Fasid Şartlarla Batıl (= Geçersiz) Olmayan Akidler

Fasid şartlarla batıl olmayan akidler şunlardır:
1) Talâk
2) Hulû (= Mal mukabili karı boşamak)
3) Mal mukabili olmaksızın karı boşamak
4) Rehin
5) Borç
6) Hibe
7) Sadaka
8) Vesayet
9) Vasiyyet                    
10) Şirket
11) Müdârabe
12) Kaza (= Hüküm verme)
13) Emaret
14)  Tahkim (= Hakim tayin etme) (İmâm Muhammed) (R.A.)'e göre
15) Kefalet
16) Havale   
17) İkâle (= İki tarafın rızası ile alış-veriş akdini bozma)
18) Neseb
19) Köleye ticaret izni vermek
20) Çocuğu çağırma
21) Kasdeh adam öldürmede sulh ( = anlaşma) yapmak
22) Kısas gerektiren yaralamada sulh (= anlaşma) yapmak
23) Gasb cinayeti
24) Vedia (= emanet bırakmak)
25) Ariyet bırakmak
26) Ayb sebebiyle reddetmeyi şarta bağlamak Muhayyerlik sebebiyle, geri verebilmeyi şarta bağlamak. Zimmet akdi

Hakimin azlini ve nikahı şarta bağlamak sahih değildir.

Keza, ticarete izinli bir köleyi, ticaretten men etmeyi şart koşmak, hibe, sadaka, kitabet gibi akitler belirli veya belirsiz şartlarla sahih olur; bunlarda koşulan şart ise batıl (= geçersiz) olur.

Şu on dört şeyi gelecek zamana izafe eylemek sahih olmaz.

l) İcare
2) İcareyi bozma;
3) Müzaraa;
4) Muamele;
5) Müdârebe;
6) Vekâlet;
7) Vekâletten azl;
8) Vasî tayini;
9) Vasiyyet;
10) Hüküm;
11) Emaret;
12) Talâk
13) Itak;
14) Vakıf. Şu dokuz şeyi de, gelecekte zamana izafe etmek sahih değildir:
1) Alım-satım;
2) İcazet vermek ve onu bozmak;
3) Taksim;
4) Ortaklık;
5) Bağış (= Hibe)
6) Nikah;
7) Rücû'
8) Malda sulh;
9) Alacaktan vazgeçme. el-İsterûşnî'de de böyledir.

Bir adam, diğerine, bir yeri,  "çıkacak mahsûlünü kendisine vermek şartıyle" hibe ederse, Ebû'l-Kâsım es-Saffar: "Şayet o yerde üzüm bağı veya ağaçlar varsa, bu bağış caiz, şart ise batıl olur. Eğer bu yer boş (hâlî) bir yer ise, bu durumda bağışda fasiddir." denmiştir. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Şayet yapılan bağış bağ olur ve hibe eden şahıs "onun mahsû­lünden kendisine verilmesini şart koşmuş" bulunursa, bu hibe sahih olur; şart ise batıldır. Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.

İsbîcâbî'de şöyle zikredilmiştir:

Bir adam, diğerine bir bağışta veya tasaddukda bulunduğunda, verdiği şeyin üçte birini veya dörtte birini yahut bir kısmını geri kendi­sine vermek şartıyle hibede bulunsa, o takdirde hibe caiz olur; ancak, bu şahsın dediği kendisine geri verilmez ve bedel olarak da, bu şahıs bir şey alamaz. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Müntekâ'da şöyle zikredilmiştir: Bir kadın, kocasına: "Benim sende alacağım olan bin dirhemi, senin benim üzerime bir cariye veya bir kadın nikahlamamana karşılık olarak tasadduk eyledim." deyip, kocası da bunu kabul ettikten sonra da, bu kadın kendi eliyle, kocasına bir başka kadını nikahlar; kocası da bunu kabul etmezse, (muhtar olan kavle göre, borçlu kabul etmese bile, hibe sahih olduğuna göre) —bu kadın, mehrini kocasına tasadduk etmiş olur. Koca, kadının emrini kabul ederse, bu durumda ibra geçmiştir; kabul etmez ise, artık o muh­tardır: İsterse mehrine avdet eder.

Keza bir kadın, "kocasında olan alacağı bin dirhemi, kendisini dövmemek ve yatağından ayrılmamak üzere." veya "kendine şöyle bir şey bağışlamak üzere" ibra eder ve bağıştaki şart da tahakKuk etmezse, yine bu kadın mehrine avdet edemez. Kerderî'nin Vecizi'nde ve Hulâsa'da böyledir.

Bir kadın, kocasına: "Eğer dediğimi yaparsan, mehrimi sanater-keyledim." der; kocası da bu kadının dediğini yaparsa, mehri —nefsini boşamadıkca,— hali üzere kalır. Çünkü bu kadın, mehrini, isteğine bedel etmiştir; bu bedel ise, sahih değildir. Müzmarât'ta da böyledir.

Bir kadın, kocasına: "Mehrimi sana bağışladım; şayet sen, bana zulmetmezsen..." der; kocası da bunu kabul eder; sonra da ona zulme­derse, Fakıyh Ebû Bekir el-İskâf ve EbûH-Kasım es-Saffar: "Bu bağış fasidedir. Çünkü şartlı bağışın şartının hilafı yapılmıştır." demişlerdir. Şayet kadın: "Mehrimi sana bağışladım; bana zulmetmemene karşılık." demiş, kocası da bunu kabul etmiş olsaydı, bu durumda hibe (= bağış) sahih olurdu. Çünkü bu bağışın tealluku kabul iledir. Koca kabul edince, hibe tamam olmuştur.  Bundan sonra kadın, mehrine rücû edemez.

"Koca zulmederse, kadının mehri hali üzere kalır." diyenler de olmuştur.

Fetva da bu kavil üzeredir.

Şayet koca, şartı kabul ettikten sonra, karısını haksız olarak döverse, bu durumda kadın, mehrine rücû edebilir.

Eğer kocası, onu terbiye için dövmüş ve o da, buna müstehak olmuşsa, bu durumda mehre dönüş yoktur. Zahîriyye'de ve Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Ebû Bekir'den soruldu:

— Bir kadın, kocasına: "Cihazım (= çeyizim) esnasında yemek yedir; yaptığın masrafı mehrimden düşür." derse, durum ne olur?

İmâm:

— Mes'ele, kadının dediği gibi olur." buyurmuştur. Havî'de de böyledir.

Bir adam, karısına: "Sen bana, benim sana şu şekilde bağış yap­mana kadar, mehrini ibra eyledin; ben de onu sana ibra eyledim." dedikten sonra, bu koca, o bağıştan kaçınırsa, Nasıyr "Bu kadın, kocasında olan mehrine olduğu gibi avdet eder." buyurmuştur.

Kitabü'l-Hâc'da şöyle denilmiştir: Bir kadın, mehrini, "kocasının kendisine hac yaptırmasına karşılık olarak", ona bağışladığı halde, kocası onu hacca götürmezse, Muhammet! bin Mu katil: "Bu durumda mehir hali üzre avdet eder." demiştir.

Sadru'ş-Şehîd de, Vâkıât'da şöyle buyurmuştur:

Nasıyr'ın ve Muhammed bin MukatiPin dediği gibi, mehir avdet eder. Müzmarât'ta da böyledir.

Bir kadın, kocasına: "Gerçekten sen benden çok ayrılıyorsun; yanımda kalıp gaip olmazsan, filan yerdeki duvarımı sana bağışladım." der; kocası da onunla beraber bir müddet kaldıktan sonra, onu boşarsa, işte bu mes'elede beş cihet vardır:
1) Kadın, iddet beklemekte ise, bu durumda hali hazırda hibe vaki olmaz ve duvar kocanın olmaz.
2) Kadın bağış yapıp, onu teslim eder; kocası da ona, "onunla beraber kalmayı" vadedederse, işte bu durumda duvar kocanın olur. Şayet kadın teslim etmemişse, duvar kocanın olmaz.
3) Şayet kadın, kocasıyla beraber kalmayı şart koşup, duvarı da kocasına teslim eder; kocası da bunu kabul ederse, bu durumda duvar kocanın olur.

Bunu, Şeyh Ebû'l-Kâsim zikretmiştir.

Ancak,   Nasıyr ve Muhammed bin  Mukatil:  "Duvar  kocanın olmaz." buyurmuşlardır. Muhtar olan da budur.
4) Kadın: "Benimle kalırsan, sana bağışladım." derse, bu durumda da duvar (avlu) kocanın olmaz.
5) Kadın,  "kocasıyla beraber kalmasına karşılık olmak üzere, duvarı bağışlamak hususunda" anlaşma yaparsa, işte bu durumda da duvar (avlu) kocanın olmaz. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kadın, kocasına, "her sene iki elbise (alması) karşılığında, mehrini bağışladığında, kocası da bunu kabul eder ve iki sene geçtiği halde elbise yaptırmazsa, Şeyh Ebû Bekir Muhammed bin Fadl: "Bu şart, hibe hakkında ise, mehir hali üzre kalır. Şayet hibe hakkında değil ise, kadının mehri sakıt olur. (=  düşer) Ondan dönüş yapamaz." demiştir.

Eğer kadın, mehrini kendisine iyilik etmesi şartıyle bağış yapar; kocası da iyilik yapmazsa, bu hibe batıl olur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kadın, kocasına: "Elini üzerimden kaldır; mehrimi sana bağışladım." derse, erkek, onu boşamadıkca, mehirden kurtulamaz. Zahîriyye'de de böyledir.

Bir  kadın,  mehrini  kendisini  boşamayıp yanında tutmasına karşılık olarak, kocasına hibe eder; kocası da böylece kabul ederse; ŞeyhıTl-İmâm Ebû Bekir Muhammed bin Fadl: "Eğer, yanında tut­masını bir vakitle kayıtlamamışsa, mehrini geri almak için rücû edemez. Şayet böyle bir vakitle kayıtlamış ve bu vakit gelmeden önce de, koca, bu kadını boşamış olursa, mehir olduğu gibi durur. "Şayet bir Vakit tayin etmemiş ve kasdıda ölene kadar yaşamak idiyse, —yalnız talak sözü yoksa— yine böyledir." denilmiştir.

Bir kadın, mehrini, —kendisini boşamamak üzere— kocasına bağışlar; kocası da onu kabul ederse, Halef: "Kocası boşasın veya boşamasın,  bu  bağış  şahindir."  demiştir.  Fetâvâyi  Kâdîhan'da  da böyledir.

Ebû Ca'fer'den soruldu:

— Bir adam, ana ve babasına gitmekten men ettiği karısı hasta olunca, ona: ' 'Eğer mehrini bana bağışlarsan, seni ana-babana yollarım." der; kadın da: "Bağışlarım." karşılığını verir ve kocası, buna şahitler getirmeye gider; kadın da mehrinin bir kısmını bağışlayıp bir kısmıriı da fukaraya verilmesini veya başka türlü tasarruf edilmesini vasiyyet eder; bundan sonra da kocası karısını baba-ana evine yollamaz veya onu gitmekten men ederse durum ne olur?

İmâm şu cevabı verdi:

— Bu bağış batıldır. (= geçersizdir) Çünkü bu şekilde bağış yapmak mekruh menzilindedir. Hâvî'de de böyledir.

Bir kadın, hasta olan kocasına: "Eğer sen, bu hastalıktan ölürsen, mehrim sana helaldir." veya "Üzerinde olan mehrim, sadakadır." derse, işte bu batıldır.  Zira bu söz muhataralıdır.  Zahîriyye'de de böyledir.

Hasta bir kadın, kocasına: "Şayet ben, bu hastalığımdan ölürsem, mehrim sana sadakadır." veya "...Mehrim sana helaldir-." der ve o has­talıktan da ölürse, bu sözü batıldır. (= geçersizdir) Ve bu kadının mehri kocasının üzerindedir. Hızânetü'l-Müftîn'de de böyledir.

Bir kadın, kendisini boşayan bir şahısla, ikinci bir kocadan sonra nikahlanmak istediğinde, onu önceden boşayan zat: "Seni, bende olan malım, bana bağış yapmadıkça nikahlamam." der; kadın da, "kendi­sini, onun nikahlamasına karşılık," mehrini ona bağışlar ve sonra da adam onu nikahlamazsa, mehri, o kocanın üzerinde baki kalır. Çünkü o kadın, nikaha karşılık, nefsini bedel etmiştir. Nikahda bedel, kadına karşı değildir. Bu bedel kadının üzerine (borç) değildir. Fetâvâyi Kâdî-hân'da da böyledir,

Bir adam, karısının yanında yatmadan kaçınsa ve karısına: "Sen, bana mehrini bağışla, ben de seninle beraber yatayım." der; kadın da bunu kabul ederse; "bu bağış, cimaya çağıranın muhabbetinden dolayı bağıştır. (= ibradır)

Bir adam, borçlusuna: "Sen ölene kadar, üzerinde olan malımı vermezsen, sen ondan muafsın." derse, bu söz batıldır. (= geçersizdir) Bahru'r-Râik'ta da böyledir.

Şayet alacaklı: "Sen ölürsen, sana helal olsun." derse, işte bu caizdir. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Eğer: Ben   ölürsem,   sen   berisin.''   derse,   bu  muhataralı olduğundan, ibra caiz olmaz. "Eğer eve girersen, sen, benim senin üze­rinde olan malımdan bensin." demenin caiz olmadığı gibi... Kerderî'nin Vecizi'nde de böyledir.

Bir kimse, bir hükümdarda bulunan alacağından, mühim bir işinin halli için vazgeçse; bu, ibra olmaz. Bu, bir rüşvet olur. Gunye'de de böyledir.
En doğrusunu.bilen Allah'u Teâlâ'dır. [27]


Eser: Fetvayı Hindiye

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Fetvayı Hindiye

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler