Dokuzuncu Mesele:

İki şey hakkında emir ve nehiy bulunsa ve bu şeylerden her bi­ri diğerinin tâbisi durumunda olmasa, aralarında ne varlık ne de geçerli bulunan örf bakımından telâzum (birbirini zorunlu olarak gerektirme durumu) da bulunmasa, ancak mükellef amaç itibarıyla bu iki şeyi tek bir fiil içerisinde ve ve tek bir garazla bir araya getir­me kasdı bulundursa —meselâ tek bir akit içerisinde haram ve helâli bir arada toplamak gibi— bu durumda (hüküm ne olur?)
—Biz bu konuya "emrin ibâha yerine konulması" demek istiyo­ruz. Çünkü hüküm her ikisinde de birdir. Zira emir bazen ibâha için olabilmektedir. Meselâ şu âyette böyledir: "Namaz kılındığı zaman, yeryüzüne dağdın ve Allah'ın lütfundan (nasibinizi) ara­yın"[220] Burada bu ıstılahla sadece ihtisarda bulunma kastedilmiş­tir. Mânâ siyak ve sibaktan anlaşılmaktadır.—
Malum olduğu üzere onlardan her biri bilfarz kasıt konusunda tabi durumunda değildir ve onların münferit hükmünde kabul edilmesi de mümkün olmamaktadır. Çünkü bu kasıt ile bağdaşma­maktadır. Zira maksatlar tasarruflarda dikkate alınmaktadır. Yine şer'î mesâil üzerinde yapılan istikra ortaya koymaktadır ki; hü­kümler konusunda, iki şeyin bir arada olmasının, yalnız başına bu­lunmaları durumunda olmayan tesirleri vardır[221]
Bu konuda emredilen birşeyle, yasaklanılan bir şeyin yada em­redilen iki şeyin veyahut da yasaklanılan iki şeyin bir araya gelmiş olması arasında fark bulunmamaktadır. Hz. Peygamber bey' ve selefi yasaklamıştır.[222] Halbuki bunlardan her biri tek başı­na ele alındıklarında caiz olmaktadır. Allah Teâlâ iki kız kardeşin aynı nikah altında toplanmasını yasaklamıştır. Halbuki teker te­ker olmak kaydı ile her biri üzerine akitte bulunmak caizdir. Ha­diste de bir kadının, halası ve teyzesi ile birlikte bir arada nikâh altında tutulması yasaklanmıştır.[223] Hz. Peygamber gerekçe olarak da bu yasağa şu sözü ile işaret buyurmuştur: "Eğer siz bunu yaparsanız, o zaman akrabalık bağlarını koparmış olur­sunuz" Bu konu da, mânâ bakımından konumuza dahil olmakta­dır; çünkü burada toplama halindeki hüküm, onların teker teker olan hükümlerinden farklı olmaktadır. Dolayısıyla bir arada bu­lunmanın hükme tesiri bulunmaktadır ve bu bir delildir. Bu tür ni­kahların tesiri akrabalık bağlarının kesilmesi konusundadır ve bubirliğin kaldırılmasıdır. Bu bir arada olmanın tesiri olduğu hakkında da delil olmaktadır. Yine hadiste sadece cuma gününde oruç tut­mak yasaklanmış[224] ve bir gün Öncesi ya da bir gün sonrası ile bir­likte tutulması istenmiştir. Aynı şekilde Ramazan ayından bir ya da iki gün Önce oruç tutmaya başlamak da yasaklanmıştır.[225]Fıtır bayramı gününde oruç tutmak da böyledir.[226] Zekat yükümlülüğün­den kaçmak için ayrı olan zekât matrahı malları birleştirmek, bir­leşik olanları da ayırmak da yasaklanmıştır.[227] Bütün bunlar bir arada bulunma (içtimâ) halinin, tek başına bulunma (infirâd) hali­ne ait olmayan etkileri bulunduğunu gerektirir. İnfirâd hali için, içtimâ halinden farklı hükmün bulunması gereği, içtimâ haline ait, infirâd halininin hükmünden farklı bir hükmün bulunduğunu —içtimâ halinde, infirâd haline dönme Özelliği ortadan kalksa bile[228]—açıklar. Yine Hz. Peygamber içecekler bahsinde (üzüm ve hurma gibi) iki ayrı şeyin birbirine karıştırılmasını ya­saklamıştır.[229] Çünkü bunların birbirine katıştırılmalan sarhoşluk verme özelliğini çabuklaştırıcı bir etki göstermektedir. (Satılan) an­ne cariye ile çocuğunun aralarının ayrılmasını yasaklamıştır. Bu hadis Sahih'te bulunmaktadır.[230] Aynı şekilde iki kardeşin arası­nın ayrılmasını yasaklamıştır.[231] Bu da hasen bir hadis olmaktadır. Şeriatta bu türden örnekler çoktur.
Sonra bir arada bulunma (içtimâ) hakkında delil ikâmesi konu­sunda daha genel bir anlamda[232] yaklaşıldığı zaman, onun kısmen dikkate alınmış olduğunu gösterecek deliller daha da çoğalacaktır.Meselâ birlik halinde olmanın emredilip, ayrılık halinde olmanın yasaklanması gibi. Çünkü birlikte olma halinde, yalnız olma halin­de bulunmayan özellikler vardır: Meselâ dayanışma ve yardımlaş­ma, İslâm'ın güç ve kudretini gösterme, küfrün egemenliğine son verme gibi. İşte bu noktadan hareketle dînî etkinliklerden olmak üzere cemâatler, cumalar, bayramlar konulmuş; özel olarak akra­balar arasında, genel olarak da bütün müslümanlar arasında bağ­lar tesis edilmiş ve bunlar arasında irtibat kurulması istenilmiştir. Toplu halde olmak övülmüş, ayrılık hali yerilmiştir. İnsanların ara­larının bulunması emredilmiş, bunun aksine hareketler ve sonuç itibarıyla ayrılık doğuracak her türlü faaliyetler yerilmiştir.

Keza nazarî yaklaşım da, beraberlik haline ait, ayrılık hali için bulunmayan hususiyetlerin mevcudiyetine hükmeder.

Bu, beraber olma (içtimâ) halinin etki edeceğinin ve onun dik­kate alınacağının izahı olmaktadır.
Ayrı bulunma (iftirâk) halinin de bir başka yönden etkisi var­dır: Ayrılık halinde bulunmayan bazı hususiyetlerin, beraberlik hali için söz konusu olduğu gibi, ayrılık hali için de bazı özellikler vardır ve bunları beraberlik hali ortadan kaldırmaz. Meselâ bir arada olan bey' (satış) ve selefi (karz) yasaklayan hadis, tek başları­na bulundukları zaman bunlardan her birine ait bazı hususiyetle­rin bulunduğuna ve bunların bir arada bulunma halinde ortadan kalkmayacağına hükmeder. Bu özellik bunlardan her biri ile istifa­de durumudur ve bu, bir arada olma durumunda ortadan kalkmaz. Ancak bu birleşme sonucunda bunların arasında ilave bir özellik vücuda gelir ki, yasak da işte bundan dolayı gelmiştir. Beraber ol­ma halinde doğan bu ilave özellik, tek olarak bulunma halinde mevcut özellikleri tümden ortadan kaldırmaz. İki kız kardeşi aynı anda bir arada nikah altında tutma[233] ve delillerin zikri sırasında belirtilen benzeri diğer konularda da durum aynıdır.
Sonra nasıl ki, beraber bulunma halinde ayrı iken mevcut ol­mayan bazı özellikler var idiyse, münferit halde iken mevcut olup beraber bulunma halinde ortadan kalkmayan bazı özellikler de vardır. Çünkü bir araya gelenlerin her birinin kendisine ait var olan özelliği, eğer bir araya gelme sebebiyle ortadan kalkacak ol­saydı, o zaman birleşme (içtimâ) halinin özellikleri ortadan kalkmış olurdu. Aynen insanla, organlar arasındaki ilişkide olduğu gibi. Bu organların toplamı insanı oluşturmaktadır. Ancak bu organların tek yönden birleşmiş olmaları ya da tek bir özelliği ortaya koymuş olmak için birleşmeleri düşünülecek olsaydı, o zaman insan ortaya çıkmazdı.[234] Baş, elin göstermediği özelliği göstermekte; el ise aya­ğın vermediği faydayı sağlamaktadır. Kemikler, sinirler ve damar­lar gibi birbirine benzer halde bulunan diğer organlarda da durum aynıdır. Bunlar farklı özellikler taşımakta ve birleşme anında bu özelliklerini yitirmemekte ve bütün bunların toplamından insan meydana gelmektedir. Eğer insan ve organlar için tatbik ettiğimiz bu husus anlaşıldıysa, diğer birleşme (içtimâ) hallerinde de duru­mun aynı olduğu anlaşılacaktır.
Şu halde birlik halinde olmayı isteyen emir ve ayrılığı yasakla­yan nehiy, içtimâ halinde iken cüzlerin faydalarını[235]ortadan kaldirmaz. İçtimâ hali yoluyla fayda meydana geldiği gibi, içtimâ ha­linde iken de cüzlerin ayrı ayrı ele alınması yönünden fayda hasıl olmaktadır. Sonra iki şeyin bir arada bulunması (içtimâi) duru­munda, bunlardan her birinin, o açıdan itibara alınması sahih ola­cak bir hüküm ile müstakil olarak ele alınması mümkün olduğu gi­bi, meselemiz gibi olan yerlerde birbirleri ile tearuz halinde de ola­bilirler ve bu halde mesele üzerinde durmak gerekir. Bu durumda sadece içtimâ halinin dikkate alınması, infirad halinin dikkate alın­masından daha öncelikli (evlâ) değildir.[236]

Her birinin, müctehidlerin bakış açılarını üzerlerine çekecek izah ve dayanakları vardır.

Hal böyle olunca, maksat açısından her iki durumun da birbiri içerisine girmesi halinde, bunlar hüküm açısından varlık ve yokluk bakımından birbirleri ile bağıntı (telâzum) halinde bulunan ve hü­kümleri tek bir şeyin hükmü gibi olan iki şey olurlar. Bu durumda emir ve nehyin beraberce onlar üzerine gelmiş olması (içtimâi) —birbirleri arasında varlık ve yokluk bakmmdan bağıntı (telâzum) bulunan şeylerde olduğu gibi— mümkün değildir. Bu durumda mutlaka emir ya da nehiy yoluyla onların her ikisine birden yöne­len bir hükmün bulunması gerekecek midir? Yoksa gerekmeyecek midir? Alimlerden bir kısmı, onlar üzerine çözülme ve müstakil olma hükmünü uygulamaktadır ve bunlar örf-i vücûdî ile istimali dikkate almaktadırlar. Tabiî bu her birinin diğer eşinden ayrı ola­rak ele alınması mümkün olduğu zaman için söz konusudur. Alimler arasındaki görüş ayrılığı "haram ve helali içeren akit" meselesinde sürmektedir ve her iki tarafın görüşlerinin izahı orta­ya çıkmıştır.
İtiraz: Delilin desteklemiş olduğu görüş birincisidir. Çünkü bir arada olma (içtimâ) halinin bir tesiri bulunduğu ve ona ait yalnız başına bulunma halinden farklı hüküm olduğu sabit olduğuna göre, o zaman bütüne nisbetle iki şeyden her biri, asıla'(metbû) nisbetle tâbi halini almış olur. Çünkü her biri bütünün bir parçası duru­mundadır. Bütünün bir kısmı, o bütüne tâbi durumundadır. Bunu [198] destekleyen delillerden biri de Hükümler bahsinde geçen, birşeyin cüz itibarıyla mubah, kül itibarıyla ise matlûp veya cüz itibarıyla mendûb, kül itibarıyla ise vacip olmasıdır. Diğer hükümlerde de ay­nı şekilde cüz itibarıyla ele alındığında farklı, kül itibarıyla ele alındığında ise daha farklı hükümler doğmaktaydı. Bu durumda emir ve nehyin aynı anda gelmiş olması düşünülemez. Biz bütüne baktığımızda, nehye mahal olan şeyin bütün içerisinde mevcut ol­duğunu görürüz. Bu durumda nehiy, o şey içerisinde ilgili olduğu şeye yönelmiş olacaktır. Bu durum, Mâzirî'nin talîlinde ve onunla birlikte zikredilen şeylerde izahını bulmaktadır.
Cevap: İtiraz yerinde değildir. Eğer bütünü meydana getiren cüzlerden her biri, metbûya nisbetle tâbi gibi kabul edilecek olursa, o zaman haram olan cüzün metbû olması, tâbi olmasından daha evlâ olmayacaktır.[237] Hükümler bahsinde belirtilen husus doğru­dur, ancak orada muarız durumunda olan vardır ve o, daha önce de geçtiği gibi fertlerin dikkate alınmasıdır. Mâzirî'nin izahı[238] ise üzerinde ihtilaf edilen bir konu olup, İmam Mâlik ya da başka bir imamın mezhebinde mevcut bulunan ve üzerinde görüşbirliği edi­len konulardan değildir.[239]Dolayısıyla mesele, müctehidin değer­lendirmesi sonucunda kabul edip etmeyebileceği bir husus olarak kalmaya devam edecektir. [240]


Eser: El-Muvafakat

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

El-Muvafakat

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler