12- SADAKA

Muşa olan ve olmayan hakkında sadaka, bağış yerindedir. Onu teslim almaya da ihtiyaç vardır.

Yalnız sadakadan rücû' (= geri dönüş) —sadaka tamam olunca— mümkün olmaz.

Alan kimse zengin olsun, fakir olsun, sadaka verildikten sonra ondan rücû edilemez. (= geri dönülemez)

Alimlerimizden: Zengine yapılan bağış ve sadaka, fakire yapılana müsavidir." diyenler olmuştur. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, diğer bir adama, bir yeri sadaka olarak verirse, artık ondan rücû edemez. (= dönüş yapamaz.) Bu durumda kendisine sadaka verilen şahsın zengin veya fakir olması da farketmez. Müzmerât'ta da böyledir.

Bir adam, diğerine sadaka niyetiyle bir elbise verdiği zaman, ken­disine sadaka verilen zat, onu"emanet veya ariyet olarak verildi zan-niyle" alıp, sonradan, verene onu geri verse, bu durumda, önce vermiş olan şahsın onu alması helal olmaz. Çünkü ,.—karşıdaki adam onu alınca— mülkünden çıkmıştır.  Eğer alırsa tekrar vermesi  gerekir. Siracü'l-Vehhâc'da da böyledir.

Bağış kabülsüz sahih olmaz. Kabul de sözle olacaktır. Sadakanın sıhhati hususunda ise, söz ile olmayan kabul de güzellik vardır. Bütün asırlarda cereyan eden adet, fukaraya yapılan tasaddukda sözle kabulün gerektiği beyan edilmemiştir. Gınye'de de böyledir.

Fasid  olan sadaka da,  fasid olan hibe gibidir.  Kerderî'nin Vecizi'nde de böyledir.

Bir  adam,  iki  zengine tasadduk  eylese,  tmâm  Ebû  Hanîfe (R.A.)'den bir rivayete göre, bu caizdir.

Bu, İmâmeyn'in de kavlidir.

İki fakire tasadduk, bi'l-icma caizdir. Siraciyye'de de böyledir.

Bir adam, sikkelenmemiş bir parça gümüşü, iki fakire tasadduk eylese bu ittifaken caizdir. Tehzîb'de de böyledir.

Bir adam, fakirlere bir bağışta bulunup, o şeyi onlara teslim ederse, —istihsanen— bu bağışından geri dönemez. Kıyasda ise geri dönebilir. Mebsût'ta da böyledir.

Bir adam, dilenciye veya muhtaç bir kimseye ihtiyacına göre bir şey  verdiğinde,   istihsanen,   bundan  geri  dönemez. Zehıyre'de de böyledir.

Elinde dirhemler bulunan bir kimse: Allah rızası için, bu dirhemleri tasadduk edeceğim." dediği halde başka diremleri tasadduk eylese, Nasıyr: "Bu caizdir. Şayet o dirhemleri tasadduk etmeden, onlar zayi olursa, bir şey gerekmez." buyurmuştur. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Fetvâlar'da zikredildiğine göre îbnü Seleme'den sorulmuş:

—  Bir adam, zengin bir kocanın fakir olan karısına tasaddukta bulunsa ne olur?

İmâm şöyle buyurmuş:

—  Eğer kocası, onun nafakasını geniş veriyorsa, işte o kadın da, kocasının zenginliği sebebiyle zengindir. Havı'de de böyledir.

Müntekâ'da   İbrahim,   İmâm   Muhammed   (R.A.)'in   şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

Bir adam, diğer bir adama bir sadaka verip, onu da teslim ettikten sonra, onun bir kısmını düşürmek yani daha az vermek istese, bunu yapamaz. Çünkü o, başlı başına bir bağıştır.

Keza, tasadduk eylediği şahıs, mahrem olan zirahmi ise, onu azal­tamaz. Muhıyt'te de böyledir.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) şöyle buyurmuştur:

Sadaka hakkında, onu verenle, alan tenakuza düşseler, kendisine sadaka verilen zat, sadaka veren şahıs onu teslim etmeden önce ölürse, tenakuz batıl olur. Bu, bir bağış olsaydı, tenakuz caiz olurdu. Bahru'r-Râık'ta da böyledir.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Bir adam, başka birine, yarısı bağış, yarısı da sadaka olarak bir yer verdiği zaman, bağışladığı yere rücû edebilir. Çünkü, her yarı ayrı bir durumdadır. Şüyu, dönmeye mani olamaz. Serâhsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.

Bir adam, evini karısı ile onun karnında olana tasadduk eder ve bu kadın da, hamile bulunursa, bu sadaka caiz olmaz.

Şayet karısına: "Sana ve çocuğuma tasadduk eyledim." veya "Bu evi, sana ve bana tasadduk eyledim." dese, yine caiz olmaz.

Eğer: "Sana ve bu evde oturan adama tasadduk eyledim." der ve evde de kimse olmazsa, işte bu, bir adamın: "Ben, bu evi —onları sağ sanarak— üç küçük oğluma tasadduk eyledim." deyip de, bu çocukların bir kısmının ölmüş olması ve adamın bu durumu bilmeden söylemesi ve bu sadakanın batıl (= geçersiz) olması gibidir.

Şayet adam, ölenin kim olduğunu bilerek söylemişse, bu durumda sadaka sağlar için caizdir.

Bunlarda, kimin sahib olup, kimin sahib olamayacağına dair icab'a bir vücuhla işaret vardır. İcab, mülk sahibinin mülküyetinin kemalidir. Bu durumda, asla şüyu temekkün etmez ve icab caiz olur. İki şahıs için icab vuku bulunca da, iki canibin birinden şüyu temekkün eder. İki canibin birinden şüyûun mani olduğunu gören için, icab memnudur. Muhıyt'te de böyledir.

Bir adam, diğerine bir sadaka verip, onu da teslim ettikten sonra, kendisine sadaka verilen kimse ölse, sadaka veren de ona varis ise, o sadakaya varis olup, hissesine düşeni almasında bir beis yoktur. Zahîriy-ye'de de böyledir.

Bir adam: "Şu yerimin gelirini fakirlere tasadduk eyledim." veya "Şu yerim fakirlere sadakadır." derse, hayatta olduğu müddetçe tasad-dukla emrolunur. Sadakayı vermeden önce ölürse, o yer de, geliri de geri de miras olarak kalır. Zehıyre'de de böyledir.

Sağ iken, o yerin kıymetini tasadduk ederse, bu caizdir ve mükâ­fatını alır. Mebsût'ta da böyledir.

Bir adam: "Malım (veya malik olduğum) fukaralar için sada­kadır." derse, bu söz zekat verilen cinslere ait olur. Bu da otlak hayvan­ları, paraları, ticaret metaldir. Bunlar nisaba malik olsun veya olmasın müsavidir. Bu şahsın borçlu olup olmaması da farketmez.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, öşür arazisi de buna dahil olur.

İmâm Muhammed (R.A.)'e göre ise, dahil olmaz.

Haraç arazisi de dahil olmaz.

Hizmet kölesi de dahil olmaz.

Akan'da dahil olmaz.

Ev eşyası, elbiseleri, kullandığı silahları ve benzeri gibi —zekat malı cinsinden olmayan— şeyler de dahil olmaz.

Bazı alimlerimize göre, bir kimse: "Malik olduğum (veya bütün sahib olduğum) fakirler hakkında sadakadır." derse, kıyasen de, istih-sanen de bütün malı dahil olur.

Sahih olan Öncekidir. Çünkü ikisi bir kullanılmıştır. Tebyîn'de de böyledir.

Bu durumda, yiyeceğini bırakır, bundan sonrasına isabet edeni tasadduk eder.

Yanında ne kadar tutacağı kitabda açıklanmamıştır. Çünkü aile fertlerinin azlığı çokluğu muhtelifdir. "Sanatkârsa, günlük yiyeceğini tutar; gelir sahibi ise aylık yiyeceğini, (ihtiyacını) tutar. Akar sahibi ise, yıllık ihtiyacını tutar." denilmiştir. Mebsût'ta da böyledir.

Ecnâs'da İmâm Muhammed (R.A.)'in şöyle buyurduğu bildi­rilmiştir:

Bir adam: "Malım fukaralar hakkında sadakadır." der; onun da halk üzerinde dirhemleri olursa, onu tasadduk etmesi gerekmez.

İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) şöyle buyurmuştur:

Bir adam: "Malım fukaralar hakkında sadakadır." der ve bu adamın alacakları olur ve ona da niyeti bulunmazsa, o da öşür arazisi de dahil olarak tasadduk edilir.

Haraç arazisi dahil olmaz.

İmâm Muhammed (R.A.) şöyle buyurmuştur:

Onun ikisini de tasadduk eylemez.

Şayet, "malik (= sahib) olduğu bütün malı sadaka etmeye" yemin ederse, evi, hizmetçisi, elbisesi, ev eşyası nesi varsa tamamı, sadakaya dahil olur. Yenâbi"de de böyledir.

Eğer: "Şu işi yaparsam, malım fakirlere sadakadır." demişse İmâm Ebû Hanîfe (R.A.): "Bu durumda, ancak ticaret malı dahil olur; halkın üzerindeki alacağı dahil olmaz." buyurmuştur. Mültekıt'ta da böyledir.

Cühandı şöyle buyurmuştur:

Bir adam: "Allah rızası için, bütün malımı (veya bütün mülkümü) hediye edeceğim." derse, nezr (= adama) vaktinde bulunan bütün malı, buna dahil olur; yani malının tamamını hediye etmesi gerekir. Ancak, ihtiyacı kadarını alıkor. Başka mala sahipse, onun da mislini hediye eder. Siracü'l-Vehhâc'da da böyledir.

Bir adam: "Allah için, şu elbiseyi sadaka etmek, üzerime borç olsun." derse, o elbisenin kıymetini verip, onu yanında tutabilir.

Satıp parasını da tasadduk edebilir. Vasiyyet eylese de böyledir.

Hilâl bin Yahya, Fıkıh isimli kitabında şöyle buyurmuştur:

Bir adam: "Yerim fakirlere sadakadır." dese, bu sadaka olmaz. Çünkü o belirsizdir.

Şayet: "Şu yerim sadakadır." der ve o yere işaret ederse, hudut­larını belirtmese bile sadaka olur. Çünkü o yer, işaretle belli olmuştur.

Keza, hududunu söyler de işaret etmez ise sadaka olur işarete ihtiyaç kalmaz. O sadakada temlik olur. Mevkûfe —bekletilen— sadaka olmaz. Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.

Fetâvâyi Ahû'da şöyle zikredilmiştir:
Bir adam, başka bir adama, on dirhem vererek: "Bunu, filan fakire sadaka olarak ver." der; o adam da kendi nefsinden on dirhemi tasadduk edip, o on dirhemi yanında bırakırsa, Kâdî Bedîu'd-Dîn: "Bi'1-ittifak tazmin eder." demiştir.

Bir adam, diğer bir adama, on dirhem veya yüz batman buğday vererek: "Filan fakire ver." dediği halde, o adam, başka bir fakire verse; Hâvî'de: "Gerçekten onu tazmin eder. (= öder.) denilmiştir.

Zahîrüddin ise: "Ödemez. Çünkü, arzu yüce Mevlânın rızasıdir. O da fakire yardımda bulunur." demiştir. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Bir muhtacın yanında dirhemler bulunduğunda onu kendi nefsine harcaması, fukaraya harcamasından efdaldır.  Eğer fakirleri nefsine tercih ederse, bu da bir şartla efdaldir: Şöyleki: Kendi nefsinde sıkıntıya sabretmek güzeldir; bunu bilecek. Şayet sabredemeyeceğinden korkarsa, kendi nefsine harcar. Mültekıt'ta da böyledir.

Bazı alimlere, tasaddukla ilgili olarak sorulmuş:

— Yüzsüzlük yaparak, insanlardan isteyip israfla yiyenlere ne der­siniz?

Şu cevap verilmiş:

—  Onun ma'siyete sarfettiğini açıkça bilmiyorsanız veya zengin olduğunu bilmiyorsanız,  onlara tasaddukda bir  sakınca yokdur ve sadaka sahibi, —niyetinden dolayı— mükâfatlanır. Hâvî'de de böyledir.

Bir sabî, babasının izniyle, kendi malını tasadduk eylese, bu sahih olmaz. Sirâciyye'de de böyledir.

Müntekâ'da İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:

Bir adam, küçük oğluna, kaçmış olan bir köleyi tasadduk ederse, bu caiz olmaz.

Muallâ ise; İmâm Ebü Yûsuf (R.A.)'dan rivayeten: "Caiz olur." buyurmuştur. İşte böylece iki rivayet hasıl olmuştur. Zahîriyye'de de böyledir.

Bir adam, elinde bulunan bir yeri küçük oğluna tasadduk eder; o çocuk da: "Onu teslim aldım." demez, sonra da adam, onu elinden çıkarır; sabî de bulûğa erişir ve babasının söylediğini belgelese, o yer kendisinin olur. Tatarhâniyye'de de böyledir.

Bir kölenin kazancını fukaraya tasadduk^ etmek, köleyi azad etmekten efdaldir. Siraciyye'de de böyledir.

Bir adam, bir ölü adına tasaddukda bulunsa veya ona dua eylese, gerçekten bunların sevabı o ölüye ulaşır.

Bir kimse, amelinin sevabını, inananlardan her kime bağışlarsa bağışlasın, bu caiz olur. Siraciyye'de de böyledir.

Bir adam,  kesesinden veya cebinden,  fakirlere vermek için dirhemleri çıkarsa, sonrada vermese, bu durumda bir şey gerekmez. Siraciyye'de de böyledir.

Bir adam, diğerine bir deri tasadduk edip, onu o adama verir ve onun üzerinde de bez veya ziynet bulunursa, bu derinin tasadduku caiz olur. Üzerinde olan bez ve ziynet ise, onu tasadduk edenin olur. Hızâ-netü'i-Müftîn'de de böyledir.

Muhammed bin Mukâti! şöyle buyurmuştur:

Bir adam, diğerine: "Senin malından, bana ulaşan her menfaat banadır; ben, onu tasadduk ederim." der; o adam da ona bir şey bağışlarsa, mevhûbün lehin, onu sadaka olarak vermesi gerekir.

Şayet adam, onun kendi yemeğinden yemesine izin vermişse, bu durumda, bu şahsın onu tasadduk etmesi gerekmez. Bu yemekten ken­disinin yemesi helaldir. Hâvî'de de böyledir.

Hasan-ı Basrî (R.A.)'nin şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:

Bir adam, ekmek ufağını, bir fakire vermek için çıkarıp, onu bulamaz ve oraya bırakır; başka bir fakir de gelerek, onu yerse, onun benzerini, önceki fakire yedirecektir.

İbrahim Nehâî de böyle söylemiştir:

Âmirü'ş-Şa'bî ise: Tasadduk eden muhayyerdir: Dilerse onu yeniden verir; dilerse vermez. Sadaka ancak teslim almakla sadaka olur." buyurmuştur.

Miicâhid de: "Bir kimse, sadakayı çıkarsa bile muhayyerdir: İsterse verir; isterse vermez." demiştir.

Atâ'da benzerini söylemiştir.

Fakıyh Ebû'I-Leys: "Bu görüş alınıp, kabul edilir." demiştir.

Mescidde dilenenlere tasadduk hakkında ihtilaf edilmiştir. Alimler: "Camilerde dilenenlere tasadduk uygun olmaz. Çünkü, böyle yapmak, insanlara eziyete yardımcı olmaktır." demişlerdir.

Halef bin Eyyub: "Şayet ben hakim olsam; mescidde dilenen kim­seye tasadduk edenin (sadaka verenin) şehadetini kabul etmem." demiştir.

Ebû Bekir bin İsmail: "Mescidde verilen bir kuruş, orda verilmiş olmasına keffaret olmak üzere, yetmiş kuruşa muhtaçtır." demiştir.

Mescide girmeden önce veya ordan çıktıktan sonra (tasadduk edi­lebilir. Sadaka verilebilir.) Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Nasirî'nin Tecnîsi'nde şöyle zikredilmiştir:

Bir dilenci: "Allah hakkı için (veya Muhammed (s.a.v.) hakkı için) bana şunu ver." dese, hükmen ona bir şey vermek icabetmez. Bu durumda güzel olan davranış ise, mürüvveten ona bir şey vermektir.

İbnü Mübârek'in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:

Bir dilenci, Allah rızası için istediği halde, ona bir şey verilmemesine taaccüb ederim. Tatarhâniyye'de de böyledir.
En doğrusunu Allah'u Teâlâ bilir. [32]
[1] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/233.
[2] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/233.
[3] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/234.
[4] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/234.
[5] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/234-235.
[6] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/235-236.
[7] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/236-237.
[8] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/237-238.
[9] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/238.
[10] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/238.
[11] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/238.
[12] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/239-244.
[13] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/245.
[14] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/245-249.
[15] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/249-256.
[16] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/257-262.
[17] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/262-270.
[18] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/271-275.
[19] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/276.
[20] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/277.
[21] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/277-294.
[22] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/295-299.
[23] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/299-302.
[24] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/303.
[25] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/310-311.
[26] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/312.
[27] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/312-319.
[28] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/320-325.
[29] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/326-332.
[30] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/332-333.
[31] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/334-346.
[32] Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 9/347-354.

Anasayfaya dön Kapak Sayfası
Sadakat.Net © İslami web hizmetleri


Eser: Fetvayı Hindiye

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Fetvayı Hindiye

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler