5- Müfâveda Ortaklarından Her Birinin Ortaklık Malındaki Tasarruf Yetkisi
İmâm Muhammed (R.A.) şöyle buyurmuştur:
Müfâveda ortaklarından her biri, elinde bulunan bir şeyin, aynı cinsinden satın alabilir. Bu şey, ölçülen cinsten ise, ondan; tartılan cinsten ise, ondan satın alması caizdir.
Ancak, yanında olmayan cinsten, dirhemler ve dinarlar gibi, bir şey satın alırsa; bunlar, hassaten, satın alan ortağın olur. Bu şeyi, şirkete mâl etmek caiz olmaz.
Müfâveda ortaklarından birisi, kazançlarından bir köleyi müka-tebe yapıp, ona ticâret veya para kazanma izni verir. Muhıyt'te de böyledir.
Müfâveda ortaklarından birisi, cariyeyi evlendirir fakat köleyi evlendiremez. Köleyi, bir mal karşılığında azâd da edemez. SerahSTnin Muhıytı'nde de böyledir.
Müfâveda ortaklarından birisinin, ticâret malı olan bir köle ile bir cariyeyi evlendirmesi kıyâsen caiz olur; istihsânen caiz olmaz. Bu, bizim âlimlerimizin kavlidir. Zahîriyye'de de böyledir.
Müfâveda ortaklarından her biri, peşin veya veresiye satış yapabilirler. Hulâsa'da da böyledir.
Bu ortaklardan her birinin, şehâdeti kabul edilmeyen kimseye satış yapmaları hâlinde de, bi'I-icma*, müfâveda cereyan eder. Zehiyre'de de böyledir.
Müfâveda ortaklarından birisi, veresiye yiyecek maddesi almış olsa, bedelini ödemek, bu ortakların ikisine aittir. Inân ortaklığı ise, bunun hilâfmadır.
Müfâveda ortaklarından birisi, yiyecek maddelerinde, silmi ( = teslim etmeyi) kabul etse; bu, ortağına karşı caizdir.
Kâdîhân'da da böyledir.
Müfâveda ortaklarından birisi, yiyecek maddeleri karşılığında, dirhemler vermiş olsa; bu, ikisi adına da caizdir. I
Keza, bu ortaklardan birisi, bizzat, bir şeyi belli ederek, meselâ: Bir şeyi, peşin kıymetinin daha fazlasına, veresiye alsa; bu mal, kendisine ait olur. Mebsût'ta da böyledir.
Müfâveda ortaklarından biri, bu ortaklığa ait bir malı, bu ortaklığın borcu için, rehin bıraksa; bunu, ortağının izni olmadan yapmışsa, şahsen borçlanmış olur. Çünkü, rehin, hükmen borcu ödemek demektir. Seransî'nin Muhıytı'nde de böyledir.
Ancak, rehin bırakılan bu malı, diğer ortak, mürtehinin (= kendisine rehin bırakılmış kimsenin) elinden alamaz. Muhıyt'te de böyledir.
Borç otakhğm borcu ise, rehin bırakan ortağın tazmin etmesi gerekmez.
Ancak, borç şahsî ise, bu durumda, bu ortak, bu borcun yarısını, diğer ortağından alır.
Rehin bırakılan şeyin "kıymetinin borçtan fazla olması hâlinde de, bu fazlalığın tazmin edilmesi gerekmez. Mebsût'ta da böyledir.
Müfâveda ortaklarından birisi, ortaklığa ait bir borçtan dolayı, şahsî bir eşyasını rehin bırakır ve bu şey, mürtehînin (= rehin alanın) yanında zayi olursa; bu ortak, borcun yarısını almak üzere, diğer ortağına müracaat eder. Muhıyt'te de böyledir,
Bu ortaklardan birinin, ticâret borcundan dolayı rehİ bırakması caizdir. Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.
Bu ortaklardan birinin, rehin verdiğini veya rehin aldığını, diğer ortağı öldükten sonra itiraf etmesi, o ortağına karşı caiz değildir. Sirâcü'l-Vehhâc'da da böyledir.
Müfâveda ortaklarından her hangi birinin, emânet bıraktığı şey, kendisine aittir.
Bu ortaklardan birisi, müfâveda malından, hediye vermiş veya bu mal ile da'vet, ziyafet tertip etmiş ve buna bir şey de takdir etmemişse; sahih olan kavil, ticârette, bu masrafın israf sayılmayacağıdır. Gıyâ-siyye'de de böyledir.
Müfâveda ortaklarından birinin, bu ortaklığa ait maldan, hediye alması, bunun yemeğinden yemesi, ondan ödünç alması, ortağından izin almadan bile caizdir, tstihsânen, böyle yapmış olan ortağa tazminat gerekmez.
Müfâveda ortaklarından her biri, bu ortaklığa ait, et, ekmek ve meyve gibi yenilebilen şeylerden hediye etme hakkına sahiptir. Ancak, Altın ve gümüş gibi şeyleri hediye etme hakkına sahip değildir. Muhıyt'te de böyledir.
Müfâveda ortaklarından birisinin, başka bir şahsa, diğer arkadaşının hissesinden elbise, hayvan, altın, gümüş, eşya veya hubûbac bağışlaması câ& olmaz.
Ancak, meyve, et, ekmek ve benzerleri gibi yiyecek maddelerini bağışlaması caizdir. Fetâvâyi Kâtfîhân'da da böyledir.
Müfâveda ortaklarından her hangi birisi, diğer ortağının izni olmadan, ortaklık maldan, misafirini ağırlayabilir.
İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ile İmâm Muhammed (R.A.)'e göre bu [sahihtir. Zehıyre'de de böyledir.
Başka bir rivayette ise: "Misafirlere ikram, diğer ortağın izin vermesi hâlinde caiz olur." denilmiştir.
Bu ortaklardan her birinin şahsî masrafı, yemesi, katığı, kirası sermâyedendir.
Hasan bin Ziyâd, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'nin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Şayet, o ortak kâr elde ederse; bu masraflar bu kârdan düşülür; aksi takdirde, kendi sermayesinden tenzil edilir. Zahîriyye'de de böyledir.
"Malı, müdârebeden verilir." diyenler de olmuştur. JBedâî'lde de böyledir.
Bu rivayet de, asıl ve esahhtır. Nehru'l-Fâik'ta da böyledir..
Müfâveda ortaklarından her biri, ortaklık maldan, vbir başka şahsa sermâye verebilir.
Bu ortaklardan biri, bir başka şahsa sermâye verdikten sonra, ortaklıktan ayrılır; bundan sonra, bu sermaye ile bir şey satın alınır ve bu durumda, sermayeyi alan şahıs, onların ortaklıktan ayrıldıklarını bilmekte olursa; bu sermaye ile alınan şey, hassaten, emredenin (ona bu sermayeyi veren ortağın) olur.
Bu sermayeyi alan şahıs, onların ortaklıktan ayrıldıklarını bil-imiyorsa ve satın alman şeyin de bedeli verilmişse; bu ahm-satim, hem alana hem de ortağına karşı caizdir.
Şayet, alınan şeyin bedeli verilmemişse; bu şey, sadece, emredene (o şahsa, bu sermâyeyi veren ortağa) mahsus olur. Fetâvâyi Kâdİhân'da da böyledir.
Sermâye vermeyen ortak ölür, sonra da, sermâyeyi alan şahıs, onunla bir şey satın alırsa; bu mal, hassaten, sağ olan ortağa mahsus olur.
Bu sermâyeyi alan şahsın, kendisine verilen bu malı nakden almış olması hâlinde, ölen kimsenin vârisleri muhayyerdir: İsterlerse, mallarının bedelini, sermaye alan şahsa ödetirler; isterlerse, sermayeyi veren
şahsa ödetirler.
Şayet, sermayeyi alan şahsa ödetmiş olurlarsa; bu şahıs, sermâyeyi veren şahsa baş vurur ve ödediği malm bedelini ondan alır.
Keza, bu vârislere satıcı tazmin etmiş bulunursa; bu şahsı, sermayeyi alana; o da, sermâyeyi verene müracaat eder.
Müfâveda ortaklarından birisi, kendi adına, başka bir şahsa bin dirhem sermaye verse; bu ortağın bir de mân ortağı olsa ve bu işi, onun rızâsı ile, kendileri için eşya alınması üzerine böyle yapmış olsa; sonra da bunlardan biri ölse; eğer, sermâye veren ölmüş ve sonra, sermâyeyi alan, bir eşya satın almış ise, bu meta* satın alan şahsın olur. Sermâyeyi tazmin eder.
Aldığı şeyin yarısı mân ortağının, yansı da sağ olan müfâveda ortağımndır. Ölenin vârisi olsa bile, bu böyledir.
Eğer, ınân ortağı ölmüş, sonra da, sermâyeyi alan, onuma eşya satın almış olursa; satın alman şeyin tarramı, müfâveda ortağının olur.
Sonra, ölenin vârisleri, hisseleri için, o iki ortaktan dilediklerine müracaatta bulunabilirler.
Şayet, hisselerini sermâyeyi alan şahsa tazmin ettirirlerse, o da, istediğine müracaat edebilir.
Eğer, ölen şahıs, müfâveda ortaklarından sermâye vermeyen olur; sonra da, sermayeyi alan şahıs, bir şeyler satın alırsa; bu durumda, o şeyin yarısı sermâyeyi veren şahsın, diğer yarısı ise, ınân ortağımndır. Sağ olan müfâveda ortağı, ölen ortağının hissesini, onun vârislerine öder.
Bu vârisler, isterlerse, bu hisselerini sermâyeyi alan şahsa ödetirler. O da, kendisine sermaye veren şahsa müracaat eder, Serahsî'nin Muhiytı'nde de böyledir.
Zâhiru'r-rivâyede, müfâveda ortakları ortaklıktan borç almazlar. Sahih olan da budur. Zehıyre'de de böyledir.
Ancak, ortağı, bu hususta açık izin verirse; bu durumda borç yapabilir. Bu da, "istediğini yap" anlamına gelmez. Sîrâcü'l-Vehhâc'da da böyledir.
Bu ortaklardan birisi, arkadaşının izni olmaksızın borç ederse; bunun yarısını tazmin eder; ortaklıkları bozulmaz, Serahsî'nin Muhıyfi'nde de böyledir.
Âlimlerimizi: "Borç eden şahsın, insanların hatırlayacağı şeyi borçlanması uygun olur." demişlerdir. Muhiyt'te de böyledir.
Müfâveda oraklarından her hangi birisi, ortaklık malından, bir başka şahısla, ınân oraklığı kurabilir. Mebsût'ta da böyledir.
Bu durumda, ortaklıkta, kendi reyi ile bir iş yapmasının şart olup olmaması da müsavidir. Zehıyre'de de böyledir.
Bu şahsın ve onun ınân ortağının yapacağı işler caiz olur. Buna, diğer ortağın izin verip vermemesi de müsavidir. Mnhıyt'te de böyledir.
Müfkveda ortaklarından her hangi birisinin, diğer ortağının izni ile, başka bir şahısla, müfâveda ortaklığı kurması caiz olur.
Şayet, ortağın izni olmazsa; bu ortaklık, müfâveda ortaklığı olmaz; mân ortaklı!» olur.
Bu şahsın, yeni ortağının babası, oğlu veya bir yabancı olması arasında bir fark yoktur. Mebsût'ta da böyledir.
Müntekâ'da zikredildiğine göre, tmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
"Müfâveda ortaklarından birisinin, başka bir şahısla, köle alıp satmak üzere mân ortaklığı kurması câzi olur.
Bu durumda, o ortağın satın aldığı kölenin yarısı satın alanın; diğer yarısı da, müfâveda ortaklarının olur. Muhiyt'te de böyledir.
Müfâveda ortaklarından her biri, ona mal ve ticâret malından nafaka vermek üzere, vekil tutabilir. Ancak, bu vekili, diğer ortak, vekâletten çıkarabilir. Bu vekil, ahm-satım ve icâre için vekil tayin edilmiş olsa bile hiiîtüm böyledir. Bedâî'^e de böyledir.
Ancak, ortağı, bu şahsı, hükümle vekil tayin etmişse; bu durumda, diğer ortak onu vekâletten çıkarmaz. Mubıyt'te de böyledir.
Müfâveda- çataklarından her biri, ortak malları emaneten verebilir.
Hatta, bir ortaJ*c» ortaklık maldan, bir hayvanı emaneten verir; o da, emânet edilen şah^m elinde ölürse; istihsânen, tazminat gerekmez. Zehiyre'de de böyledir.
Müfâvedalor^aklarındanjbirisi,ortaklık maldan, bir hayvanı emaneten verir; emânet alan da» orıa biner; ancak, ona nerede1 bidiğinde ihtilâf edilir; ortakl ardan birisi, nerede bindiğini beyanı hususunda, o şahsı doğrularsa, bu durumda emanetçinin, o hayvanı ödemesi gerekmez. Fetâvâyi Kâdîhânda da böyledir.
Inân ortaklığında vekâleti caiz olan kimsenin, müfâveda ortaklığında da vekâleti caizdir. Serahsî'nin Muhiyti'nde de böyledir. [23]
Müfâveda ortaklarından her biri, elinde bulunan bir şeyin, aynı cinsinden satın alabilir. Bu şey, ölçülen cinsten ise, ondan; tartılan cinsten ise, ondan satın alması caizdir.
Ancak, yanında olmayan cinsten, dirhemler ve dinarlar gibi, bir şey satın alırsa; bunlar, hassaten, satın alan ortağın olur. Bu şeyi, şirkete mâl etmek caiz olmaz.
Müfâveda ortaklarından birisi, kazançlarından bir köleyi müka-tebe yapıp, ona ticâret veya para kazanma izni verir. Muhıyt'te de böyledir.
Müfâveda ortaklarından birisi, cariyeyi evlendirir fakat köleyi evlendiremez. Köleyi, bir mal karşılığında azâd da edemez. SerahSTnin Muhıytı'nde de böyledir.
Müfâveda ortaklarından birisinin, ticâret malı olan bir köle ile bir cariyeyi evlendirmesi kıyâsen caiz olur; istihsânen caiz olmaz. Bu, bizim âlimlerimizin kavlidir. Zahîriyye'de de böyledir.
Müfâveda ortaklarından her biri, peşin veya veresiye satış yapabilirler. Hulâsa'da da böyledir.
Bu ortaklardan her birinin, şehâdeti kabul edilmeyen kimseye satış yapmaları hâlinde de, bi'I-icma*, müfâveda cereyan eder. Zehiyre'de de böyledir.
Müfâveda ortaklarından birisi, veresiye yiyecek maddesi almış olsa, bedelini ödemek, bu ortakların ikisine aittir. Inân ortaklığı ise, bunun hilâfmadır.
Müfâveda ortaklarından birisi, yiyecek maddelerinde, silmi ( = teslim etmeyi) kabul etse; bu, ortağına karşı caizdir.
Kâdîhân'da da böyledir.
Müfâveda ortaklarından birisi, yiyecek maddeleri karşılığında, dirhemler vermiş olsa; bu, ikisi adına da caizdir. I
Keza, bu ortaklardan birisi, bizzat, bir şeyi belli ederek, meselâ: Bir şeyi, peşin kıymetinin daha fazlasına, veresiye alsa; bu mal, kendisine ait olur. Mebsût'ta da böyledir.
Müfâveda ortaklarından biri, bu ortaklığa ait bir malı, bu ortaklığın borcu için, rehin bıraksa; bunu, ortağının izni olmadan yapmışsa, şahsen borçlanmış olur. Çünkü, rehin, hükmen borcu ödemek demektir. Seransî'nin Muhıytı'nde de böyledir.
Ancak, rehin bırakılan bu malı, diğer ortak, mürtehinin (= kendisine rehin bırakılmış kimsenin) elinden alamaz. Muhıyt'te de böyledir.
Borç otakhğm borcu ise, rehin bırakan ortağın tazmin etmesi gerekmez.
Ancak, borç şahsî ise, bu durumda, bu ortak, bu borcun yarısını, diğer ortağından alır.
Rehin bırakılan şeyin "kıymetinin borçtan fazla olması hâlinde de, bu fazlalığın tazmin edilmesi gerekmez. Mebsût'ta da böyledir.
Müfâveda ortaklarından birisi, ortaklığa ait bir borçtan dolayı, şahsî bir eşyasını rehin bırakır ve bu şey, mürtehînin (= rehin alanın) yanında zayi olursa; bu ortak, borcun yarısını almak üzere, diğer ortağına müracaat eder. Muhıyt'te de böyledir,
Bu ortaklardan birinin, ticâret borcundan dolayı rehİ bırakması caizdir. Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.
Bu ortaklardan birinin, rehin verdiğini veya rehin aldığını, diğer ortağı öldükten sonra itiraf etmesi, o ortağına karşı caiz değildir. Sirâcü'l-Vehhâc'da da böyledir.
Müfâveda ortaklarından her hangi birinin, emânet bıraktığı şey, kendisine aittir.
Bu ortaklardan birisi, müfâveda malından, hediye vermiş veya bu mal ile da'vet, ziyafet tertip etmiş ve buna bir şey de takdir etmemişse; sahih olan kavil, ticârette, bu masrafın israf sayılmayacağıdır. Gıyâ-siyye'de de böyledir.
Müfâveda ortaklarından birinin, bu ortaklığa ait maldan, hediye alması, bunun yemeğinden yemesi, ondan ödünç alması, ortağından izin almadan bile caizdir, tstihsânen, böyle yapmış olan ortağa tazminat gerekmez.
Müfâveda ortaklarından her biri, bu ortaklığa ait, et, ekmek ve meyve gibi yenilebilen şeylerden hediye etme hakkına sahiptir. Ancak, Altın ve gümüş gibi şeyleri hediye etme hakkına sahip değildir. Muhıyt'te de böyledir.
Müfâveda ortaklarından birisinin, başka bir şahsa, diğer arkadaşının hissesinden elbise, hayvan, altın, gümüş, eşya veya hubûbac bağışlaması câ& olmaz.
Ancak, meyve, et, ekmek ve benzerleri gibi yiyecek maddelerini bağışlaması caizdir. Fetâvâyi Kâtfîhân'da da böyledir.
Müfâveda ortaklarından her hangi birisi, diğer ortağının izni olmadan, ortaklık maldan, misafirini ağırlayabilir.
İmâm Ebû Hanîfe (R.A.) ile İmâm Muhammed (R.A.)'e göre bu [sahihtir. Zehıyre'de de böyledir.
Başka bir rivayette ise: "Misafirlere ikram, diğer ortağın izin vermesi hâlinde caiz olur." denilmiştir.
Bu ortaklardan her birinin şahsî masrafı, yemesi, katığı, kirası sermâyedendir.
Hasan bin Ziyâd, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'nin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Şayet, o ortak kâr elde ederse; bu masraflar bu kârdan düşülür; aksi takdirde, kendi sermayesinden tenzil edilir. Zahîriyye'de de böyledir.
"Malı, müdârebeden verilir." diyenler de olmuştur. JBedâî'lde de böyledir.
Bu rivayet de, asıl ve esahhtır. Nehru'l-Fâik'ta da böyledir..
Müfâveda ortaklarından her biri, ortaklık maldan, vbir başka şahsa sermâye verebilir.
Bu ortaklardan biri, bir başka şahsa sermâye verdikten sonra, ortaklıktan ayrılır; bundan sonra, bu sermaye ile bir şey satın alınır ve bu durumda, sermayeyi alan şahıs, onların ortaklıktan ayrıldıklarını bilmekte olursa; bu sermaye ile alınan şey, hassaten, emredenin (ona bu sermayeyi veren ortağın) olur.
Bu sermayeyi alan şahıs, onların ortaklıktan ayrıldıklarını bil-imiyorsa ve satın alman şeyin de bedeli verilmişse; bu ahm-satim, hem alana hem de ortağına karşı caizdir.
Şayet, alınan şeyin bedeli verilmemişse; bu şey, sadece, emredene (o şahsa, bu sermâyeyi veren ortağa) mahsus olur. Fetâvâyi Kâdİhân'da da böyledir.
Sermâye vermeyen ortak ölür, sonra da, sermâyeyi alan şahıs, onunla bir şey satın alırsa; bu mal, hassaten, sağ olan ortağa mahsus olur.
Bu sermâyeyi alan şahsın, kendisine verilen bu malı nakden almış olması hâlinde, ölen kimsenin vârisleri muhayyerdir: İsterlerse, mallarının bedelini, sermaye alan şahsa ödetirler; isterlerse, sermayeyi veren
şahsa ödetirler.
Şayet, sermayeyi alan şahsa ödetmiş olurlarsa; bu şahıs, sermâyeyi veren şahsa baş vurur ve ödediği malm bedelini ondan alır.
Keza, bu vârislere satıcı tazmin etmiş bulunursa; bu şahsı, sermayeyi alana; o da, sermâyeyi verene müracaat eder.
Müfâveda ortaklarından birisi, kendi adına, başka bir şahsa bin dirhem sermaye verse; bu ortağın bir de mân ortağı olsa ve bu işi, onun rızâsı ile, kendileri için eşya alınması üzerine böyle yapmış olsa; sonra da bunlardan biri ölse; eğer, sermâye veren ölmüş ve sonra, sermâyeyi alan, bir eşya satın almış ise, bu meta* satın alan şahsın olur. Sermâyeyi tazmin eder.
Aldığı şeyin yarısı mân ortağının, yansı da sağ olan müfâveda ortağımndır. Ölenin vârisi olsa bile, bu böyledir.
Eğer, ınân ortağı ölmüş, sonra da, sermâyeyi alan, onuma eşya satın almış olursa; satın alman şeyin tarramı, müfâveda ortağının olur.
Sonra, ölenin vârisleri, hisseleri için, o iki ortaktan dilediklerine müracaatta bulunabilirler.
Şayet, hisselerini sermâyeyi alan şahsa tazmin ettirirlerse, o da, istediğine müracaat edebilir.
Eğer, ölen şahıs, müfâveda ortaklarından sermâye vermeyen olur; sonra da, sermayeyi alan şahıs, bir şeyler satın alırsa; bu durumda, o şeyin yarısı sermâyeyi veren şahsın, diğer yarısı ise, ınân ortağımndır. Sağ olan müfâveda ortağı, ölen ortağının hissesini, onun vârislerine öder.
Bu vârisler, isterlerse, bu hisselerini sermâyeyi alan şahsa ödetirler. O da, kendisine sermaye veren şahsa müracaat eder, Serahsî'nin Muhiytı'nde de böyledir.
Zâhiru'r-rivâyede, müfâveda ortakları ortaklıktan borç almazlar. Sahih olan da budur. Zehıyre'de de böyledir.
Ancak, ortağı, bu hususta açık izin verirse; bu durumda borç yapabilir. Bu da, "istediğini yap" anlamına gelmez. Sîrâcü'l-Vehhâc'da da böyledir.
Bu ortaklardan birisi, arkadaşının izni olmaksızın borç ederse; bunun yarısını tazmin eder; ortaklıkları bozulmaz, Serahsî'nin Muhıyfi'nde de böyledir.
Âlimlerimizi: "Borç eden şahsın, insanların hatırlayacağı şeyi borçlanması uygun olur." demişlerdir. Muhiyt'te de böyledir.
Müfâveda oraklarından her hangi birisi, ortaklık malından, bir başka şahısla, ınân oraklığı kurabilir. Mebsût'ta da böyledir.
Bu durumda, ortaklıkta, kendi reyi ile bir iş yapmasının şart olup olmaması da müsavidir. Zehıyre'de de böyledir.
Bu şahsın ve onun ınân ortağının yapacağı işler caiz olur. Buna, diğer ortağın izin verip vermemesi de müsavidir. Mnhıyt'te de böyledir.
Müfkveda ortaklarından her hangi birisinin, diğer ortağının izni ile, başka bir şahısla, müfâveda ortaklığı kurması caiz olur.
Şayet, ortağın izni olmazsa; bu ortaklık, müfâveda ortaklığı olmaz; mân ortaklı!» olur.
Bu şahsın, yeni ortağının babası, oğlu veya bir yabancı olması arasında bir fark yoktur. Mebsût'ta da böyledir.
Müntekâ'da zikredildiğine göre, tmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'un şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
"Müfâveda ortaklarından birisinin, başka bir şahısla, köle alıp satmak üzere mân ortaklığı kurması câzi olur.
Bu durumda, o ortağın satın aldığı kölenin yarısı satın alanın; diğer yarısı da, müfâveda ortaklarının olur. Muhiyt'te de böyledir.
Müfâveda ortaklarından her biri, ona mal ve ticâret malından nafaka vermek üzere, vekil tutabilir. Ancak, bu vekili, diğer ortak, vekâletten çıkarabilir. Bu vekil, ahm-satım ve icâre için vekil tayin edilmiş olsa bile hiiîtüm böyledir. Bedâî'^e de böyledir.
Ancak, ortağı, bu şahsı, hükümle vekil tayin etmişse; bu durumda, diğer ortak onu vekâletten çıkarmaz. Mubıyt'te de böyledir.
Müfâveda- çataklarından her biri, ortak malları emaneten verebilir.
Hatta, bir ortaJ*c» ortaklık maldan, bir hayvanı emaneten verir; o da, emânet edilen şah^m elinde ölürse; istihsânen, tazminat gerekmez. Zehiyre'de de böyledir.
Müfâvedalor^aklarındanjbirisi,ortaklık maldan, bir hayvanı emaneten verir; emânet alan da» orıa biner; ancak, ona nerede1 bidiğinde ihtilâf edilir; ortakl ardan birisi, nerede bindiğini beyanı hususunda, o şahsı doğrularsa, bu durumda emanetçinin, o hayvanı ödemesi gerekmez. Fetâvâyi Kâdîhânda da böyledir.
Inân ortaklığında vekâleti caiz olan kimsenin, müfâveda ortaklığında da vekâleti caizdir. Serahsî'nin Muhiyti'nde de böyledir. [23]
Konular
- Bu Ortaklığın Hükmü
- Mal Ortaklığı
- 2- Kendisi İle Ortaklık Sahih Olan Veya Sahih Olmayan Sözler
- 3- Re'sü'l-Mâl (= Sermaye) Hakkındaki Hükümler
- Eşya Ortaklığının Çaresi
- 2- MÜFÂVEDA ŞİRKETİ
- 1- Müfâveda Ne Demektir, Şartları Nedir?
- Müfâveda Ne Demektir
- Müfâveda Şirketi, Kimler Arasında Kurulabilir?
- Müfâveda Ortaklığı Kimler Arasında Caiz Olmaz?
- Müfâveda Ortaklığı Nasıl Meydana Gelir?
- Müfâveda'nın Şartları
- 2- Müfâveda'nın Hükümleri
- 3- Müfâveda Ortaklarından Her Birinin Diğerine Kefalet Etmesi
- 4- Müfâveda'yı Bozan Ve Bozmayan Şeyler
- 5- Müfâveda Ortaklarından Her Birinin Ortaklık Malındaki Tasarruf Yetkisi
- 6- Müfâveda Ortaklarından Birinin, Diğerinin Sözleşmesi Hakkındaki Tasarrufu
- 7- Müfâveda Ortaklarının İhtilafları
- 8- Müfâveda Ortaklarının Üzerine Tazminatın Gerekliliği
- 3- INÂN ORTAKLIĞI
- 1- Inân Ortaklığı Nedir? Şartları Ve Hükümleri Nelerdir?
- Inân Ortaklığının Caiz Olmasının Şartı
- Inân Ortaklığının Hükümleri
- 2- Inân Ortaklığında Kâr-Zarar Ve Malın Zayi Olmasının Şartı
- 3- Inân Ortaklarının Şirket Mallarındaki Tasarrufları
- 4- VÜCUH ŞİRKETİ VE A'MÂL ŞİRKETİ VÜCÛH ŞİRKETİ
- A'mâl Şirketi
- 5- FÂSİD ORTAKLIK
- Ortaklığın Bozulması