26- BİNMEK İÇİN HAYVAN İCARLAMAK

Hayvanları, binmek ve yük taşıtmak için icarlamak caizdir. Hayvan icarlarlanırken "binmek için" denilmişse, her kim binerse binsin caiz olur. Hidâye'de de böyledir.

Bir hayvan icarlayan kimse, ona bizzat kendisi biner veya bir baş­kasını bindirirse bu caiz olur. Ancak, bu hayvana bir başkasını daha bindirmesi doğru olmaz. Kâfi'de de böyledir.

Hayvana, müste'cir kendisi biner veya bir başkasını bindirir; bunu da o hayvana binecek kimse taayyün ettikten sonra yapar ve hayvan ölür­se; kıymetini onu icarlayan şahıs tazmin eder. Cevheretü'n-Neyyire'de de böyledir.

Şayet hayvanı icarlayan şahıs: "Ona filan binecektir." der, fa­kat başkasını bindirir ve hayvan ölürse tazmin eder. Kâfi'de de böyledir.

Bir kimse Kûfe'den, Mekke'ye kadar gitmek üzere belirsiz bir de­veyi, belirli bir ücretle, bir adamdan icarlarsa, bu icâre caizdir.

Şeyhû'l- İmâm Hâher-Zâde, şöyle buyurmuştur.

Bu mes'elenin açıklığı yoktur. Bir adam, belirsiz bir deveyi icarla-dığında, bu icarlama bizzat olmadığından caiz olmaz. Çünkü, ma'kû-dün aleyh (— üzerine akid yapılan şey) bilinmiyor.

Bunun açıklaması: Eğer makkâri (— nakliyeci, hayvanların sahi­bi) yükü yükler ve kiralayan şahıs da: "Beni, bununla Mekke'ye kadar taşı" derse, o zaman, ma'kûdün alehy (= üzerine akid yapılan şey) bi­linmiş olur.

Deve yük vasıtasıdır; vasıtada cehalet olmaz ve bu icâreyi bozmaz. Terzi, temizlikçi ve benzerleri gibi..

Sadnı'ş-Şehîd şöyle buyurmuştur.

Biz, cevazına fetva veririz. Kitapda olduğu gibi.. Bu, mu'taddır; böyle olmazsa, caiz olmaz. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, belirli bir yere gitmek için, bir hayvan icarlayıp, yo­lun bir kısmını da gittikten sonra bu hayvan zayıf düşüp gidemezse, müs-te'cirin, o hayvanı, biaynihi icarlamış olması hâlinde, bu müste'cir mu-hayerdir: İsterse, icâreyi bozar; isterse, hayvanın iyileşmesine kadar bek­ler. Onun yerine, başka birini isteyemez.

Eğer müste'cir biayniha almayarak yük taşıtmak için kiralamış ol­saydı birinci hayvan zayıflayınca, yerine başka birisini talep edebilirdi. Hızâmetü'l-Müftîn'de de böyledir.

Câmiû'l-Fetâvâ'da şöyle zikredilmiştir.

Bir adam, belirli bir yere gitmek üzere bir hayvan icarladığı halde, o yere gitmeyip, o hayvanı çalıştırırsak ona ücret yoktur.

Şayet oraya giderse ücret vardır; ister binsin, isterse binmesin, fark etmez.

Bu, icarladığı yerden oraya kadar gitmesi hâlinde böyledir.

Şayet gitmeyip beklerse, o zaman bakılır: Benzeri bir kafile, oraya varıncaya kadar bekletmişse, oraya kadar gitme ücreti verir. îster bin­sin, isterse binmesin farketmez.

Daha fazla bekletirse tazminat gerekir. O takdirde ücret gerekmez. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Bir adam, bir günlüğüne, bir hayvan icarlayıp, o gün ondan fay­dalanır ve bu hayvanı gece de yanında bırakıp, bu durumda hayvanın karnı şişip ölürse, tazminat gerekir. Cevâhirü'l-Fetâvâ'da da böyledir.

Bir hayvanı kiraya veren şahsın, onu, kiraya tutan şahsa, çırağı veya kölesi ile göndermesi icâbetmez.

imâm Muhammed (R.A.)'e göre, bu icâbeder. Gıyâsiyye'de de böyledir.

Sayrafiyye Kitabı'nda şöyle zikredilmiştir.

Bir adam, mahallinde, bizzad bir hayvanı yük yüklemek için, icar­lar ve hayvan sahibide yükü ondan başkasına yüklerse, ona ücret ge­rekmez; o teberru olur. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Bir adam, Fırat'tan, Ca'fe'ye kadar gitmek üzere bir hayvan ki­ralar ve Kûfe'de iki kabile olan Ca'fe'nin hangi kabilesine gideceğini söy­lemez veya Kînâse'ye gideceğini söyler, fakat hangi Kinâse'ye gideceği­ni belirtmezse, bu durumlarda o şahsın ecr-i misil ödemesi gerekir.

Meselâ: Buhara'da, Sehle'ye gitmek üzere bir hayvan kiralayan şahıs hangi Sehle'ye gideceğini söylemezse, yine ecr-i misil ödemesi gerekir.

Veya köye gideceğini söyler, fakat hangi köye gideceğini belirtmezse, yine ecr-i misil ödemesi gerekir. Zahîriyye'de de böyledir.

Bir kimse, Hârezm'den Buhâra'ya gitmek için yirmi dinara hay­vanlar kiraladığında, bu dinarların nakdini ve ağırlığını söylemezse, on­ların ağırlığı, hayvanları kiraladığı yerdeki dinarların ağırlığında olacaktır. Naki'd ise, Harezim'in nakdi olacaktır. ..Gınye'de de böyledir.

Bir kimse, "filan yere gitmek ve o gün gidip dönmek şartıyle' dört dirheme, bir hayvan icarladığı hâlde, günlerce gelmezse, —ayrıca iki dirhem ücret— daha ödemesi gerekir. Çünkü, dönüş hususunda mu­halefet etmiştir. Kerderî'nin Vecizi'nde de böyledir.

Bir adam, Mekke'ye kadar gitmek üzere bir deve kiralar ve bu sadece gitmek üzere olur; gelmek üzere olmazsa bu durumda gitmesi de gelmesi de ariyet üzere olur. Kerderî'nin Vecizi'nde. de böyledir.

Fetâvâyi Âhû'da şöyle zikredilmiştir:
Bir kimse, üzerine yüz menn buğday yüklemek üzere, 260 dirhemdir —bir dirhem 3   -— gram— bir hayvan icarladığında, bu hayvan hastalanır ve ancak elli men yükleyebilirse, hayvan sahibi yüz men hissesi isteyebilir mi?

Kâdî Bediu'd-dîn: "Hayır. Çünkü ona kiraya verirken razı olmuştur." buyurmuştur. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Bir adam, birisi Bağdad'a kadar; diğeri ise hilvan'a kadar iki hay­van icarladığında eğer mesafeler aynı ise bu caiz olur.

Eğer aynı değil ise caiz olmaz. Bu şahıs ecr-i misliyle onlara binebi­lir. Fâsid olan akdin cevazına itibar yoktur. Mebsût'ta da böyledir.

Bir adam, diğerinden bir değerle iki hayvan icarlarsa bu durumda, yükü onlara kasim eder. Yâni, her birinin taşıdığı yüke bakmaz; bi­rine az diğerine çok yüklemiş olması farketmez.

Elbise dikmek için iki köle icarlayan şahıs da böyle yapar; ücreti yarı yarıya taksim eder. Gıyâsiyye'de de böyledir.

Bir topluluk, bir deve icarladığında, devecide onlardan hasta ve­ya yaşlı olanı o deveye bindirirse, bu icare Fâsid olur. Ancak, şart ko­şarlar ve sırasıyla biri binip biri inerse, bu icare caiz olur. Hulâsa'da da böyledir.

Bir adam, hayvanını, bayram namazı veya cenaze namazı kılı­nacak yere kadar icara verse, bu caiz olmaz.

"Caiz olur." diyenlerde olmuştur.

Eğer bir yerin, bayram namazı kılınacak biri yakın, diğeri uzak iki yeri bulunursa (İmâm Muhammed (R.A.)'m beldesi gibi... Onların iki bay-ramgâhları vardı. Biri uzakta, diğeri ise yakında idi.) hangisi için kira­ya verdiğinin belli olması hâlinde, bu icâre caiz olur. Değilse caiz olmaz.

Fakat bayram namazı kılınan, —sadece— bir yer varsa, bu icâre caizdir.

Ancak, hayvanı icarlayan şahıs, o mekânın hududunun evveline va­rana kadar biner.

Şayet musalla (= namaz kılınan yer) birden fazla ise, hangisine ka­dar bineceğini açıklar. Zehıyre'de dft böyledir.

Bir adam, belirsiz bir yere gitmek için, bir hayvan icarlarsa, bu caiz olmaz.

Ancak gideceği yeri belli olursa, bu icare caiz olur. Zahîriyye'de de böyledi.

Aylığı on dirheme, bir hayvan icarlayan şahsın, o hayvana gece veya gündüz binmesi arasında bir fark yoktur. Şayet, bu şahıs Küfe na­hiyelerinden bir nahiyenin adını söyleyerek —orda bineceğini belirtirse— bu icâre caiz olur.

Eğer belirlf bir mekân söylemezse, icâre caiz olmaz. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, bir beldeden, Kûfe'ye kadar binmek üzere, bir hayvan kiraladığında, ona Kûfe'ye varana kadar binmesinin caiz olduğu gibi, varacağı eve veya otele kadar binmesi de istihsânen caizdir. Ancak, bu, 'kıyâsen caiz değildir.

Bu şahıs kiraladığı hayvanın üzerine eşyasını yükler ve bu eşya­larını Kufe'de bir yere "Bura benim evimdir." diye indirdikten sonra "yanılmışım." diye, ikinci bir yere götürmek için tekrar yükletmeye kal­karsa, buna hakkı yoktur.

Keza, bir kimse, Küfe'den Hîre'ye gidip gelmek üzere, bir eşek icarla­dığında, Kûfe'den Hîre'ye ehline varıp geri Kûfe'deki ehline gelince, icâre meddeti biter.

Bir adam, Kûfe'de bir yerden, bir hayvanı Kinâse'ye kadar gidip îene kadar kiralayıp dönüşünde de evine kadar gitse, bunu yapmaya

da hakkı yoktur. Ancak bu hayvanı, icarladığı yere kadar getirir. Meb-sût'ta da böyledir.

Müntekâ'da şöyle zikredilmiştir:

Bir kimse, bir yere, yirmi güne kadar varmak şartıyla, bir hayvan kiraladığında, bu hayvan, oraya yirmibeş günde varabilirse, o kadar gü­nün icarı, hesabdan düşer.

Bu, İmâmeyn'in görüşleridir. İmâm Ebû Hanîfe (R,A.)'ye göre, uygun olan, bu icârenin bozulmasıdır. Hulâsa'da da böyledir.

Bir adam, Kûfe'den Bağdat'a kadar, iki günde varmak kaydiy-le, on dirheme bir hayvan icarlar ve bu hayvan, belirli zamanda vara­maz ise, bir dirhem daha vereceğini söylerse; İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre, önceki söz sahih; ikincisi fâsidtir.

İmâmeyn'e göre ise, her ikisi de sahihdir. Mebsût'ta da böyledir.

Bir adam, hac için, Kûfe'den Mekke'ye kadar gidip gelmek için bir hayvan icarîadığı zaman, bu şahsın terviye, arefe ve bayram günle­rinde o hayvana binme   hakkı vardır. Hızânetü'l-Müftîn'de de böyledir.

kişi, bir hayvan kiraladıklarında onlardan birisi, yolda ölür­se, mekkareci, yarı ücretle diğerinin yükünü taşımaya cebredilir. Bir baş-kasam taşıma hakkı da vardır.

Bir topluluk, binmek ve eşyalarını yükletmek üzere bir gemiyi kiraya tutarlar ve bunlardan bazıları ölürse, gemi sahibi diğerlerini, on­ların hissesiyle birlikte taşır ve ölenlerin yerine başkalarını da bindirebilir.

Diğer yolculara zarar vermeyecek olması hâlinde, gemi sahibi da­ha fazla adam taşıyabilir. Gıyâsiyye'de de böyledir.

Bir adam, Kûfe'den, Mekke'ye gidip gelmek üzere bir hayvan icar-layıp menasik-i haccı tamamladıktan sonra ölürse, bu şahsın, hayvan sahibine o miktarca ücret vermesi gerekir.

Ölümüyle akid bozulmuş olur; kirasından o miktar düşer. Geri ka­lan icarı, ölen şahsın terekesinden öderler.

Bu hayvanın kirası şöyle hesaplanır:
Hayvanı icarlayan şahsın terekesinden, ücretin yüzde elli beşi (100/55) verilir. Yüzde kırk beşi (100/45) ise sakıt olur.

Bu mes'ele acibedir.

Şemsü'l-Eimme şöyle buyurmuştur.

Bu mes'elenin açıklaması şöyledir:

Küfe ile Mekkenin arası yermi yedi konaktır. Bu gidiştir; geliş de böyledir.

Hac menâsiki de altı günde yerine getirilir. Bir gün terviye günü­dür, Mina'ya çıkılır. Bür gün sonra Arafat'a çıkılır Bayram günü Mek­ke'ye tavafa gelinir. Üç gün de şeytana taş atma günleri olarak hesapla­nır. Bunların tamamı toplanınca, altmış merahale eder.
Her altı gün onda birdir. Adam menâsikin sonunda ölünce, Mek­ke'ye gidişi ile menâsik günlerinin toplamı otuz üç gün eder. Bu da, on­da beş buçuk (100/55) hisse olur.

Şemsü'l-Eimme şöyle buyurmuştur.

Çok zaman, Kûfe'den Mekke'ye, Medine yolu ile gidilirse otuz mer­haledir. Eğer bu yol şart koşulursa gidişi otuz gün, menâsik altı gün, gelişi de otuz gün olmak üzere, tamamı altmış altı gün olur ve ona göre kirası hesaplanır. Bu durumda ölenin hissesine onbirde altı hisse isabet eder.

Gidiş ve gelişin zorluğu ve kolaylığı aynıdır.
Bu mes'elede İmâm'ın fıkıh ilmindeki derinliği (tebehhuru) ortaya çıkmıştır. Babam da üstadı olan Şeyhû'1-İmâm Zahîrii'd-din el-Mürginânî'den

böylece rivayet eylemiştir. Zahîriyye'de de böyledir.
Deveyi kiralayan şahıs, onun hevdecini [47] değiştiremez; aynı cins­ten olsa bile daha büyüğünü koyamaz.

Eğer aynısı veya daha aşağısı olursa, onu koyması caizdir.

Hayvanı icara verçn şahıs icara verdiği hevdeci benzeri ile değişti­rirse, bu caiz olur.

Eğer mahmel kırılır ve icarcı da bu deveye çıplak olarak binerse, yine icarını noksansız olarak öder.

Deveci kaçar, deveyi kiralayan şahıs da, hâkimin veya vekilinin emriyle, deveye bir hayli masraf yapıp, deve sahibine müracaat ederse, bu harcaması beyyinesiz kabul edilmez. Gıyâsiyye'de de böyledir.

Bir adam, diğerinden, bir başkası ile belirli bir makama kadar birlikte binmek üzere bir hayvan kiralarsa, bu icâre caiz olur. Şayet ki­ralayan, bu hayvanı günün ortasına kadar elinde tutup, o zaman verir­se, bu kadar bekletmesinden dolayı onun ücret ödemesi gerekir mi?

İnsanların beklettikleri kadar bekletmişse tazminat yoktur; eğer fazla bekletti ise, tazmin eder. Zehıyre'de de böyledir.

Bir adam, yük taşıtmak üzere bir hayvan icarlarsa, ona kendisi binebilir.

Şayet binmek için kiralarsa, ona yük yükleyemez.

Bu hayvanın üzerine, kiralayan şahıs uygun olmayan bir yük yük-lerse, ondan icarcı, icar alamaz. Bâkkâlî'de şöyle zikredilmiştir:

Bir adam, bir hayvanı icarladığı zaman, onun üzerine yük yükler ve bir de adam bindirirse, tazminat gerekmez. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, Bağdat'a kadar ücret vermek üzere bir hayvan icarla­dığı zaman, gelene kadar o hayvan sahibinin kira isteme hakkı yoktur.

Bu biraz müşkildir. Zira Bağdat'dan ne zaman döneceği belli değildir.
Eğer müste'cir Bağdad'da ölürse hayvan sahibi onun terekesinden, yalnızca gidiş kirasını alır. Zahîriyye'de de böyledir. En doğrusunu Allahu Teâlâ bilir. [48]


Eser: Fetvayı Hindiye

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Fetvayı Hindiye

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler