Nesebin   Sübûtu   Bâbı

Hami müddetinin en çoğu iki yıldır. Çünkü Hz. Âişe (R. Anhâ)

«Çocuk el iğinin dâiresi kadar bile olsa ana karnında iki yıldan daha fazla kalmaz, demiştir.

Hamlin müddetinin en azı altı aydır. Çünkü Allah Teâlâ (C.C.) :
«Onun ana karnında taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer.» [40] buyurmuştur. Bundan sonra Hak TeâJâ (C.C):
«Çocuğun sütten kesilmesi iki yıl içinde olur.» [41] buyurmuştur.

İmdi hami için altı ay kalır. Ric'î talâkdau id ele t bekleyen kadı­nın nesebi sabit olur. Velev ki iki yıldan daha fazlada doğurmuş olsun.

Elverir ki id d etin in geçtiğini ikrar etmesin. Çünkü kadının iddet hâ­linde gebe kalma ihtimâli vardır, temizlik müddeti uzamış olabilir. Da­ha azda bâîn olur. Yâni çocuğu iki yıldan daha azda doğursa, iddet bit­tiği için kocasından bâîn talâk ile boş olur. Nikâhda veya iddette gebe kaldığı için çocuğun nesebi sabit olur ve koca da dönmüş sayılmaz. Çünkü çocuk talâkdan önce de sonra da. ana rahminde kalmış olabi­lir. Şu halde koca şüphe ile müracaatçı olamaz.

Koca daha çokda müracaatçı olur. Vâni kadın çocuğu iki yıldan daha çok zamanda doğursa, dönmüş sayılır. Çünkü gebelik talâkdan sonradır. Zahir olan şudur ki, kadından zina müntefî olduğu için ço­cuk ondandır. Şu halde koca dönmüş olur.

Keza bâîn talâk ile boşanmış olan kadın, çocuğu iki yıldan daha az zamanda doğursa nesebi sabit olur. Da'vâya da hacet yoktur. Çün­kü boşama vaktinde çocuğun kâim olması muhtemeldir. Nikâhın orta­dan kalktığı yüzde yüz bilinemez. İhtiyaten neseb sabit olur. Eğer ka­dın çocuğu ayrılma vaktinden iki yılın tamamında doğursa, o çocuğun nesebi sabit olmaz. Çünkü hami talâkdan sonra meydana gelmiştir. Cima haram olduğu İçin çocuk o kocadan değildir. Ancak, eğer koca çocuğun nesebini iddia ederse, nesebi sabit olur. Çünkü koca çocuğu kabul etmiştir. Bir de; kocanın kadınla iddette şüpheyle cinsî münâ­sebette bulunması muhtemeldir. Keza yaşı dokuz veya daha fazla olup bülüğ belirtisi görülmeyen küçük kız dokuz aydan daha azda doğur­sa, çocuğun nesebi sabit olur. Talâk bâîn olsun, ric'î olsun fark etmez. Çünkü gebelik bu takdirde iddette olmuş olur. Mürâhik olan kadın çocuğu dokuz ayda doğursa, çocuğun nesebi sabit olmaz. Çünkü gebe­lik bu takdirde iddetin dışında olur. Şu sebeble ki; mürâhika yakînen küçüktür. Yakîn ise-ihtimâl ile yok olmaz. Küçüklük hamileliğe aykı­rıdır. Küçüklük vasfı o kadında bâîti kalınca üç ayla iddetinin geçme­sine hükmedilir ve hamileliğin sonradan meydana geldiğine hamledir Ur. Şu halde neseb sabit olmaz. Görmez misin ki, mürâhika, iddetin geçtiğini ikrar etse, ondan sonra altı ayda çocuk doğursa, iddetin bit­tiğinin delîH bulunduğu için neseb sabit olmaz. Delil de onun ikrarıdır. Burada da öyledir. Hattâ daha evlâdır. Çünkü onun ikrarı yalana muh­temeldir. Şeriatın iddet bitti diye verdiği hükümde ise tereddüd yoktur. Keza, boşanmış olup iddet bekleyen kadın iddetin geçtiğini söylese ve ikrar vaktinden yarım yıldan daha az zamanda çocuk doğursa hüküm yine böyledir. Bu «İkrar vaktinden» sözü Hidâye'de ve Kenz'de ve baş­kalarında yazılmışdır. Ta'I|le uygun ve doğru olan budur. Sadru'ş-Şe-ria'da; «İkrar vaktinden» yerine «Boşama vaktinden» denilmiştir. Gâli-bâ bu ilk nasibin hatâsı olacaktır. O kadının çocuğunun, nesebi sabit olur. Nitekim sebebi yukarıda geçti ki, yakînen kadının yalanı zahir olduğu için gebelik bu takdirde iddette olur. Çünkü iddeti bittiğini in­kâr etmiştir. Halbuki rahmi menî ile meşgul idi. O kadın çocuğu yılın yansında doğursa, çocuğunun nesebi sabit olmaz. Nitekim sebebi geç­ti ki: Bu takdirde gebelik iddetin dışında olmuştur.

Talâkdau iddet bekleyen kadının gebeliği belli olsa veya koca o gebeliğin kendisinden olduğunu ikrar etse, çocuğunun nesebi sabit olur. Yâni kadın çocuğunun doğumunu iddia edip, kocası inkâr etse, halbuki doğumdan önce kadının gebeliği belli olsa veya koca o gebe­liği ikrar etse, çocuğun nesebi sabit olur.

Kadının gebeliği belli olmayıp ve koca gebeliği ikrar etmezse, eğer kadının doğumu tam delil ile sabit olursa nescb sabit olur. Yâni iki erkeğin veya bir erkek ile iki kadının şehâdetiyle doğum sabit olur. Meselâ kadm bir eve girer ve gerek kadının yanında, gerekse evde kimse bulunmaz. Kadın çocuk doğurduğu vakitte o iki adam kapıda olurlar. Kadının çocuk doğurduğunu görmekle veya çocuğun sesini işitmekle bilirler. Musannifin «tam delîl» ile kaydına sebeb şudur: Zira doğuma bir kadının şehâdet etmesiyle neseb sabit olmaz. Bu konuda İmânı ey n (Rh.Aleyhimâ) ayrı görüştedir. Sözün kısası şudur ki: İddet bekleyen kadın çocuk doğursa, İmâm A'zarn' (Rh.A.) a göre, onun nesebi sabit olmaz. Meğer kî iki erkek veya bir erkek ile iki kadın onun doğum yap­tığına şehâdet edeler. Ancak gebelik belli olur veya koca yönünden iti­raf olursa, bu takdirde şehâdetsiz neseb sabit olur. İınâmeyiv (Hh. Aley­hi mâ) e göre, hepsinde; Müslüman, hür, âdil bir kadının şehâdeti He neseb sabit olur. Kâfî'de de böyle zikredilmiştir.

Keza Ölümden dolayı iddet bekleyen kadın iki yıldan daha az za­manda çocuk doğursa nesebi sabit olur. Bu mes'ele Hidâye'de; «Kocası ölmüş olan rru'tedde kadının çocuğunun nesebi sabit olur... ilâh.» sö­züyle yazılmıştır. Yâni, vefattan dolayı iddet bekleyen kadının çocu­ğunun nesebi, kocanın ölümü ile çocuğunun arası iki yıldan daha az olursa sabit olur. İmâm Züfer (Rh.A.) «Kadm ölüm iddetinin bitme­sinden altı ayda çocuk doğursa neseb -sabit olmaz. Çünkü şeriat, iddet yönü belli olduğu için, o kadının iddetinin bitmiş olmasına aylar ile 'hükmetmiştir. İmdi iddetin bittiğini ikrar ettiği zamanki gibi olur. Nitekim küçük kız mes'elesinde beyân edildi» demiştir.

Bizim delilimiz şudur: O kadının iddetinin bitmiş olması için di­ğer bir cihet vardır. O da çocuğu doğurmaktır. Küçük kız bunun aksi­nedir. Çünkü küçük kız (sagîre) da asi olan, hâmile olmamasıdır. Zi­ra bulûğdan önce hamle mahal değildir. Bulûğda şüphe vardır ve kü­çüklüğü ise yakînen sabittir. Şu halde şüphe ile yakın zail olmaz.

Ya da iddet içinde çocuk doğurup mirasçılar da doğurmayı ikrar ederlerse, doğuma bîr kişi dahî şthâdet etmese, çocuk ittifakla Ölen ada-- ımn oğludur. Bu, mîrâs hakkında çocuğun vâris olması için zahirdir. Çünkü mîrâs mirasçıların hâlis haklarıdır. Şu halde mirasçıların tas­dikleri kabul edilir. Amma neseb hakkında, tasdikleri başkaları hak­kında sabit olur mu, olmaz mı?

Bu mes'ele dahî Hidâye'de; saniyen: «Mirasçılar kadını tasdik et­selerdi, Ölümden dolayı iddet bekleyen kadının çocuğunun nesebi sabit olur.» sözü ile zikredilmiştir.

Fakîhler demişlerdir ki: Şayet mirasçılar, kadını tasdik etmekde, iki erkek veya bir erkek ile iki kadın gibi.ehl-i şehâdetten olsalar, hüc­cet kâim olduğu için neseb sabit olur. Bundan dolayı, bazısı; -«Şehâdet lâfzı şart kılınır.» demiş, bazısı da, «Şart kılınmaz.» demiştir. Çünkü başkası hakkında sübût, ikrarları ile kendi haklarındaki'sübûta tâbi-dir. Tâbi olarak sübût bulan şeyde aslın şartlarına riâyet edilmez. İkâmet hakkında, efendisi ile beraber köle ve sultan ile beraber aske­rin durumu gibi. Sahih olan budur. Kâfî'de de böyle zikredilmiştir.

ı Keza nikâh edilmiş bir kadın, çocuğu £İti ayda doğursa, çocuğun nesebi sabit olur. Yâni, bir adam bir kadın ile evlenip, kadın altı ayda ve daha fazlada çocuk doğursa, o çocuğun nesebi o adamdan sabit olur. Gerek koca ikrar etsin ve gerek sussun müsavidir. Çünkü nikâh mev-cûddur ve müddet de tamdır. Eğer koca, kadının çocuk doğurduğunu inkâr etse, bir kadının şehâdeti ile doğum sabit olur. Eğer o adam ço­cuğu inkâr ederse lâ'netleşirler. Çünkü neseb mevcûd nikâhla sabit olur. Liân ancak kazf ile vâcib olur. O burada mevcûddur. Çünkü ko­canın «Benden değildir.» demesi, kadına zina isnadıdır ve kazf çocu­ğun varlığını gerektirmez.

Ebenin şehâdeti ile sabit olan çocuğa, ebenin şehâdeti ile liân lâ­zım gelmesin diye itibâr edilmez. Belki liân, çocukdan tecrîd edilmiş olduğu halde kazfe -izafe edilir.

Ben derim ki; bunun zahirine itiraz edilebilir. Biz kabul ediyoruz ki, mutlak kazf çocuğun varlığını gerektirmez, lâkin çocuk ile kazf ço­cuğun varlığını gerektirmediğini teslim etmiyoruz.. Halbuki söz çocuk ile kazfdedir. Bu i'tirâzm defi şöyledir: Fukahânın, varlık (vücûd) ile muradı dış varlıktır.. Çocuk ile kazf, ibarede varlığı gerektirir, hâricde değil. Meselâ koca karısının bîr çocuk doğurduğunu işitse, «O çocuk benden değildir.» dese, zina ile kazf etmiş olur. Çünkü, «Sen zina ettin de çocuk ondan oldu.» demiş gibidir.. Velev ki hâricde çocuk mevcûd olmasın.

Eğer kadın altı aydan daha az zamanda çocuk doğursa, gebelik ni-kâhdan önce olduğu için, çocukun nesebi sabit olmaz: Eğer kadın ço­cuk doğurup ondan sonra ihtilâf etseler ve kadın nikâhını o güne ge­linceye kadar altı ay oldu diye iddia etse ve koca da altı aydan daha azdır diye iddia etse, İmânı A*zam' (Rh,A.) a göre, kadın yeminsiz tas­dik edilir. İraâmeyn (Rh. Aleyhîmâ) bunu benimsememişlerdir. Nite­kim yakında zikredilecektir.

Bîr kimse «Eğer ben filân kadını nikâh ettim ise o kadın boştur.» dese, ondan sonra nikâh etse ve kadın nikâhtan itibaren yarım yılda çocuk doğursa, o çocuğun nesebi kocaya lâzım gelir. Gebelik iddet için­de olduğu için, kadının mehri de kocaya lâzım gelir. Koca karısının ta­lâkını doğurmasına bağlasa, yâni, karısına «Eğer bir çocuk doğurursan, boşsun.» dese, kadının çocuk doğurduğuna da yalnız bir kadın şehâdet etse, İmâm A'zam' (Rh.A.) a göre talâk vâki olmaz. İmâmeyn' (Rh. A-leyhimâ) e göre; vâki olur. Çünkü doğurmak yalnız bir kadının şaha­deti ile sabit olur. Ondan sonra talâk ötekine bağlı olarak sabit olur. İmâm A'zam' (Rh.A.) in delili şudur: Doğurmak zarûreten sabit olur. İmdi zaruret mikdan ile takdir edilir, talâka geçmez. Talâk doğuma tâbi değildir. Çünkü boşamak ile doğurmakdan her biri diğeri olmak­sızın bulunur. Hidâye sarihlerinin bazısı itiraz edip demişlerdir ki: Bi­zim sözümüz doğurmaya bağlanan boşamadadır ve bir şeye bağlanmış olan o şeyin gereklerindendir. Halbuki doğum yalnız bir kadının şehâ deti ile sabit olur ve bir şey şayet sabit olsa, bütün gerekleri ile sabit olur. Ben derim ki: Bir şey sabit olunca bütün gerekleri ile sabit olur, sözü ıtlâkı üzere değildir. Belki o söz bir yerdedir ki lâzım ile melzûmun arasında birbirlerinden ayrılmak tasavvur olunmaz. Nitekim aklî lü­zumda olduğu gibi.                .                                                .

Hidâye sahibi buna: «Talstk doğurmakdan ayrılır.» sözü ile işaret etmiştir. Usûl kitablarında iktizâ konusunda takarrür etmiştir ki; bir kimse bir kimseye «Sen köleni benden bin akçaya âzâd eyle.» dediği vakitte, azadın sahih olması zaruretinden dolayı satışı iktizâ eder. San­ki o sözü söyleyen kimse «Sen köleni bana bin akçaya sat ve benim ta­rafımdan âzâd etmeye vekilim ol.» demiş gibi olur. Böylece zaruret mikdârı ile satış sabit olur. Hattâ erkân ve şeraitten bir şey sabit ol­maz, ancak aslen sukutu muhtemel olmayan şey sabit olur.

Eğer koca kadının gebe olduğunu İkrar ettikden sonra kadının ta­lâkım doğurmasına bağlasa, k&dm «Çocuk doğurdum.» eledikde, onu yalanlasa, İmâm A'zam' (Rh.A.) a göre, ebenin şehâdeti olmaksızın ta-Jâk vâki olur. İmâmeyn' (Rh. Aleyhimâ) e göre, ebenin şehâdeti şart­tır. Çünkü kadın, kocanın hânis olduğunu iddia etmektedir. Şu halde delil gerekir. İmâm A'zam' (Rh.A.) in delili şudur: Kocanın gebeliği ik­rarı, gebeliğe vardıran şeyi de ikrarıdır. O da doğurmaktır.

Bir kimse bir câıiye nikâh edip boşadtkdan sonra, onu satın al­sa, satın aldığı günden itibaren a'*ı aydan daha az zamanda çocuk do-ğursa, çocuğun nesebi o kimseden olması gerekir. Eğer altı ayda ve al­tı aydan fazlada çocuk doğursa, nesebi ondan olması gerekmez. Çün­kü birinci vecihde çocuk iddet bekleyen kadının çocuğudur. Zira gebe­lik satın almadan öncedir. İkinci vecihde çocuk memlûke çocuğudur. Çünkü hadis olan şey, en yakın vaktine muzâf kılınır. Şu halde mut­laka da'vâ gerekir.

Bir kimse cariyesine «Eğer senin karnındaki oglansa bendendir.» dese, bir kadın da o câriye, kocanın ikrar ettiği günden itibaren altı aydan daha az zamanda çocuk doğurduğuna şehâdet etse, o kimsenin ümmü veledi olur. Çünkü nesebin sübûtunun sebebi —ki da'vâdır — efendisi taralından «O çocuk bendendir.» demesiyle mevcûddur. Ancak çocuğun tu'yininc hacet kalır. Ta'yin de ebenin bilittifâk şehâdeti ile sabit olur.

Musannif, ikrar ettiği günden, itibaren altı aydan daha az zaman­da demiştir. Zira o çocuk altı ayda veya a!tı aydan fazlada doğsa, ne-seb sabit olmaz. Efendisinin sözünden sonra cariyenin gebe olması muh­temel olduğu için neseb sabit olmaz. Efendi bu çocuğu iddia etmiş sa­yılmaz. Fakat efendi, «Çocuk bendendir.» dediği vakitte, cariyenin kar­nında çocuğun bulunması kesin bilindiği için birinci vech bunun aksi­nedir. Bu durumda da'vâ sahih olur. Ya da bir kimse bir ma'sûm için: «Bu benim oğlumdur.» dese ve o khnse Ölse, çocuğun anası da «Bu ço­cuk o ikrar eden kimsedendir ve ben de o kimsenin karışıyım.» dese, iki­si de o kimseye vâris olurlar. Çünkü mes'ele kadının hürriyet ile ma'rûf ve çocuğun anası olduğuna göredir! O çocuğun, ikrar eden adamın oğ­lu olması, ancak anasını sahih nikâhla mümkündür. Zira helâlliği ifâ­de için konulan şey nikâhtır.

Eğer ölen kimsenin vârisi o kadına «Sen ölenin ümmü veledisin.» dese ve o kadın da kendisinin hür olduğunu bilmese vâris olmaz. Çün­kü hürriyetin zahir olması köleliği kaldırmakda belde itibariyle hüc­cettir. Mirasa istihkak için hüccet değildir. Bir.kimse cariyesini kölesi ile evlendirse, o câriye de bir çocuk doğursa ve efendi «O çocuk benim­dir.» diye iddia etse; onun nesebi sabit olmaz. Çünkü çocuğun nesebi­nin sabit olması nikâhın feshini gerektirir. Sabit oldu ki, nikâh sahîh oldukdan sonra feshi kabul etmez. Satış bunun aksinedir. Çünkü, efen­di şayet cariyesini satsa ve o câriye müşteri yanında çocuk doğursa, bundan sonra satıcı o çocuk bendendir diye iddia etse, nesebi ondan sabit olur ve satış fesh olur, çocuk da âzâd edilmiş olur. Çünkü efen­dinin mülküdür. O da oğlu olduğunu ikrar etmiştir. Her ne kadar melr zûm sabit olmasa da. çocuğun hürriyeti sabit olur. Nitekim nesebi bel­li olan kölesinin kendi oğfu olduğunu ikrar etse hüküm yine böyle­dir. O çocuk bendendir, diye ikrar etmesiyle, câriye de satanın ümmü veledi olur.

Bir kimsenin ciinâ ettiği cariyesi bir çocuk doğuısa, o kinişe bu çocuk bendendir demedikçe çocuğun nesebi sabit olmaz. Çünkü cimâ-dan istifâde hakkt üç mertebedir:

Birincisi kavidir. O nikâhlı kadının lirasıdır. Onun hükmü, da'vet-siz yâni bu çocuk bendendir demeksizin, neseb sabit olmaktır. Sadece benden değildir, demekle ilgisi kesilmiş olmaz. Belki sahih nikâhda, li-ânla ilgisi kesilmiş olur. Çünkü l^sid nikâhda Hân olmaz. Nitekim da­ha önce geçti.                        

İkincisi zayıf firâşdır. O da cariyenin lirasıdır. Bunun hükmü zayıf olduğu için bununla neseb sabit olmayıp, ancak bu çocuk bendendir, demekle sabit olmaktır.
Üçüncüsü: İkisi ortası olan fİrâştu*. O da ümmü veledin lirasıdır. Bunun hükmü; da'vetsiz neseb sabit olmak, mücerret «Benden değil­dir.» demekle ilgisi kesilmektir. Lâkin da'vetsiz nesebin subûtu; ancak ümmü veledin cimâı efendisine helâl olduğu surette olur. Şayet cimâı ona helâl olmazsa da'vetsiz neseb sabit olmaz. Efendisinin mükâtebe eylediği ümmü veled ve iki kimse arasında ortaklaşa olan câriye gi­bi ki, o kimselerin ikisi de o cariyeyi ümmü veled yapar da sonra, bir çocuk doğurursa, da'vetsiz onun nesebi sabit olmaza Hizânetu'1-Müf-tîn'de böyle zikredilmiştir. [42]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler