünü doğrularsa, (Şöyleki: "On dirhem diyen doğrudur." derse) yeminleşmeye hacet kalmaz; hakim on­lara yemin ettirmez.

Şayet, ikisi de yemin isterlerse, hâkim akidlerini bozar, diğerinin hissesi, beş dirhem olarak kalır.

Bu bütün âlimlerimize göre böyledir.

Eğer o iki kişiden birisi ölür ve İhtilaf icar ödendikten sonra çıkar­sa, bu durumda, müste'cirin yeminli olarak söylediği söz geçerli olur. Eğer her iki tarafın da beyyinesi varsa, her birisi için nısıf {= yan) hükmedilir. "On beş dirhem" diyene yedi buçuk; diğerine de beş dir­hem hükmedilir.

Bu, icarda ihtilaf olduğu zaman böyledir.

Fakat, ihtilaf mesafenin ücretinde olur ve onlardan birisi: "Sana, bu hayvanı Medâin'e kadar icara verdik." der; diğeri de: ''Bağdad'a kadar verdik." der ve kirasında ittifak ederler, bunu da gitmeden önce yaparlar; müste'cir ise, her ikisini de yalanlayıp başka bir yere gideceği­ni söylerse, karşılıklı yeminleşirler. Yeminden sonra, hâkim akidlerini bozar. Eğer müste'cir birinin dediğini doğrularsa, onunla karşılıklı ye­minleşme olmaz; diğeri ile yeminleşirler. O da yemin ederse, hepsinin akdi bozulur.

Şayet bu ihtilaf gidip geldikten sonra olursa, bu durumda icara ve­renin sö,zü geçerli olur; o yemin de eder.

Şayet, her ikisi de beyyine ibraz ederlerse, miste'cirin beyyinesi ge­çerli olur. Bu, onların dedikleri yerden uzakta olursa böyledir. Muhıyt'-te de böyledir.

Bir adam, Bağdad'a kitap yollamak için bir hayvan ve bir köle icarlar ve taraflar arasında ihtilaf çıkar ve bu ihtilaf, işin yapılıp yapıl­maması hakkında olur ve gönderen inkâr ederse, bu satıcının, sattığı şeyi müşteriye teslim ettiği iddiası gibidir.

Şayet ücretin verilip verilmediği hususunda ihtilaf ediliyorsa, bu du­rumda kölenin sözü geçerli olur. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, Bağdad'a kitap götürmesi için, bir köle icarlar ve bu köle: "Kitabı götürdüm." dediği halde kitabı yollayan zat: "Götürme-din." der; bu durumda köle, kitabı verdiğine dair bir beyyine ibraz ederse, götürdüğü beyyine ile sabitleşmiş olur ve gönderen şahıstan ücretini alır.

Şayet gönderilen zat: "Ben, onun ücreti olan, on dirhemi verdim." derse, onun da gönderen gibi, beyyine getirmesi gerekir. Eğer köle,  beyyine ibraz ederek, "Bağdad'a vardığına ve adamı bulamadığını" söylerse, ücreti hak etmiş olur. Mebsûl'ta da böyledir.

Bir adam, diğerinden, bir hayvan kiraladığı hâlde, onun katır veya eşek olduğunu söylemez, adam da eşeği getirir ve aralarında ihtilaf çı­kar; kiralayan: "Ben, şu katırı senden beş dirheme kiralamıştım." hay­van sahibi de: "Sen, beş dirheme bu eşeği kiraladın." derse, bu ihtila­fın binmeden önce olması hâlinde, ikisine de beyyine gerekmez, karşı­lıklı yeminleşirler.

İhtilaf, bindikten sonra çıkmışsa; bunlardan hiç birinin de beyyi-nesi olmaması halinde, müste'cirin sözü geçerlidir.

Şayet, her ikisinin de beyyinesi var ve beyyineleri arasında da men-faatda ihtilaf bulunuyorsa, bu da binmeden Önce olmuşsa, bu durum­da müste'cirin beyyinesi geçerlidir.

Eğer ihtilaf ücrette olur; o da bindikten sonra meydana gelmiş bu­lunursa, bu durumda, hayvan sahibinin beyyinesi geçerli olur. Muhıyt'-te de böyledir.

Bir adam, Küfe'den Fâris'e gitmek üzere, belirli bir şehir ismi söyleyerek bir hayvan icarlarsa, bu icâre caiz olur. Şayet nakit huşu-sunda ihtilaf ederler ve müste'cir: "Ben, sana Fars ücreti verdim; Fâris ise yakın yerdir." der hayvan sahibi de: "Hayır, Küfe ücreti vermen gerekir. Çünkü akid Küfe'yedir; Kûfe'nin ücreti ise, çoktur. "Senin, akid yaptığın yerin ücretini vermen gerekir" derse; müste'cirin onu vermesi icâbeder. Zehiyre'de de böyledir.

Köyde fasid olan bir icare kullanılır ve taraflar davâlaşırlarsa, o işin ecr-i misli gerekir. İki yerin ecr-i misli ayrı ayrı olursa, iş veren, adamı icarladiğı yerdeki ecr-i misli öder. Gınye'de de böyledir.

Bir adam, Hire'ye kadar, bir hayvan icarladığında, hayvan sahibi: "Bineceğin hayvan budur." der ve Hire'den dönünce aralarında ih­tilaf çıkar; kiralayan zat: "Ben Hire'ye gitmedim; ücret gerekmez." hay­van sahibi de onun gidip geldiğini bilmeden : "Hayır, sen Hire'ye git­tin, senin ücret vermen gerekir." derse, bu durumda rryüste'cirin sözü geçerli olur.

Şayet mal sahibi, onun gidip geldiğini biliyorsa, o zaman mal sahi­binin sözü geçerli olur. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, akşama kadar, bir dirheme, bir hayvan icarlar; hay­van sahibi de ona bineceği hayvanı göstererek: "İstersen ona bin." der; akşam olunca da kirada ve binmede ihtilafa düşerler ve bu hayvanı, hay­van sahibi karcıya teslim etmiş olursa, icarı hak etmiş olur. Yok eğer, teslim etmemişse, ona ücret verilmez. Hayvan sahibinin, müste'cirin o hayvana bindiğini belgelemesi (isbat etmesi) gerekir. Mebsût'ta da böyledir.

Bir adam, köle bir terziyi, her aylığı belirli bir ücretle, beraber elbise dikmek üzere icarladıktan sonra, bu terzi icâreyi inkâr eder, köle ise iddia eder; kölenin sahibi de, onun icarlandığını isbat eder ve o ayın ücreti hakkında İhtilafa düşerlerse, hâkim bütün ayların ücretini ver­mesine hükmeder.

Eğer o zaman içinde, bu köle ölürse, terziye bir tazminat gerek­mez; ancak, çalıştığı ayların ücretini öder.

Terzi, "bu kölenin, o şahsın kölesi olduğunu" söyler ve "...yalnız gâsibdir." derse, mes'ele yine değişmez. Serahsî'nin Muhıyt'inde de böyledir.

Bir adam, bir su değirmeni icarladığında onun taşlarından birisi kırılırsa bu bir özürdür.

Veya çarkı kırılırsa, yine icâre feshedilir.

Keza, bu değirmenin evi yıkılır ve taraflar ihtilaf ederlerse, burada iki durum söz konusu olabilir:

Ya kırıldığı hususunda ittifak ettikleri halde kırılma müddetinde ihtilafları vardır. Veya, kırılıp kırılmadığında ihtilafları vardır. Bunun cevabı, suyun kesilme müddetindeki ihtilafa verilen cevabın aynısıdır. Veya aslında suyun kesilip kesilmediği cevabı gibidir. Zehiyre'de de böyledir.

Bir kimse, Bağdad'a gitmek üzere bir deve icarladığında taraflar çıkış vaktinde ihtilafa düşerlerse, bu durumda müste'cirin sözü geçerlidir.

Yolu tayin hususunda ihtilaf çıkar ve değişik iki yol bulunmazsa, hüküm yine böyledir. Şayet, ayrı ayrı yollar varsa, onlardan birini tâ­yin etmek lâzımdır. Hıılâsa'da da böyledir.

İki kişi,-Rey Şehrinden Kûfe'ye gitmeküzere, belirli bir ücretle bir hayvan icarlar; Kûfe'ye giderler; sonra da hâkim huzurunda da'vâ-laşırlar ve onlardan birisi: "Hayvanı, filandan Kûfe'ye kadar gelip git-mek üzere kiraladık" diğeri ise: "Mekke'ye gitmek üzere, filandan ki­raladık." der; ikisinin de beyyinesi bulunmazsa, bu durumda hâkim, o hayvanın, ikrar olunan zatın malı olduğuna hükmeder. İcâre verilme­sine de hükmeylemez. Bu şahısların ikisini de dedikleri yere gitmekten men eder.

Şayet bu şahıslar, bir görüşte birleşirlerse, hâkim onları bırakır; de­dikleri yere giderler. Bu şahıslardan herbiri, iddialarını isbat eden belge ibraz ederlerse, hâkim onlara "hayvana binmemelerini; iddia eyledik­leri yere kadar, o hayvanın nafakasını temin etmelerini" emreder. Şa­yet, "sahibine geri götüreceklerini" beyan ederlerse, bu böyledir.

Değilse, onlara "hayvana nafaka temin etmelerini" emretmez. O hayvanı satmalarını emreder.

Hayvanı satınca da "bedelini ellerinde tutmalarını" söyler.

Şayet, hâkim, "bu hayvana o zamana kadar yaptıkları masrafa inan-dırirlarsa, bu durumda hâkim, "onların, masrafları kadarını almalarına" hükmeder. Tatarhaniyye'de de böyledir.

Bu şahıslardan her biri, hayvan sahibine verdikleri kirayı hâkim­den talep ederlerse; hâkim, bunu onlara vermez. Çünkü, O gıyaba hük­metmek olur. Fakat paralarını, o hayvanın sahibinin öldüğünü isbat ede­ne kadar —ellerinde tutmalarını söyler. Onu isbat etseler bile hâkim, onların dâvasını dinlemez ve hayvanın satımına da, nafakasına da hü­küm vermez. Çünkü, bu gıyabî hüküm olur. Gaibin malım hıfzetmek gerekir. Hâkim, hangi tarafı isterse, oraya meyleder. KâfPde de böyledir.

İki kişi, Bağdad'dan Kûfe'ye gidip gelmek üzere, bir hayvan icarlayıp Kûfe'ye varırlar ve onlardan biri Bağdad'a geri dönmek istemez­se, bu icârenin feshi için bir özürdür.

Şayet, bu işi, icârenin feshi için, hâkime çıkarırlar; bu durumu da doğrularlar; ancak beyyineleri bulunmazsa; bu durumda hâkim, bir şeyle itiraz eylemez.

Eğer doğruluklarına inamlabilecek beyyineler bulunursa bu durumda hâkim, icâreyi feshetmez. Gaibe göre hükmedilmez. Fakat, dilerse, ya­rısını arkadaşına icara verir.

Kitaba (e!-Asl'a) göre hâkim, o hayvanı Bağdad'a dönecek olan şahsa yeniden kiraya verir. Bunun manâsı: "Hâkim, Kûfe'ye gelip, orda ka­lacak olan şahsın hissesini, icara verir." demektir. Hâkim isterse, Bağ­dad'a gidecek başka bir kişiye, onun hissesini kiraya verir ve birlikte Bağdad'a giderler.

Eğer Bağdad'a gidecek kimse bulunmazsa, ona önceki adam, his­sesine Bağdad'a kadar emânet edebilir mi?

Bu husus, kitapta (el-Asl'da) zikredilmemiştir.

Kitabın, bir başka yerinde: "dilerse yarısını kira, diğer yarısını da emânet olarak verir." diye yazılmıştır.

O takdirde geri dönen adam, bu hayvana, bir gün biner, diğer bir gün binmez.

Bu, İmâmeyn'in görüşüdür.

İmâm Ebû Hanife (R.A.) ise: "Başka birinin, o hayvanın yarısını icâr-laması, süyû mekânında olduğundan dalayı caiz değildir." buyurmuş­tur. Muhıyt'te de böyledir.

İbnü Semâ ve Hişâm'ın Nevâdirleri'nde, İmâm Muhammed (R.A.)'in şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

Bir adam, başka bir adamdan, belirli dirhemler karşılığında bir ev icarlar; bir başkasıda, beyyinesiyle o eve sahip çıkıp: "İcarcıya, icara veren şahısa, icara vermesini ben söyledim; sen ican bana yereceksin." der; icara veren şahıs da: "Ben, o evi ondan zoraki aldım; icarı bana vereceksin." derse, bu durumda asıl ev sahibinin sözü geçerli olur ve icarı alır.

Önce icara veren şahıs, gasbeylediğini belgelese bile, bu beyyinesi kabul edilmez.

Eve müstehak olanın ikrarını beyyinelerse, ° zaman icarı o alır.

İcara veren şahıs, o araziye bir ev yapıp,.bu binayı da icara ver­diğinde, asıl yer sahibi: "senin ev yapmanı ben söyledim; icara vermeni de emreyledim." der; icara veren şahıs da: "Ben, burayı gasbeyledim; bina yaptım ve icara verdim." derse, bu durumda, o yerin üzerine bina yapılmadan önceki kıymetine göre, icâre taksim edilir. O evin yerine isa­bet eden icar, o yerin sahibinin olur; eve isabet eden icar ise, evi yapa­nın olur. Zehıyre'de de böyledir.

Ebû Bekir şöyle demiştir:

Bir adam bir hayvan icarlayıp Semerkant'a gider; başka bir adam da gelerek, "o hayvanın, kendisinin olduğunu" iddia ederse, ona ina­nılmaz. Bu durumda, o hayvanı icara veren zat, onu satan şahsa müra­caat edebilir mi?

"Hayır, mürâcaaat edemez." denilmiştir. Buna, Ziyâdât Kitabında, ikinci babda işaret vardır. Şöyleki: Abdullah'ın yanında bulunan bir câ­riye hakkında İbrahim, Mtahammed'e: "Bu cariyeyi sana sattım ve onu sana teslim eyledim. O adam senden gasbeylemiş." der; Muhammed de bunu doğrularsa; bu durumda İbrahim'in, onun bedelini Muhammed'-den alma hakkı yoktur.

Cariyeye, bir hak sahibi çıkar; bu cariyede Abdullah'ın yanında bu-lurursa, bu durumda Muhammed, İbrahim'e mürâcat edemez.

Şayet iddia olunan bir hayvan olur ve bir adam iddia ederek: "Bu hayvan benimdir." der ve "kendisinden, onu diğerinin gasben aldığını" söylerse, da'vâsı dinlenir, İcara veren şahsın, kendisine o hayvanı satan şahsa müracaat hakkı vardır.

Bir adam, diğerinida'vâederek: "Ben, elinde bulunan bu evi fi­landan sen icarlamadan şu kadar zaman önce icarladım." derse; ev elinde bulunan şahıs, buna karşı ne yapar? {carladığını isbat etmek"isterse, kabul edilir mi?

Burada iki durum söz konusudur: bu adam ya evi bilfiil elinde bu­lunduran şahsı da'vâ eder ve ona: "Ben, bu evi filandan icarladım ve ondan teslim aldım. Sen, benden haksız olarak aldın. Veya benden gas­ben aldın." derse, beyyinesi kabul edilir.

Fakat: "Ben, seciden önce, filandan icarlamıştım. O sana teslim et­miş." derse, beyyinesi kabul edilmez. Muhıyt'te de böyledir.

Müste'cir, boş bir yeri icarladığını iddia eder; icara veren şahıs da: "O meşgule ve ekili idi." derse, mevcut duruma bakılır. Eğer arazi boş ise, müste'cirin sözü geçerli olur. Şayet mekul ise, icara veren şah­sın sözü geçerli olur.

Muhtar olan da budur. Hızânelü'l-Müffîn'de de böyledir.

Bir tellal, bir adamın emriyle, onun bir yerini sattığında, yer sa-'hibi: "Sen, onu ücretsiz sattın." der; tellal da: "Hayır, ücretle sattım." derse, bu tellalın meşhur bir kimse olması ve insanların mallarını sat­makla tanınması hâlinde, âmir doğrulanmaz ve tellala ücret verilir. Ve bu ücret, ecr-i misil olarak verilir. CevâhinTl-Ahlâtî'de de böyledir.

Bir çoban hayvan sahibine: "Hayvanın öleceğinden korktum ve boğazladım." der; mal sahibi ise bunu inkâr ederse; bu durumda mal sahibinin sözü geçerli olur. Çobanın beyyine getirmesi gerekir. Kerderi'-nin Vecizi'nde de böyledir.

Muhiyt sahibinin fevâid isimli kitabında şöyle zikredilmiştir: Ço­banla mal sahibi ihtilafa düşerler ve çoban: "O (hayvan) ölü iken, ben onu boğazladım." der; mal sahibi de: "O diri iken boğazladın." derse; bu durumda çobanın sözü geçerli olur.

Nevâzil'in Sayd Bahsin'de şöyle zikredilmiştir:

Bir yabancı, koyun sahibine: "Ben senin koyununu, ölü olduğu hâl­de boğazladım." derse, onun sözü, çobanın sözü gibi olur mu?

İmâm şöyle buyurmuştur: Uygun olan, aynısı olmasıdır ve onun ye­minli olarak söylediği söz de geçerli olur.

Bazı âlimler şöyle buyurmuştur: "Ben, senin izninle boğazladım." der, mal sahibi ise, bunu inkâr ederse, bu durumda mal sihibinin sözü geçerli olur.

Şayet çoban: "O hasta olduğu için boğazladım." der; mal sihibi de: ' 'O hasta değildi.'' derse, bu durumda koyun sahibinin sözü geçerli olur ve çoban, onu tazmin eder (= öder) Füsûlü'l-İmadiyye'de de böyledir.

Ücret, icara veren şahsa verildikten iki ay sanra, adam ölür ve vârisler, verilen ücretin on aylığını geri ister, icara veren şahıs da: "Ben, bu ücreti iki aylığına vermiştim." der; vârisler ise: "Hayır, sen bir se­neliğine vermiştin." derlerse, bu durumda icara veren şahsın sözü ge­çerlidir. Çünkü o_, mülkünün ücretidir. Vârisler ise, onun mülkünün ib-tâlini istemektedir. Gınye'de de böyledir.
En doğrusunu, hertürlü noksan sıfatlardan müberra olan Aliahu Teâlâ bilir. [46]


Eser: Fetvayı Hindiye

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Fetvayı Hindiye

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler