Ka'de-İ   Ahire:


Namazın farzlarından biri de ka'de-i ahîre, yâni son oturuştur; [78]

Onda «Abdühû ve Resûlühû» ya kadar teşehhüdü okuyacak miktar oturmaktır. Çünkü Resûlüllah (S.A.V.), İbni Mes'ûd' (R.A.) a teşehhü-dü öğrettiği zaman şöyle buyurmuştur.

«Şayet sen bunu söylersen (veya yaparsan), şüphesiz namazın tamâm olur.»

Musallî teşehhüdü okusun veya okumasın, namazın tamâm olması­nı Resûlüllah (S.A.V.), fiile bağlamıştır. Zira bu sözün mânâsı: «Sen otururken teşehhüdü okusan» demektir. Çünkü teşehhüdü okumak, sâ­dece ka'dede meşrudur. Kesûlüllah* (S.A.V.) in, (Bunu söylersen yâni yaparsan) sözünün mânâsı, «Hiç bir şey okuma­dığın hâlde otursan» demektir. Burada «muhayyerlik» sözdedir, fiilde (kuûdda) değildir. Zira fiil, iki durumda sabittir. Nitekim biz onu açık­ladık.                                         
Şarta bağlı olan şey, şartın varlığından önce yok olmuştur. Zira namaz sona ermiştir. Sona erme ise ancak tamamlanmakla olur. Ta­mâm olmak da ancak itmam yâni tamamlamakla olur. Bundan dolayı; serî fiillerde itmam, şâriin açıklamasıyle bilinir. Halbuki sâri', [79] itmâmı da beyân etmiştir. Şu halde, Ka'de-i ahire farz olur.
Eğer, haber-î vâhid ile farziyyet sabit olmaz, denilirse, cevaben biz deriz ki: Evet farayyet ilkin haber-i vâhid ile sabit olmaz. Fakat, şayet mücmel [80], haber-i vâhid [81] ile açıklanırsa, kuûdun farzıyyeti sabit olur. Nitekim daha önce geçti. Sonra .denilmiştir ki: Ka'deden farz kılman miktar, ka'dede şehâdeteyni okuyacak kadardır. Esah olan söz, Kâfide seçilendir. Burada zikredildiğine göre; Teşehhüd mutlak olarak zikredildiğinde ona râci olur.

Sol ayağı yayıp sağı dikme hususunda son oturuş, ilk oturuş yâni ka'de-i ûlâ gibidir. Fakat son oturuşda, Nebi (S.A.V.) üzerine sa-levât ziyâde edilir. Resûlüllah' (S.A.V.) a bu salevât, bize göre sünnettir. Şafiî' (Rh.A.) ye göre, farzdır.

Salevâtın söyleniş keyfiyeti şöyledir:

«Allahümme sallı alâ Muhammedin ve alâ Âii Muhammedin. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ Âli İbrahim, inneke hamıîdün mecîd.»

«Allahümme bârik alâ Muhammedin ve alâ Âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ Âli İbrahim, inneke hamîdün mecîd.» Mânâsı:

«Yâ ilâhi; Efendimiz, büyüğümüz, veliyyü nimetimiz Hz. Muham-med'e ve âline salât et. Onların şeref ve kadrini yükselt. Hz. İbrahim'e ve Hz. İbrahim'in âline salât ettiğin gibi. Ve Efendimiz Hz. Muhammed'i ve Efendimiz Muhammedin Âlini mübarek kıl. Onların feyiz ve bereke­tini daim arttır. Hz. İbrahim'i ve Hz. İbrahim'in Âlini mübarek kıl­dığın gibi. Şüphe yok ki Sen Hamîdsin, Mecîdsin. Bütün hamdü sena bütün azamet ve celâl sana mahsustur.»

Bazı âlimler bu salâtı:

(AHahümme'rham Muhammeden ve Âle Muhammedin kemâ rahimte ve terahhamte alâ İbrahime ve alâ Âli İbrahime inneke hamîdiin me-cîd) diye zikretmişlerdir^Fuk anadan bazıları buradaki:

 (Allahümme'rham Muhamnıeden... ilâ âhır) «Allah'ım Muhammed'e rahmet eyle...» demeyi kerih görmüştür. Çünkü bu, Enbiyâ' (Â.S.) nın kusurlu oldukları vehmini verir. Zira, rahmet; kınanılan şeyin işlenmesi sebebiyle olur. Sahîh kavle göre ise, bunda kerahet yoktur. Nitekim Zeylai (Rh.A.) böyle de­miştir.

Mıısallî, salavât duasından sonra kendisi için ve diğer mü'minler için duâ eder. Bu bizim : «Kendisi için ve diğer mü'minler için duâ eder.» sözümüz, bazı âlimlerin «Kendisi için duâ eder» sözünden daha münâsiptir. Çünkü kendisini duaya tahsis etmemek sünnettir.

Kur'an'dan olan bir şey ile duâ eder. Yâni lafzen ve ma'nen ona benzeyen şey ile meselâ:

(Allâhümşmağiirlî velivâlideyye)   «Allah'ım, beni ve ana - babamı af veyle» veya (Allâhümmemağfir lîlebî)

«Allah'ım babamı afveyle» demek gibi.

Veya me'sûr yâni Resûlüllah' (S.A.V.) den rivayet edilen Kur'ân'a benzer sözlerle duâ eder. Meselâ :

«Allahümme innî zalemtü nefsi zulmen kesîran ve innehû lâ yağ-firuz zünûbe illâ ente. Fağfir H mağfireten min ındike inneke entel ga-fûrür rahim» Mânâsı:

«Allah'ım, şüphesiz ben kendime çok zulmettim. Günâhları ise an­cak Sen afvedersin. Beni, Sen'in katından bir mağfiretle afveyle. Şüp­hesiz Sen Gafur ve Rahîm'sin.» Bu, me'sûr dualardandır.

İnsanların sözüyle; yâni insanların sözüne benzer sözlerle dua edil­memelidir. Çünkü insanların sözü, namazı bozar. Bunda asıl olan şu­dur : Kullardan istenilmesi imkânsız olmayan (mümkün olan) her söz insanların sözüdür. Meselâ, «Benim borcumu Ödeyiver veya beni evlen­dir» demek gibi. Kullardan istenilmesi imkânsız olan her söz de insan­ların sözü değildir. «Allah'ım beni mağfiret et.» demek gibi.

Yine : Eğer musallî, namazın' sonunda teşehhüd miktarı oturmaz-sa, namazı ifsâd eder. Fakat şayet musallî, namazın sonunda teşehhüd miktarı oturursa, kendi sun'iyle (iradesiyle) çıkmak bulunduğu için na­mazı tamdır. Nitekim gelecektir.

Lâkin kadın, iki oturuş (ka'de) da da teverrük eder. Yâni kadın, iki ayaklarını sağ tarafından çıkarır ve sol uyluğu üzerine oturur. İki oturağım yere yerleştirir. Çünkü bu, kadın için daha iyi bir örtünme­dir ve hâlinin setrine münâsiptir.
Son oturuşda salevât ve duâ sünnettir. Salevât İmâm Şafiî' (Rh.A.) ye göre, farzdır. [82]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler