ONUNCU MESELE:


Deriz ki: Kalplere doğan ve basiretlere âyân olan Kur'anî mü­lâhazalar (i'tibârât-ı Kurâniyye[307]) eğer şartlarını tam olarak bu­lundurmak suretiyle sahih olurlarsa iki kısımda mütalaa edilirler: 1.

Asıl doğuşu Kur'ân'dandır ve şâir mevcut varlıklar ona tâbi olur. Basiret nurunun evrendeki perdeleri duraksamaksızm kaldırabilmesi için, genel anlamda mülâhazanın sahih olması gerekir. E-ğer duraksama varsa, o mülahaza —seyrü sülûkünü tamamlamış ehl-i tahkikin açıkladığı üzere— ya sahih değildir ya da tam değil­dir. 2.

Asıl doğuşu mevcudat olur —bunun cüz'î ya da küllî olması farketmez— ve Kur'ânî mülâhaza ona tâbi olur.

Eğer birinci türden ise, o mülâhaza sahihtir ve Kur'ân'm bâtı­nını anlama konusunda o, problemsiz muteber kabul edilir. Çünkü bu durumda Kur'ân'm anlaşılması, kalplere ancak Kur'ân'm iniş amacına uygun olarak doğar. Bu amaç onun, mutlak olarak değil de yükümlülüklerin çeşidi ve haller itibariyle mükelleflerden her birine uygun düşecek şekilde tam hidayet olmasıdır. Durum böyle olunca, bu hidayetin yolu üzere yürümek, sırât-ı müstakim üzere yürümek olacaktır. Sonra Kuranı mülâhazalar ancak ve ancak tak-lid ya da ictihad üzere amel yönünden Kur'ân'a ehil olan kimseler­den doğabilir. Böylesi insanlar ise, aynen onunla amel etme, onun ahlakıyla ahlâklarıma konusunda onun sınırlarını aşmadıkları gibi, mülâhazaları sırasında da Kur'ân'ın genel çerçevesini dışarı taşmazlar. Aksine onlara anlayış kapısı, onun içerdiği hükümlere uy­gun düşecek şekilde aralanır. Buna göre, bu türden olan Kur'ânî mülâhazaların normal seyrinde cereyan etmiş olacağı için kabul görmesi ve muteber sayılması lâzım gelecektir. Buna, Selef-i sâlih-den Kur'ân'ı anlayışları hakkında bize kadar gelen nakiller şahitlik eder. Çünkü onların tamamı Arap dilinin ve şer'î delillerin gerekle­ri doğrultusunda olan şeylerdir. Nitekim daha Önce açıklanmıştı.

Eğer ikinci türden ise, o zaman Kur'ân'm bâtınını anlamak için onu dikkate alıp almama konusunda durup araştırmak lâzım­dır. Onların mutlak olarak alınması mümkün değildir. Çünkü on­lar, birincinin aksinedir ve Kur'ân'm anlaşılması konusunda mut­lak surette dikkate alınacaklarını söylemek sahih değildir. Bu du­rumda deriz ki:
Zikri geçen âyetlerde sözü edilen bâtını mânaların, geçen şart­ların gereği üzere câri olmadıkları ortaya çıkarsa, o zaman onlar Kur'anî olmayan bir mülâhazaya yönelik olacaklardır. Buna da vücûdî (ya da haricî) mülâhaza denir.[308] Bunlar vakıada yer aldıklan için, Kur'ân'a onlara uygun mânâlar vermek sahih olur. O, bu cihetten, hâss değil de müşterek olur. Dolayısıyla böyle bir mülâha­zada bulunan kimseden, ona uygun düşen bir şahit istenmez. An­cak mürşidin ihtiyaç duyduğu hariç.(?) O hâss bir durumdur ve bu-rasıyla ilgili olmayan kendi başına bir ilimdir. Bu yüzden de mahal­line hasredilir: Buna göre "el-câr zî kurbâ" nm kalp; "el-câr el-cü-nüb" ün nefs-i tabî'î... olması bir mülâhaza olarak sahih olabilir. Çünkü varlık âleminde bulunan şeylerin birbirine karşılık tutulma­sı, erbabı katında hem sahih hem de kolaydır. Şu kadar var ki, ilimde yüksek payeye ermiş olmayan ya da onun irşadı altında bu­lunmayan kimseler için bu, aldatıcı olmaktadır.
Sonra, Kur'ân hakkında bu tür mülâhazalar ileri süren kimse­ler, hitaptan maksûd olan mânânın sadece bu olduğunu iddia etme­mişlerdir; bilakis mülâhazasını ileri sürmekte ve onun murâd-ı ilâhî olduğu konusunda ise sükût etmektedirler. Eğer bu kabilden birşey gelmiş ve sahibi murâd-ı ilâhînin o olduğunu söylemişse, o, Kur'ânî ile vücûdî (yani haricî ya da vâki'î) mülâhazalar arasında ayırım yapmayan hal erbabından olmalıdır. Bu durum, en çok sey-rü sülük esnasında epey yol alan, yolunda yürüyen fakat henüz matlûbuna ulaşamayan kimselerde görülür. Bâtmîlerden vb. olup da sözüne bir değer verilmesi gerekmeyen kimselerin ortaya attık­ları şeylere ise itibar edilmez. el-Gazzâlî, Mişkâtu'l-envâr'da, İhyâ'nın Şükür bölümünde[309] ve Cevâhiru*l-Kur*ân adlı kitabın­da[310]Kur'ânî itibar ile diğerleri hakkında konuya açıklık getirecek örnekler vermiştir. Oralara bakarak konu üzerinde düşününüz. Ba­şarı ancak Allah'tandır.

Fasıl:
Aynı durum Sünnet için de sözkonusudur; çünkü gerek Kitap ve gerekse Sünnet geçen ve şahitleri ortaya konulan sahih mülâha­zalara ve aynı şekilde haricî itibarlara açıktır. Benzer şeyleri, "İçe­risinde köpek ve suret bulunan eve melekler girmez"[311] hadisi vb. hakkında da farzetmişlerdir. Hak ve doğruya ulaşma yolu açıklık kazandığına göre, burada tekrara girmeye gerek duymuyoruz[312] .


Eser: El-Muvafakat

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

El-Muvafakat

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler