4- ALACAKLI ŞAHSIN, ALACAĞI OLAN ŞEYİ, BORÇLU ŞAHSA BAĞIŞLAMASI

Bir adamm, başkasının üzerinde bulunan alacağım, ona hibe :mesi(= bağışlaması) caizdir.

Bu, kıyasen de, istihsanen de böyledir.

Bir adam, başkasında olan alacağını almasını," bir başka şahsa öylese,bu hibeistihsanencaizolur. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Bir adamm, başka birisinde olan alacağını ona bağışlaması ve bu ılacağmdan vazgeçmesi, borçlu kabul etmese bile tamam olur.

Bütün alimlerin kavli budur.

Muhtar olan da budur. Cevâhiru'l-Ahlâtî'de de böyledir.

Bu, (bağışın) sarf karşılığı olmadığı zaman böyledir.

Fakat, (bu hibe) sarf karşılığı olursa; alacaklının, ondan vazgeçmesi veya bağışının kabulü için; onu, borçlunun kabul edip etmemesi bek­lenir. Şayet kabul ederse, borçtan beri olur. Eğer kabul etmezse, borçtan kurtulmuş olmaz. Borçlu, sarfın dışındaki borçlardan, kabul etsin veya etmesin— berî olur. Yalnız, bağışı reddedebilir.

Borçlu, alacaklısının hibesini reddederse, borcu (tahsil etmek) alacaklının hakkı olur.

Kefil tarafından yapılan bağış ve onun ibra etmesi halinde, karşı taraf kabul etmeden, bu bağış tamam olmaz. Borçlu, onu reddedebilir.

Şayet kefil, asıl alacaklı adma bağış yapar, borçlu da, bunu red­detmeden ölürse, bu borçlu, o borçtan kurtulmuş olur.

Keza, ölen bir kimsenin, borcundan ibra edilmesi de caizdir. Şayet, ölen borçlunun varisi, bu hibeyi (ibrayı) reddederse, öylece amel edilir.

Bu, İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un kavlidir.

İmâm Muhammed (R.A.)'e göre ise, bu durumda ibra ibradır. Red kabul edilmez; ibra hali üzere kalır. Zehıyre'de de böyledir.

Asıl alacaklı alacağından vazgeçer veya alacağını bağışlar, borçlu da onu kabul ederse, bu durumda, asıl borçlu da, kefil de beri olurlar: Şayet kabul etmezse beraat hasıl olmaz. Hulasa'da da böyledir.

Bir adam, borçlu olarak ölür; alacaklı da, onun borcunu varisle­rine bağışlarsa, —ölenin ister geride ödeyecek terekesi olsun, isterse olmasın, bu bağış sahihdir. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bu durumda varis, hibeyi reddeylese, reddi kabul edilir. İmâm Muhammed (R.A.), buna muhaliftir.

Bu durumda hibe, varislerden bir kısmına yapılmış olsa bile, tamamına şamildir.

Varislerin, alacaklı olarak ölen murislerinin alacağını hibe etmeleri de sahihtir. Kerderî'nin Vecizi'nde de böyledir.

Ahu Fetvâlari'nde şöyle zikredilmiştir:

Alacaklı şahıs, borçlunun varislerinden birine bağış yaparsa, onun hissesine düşen sahih olur.

Hızâne'de şöyle zikredilmiştir: "Borçluya, borcunu hibe edilmesi akdi" ölümle kayıtlanır ve borçlu bunu .kabul etmeden ölürse ve vasiyet eder, vasiyet ettiği şahıs da, bu hibeyi kabul etmeden ölürse, bu durumda hibe hibedir. (Yani bu hibe geçerlidir)

Fetâvâyi Attâbiyye'de şöyle zikredilmiştir:

Üzerinde borç bulunduğu hâlde ölen bir kimsenin küçük oğluna yapılan bağış caiz olmaz. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Borçlu  olan  zat,   alacaklıya:   "Senin,   benim  üzerimde  olan alacağını,   ibra  eyle."   der;   o  da;   "Üzerinde  olan  alacağımı  sana bağışladım." der; sonra da: "Kabul etmem." derse, borçtan beri olur.

Hulâsa'da da böyledir.

Vârislerden birisi, hissesini —taksimden önce— terekeye hibe etse, —ister nakid olsun, ister arazi olsun— bu istihsanen sahih olur. Bu durumda hibe sulh gibidir.

Varise veya başkasına, belirli bir malı bağışlamak, —şayet taksimi kabil olmaz ise— sahihtir. Eğer taksim kabul ederse, sahih olmaz. Gınye'de de böyledir.

Âhû Fetâvâları'nde şöyle zikredilmiştir:

Bir adam, borçludan bir mal teslim aldıktan sonra, ona: "Sende olan alacağımı, sana bağışladım." dese, bu bağış sahih olur.

Bağış sahih olunca da borçlu, alacaklıya vermiş olduğu mal için müracaat eder. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Bir alacaklı, borçluya, alacağını bağışladığında, borçlu kabul veya reddetmez ve o meclisten ayrılırlar, birkaç gün sonra da gelerek borcunu reddederse, bu durum hakkında alimler ihtilafa düşmüşlerdir.

Sahih olan, bu durumda, borcunu reddedemez. Cevâhiru'l-Ahlâtı'de de böyledir.

Alacakdan vaz geçme hususunda bu hibeyi aynı mecliste red­detmek, reddin sıhhatinin şartı mıdır?

Alimler, bu hususta ihtilaf etmişlerdir: Bazıları: "Şarttır."; bazıları da: "Şart değildir." demişlerdir. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Ticaret yapmaya izin verilmiş buluğ çağındaki bir köle hakkında şöyle söylenilmiştir. Böyle bir kölenin, bir adamın kölesinde alacağı olur ve alacağı olan bu kölenin efendisi, o alacağı, borçlu olan köleye bağışlarsa, —köleler ister borçlu olsunlar, isterse olmasınlar— borçlu olan kölenin efendisi, dilerse bu hibeyi reddeder.

Muhtar olan da budur. Gıyasiyye'de de böyledir.

İki kişi alacaklı olduklarında, bunlardan birisi, kendi hissesini borçluya bağışlarsa bu bağış sahih olur.

Şayet, bu şahıs, mutlak borcun yarısını bağışlarsa, bu bağış, alacağın dörtde birinde geçerli olur. Diğer dörtte biri hakkında beklenir. İki ortağın malı olan bir kölenin yarısının bağışlanmasında olduğu gibi... Sûrâ'da da böyledir.

Borçlu bir kimse, borçlu olduğu şahsa, bir mal bağışlarsa, o mal, bu alacaklının olur. Borç ise, yerinde kalır. Verilen bu şey, bağış olur. Borca karşılık olmaz. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, mükâtebine:  "Üzerimde olan hakkımı sana bağışladım." dediğinde, mükâtep: "Kabul etmiyorum." derse; borç olduğu gibi kalır. Sirâcü'l-Vehhâc'da da böyledir.

Fetâvâyi Âhû'da zikredildiğine göre, Bürhânüd-Din'den şöyle sorulmuş:

—  Bir adam, borçlu ve müflis olarak ölür ve alacaklıları, alacak­larını teberru ederlerse, borç sakıt olur mu?

İmâm, şu cevabı vermiş:

—  Hayır, düşmesi tasavvur olunamaz. O şahsın müflis olarak ölmesi, hak sahiplerinin ahirete ait hakkını düşürmez. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Yine soruldu:

— Müste'cir vefat eylese, icare fesholur mu? İmâm şu cevabı verdi:

Kiralayanın varisleri mal sahibine: "Bize bağışla." deyince, kira ücretinden berî olurlar mı? Berî olmazlar.

Şayet mezarın başında: "Bu borçludan borcunu azad eyledim." der; varisleri de "Kurtulmuştur." derlerse, yine kurtulmuş olmaz. Mül-tekıt'ta da böyledir,

KadîBedîu'd-dm'den soruldu:

—  Bir kadın, ölüm anında: "Malımı ve mehrimi evladıma tensib eyledim." dese, terekesinden vazgeçilir mi?

İmâm:   Hayır;   vazgeçilmez,   buyurmuştur.  Tatarhâniyye'de  de böyledir.

Bir adam, kendisine borçlu olan şahsa: "Alacağımı sana terkey-ledim." veya "Hakkımı sana ibka eyledim." dese, işte bu ibra olur. Ve bu durumda alacaklı alacağını iddia edemez. Füsûlü'I-Imâdiyye'de de böyledir.

KâdîCemâlü'd-dîn'den soruldu:

—  Bir adam, borçlu borcunu ödedikten sonra, alacağını teberru eylese, bu durumda, borcu kendisine teberru' edilen şahıs, verdiğini geri isteyebilir mi? İmâm şu cevabı verdi:

— Bu durumda, o şahsın verdiğini geri isteme hakkı vardır.

Bir kimse, diğerine: "Ananın, üzerinde hakkı bulunan babanın borcunu ıtk ediyorum. (~ borcunu ödüyorum.)" dese, o borç ödenir mi?

İmâm:

—  Hayır, ödenmez. Çünkü, söz muhataralıdır; bu da batıldır." buyurmuştur.
Keza, bir kimse, diğerine: "Hakkını bana helal eyle."1 diğeri de cevaben: "Helâl eyledim." dese, bu ibra sahih olur.

Keza, bir kimse, diğerine: "Sen bana helal eyle; ben de sana helal eyleyeyim." der; diğeri: "Helâl eyledim." o biri de: "Bütün alacağımı helal eyledim." derse, bu durumda gasbedilen ve emanet bırakılan şeyler hariç, alacağının hepsi helal olur. Tatarhâniyye'de de böyledir.
En doğrusunu bilen Allahu Teâlâ'dır. [18]


Eser: Fetvayı Hindiye

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Fetvayı Hindiye

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler