8- BİR ZİMMÎNİN VE BİR HARBÎNİN VASİYET ETMESİ

Zimmînin-muâmelât cinsinden olan- vasiyeti, bil-icma caizdir. Şayet, muamelât cinsinden değil ise, bu dört nevı'dir:
1) Bizimle onların arasında bir yakınlık olma hali.

Bu vasiyet sahihtir. İster muayyen bir topluluk olsun; isterse muayyen olmasın müsavidir,
2) Bizimle, onların arasında bir ma'si yet bulunması hâli. Buda eğer topluluk muayyen ise sahihtir.

Onlar için, mülküyet şarttır; Allah'a yakınlık ciheti şart kılınmamıştır.

Eğer topluluk muayyen değil ise, bu vasiyet batıldır.
3) Bize göre kurbet (- yakınlık); onlara göre ma'siyet (= günah) olması hâli. Bu vasiyet de şayet, belirli iki topluluk için olursa sahihtir. Onlar için. mülkiyet şart kılınmıştır. Vasiyet edenin kurbiyeti şart kılınmamıştır. Eğer iki topluluk belirli değilse, bu vasiyet de bâtıldır.
4) Bize göre masiyet, onlara göre kurbet olma hâli.

Bu da, İmâm Ebft Hantfe (R.A.)'ye göre sahihtir. îster iki topluluk belirli olsun, İster belirsiz olsun müsavidir.

İmftmeyn'e göre ise, bu vasiyet bâtıldır. Ancak iki toplum muayyen iseler, o müstesnadır.

Bir zimmî, "malının üçte birisiyle belirli köleler satın alınıp, azâd edilmesini" vasiyet eder veya "belirli olmayan köleleri satın alıp azâd eylemeyi" vasiyet eder yahut "tasadduk edilmesini*' vasiyet ederse; "malının üçte birinin, fakir ve miskinlere'* veya "Beytü'l-Makdese lamba alınmasına" vasiyette bulunur veya onunla "gaza edilmesini" vasiyet eder ve vasiyet eden de hıristiyan olursa; bu durumda, bu vasiyetleri sahih olur.

Bir zimmî, malının üçte birini "söyleyerek ağlayanlar veya "şarkı söyleyenler için" vasiyet eder ve şayet onlar belirli kimseler olursa; bu vasiyeti sahih olur. Onların mülkiyetine itibar edilir.

Eğer, bu şahıslar belirli değillerse, bu vasiyet bâtıldır.

Bir zimmî, malının üçte birini, "müslümanlardan bir topluluk hac yapsınlar diye" vasiyet eder veya "müslümanlar için, mescid yapılsın" diye vasiyet eder ve şayet, vasiyet eylediği topluluk belirli bir topluluk olursa, bu vasiyeti sahihtir. Onların mülküyetirie itibar olunur.

Müslümanlar muhayyerdirler; isterlerse o mal ile hac yapar, mescid bina ederler; isterlerse, yapmazlar.

Şayet, vasiyet edilen topluluk belirli bir topluluk değilse, bu durumda o vasiyet bâtıldır.

Bir   zimmî,   "malının  üçte  biriyle,  bir havra   veya   kilise yapılmasını" vasiyet eder; veya "kendi evinin havra ve kilise yapıl­masını" vasiyet ederse; tmâmeyn'in kavline göre, bu vasiyeti geçersizdir (= bâtıldır).

Ancak, belirli bir topluluk için vasiyet eylemişse, o müstesnadır.

işte o, onların mülkü olur.

İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre ise, her haliyle, vasiyeti şahindir.

Bu ihtilaf üzerine âlimlerimiz şöyle buyurmuşlardır:

İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'nin'cevabı: "Bu, köyde olursa böyledir. Fakat, şehirde olursa; bu vasiyet yerine getirilmez. Muhiyt'te de böyledir.
Güvenceli bir harbî, müslümanlara veya zimmîlere vasiyette bulunsa; bu vasiyet, bi'1-ittifak sahihtir.

Şayet, kendi ile birlikte vârisleri de, dâr-i islam'a gelmemişse veya bu güvenceli harbî, malının üçte birinden fazlasını vasiyet etmiş; vârisleri de buna razı olmuşsa; bu böyledir.

Şayet, hiç bir vârisi yoksa, bütün malını vasiyeti sahih olur. Müslim ve zimmî gibi...

Keza vârisi var da onlar dâr-i harbde iseler, vasiyeti sahihtir.

el-Asıl'da şöyle zikredilmiştir:

Bir harıbî, dâr-i harbde vasiyet ettikten sonra, o memleket mtis-lüman veya ehl-i zimmet olur; sonra da, hâkime o vasiyet hakkında mü­racaat ederler ve vasiyet edilen şey mevcut olursa; hâkim, o vasiyete izin verir.

islam olmadan önce vasiyet edilen nesne, zayi olmuşsa; vasiyet bâtıl olur. Bedâi"de de böyledir.

Güvenceli (=  emniyet altındaki) bir harbî, bir kısım malını, masum birine vasiyet ederse; kalan kısmı, -ehli harb olsalar bile- varis­lere iade edilir. Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.

Güvenceli bir harbî, dâri İslâm'da, hastalığı zamanında, kölesini azâd eder veya müdebber kılarsa; bunun üçte birine bakılmaksızın, köle azâd olmuş olur.

Bir zimmî, üçte bir malından fazlasını vasiyet eylese veya bir kısmını kendi vârislerine vasiyet eylese bu sahih olmaz.

Şayet, kendi milletinin haricine vasiyet ederse; bu sahih olur.

Bir zimmî, güvenceli olmayan bir harbîye vasiyette bulunsa; bu vasiyeti sahih olmaz. Kâfi'de de böyledir.

Bir zimmî, güvenceli bir harbiye vasiyette bulunsa bu, caiz olur. Serahsî'nin Muhıytf nde de böyledir.

Bir müslüman, yahûdi veya nasranî yahut mecûsi olsa (yâni irtidat eylese) sonra da vasiyette bulunsa; bu vasiytleri İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre, bekletilir. Tekrar müslüman olursa, vasiyeti geçerli olur; değilse bâtıldır.

tmâmeyn'e göre ise, mürtedin tasarruf atı, irtidadı halinde de geçerlidir. Kime vasiyet eylemişse, sahihdir.

Şayet, masiyet için, vasiyet eylemişse, tmâmeyn'e göre vasiyet eylediği kimseler belirsiz ise, vasiyeti bâtıldır.

el-Asıl'da şöyle zikredilmiştir:

Mflrted, masiyet için vasiyet ederse (meselâ: Bir havra veya bir kilise, yahut benzeri bir şey yapılması gibi...) bu da, belirsiz bir topluluk için olursa, biz onun vasiyetini muhafaza etmeyiz.

İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'den de böyle rivayet edilmiştir.

Bazı âlimler: "Bu tür vasiyet sahihtir.'* demişlerse de bazıları:

"Sahih olmaz." buyurmuşlardır. Muhıyt'te de böyledir.

NefsÜ nevasına tabi olan bir kimse, şayet, alenen küfürde bulun­muyorsa; onun vasiyeti, müslümanın vasiyeti menzilindedir. Çünkü açıkta İslâm'ı iddia ediyor.

Şayet, küfrünü söylüyorsa, o mürted hükmündedir. İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ile, İrnâmeyiTin, onun vasiyetini tasarruf hakkındaki görüşleri ayrıdır. Kâfi'de de böyledir.

Bir yahûdi veya bir hiristiyan sağlıklarında bir havra veya bir kilise yaptırırlar; sonra da ölürlerse; bu havra veya kilise miras olur. Hidâye'de de böyledir.

Vasiyet yapmamaya yemin eden bir kimse; ölüm hastalığında, bir bağışta bulunur veya o hâlinde kendi oğlunu kölelikten satın alıp, azâd ederse; yeminin bozmuş olmaz.
Şayet, o adam, hastalığı hâlinde vârislerine bir şey bağışlar veya ona bir vasiyette bulunur; ve onun infazını isterse; Şeyhu'1-İmâm Ebû Bekir Muhammet! bin Fadl:' 'Her ikisi de bâtıldır." buyurmuştur.

Eğer, diğer vârisleri onun yaptığına razı olurlar ve: "Biz ne dedi ise, razıyız.'* derlerse; onların razı oldukları vasiyet infaz edilir. Çünkü, onlar me'mur olmuş olurlar.

Bağış böyle değildir.

Şayet, vârisler: "Biz ölen zatın yaptıklarına razıyız." derlerse; bağışına da, vasiyetine de izinleri sahih olur.

Bir hasta, vasiyetlerde bulunur; sonra da o hastalığından iyileşip senelerce yaşar; daha sonra da yine hastalanırsa; önceki vasiyeti bakidir.

Eğer, o zaman: "Ben, bu hastalıktan ölürsem." veya "Bu has­talıktan iyileşemezsem." demedi ise bu böyledir.

Fakat: "Şu kadar vasiyet eyüyorum." veya "Bu hastlaıkta ölüm gelirse..." yahut: "Bu hastalıktan ölürsem." dedi ise, bu takdirde, iyileşince o vasiyeti bâtıl olmuştur.

Bir adam, vasiyet ederek: "Bu hastalıktan ölürsem, kölem hür­dür; filana, malımdan şu şu kadarını veriniz; benim için hac yapılsın." der ve sonra da o hastalıktan iyileşir; sonra, tekrar hasta olursa; şahitler de önceki vasiyetine şehâdette bulunurlarsa; İmâm Muhammed (R.A.): "Kıyasta, bu bâtıldır. Çünkü o hastalıktan iyileşince, vasiyeti geçersizdir. Fakat, biz bunun geçerliliğini güzel görür; üçte bir malından vasiyetim yerine getiririz.*' buyurmuştur.

Bu, kıyâs ye istihsândır. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, vasiyetler yapar ve onu da kağıda yazar; sonra da has­talanır; yine vasiyetler yapar ve yazsa; ikinci yazdığını da söylemezse; her iki vasiyetine göre de amel edilir. Hizânetü'l-Müftînde de böyledir.

Bir adam, vasiyet ettikten sonra, onu vârisler tutarlar ve o bunak olursa; o takdirde, beklenir: Şayet, ölürse, İmâm Muhammed (R.A.): "Vasiyeti batıldır." buyurmuştur.

Zayıflığından dolayı, söz söylemeye gücü yetmeyen bir hastanın, aklı başında olur ve başıyla işaret ederek vasiyet ederse; Muhammed bin Mukâtil: "İşaretle yapılan vasiyet caiz olur," buyurmuş; diğer alimle­rimiz ise, bunu caiz görmemişlerdir.

N atî fi, Kisâniyyat'ta şöyle buyurmuştur:

Bir adama felç isabet etse de, dili konuşamasa; işaret eder veya yazabilirse; onun durumu ahrasın durumu gibi olur (isteği yerine geti­rilir).

Hasan bin Ziyâd şöyle buyurmuştur:

Bir adam, diğerine bin dirhem verip, ona: "Bu bin dirhem filanındır. Ben, ölürsem, ona ver." dedikten sonra, kendisi ölürse; o adam, emredildiği gibi, o bin dirhemi verilmesi istenilen zata verir.

Şayet: "O filandır." demez; fakat: "Ona ver." der ve kendiside Ölürse; emredilen şahıs, onu o filana vermez.

Ebû Nasr ed-Debbüsî şöyle buyurmuştur:

Bir hasta, bir adama dirhemler verip ona: "Bunu, kardeşime ver." veya "oğluma ver." dedikten sonra Ölür ve ölenin de borcu olur ve eğer:

"Kardeşime veya oğluma ver." demiş; fazla bir şey söylememiş olursa; bu durumda, me'mur, o dirhemleri ölenin alacaklılarına verir.

Nasıyr şöyle buyurmuştur:

Bir kimse: "Şu, dirhemleri filana veriniz." veya "Şu elbiseleri, filana veriniz." dediği hâlde: "Bu, onundur." veya: "Bu, ona vasiye-timdir." demezse; bu bâtıldır. Çünkü, bu bir ikrar değildir; vasiyet de değildir.
Bir adam, vasiyetlerde bulunur; onun vasiyetleri de zayıf dirhem­lerle yerine getirilir ve kötü dirhemler verilirse; âlimler bu hususta ihtilaf etmişlerdir:  Şeyhu'1-lmâm  Ebû Bekir Muhammed  bin Fadlı şöyle buyurmuştur:

Şayet vasiyet, belirli bir topluma yapılmış onlar da buna razı olmuşlarsa; bu caizdir. Eğer belirsiz fakirlere yapılmışsa, yine caizdir.

Bu tmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ve İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un kavil­leridir.

Bir   adam,   muhtelif   vasıflarda   olan   nakidlerle   vasiyette bulunduğunda; bu vasiyeti geçerli olur.

Bir hasta, bin kırık dirhemlerini ve sağlam dirhemlerini vasiyet ederek:  "Sağlam dirhemleriyle, bir şey satın alınıp, sonrada kınk dirhemlerle birlikte satılmasını ve tasadduk edilmesini" söylerse; bu vasiyeti yerine getirilir.

Bir hastaya: "Ne için vasiyet etmiyorsun?" denildiğinde o: "Ben vasiyet eyledim; malımın üçte birinden çıkarılıp, bin dirhemi fakirlere tasadduk edilecek." der ve başka bir şey söylemeden Ölürse; malının üçte biri de iki bin dirhem olursa; Şeyhu'İ-lmâm Ebû'l-Kâsım: "Ondan, ancak bin dirhemi tasadduk edilir." buyurmuştur.

Şayet, hasta: "Malımdan üçte birinin çıkarılmasını vasiyet eyledim." deyip başka birşey söylemezse; o takdirde, malının üçte birinin tamamı tasadduk edilir.

Hasan bin Ziyâd, şöyle buyurmuştur:

Bir hasta: "Malımın üçte birini, filana vasiyet ediyorum. O da bin dirhemdir." dediği hâlde, malın üçte biri bin dirhemden fazla olursa; onun, vasiyeti, malının üçte birine iblâğ edilir.

Keza: "Bu evdeki hissemi, (ki o üçte birdir) vasiyet eyliyorum." dediği hâlde, hissesi yarı olur ve şayet; malının üçte biri onun kadar varsa; evin tamammdaki hissesi olan yansı, vasiyet edilmiş olur.

Bir hasta: "Bin dirhem vasiyet ediyorum. O, malımın onda biri­sidir." der; onun da bin dirhemden başka malı olmazsa; on bin, ona bölünür. Bundan fazla veya noksan olursa; yine böyledir.

Bir adam:  "Şu kesemde olan,  bütün malımı filana vasiyet eyledim." der ve "onun da bin dirhem olduğunu" söylerse; kesede de iki bin  dirhem  olursa;  kesede  olanın tamamı  -malının  üçte  birinden çıkmamış olsa bile- vasiyet olur.

Keza, kesede dinarlar veya mücevherlerden ve başka kıymetli şeylerden başka şeyler de olursa; kesede bulunan o şeyler, üçte birden fazla değillerse; onlar tasadduk edilir.

Şayet adam: "Filan adama bin dirhem vasiyet ediyorum. O da kesemde olanın tamamıdır." der; kesede de bin dirhemden fazla bir şey olmazsa; o bin dirhem, vasiyet edilenin olur.

Bir kimse eğer: "Şu kesede olan bin dirhemi, filana vasiyet ediyorum. O bin dirhem de yarısıdır." der; bu kesede ise, üç bin dirhem mevcud olursa; kendisine vasiyet edilen şahsa bin dirhem verilir.

Eğer, bu kesede bin dirhem bulunursa; o, vasiyet olunan şahsın olur.

Kesede beşyüz dirhemden fazla olmazsa; bu durumda, vasiyet edilen şahsa o verilir; başka bir şey verilmez.

Şayet, kesesinde dinarlar veya cevahirler olursa; o takdirde bir şey gerekmez.
Fakıyh Ebû'1-Leys, şöyle buyurmuştur:

tmâm EbÛ Hanîfe (R.A.) ve tmâm EbÛ Yûsuf (R.A.)'un kıyâsları­na göre, uygun olanı bin dirhem kıymetinde bir şeyi, vasiyet edilen yer­lere sarfetmekdir. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir adam: "Şu evde olanın tamamım vasiyet ediyorum. O da bir kür buğdaydır." der; evde de çok kür buğday olur veya arpa ve buğday bulunursa; vasiyet edilen şahsa; -onun malının üçte biri kadarsa- hepsi verilir. Hızânetü'İ-Müftîn'de de böyledir.

Şayet adam:  "Bu kesemden,  onun için bin dirhem vasiyet eyliyorum. Ve onun için, şu kesemden de bin dirhem vasiyet ediyorum." derse; (yâni ikinci bir keseden) işte bu takdirde, her iki keseden de biner dirhem vermesi gerekir. Muhiyt'te de böyledir.

Bir adam, "kendisi için, bin dirhem tasadduk edilmesini" vasiyet ettiğinde; onun yerine buğday tasadduk ederler, veya bunun aksi olursa; İbnü Mukâtil: "Bu caizdir." buyurmuştur.
Fakıyh Ebû'1-Leys ise şöyle buyurmuştur:

Bunun ma'nası, bin dirhem karşılığında buğday tasadduk etmekdir.

O'na soruldu:

— Şayet, buğday mevcut ise ne olur? Şöyle buyurdu:

—  Buğdayın kıymeti olan dirhemleri verirse; umarım ki, bu caiz olur.
"Eğer dirhemler vasiyet edildiği hâlde, onun yerine buğday verilse; bu caiz olmaz." diyenler olmuşsa da Fakıyh Ebû'1-Leys: "Bu caizdir." buyurmuştur.

Biz de bu görüşü kabul ediyoruz.

Bir adam: "Şu köleyi satınız; parasını fakirlere tasadduk ediniz." derse; binefsihi o köleyi tasadduk eylemek de caizdir.

Şayet, adam, vasîye: "On elbise satın al ve tasadduk eyle." der; vasî de on elbise satın alıp onu satar ve bedelini tasadduk ederse, bu da caiz olur.

İmâm Muhammed (R.A.), şöyle buyurmuştur: Bir adam, "belirli bin dirhemin, sadaka olarak verilmesini" vasiyet eder; vasî de, onun yerine, ölen zatın başka malından bin dirhem karşılığında sadaka verirse; bu caiz olur.

Şayet önceki bin dirhem sadaka olarak dağılmadan önce, zayi olursa; onun mislini vârisler tazmin edip, öderler.

Keza, İmâm Muhammed (R.A.), şöyle buyurmuştur:

Bir adam belirli bin dirhemin, tasadduk edilmesini vasiyet edince; o bin dirhem zayi olursa; vasiyet bâtıl olur.

Bir adam, "ihtiyaç sahibi fakirlere, malından bir şeyler verilme­sini" vasiyet ettiğinde; onu, başka fakirlere vermek caiz olur mu?
Şeyhu'1-lmâm Ebû Nasr: "Caiz olur." demiştir. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un: "bir adam, Mekke fukarasına vasiyet eylese; başka fakirlere vermesi caiz olur." buyurduğu gibi...

Bir adam "malının üçte birinin tasadduk edilmesini" vasiyet eder; o malı da, vasiden bir gâsıp gasbedip onu zayi eder; bu durumda vasî de, onu gâsıba tasadduk etmek isterse; gâsıbın fakir olması hâlinde Fakıyh Ebû'l-Kâsım bunun caiz olduğunu söylemiştir.

Bir adamın eline, haramdan bir eşya geçer ve onu, eşya sahibine tasadduk etmeyi vasiyet ederse; eşya sahibi, onun kendi malı olduğunu bilir veya bilmeyebilir.

Eğer, eşya sahibi durumu bilirse; malı kendisine geri verilmiş olur.

Şayet, bilmezse; tasadduk olur. Vasiyet eden de aynısıdır. Eğer, "o eşyanın, onun olduğunu" bilirse, red; bilmezse sadaka olur.

Şayet, vârisler, bu hususta murisi yalanlarlarsa; malının üçte birini tasadduk ederler.

Bir kadın, vasiyetinde: "Malım, akrabama tasadduktur." derse; onun malı, vârisi olmayan akrabasına tasadduk edilir.

Burda takdir; sözle kime söylemişse ona olur; söylediği kadar adlarını söylediklerine, istediği kadarı verilir. Fetâvâyi KâdStaân'da da böyledir.

Bir adam, kölelerinin en üstününü, miskinlere vasiyet eder veya "en   hayırlısının   satılıp,   parasının   fakirlere   tasadduk   edilmesini" söylerse; o takdirde bakılır, kıymet yönünden en efdali ve en hayırlısı kimdir? O satılarak, vasiyeti yerine getirilir.

Şayet: "Kölemin hayırlısı için vasiyet ediyorum." veya "Malımın üçte birini kölemin en efdali için vasiyet eyliyorum." derse; o takdirde, dinde en hayırlısı için vasiyet edilmiş olur. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, "malının üçte birini, miskinler için." vasiyet edince, -ister kendi beldesine olsun, isterse başka yerde olsun- önce kendi vatanında olana tasadduk edilir. Kendi vatanında yoksa* o zaman, başka yerde olan miskinlere tasadduk edilir.

Bir  adam,   "malının  üçte  birini,   Belh  fakirlerine"  vasiyet ettiğinde, efdal olanı, o malı tasadduk eylemektir. Başkalarına verse o da, caiz olur.

Fetva da buna göredir.

Bu İmâm EbÛ Yûsuf (R.A.)'un görüşüdür. İmâm Muhammed (R.A.) ise: "Başkasına vermek caiz olmaz." buyurmuştur.

Nevazil'de şöyle zikredilmiştir:

Bir adam, "on gün tasadduk yapılmasını" vasiyet ettiğinde; yaptığı vasiyet, bir günde verilse; bu caiz olur. Keza: "Her fakire, birer dirhem verilmesini" vasiyet eylese de, vasî de yarım dirhemi bir fakire; yarısını da diğer bir fakire verse; Önceki fakir de hissesini zayi eylese; ona taz­minat yapılmayacağını umarım. Hulâsa'da da böyledir.

Bir adam, keffaretinin yerine, on fakire yemek yedirmeyi vasiyet eder; vasi de onları sabah ve akşam yedirirse; bunlar, vasiyet edenin söylediklerinden başka fakirler olsalar bile, tazminat gerekmez.

Bir adam: "Benim için, on fakiri, sabah akşam doyurunuz." der ve keffaret olduğunu söylemez; vasî de on fakiri sabah doyurur; onlar da Ölürler; akşama da başka on fakiri doyurursa; her iki hâlde de vasîye tazminat gerekmez.

Bu istihsânen böyledir.

Fetva da buna göredir. Hızânelü'l-Müflîn'de de böyledir.

Bir adam, üç yüz ölçek buğday tasadduk edilmesini vasiyet eder ve bunun ölçeğinin ölümünden sonra fakirlere verilmesini söyleyip iki yüz ölçeğini de sağlığında ayırırsa; Ebû Nasr: "Vasî, onun sağlığında ayırmış olduğunu borçlanır.

Şayet, hâkimin hükmüyle ayırırsa, ölümünden sonra da olsa taz­minat gerekmez.

Eğer kendi başına ayırırsa, tazminatı gerekir. "Varislerin emriyle olursa, aralarında da küçük varsa; onların emri caiz olmaz. Şayet, küçük yoksa, o takdirde caiz olur." denilmiştir.

Büyüklerin emriyle olan sahih olur; küçüğün hissesi sahih olmaz. Fetâvâyi Kâdînân'da da böyledir.

Bir kimse hastalığında vasiyet ederek: "Ben, ramazanda karımla cima eyledim. Siz fakıyhlere bana ne gerekeceğini sorunuz. Malımdan bir köle azâd edilecekse, öyle yapınız." derse; onlar, önce onun namına -malının üçte birinden çıkarsa- bir köle azâd ederler.

Şayet, malının üçte birinden bir köle çıkmaz; vârisler de buna izin vermezse; o takdirde, altmış fakire, -her birine iki müd olmak üzere-buğday verilir. Eğer üçte bir malından bu kadar çıkarsa, böyle yapılır. Hizânetü'l-Müftîn'de de böyledir.

Bir adam, buğday ve ekmek satın alıp, fakirlere tasadduk etmeyi vasiyet ettiğinde, hamal ücreti o vasiyete dâhil olur mu?

Âlimler, şöyle buyurmuşlardır:

Vasiyet eden şahıs, böyle bir şey söylemedi ise, uygun olan, onu ücretsiz yapmak, o ücreti de fakirlere vermektir.

Şayet, vasiyet yapan mescide taşımalarını vasiyet eylemişse, ücreti ölenin malından ödenir.

Bir adam, diğerine "malının üçte birisini tasadduk etmesini" emrettiğinde; şayet o adam, kendi nefsi için bir hisse ayırırsa; bu caiz olmaz.

Eğer, -büyük veya küçük- akıllı çocuklarına verirse bu caiz olur. Şayet, verdiği çocuğunun aklı yetmiyor ise, o caiz olmaz.

Sultanın âmili, fakirlere, "malından, şu kadar verilmesini" vasiyet ederse; İmâm Ebû'l-Kâsım şöyle buyurmuştur:

"Başkasının malından olduğunu bilirse, onu almak caiz olmaz. Eğer karışık olduğunu bilirse, alması caiz olur.

Şayet, onun başkasının malı olduğunu bilmezse, -başkasının malı olduğunu açıklayana kadar- yine caiz olur.
Fakıyh Ebû'1-Leys, şöyle buyurmuştur: Şayet, katışık ise caiz olmaz.

Bu, İmâmeyn'e göre böyledir. O malı sahibine reddetmek gerekir.

İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre, katışmakla mülküyetine sahib olmuş olur. Onu almak caiz olur.

Câmi"de şöyle zikredilmiştir:

Bir adam, malının üçte birinden, seksen dirhem her sene, fakirlere tasadduk edilmesini vasiyet eder; veya: "Ben, malımın üçte birinden, her sene, fukaraya seksen dirhem vasiyet ediyorum." derse; vasî, malın üçte birini, bir senede tamamen tasadduk eder. Diğer senelere tevzî eylemez.

Bir adam, Ölüm hastalığında "katilin affını" vasiyet eder; ölüm de kasden yapılmış olursa; bu vasiyet kıyâsda bâtıldır. İmâra Ebû Hanîfe (R.A.)'nin kavli budur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.
Bir adam, "önce, malının altıda birini, sonra da yine altıda birini" aynı mecliste veya ayrı ayrı meclislerde vasiyet eder ve buna ikide şahid olur veya hiç şahit bulunmazsa; bi'1-icma, kendisine vasiyet olunan şahsa, malın altıda biri verilir.

Ancak, iki vasiyet birbirinden fazla olursa; o takdirde, az, çoğun içine dâhil olur. Ve çok olan verilir. Diğerinin hükmü sakıt olur. Tahâvî Şerhi'nde de böyledir.

Bir adam, malının üçte birini vasiyet eder; vasî de, bilmeden onu zengin kişilere verirse; ne olur? İmâm Muhammed (R.A.): "Câİz olmaz. Vasî, bi'İ-icma, o vasiyeti fakirlere tazmin eder." buyurmuştur. Tatar-hâniyye'de de böyledir.

Bir adam, malının üçte birini, borcu olduğu bir adama vasiyet eder; bir başka şahsa da, belirli olarak, malının üçte birini vasiyet eder-ve borcu da yüz dirhem olursa; o belirli olan üçte bir, ikisinin arasında taksim edilir. Eğer, borçtan elli dirhemi çikarmışsa onu belirli olana ilâve eder. Üçte birin tamamı beş sehim olur.

Şayet, o aynın üçte birini birine vasiyet eder; o aynı ve borcu da, borçlusuna vasiyet ederse; o ayndan bir şey çıkarmaz. O ayinin Üçte birini yarı yarıya taksim ederler.

Eğer borcunu elli dirhem olarak beyan ederse; işte o, o ayna ilave edilir. Sanki, onun üçte birini vasiyet eylediği elli dirhemi aralarında üçte birli taksim edecek gibi olur. İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un kavli budur.

tmfira Mnhammed (R.A.) ise: "Üçte bir, o ayn kendisine vasiyet edilenin olur. Üçte iki ise, diğerinin olur." buyurmuştur.

tmflm Ebû Hanîfe (R.A.)'de: "Üçte bir aralarında beş hisse olur." buyurmuştur.

Bir adamın, belirli yüz dirhemi bulunur; bir yabancıya da, yüz dirhem borcu olursa; o yüz dirhem için, malının üçte birini vasiyet ederse; o, o aynın üçte birisini alır. Zahhİyye'de de böyledir.

Fadlİ'nin Fetvalarında şöyle zikredilmiştir:

Bİr adam, alacaklı bulunduğu kimseye vasiyette bulunursa; vasiyeti borca taalluk eder. Borçlunun, bir kısım borcunu bağışlarsa; o nisbette vasiyeti bâtıl olur. O kadar miktarda, vasiyetinden dönmüş gibi olur.

Bakkalt şöyle buyurmuştur:

Buğdayda, vasiyete dahil olur. Ayn'ı vasiyet edildiği zaman dinarlar, dirhemler de dâhil olur. Mnmvt'te de böyledir.

Semerkant ehlinin fetvalarında şöyle zikredilmiştir:

Bir adam, vücûdunun eşyalarını vasiyet ettiğinde, bu vasiyete, baş giysisi, ayakkabıları, yorganı, yastığı, döşeği ve âdette eşya denilen her şeyi, giydiği giysiler, sergiler, yaygılar perdeleri dâhil olur.

Kapları da dâhil olur mu?

Bunda ihtilaf vardır:

İmâm Muhammed (R.A.) Siyer'de: "Dahil olur." diye işaret etmiştir.

Bir adamın, diğer bir adama, atını ve silahını vasiyet etmesi hususu, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a sorularak:

— Bu silah kimin olur? denildi. fmftm şu cevabı verdi:

— Bu silah, kendisine vasiyet edilen adamın olur. Bakkal!'de, Fetvalarında şöyle buyurmuştur: Silahın ednası kılıçtır; yaydır; oktur, mızraktır.

Bir adam, "onun için, altın veya gümüş" vasiyet eder; vasiyet edenin de altın ve gümüş kabzalı, işlemeli bir kılıcı olur ve kendisine vasiyet edilene o verilirse; bakılır: Eğer, o altın ve gümüşü almak kılıca fazla zarar vermezse; onlar alınıp vasiyet edilene verilir.

Şayet onların alınması fazla zarar verecekse, bir onların kıymetine bakılır; bir de kılıcın kıymetine bakılır. Şayet kılıcın kıymeti daha fazla ise, vârisler muhayyerdir: isterse, vasiyet olunana, onun cinsinin hilaf­ına, kıymetini verirler ve kılıç, hulliyatı ile kendilerinin olur. Eğer, hul-liyatın değeri kılıçtan fazla ise, bu defa da kendisine vasiyet edilen şahıs muhayyerdir: Dilerse, kılıcın kıymetini vererek, onlarla birlikte alır; dilerse bırakır.

Şayet, her ikisinin kıymeti müsâvî ise, muhayyerlik yine vârisle­rindir.

Bir adam, diğerine ipek vasiyet ettiğinde; vasiyet edenin bir cübbesi veya kaftanı olur; onun da astarı ipek olursa; bir şey gerekmez.

Şayet, ipek elbise vasiyet etmiş olan şahsın cübbesinin astarı ipekten, dışı da ipekten olursa; bu cübbe, kendisine vasiyet olunan şahsın olur. Diğer elbiseleri, vârislerin olur.

Bir adam, diğerine "ipek cübbesini" vasiyet eder ve onun cübbe­sinin içi de dışı da ipek olursa; o vasiyete dâhil olur.

Şayet, dışı ipek içi başka şey olursa; yine vasiyete dâhil olur. Eğer dışı başka şey, astarı ipek olursa; bir şey gerekmez.

Bir adam, hulliyatmı vasiyet ettiğinde; o vasiyete hulliyat denilen her şey dahil olur. İster zümrüt, ister yakut ile işlemeli olsun; isterse, olmasın müsavidir. Tamamı vasiyet edilenin olur.

Bir adam, diğerine altın vasiyet eder; kendinin de altın işlemeli bir dibacesi olursa; bu dibacede altın görünüyor ise, o, vasiyet edilenin olur; değilse, olmaz. O takdirde, ö dibace, satılır; içindeki altının kıymeti kadarı kendisine vasiyet edilene verilir; kalanı da vârislerin olur.

Bir adam, ziynet eşyalarını (= hulliyatmı) vasiyet ettiğinde, bu vasiyete, altından yapılmış yüzük dahil olur.

Gümüşten yapılan yüzük de dâhil olur mu?

— Eğer kadınlar için değil de erkekler için yapılmışsa, dâhil olmaz. Fakat, kadınlar için yapılmışsa, dâhil olur. İnci, yakut, zeberced de dâhil olur mu?
— Şayet, altın ve gümüşe katılmış ise, bi'1-ittifak dâhil olur,

Eğer altın ve gümüşle terekküp edip birleşmemişse, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'ye göre bunlar, bu vasiyete dâhil olmaz. Çünkü, onlar hulliyattan değildirler.

tmfimeyn'e göre, bunlar hulliyattandırlar ve bu vasiyete dahildirler.
Muhıyt'te de böyledir. [13]


Eser: Fetvayı Hindiye

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Fetvayı Hindiye

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler