Fetvalar.COM

Son Eklenenler

Bağlantılar

Altıncı Mukaddime:

Matlûp olan şeyin öğrenilmesi için gerekli olan şey, bazen yaklaş-tırıcı (takrîbî) bir yolla ve çoğunluğun anlayabileceği bir tarzda olur; bazan da gerçekleşmesi farzedilse bile böyle olmaz.

Birinci kısım, matlûp olan ve üzerine dikkat çekilen kasımdır. Meselâ 'melek'in ne demek olduğu sorulduğunda, "O Allah'ın yaratık­larından bir yaratıktır ve onun emrinde çalışır." denilmesi; veya 'in­san' nedir sorusuna "senin mensup bulunduğun cinstir." denilmesi; âyette geçen kelimesi sorulduğunda "azar azar eksiltmek" denilmesi; 'yıldız' kelimesi sorulduğunda "şu geceleyin müşâhade et­tiğimiz şeydir." diye cevap verilmesi... Bu ve benzeri açıklamalar bu kabildendir. Bu tür yaklaştınci bilgi ile, hitap anlaşılmış ve gereğine uyma imkanı doğmuş olur.
Şeriatta mevcut açıklamalar bu tarzda vâki olmuşlardır.Orneğin hz. Peygamber-/'kibir hakkı kabullenmemek ve in­sanları hor görmektir."[91] buyurarak, kibiri herkesin anlayabileceği neticesi ile açıklamıştır. Aynı şekilde kur'ân ve hadis lafızları da, da­ha açık bir biçimde anlaşılmaları bakımından eş anlamlı (müteradif) kelimelerle tefsir edilmektedir. Yine hz. Peygamber namaz ve hac ibâdetlerini, herkesin anlayabileceği bir şekilde hem fiil hem de sözleri ile beyan etmişlerdir. Diğer konularda da durum aynı şekilde olmuştur. Bu metot arapların öteden beri uygulayageldiği bir metot­tur ve şeriat arap dili üzere inmiştir. Ümmet ise ümmîdir, bu itibarla ona yönelik beyanların da ümmî olması gerekmektedir. Bu konu "mekâsıd" bölümünde açıklanmıştır. Şu halde, şerîatte kullanılan ta­savvurlar; eş anlamlı kelimelerin kullanılması ve onların yerini tuta­cak yakın mânâlar verilmesi suretiyle maksada yaklaştıncı bir mahi­yet arzetmektedir.
İkinci kısma yani çoğunluğun anlayamayacağı tarza gelince; bu kısmın çoğunluğun haline uygun olmaması, şeriatın bu kısmı dikkate almamasını gerektirmiştir. Çünkü bu tarzın, meramı anlatma yolları çok zordur. Din ise güçlük dîni değildir.[92] bunlar: meselâ 'melek' nedir sorusuna cevap olmak üzere, kelimenin kendisinden daha kapah bir tarife gidilerek "aslen maddeden soyutlanmış bir mahiyettir." veya "sonu bulunan, aklî nutk sahibi sâde bir cevherdir." denilmesi; 'insan' nedir sorusuna "ölümlü, konuşan canlıdır." denilmesi; 'yıldız' nedir diyene "kürevî, basit bir cisimdir. Onun tabiî yeri bizzat yörüngesidir. Işık yansıtmak özelliği vardır. Orta derecede hareket eder, kuşatıla-maz." şeklinde cevap verilmesi; 'mekân'ı tarif ederken: "kuşatan cir­min kuşatılan cismin dış sathına temas eden iç sathıdır." denilmesi ve benzeri arabın bilmeyeceği, uzun zaman harcamadıkça asla elde edi­lemeyecek mânâlar işte bu kabilden olmaktadır. Şeriatın bu tür şeyle­ri istemeyeceği ve bunlarla yükümlü tutmayacağı malumdur.

Hem bu gibi çabalar, eşyanın mahiyetini öğrenme için yapılan bir tırmanıştan başka bir şey değildir. Oysa ki, erbabı bunun çok zor oldu­ğunu itiraf etmektedirler. Hatta bazılarına göre bu imkansız bir şey­dir ve herhangi bir şeyin hakikati üzere öğrenilmesi mümkün değil­dir. Çünkü cevherlerin bilinmeyen unsurları (fusûl) vardır ve cevher­ler (şudur şeklinde değil de şu değildir şeklindeki) selbî (olumsuz) du­rumlarla anlaşılırlar. Çünkü hâs olan zatî, bu mâhiyetin dışında bilinirse, o zaman o hâs olmaz; aksi halde ise, duyularda belirmeyeceği için meçhul olacaktır. Bu hâs, kendine özel olan şeyle tarif edilmeye­cekse, o zaman da tarif tarif olmayacaktır. (eğer onu kendisine has bir şey ile tarif edeceksek, bu kez söz bu hâsa intikal edecektir.) Bu hâs da daha önce zikredilen hâs gibidir. (dolayısıyla teselsül doğacaktır.)Bu itibarla ayırıcı özelliğin ona hâs olan zatî olduğu konusunda) mutlaka duyularla algılanan ya da başka bir yolla zahir olan hususlara rücû et­mek gerekecektir. Bu ise 'mâhiyetlerin tarifi için yeterli değildir. Bu arzettiklerimiz 'cevherle ilgilidir. 'Araz' ise, ancak lâzımı neticeleri ile tanımlanabilmektedir. Zira bu ilmin erbabı, başka türlü arazın tarifi­ne muktedir olamamışlardır. Yine cevherler vb. Hakkında zikredilen zatî özelliklerin dışında başka bir zâtı özelliğin de bulunmayacağına dair bir delil bulunmamaktadır. Tartışmada taraf olan kimsenin bunu talep hakkı vardır. Tarifi yapan kimse: "eğer başka bir vasıf bulun­saydı, mutlaka ona muttali olurdum." diyemez. Zira sıfatlardan bir ço­ğu açık değildir. Yine tarifçi: "başka bir zâtı özellik bulunsaydı, onsuz mâhiyet öğrenilenlezdi." de diyemez. Çünkü biz: "bir şeyin hakikati, ancak bütün zâtı özellikleri bilindiği zaman öğrenilebilir." diyoruz. Ortada bilinmeyen zâtı bir özelliğin bulunabilmesi şüphesi olunca, mâhiyetin bilgisi hakkında da şüphe hasıl olacaktır.
Böylece anlaşılmaktadır ki, tarîf âlimlerinin (mantıkçılar) tarif­lerde bulunması zorunlu olduğunu ileri sürdükleri şartlara bakılırsa bunların tariflerini yapma imkanı bulunmamaktadır. Böylesi ilimle­rin şer'î ilimlerden sayılması ve şeriatı anlamada onlardan istifâde yo­luna gidilmesi mümkün değildir. Buradan şu netice de çıkmaktadır ki, eşyanın hakîkî mâhiyetini ancak onun yaratıcısı bilir. İnsanın bu yoldaki çabaları beyhudedir. Bütün bu anlattıklarımız 'tasavvur'[93] ile ilgilidir.
Tasdik' konusuna gelince, çoğunlukla, delilin öncülleri, kabulü zorunlu olan ya da ona yakın seviyede bulunan şeylerden olması gere­kir. Allah'ın lutfu ve kudreti ile, konu bu kitabın sonunda ortaya konu­lacaktır. Durum böyle olunca, şerîatte yer eden ve kur'ân'da üzerine dikkat çekilen usul de bu olmuştur: 'yaratan yaratmayan gibi midir ?[94] "de ki: onu ilk kez yaratan diriltecektir....[95]"sizi yaratan, sonra mıhlandıran, sonra öldüren, daha sonra da dirilten Allah'tır. O'na koştuğunuz ortaklarınızdan böyle bir şey yapan var mıdır?[96]"eğerAllahtan başka ilâhlar olsaydı, yer-gök fesada giderdi."[97]söy­leyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa biz mi ya­ratmaktayız?"[98]âyetleri bu türdendir. Bu tabiî ki, tasdik konusunda delile ihtiyaç duyulduğu zaman söz konusudur. Aksi takdirde sadece hükmün ortaya konulmuş olması yeterlidir.
Selef-i sâlih, şeriatın yayılması yolunda, gerek taraftar ve gerek­se muhalif herkes için aynı metot üzerinden yürümüşlerdir. Teklifi hükümlerin ortaya konulması hususunda onların yaptıkları istid­laller üzerinde düşünenler, onların en kolay ve taliplerin akıllarına en yatkın olan yolu tuttuklarını görecektir. Hem de zoraki ağdalı bir üs­lupla, (mantıkî kıyaslarda olduğu gibi) bir araya getirilmiş belli ifade­ler kullanmamışlar, sözü tabîî seyri içerisinde, ölçüp biçmeden söyle­mişler, maksadı yakın ve kolay bir şekilde ortaya koymanın ötesinde üslubun nasıl olduğuna aldırmamışlardır. Her ne kadar neticeyi elde etme konusunda (bazan) sözleri daha öncekilerin (mantıkçıların) ifa­de biçimlerine uygunluk arzetse de, bu onların paralelinde hareket et­tiklerinden değil; maksada ulaşma konusundaki araştırmaları neti­cesinde meydana gelmişti.[99]
Ancak ifade tarzı, basit ya da çok taraflı (mürekkep) kıyaslar üze­rine kurulmuş ise ve neticeye ulaşmak için iş akla bağlı kalıyorsa; o takdirde bu şer'î bir yol değildir; bu yolu ne kur'ân ne hadi s ne de selefi salihin sözlerinde bulmak mümkün değildir. Çünkü bu aklın maksa­da ulaşmadan önce çıkmaza girmesi demektir. Bu tavır öğretim ilkesi­ne de aykırıdır. Çünkü şer'î talepler bütün emirlerde o anlıktır.[100] tabiatıyla böylesi talepler için uygun olan anlayış şekli de uzun istidlallere dayanmadan anlık olmalıdır. Şayet delili anlama ve de­ğerlendirme şekli uzun zaman alacak şekilde olsaydı, o zaman kulla­nılacak olan bu metot anlık olan bu taleplerle tenakuz halinde bulunurdu ki, bu doğru değildir. Sonra idrâkler hep aynı düzeyde değildir; her talepte de eşit şekilde cereyan etmez. Bunlardan sadece zarûriy-yât ile onlara yakın olanlar bunun dışındadır. Çünkü onları anlayıp değerlendirmede dikkate alınacak önemli bir farklılık yoktur. Bu du­rumda delillerin, zarûriyyât ve ona yakın olanlar dışında bir konu ile ilgili olması durumunda , bu talebin icrası imkansız; teklif genel değil de özel (hâs) olacaktı veya teklîf-i mâ lâ yutâka (takat üstü yükümlü­lük) ya da sıkıntıya (haraç) götürecekti. Halbuki, bunların ikisi de şerîatte reddedilmiştir. Bu konunun izahı ileride "mekâsıd" bölümün­de gelecektir. [101]


Eser: El-Muvafakat

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

El-Muvafakat

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler