İnsan  Öldürmekten Daha Aşağı Şeylerde Kısas Bâbı

İnsan öldürmekten daha aşağı şeylerde kısas, benzerliğe (mümâse-lete) riâyet mümkün olan şeydedir. Binâenaleyh kasden, mafsaldan el kesen kimse kısas olunur. Hattâ sâidin (kol kemiğinin) yarısından, yâni dirsek ile el ayası arasından kesmiş olsa, benzerliğe riâyet etmek mürn-ikün olmadığı için, kısas olunmaz. Her ne kadar kesenin eli, kesilenin elinden daha büyük olsa da, kısas olunmaz.

Ayakta da hüküm, el gibidir. Ayak şayet mafsaldan kesildi ise, kı­sas olunur. Topuk ile diz arasından kesildi ise, kısas olunmaz. Yine bu­runun yumuşak yerinden kesildi ise, kısas olunur. Eğer kasabesinden, yâni sert yerinden kesildi ise kısas olunmaz. Kulak kasden. kesildi ise, burun gibi kısas olunur.

Keza göze vurulup, görme hassası yok olsa ve gözün kendisi kalsa, vuran kimse kısas olunur. Gözde yapılan kısasın yolunu, musannif şu sözü ile açıklamıştır: Vuranın yüzü üzerine yaş pamuk konup, gözünün karşısına kızgın ayna tutulur. Böylece vuranın gözünün görme hassası, vurulanmki gibi yok olur.

Eğer vurulanın gözü çıktı ise, benzerliğe riâyet etmek mümkün olmadığı için kısas olunmaz.

Kendisinde benzerliğe riâyet olunan her yarikda —meselâ; kemi­ğin görünmesi demek olan mûdihada— kısas sabit olur. Nitekim, ya-kmda açıklaması gelecektir.

Kemikte,   kısas yoktur.    Ancak dişte, vardır.    Çünkü Resûlüllah (S.A.V.) «Kemikte, kısas yoktur.»

buyurmuştur.

Hz. Ömer ile îbn Mes'ûd (R. Anhümâ): «Kemikte kısas yoktur. An­cak dişde vardır.» demişlerdir. Hadîs-i şerîfden raurâd da budur. Ve­lev ki, dişin büyüklüğünde ve küçüklüğünde fark olsun. Çünkü bu dişten faydalanmakta, fark iktizâ etmez.

Eğer vurulanın dişini çıkardıysa, vuranın da dişi çıkarılır. Eğer vuran kinişe, vurulanın dişini kırdı ise, vuranın dişi de O'nunki ile müsavi oluncaya kadar törpülenir.

Erkek ile kadının kol ve bacaklarında — kemikte olmadığı gibi — kısas yoktur.

Hür ile köle arasında ve iki köle arasında kol ve bacaklarda kısas yoktur. Çünkü, kol ve bacaklar mal hükmündedir. Kıymetleri değişik olduğu için, bunlarda benzerlik yoktur.

Eli, kolun yansından kesnıekd* de kısas yoktur. Nitekim, sebebi daha önce geçti.
Başın ve karnın içine ulaşan yarada da kısas yoktur. Çünikü, ba­şın ve karnın içine ulaşan yarada iyileşmek nâdirdir. Vuran kimseyi, ondan şifâ bulacak biçimde yaralamak mümkün olmaz. Şu hâlde ya­ralayan kimseyi, yaraladığı adam gibi yaralamak, O'nu öldürmek olur. Böyle olunca, caiz olmaz. Eğer başın ve karnın içine varan yara iyileş-meyip sirayet etse kısas vâcib olur. Aksi takdirde, iyileşecek mi yoksa sirayet mi edecek [111] belli oluncaya ıkadar kısas olunmaz.

Yine, dilde ve erkeklik organında da kısas yoktur. Çünkü, ikisin­de de benzerliğe (mümâselete) riâyet etmek mümkün değildir. Çün­kü ikisinde dç uzayıp, kısalmak (veya yayılıp, büzülmek) carî olur. İmâm Ebû Yûsuf (Rh.A.) dan rivayet edilmiştir ki: «Eğer kesmek dibin­den olmuşsa, kısas yapılır. Ancak, eğer enkeklik organından kertik (haşefe) kesildi ise; benzerliğe riâyet etmek mümkün olduğu için, bu takdirde kısas yapılır.»

Zimmi ile Müslüman m kol ve bacakları eşittir. Çünkü diyette, iki­si arasında eşitlik vardır.

Eğer el kesen kims« çolak veya parmaklan eksik olursa, ya da, baş yaran kimsenin başı, daha büyük olursa, eli kesilen veya başı yarılan kimse, kısas ile tam diyet arasında muhayyer kılınır

Birincisi; Kesenin eli çolak veya parmakları eksik olursa ve kesi­len el de sağlam ve tam olursa, muhayyer olmasının sebebi; hakkını tamâmiyle almak imkânsız olduğu içindir. Şu hâlde eli kesilen kimse, kesenin kusurlu elinin kesilmesine razı olmakla, tam diyet almak arasnıda muhayyer bırakılır. Nitekim bir kimse, bir insanın misliyyâttan olan bir şeyini telef edip ve o şeyin benzeri insanların ellerinde kalma­sa, yalnız kötüsü bulunsa, sahibi kötü olduğu hâlde mevcudu almak ile kıymetini almak arasında muhayyer kılındığı gibi.

İkincisi: Yaran kimsenin başının daha büyük olması hâlidir. Me­selâ; başı yanlan 'kimsenin yarası, başının iki tarafının arasını kap­lar. Fakat yaran kimsenin, başındaki yara bu miktarı bulmaz. Başı ya-rılanm muhayyer olmasının sebebi şudur: Yarık, ancak kusur meyda­na getirici olduğu için kısası gerektirir. Böyle olunca yarığın çoğalma-siyle, kusur da çoğalır.

Baş yaranın, başının iki tarafının arasım yarık kaplamasında, ken­disinin yardığından fazlası vardır ve hakkı kadarım almakla başı yan-lana la hık olan kusurun benzeri, baş yarana lâhık olmamış olur. Belki, fazla olmuş olur. Bu durumda başı yarılan, kısas ile tam diyet arasın­da muhayyer kılınır. Çolak ile sağlamda olduğu gibi.

İki el, bir ele karşılık kesilmez. Şayet iki kimse, bir el üzerine bı­çağı yürütüp kesseler, ikisinin de eli kesilmez. Yâni iki adam, bir bı­çağı bir taraftan tutup; bir adamın eli üzere yürütüp el ayrılıncaya ka­dar kesseler, onların elleri kesilmez. İmâm Şafiî (Rh.A.); «Nefslere kı­yâsla, ikisinin de elleri kesilir. Çünkü kollar nefse tâbidir. Fakat, iki­sinden biri elin bir tarafından ve diğeri öbür tarafından bıçağı yürüt-se, hattâ iki bıçak ortada birbirine kavuşup el düşse, o zaman bunda ikisinden hiçbirine kısas vâcib olmaz. Çünkü ikisinden her biri silâhı ancak uzvun bir kısmı üzerinde yürütmüştür.» demiştir.

Bizim delilimiz şudur: İkisinden her biri, elin bir kısmını kesmiş­tir. Çünkü birinin gücü ile kesilen yer, diğerinin gücü ile kesilmemiştir. Şu hâlde 'bütünü, cüz ile kesmek caiz değildir. İki el ise, bir ele karşılık kesilmez. Çünkü eşitlik yoktur ve ikisinden her biri, bıçağı diğer ta­raftan yürüttüğü zamanki gibi olmuştur. Nefs (yâni insanı öldürmek) bunun aksinedir. Çünkü onda şart, yalnız dokunulmazlıkta eşit olmak­tır. Kol ve bacaklarda eşitlik yararda ve değerde göz önüne alınır. Eli kesen kimseler, elin diyetini öderler. Çünkü eli yok etmek, ikisinin fiili ile hâsıl olmuştur. Böyle olunca, ikâsinin üzerine yarım diyet vâcib olur ve her birine, mallarından dörttebir diyet vâcib olur. Nitekim, se­bebi daha önce defalarca geçti.

Şayet bir adam, iki adamın sağ ellerini kesse; gerek beraber kes­sin ve gerekse birbiri ardınca kessin müsavidir. O iki adam hâzır olduk­ları vakit, o adamın sağ elini kesme hakları vardır. Bir elin de diyeti vardır. Yâni, nefs diyetinin yansı vardır. Bu diyet, ikisi arasında tak-sîm edilir. İkisine kesme hakkının sabit olmasına sebeb ise;  istihkak sebebinde eşitlikleri, istihkâkda eşit olmalarım gerektirdiği içindir. Ön­ce ve sonra olmaya bakılmaz. Bunlar terekede alacağı olan iki ada­ma benzerler. Bunun açıklaması şöyledir: Çünkü, o elleri kesilen iki adamdan her birinin hakları elin tamâmında sabittir. Zîrâ her biri hak­kında sebeb tekarrür etmiştir. O da kesmekLir. Birincinin hakkıyla meş­gul olunması, sebebin tekarrür etmesine engel değildir.. Binâenaleyh, ikincinin hakkında dahî sebeb takarrür etmiştir. Bundan dolayı, her iki­sinin elini kesen bir 'köle olsa, O'nun rakabesini istihkak hususunda, ikisi de eşit olurlar.

Diyetin ikisi için sabit olmasına gelince: Bilirsin ki, burada bede­nin kol ve bacakları, mal hükmündedir. Yine bilirsin ki, kısas her iki­sine tam olarak sabittir. Lâkin her biri hakkını hak ettiği gibi alma­mıştır. İmdi bizzarûre, mazlumun hakkı zâlim üzerinde kalmasın diye, kol ve bacakların maliyetine i'tibâr lâzım gelir. Bundan dolayı, diyet vâcib olur. Kısas nefsde (canda) uygulandığı zaman; bunun aksine olur ki, o zaman diyet alınmadan, her ikisinin Öldürülmesiyle yetiniiir.

Musannifin; «İki adamın sağ elleri» diye kayd etmesine sebeb şu­dur: Çünkü kesen kimse, şayet adamın birinin sağını ve diğerinin solu­nu kesse, bu iki el sebebiyle, kesenin iki eli kesilir. Keza bir adamın iki elini kesse, hüıküm yine böyledir. Şayet elleri kesilen iki adamın biri hâzır olsa ve kesen kimsenin eli kesilse, diğer adam için diyet vardır. Yâni, bir elin diyeti vardır. Çünkü hâzır olan hakkını alabilir. Diğeri gelsin diye hakkını te'hîr vâcib değildir. Çünkü hakkı yakînen sabittir. Diğerinin hakkı ise; istememek veya karşılıksız afv etmek veya anlaşma yapmak ihtimâlleri arasında mütereddiddir. Birinci adam hakkının tamâmını kısasla alınca, ikincinin hakkı bir elin diyetinin tamâmında bakî kalır. Çünkü kol ve bacaklar, nefsler gibi değildir. Ni-tiekim, daha önce geçti.

Bir kimse, birine kasden ok alıp başka birini de yaralar ve ikisi de ölürse; okun Önce vurduğu kimse için kısas oJunur, Çünkü, kasden at­mıştır. Ok atan kimsenin âkilesi için de, ikinci adamın diyetini ödemek gerekir. Çünkü hatâdır
Bir adam, bir başka adamın elini kess-e, ondan sonra öldürse, kaatit kesmesinin ve öldürmesinin mu'cebi [112] ile cezalandırılır. Kasden kes­mek ve ıkasden öldürmenin ikisinde de veya kasden kesmek ve hatâen öldürmekde, ya da hatâen kesmek ve kasden öldürmekde — kesmek ile öldürmek arasında gerek kesik yarası iyileşsin ve gerekse iyileşme­sin—   kaatil el kesmenin ve öldürmenin mu'cebi ile cezalandırılır.
Kasden öldürmek ve kasden kesmeye gelince; eğer kesmekle Öl­dürmek arasında kesilen elin yarası iyileşirsc kesmekle kısas olunur, ondan sonra öldürülür. Şayet kesmekle öldürmek arasında kesilen elin yarası iyileşmediyse, İmânı A'zam' (Rlı.A.) a göre, yine kesmekle kı­sas olunup, ondan sonra Öldürülür. Çünkü eli keMiıek ve ondan sonra öldürmekde, sûreten ve ma'nen benzerlik vardır. İmûineyn1 (R, Aleyhi-mâ) e göre, öldürülür, -eli kesilmez.
Kesmenin cezası, öldürmenin cezasında dâhil olur. İki muhtelif duruma gelince; el kesen kimse şayet kasden kesip, ondan sonra yan­lışlıkla öldürdü ise, kestiği el için kısas olunup; öldürdüğü can için de diyet alınır. Aksinde ise, el kesme için diyet alınıp, öldürme için kısas olunur. Çünkü iki suç, muhtelifdir. İkisinden biri kasden, diğeri ha-tâendir. [113] İki hatânın arasında iyileşme olursa, yine cezalandırılır. Yâ­ni, el kesme ve öldürme diyeti vâcib olur.

Aralarında iyileşme olmayan iki hatâda, yâni yanlışlıkla kesme ve yanlışlıkla öldürmede kaatil bir tek diyet ile cezalandırılır. Çünkü kesmenin diyeti, ancak fiilin eseri muhkem (sağlam) olduğu zaman vâcibdir. O da, sirayet olmadığım bitmesidir. Bu suret ite, aralarında iyileşme olmayan iki kasdın arasında fark şudur: Diyet, makûl olma­yanın benzeridir. İmdi asi olan, diyetin vâcib olmamasıdır. Kısas, bu­nun aksinedir. Çünkü o, ma'kûlün benzeridir. Sözün kısası, öldürmek ya kasdendir, ya da haldendir. Kesmek de böyledir. İmdi durum, dört olur. Bundan başka kesmekle, öldürmek arasında yaranın iyileşmesi, iyileşmemesi vardır. Böylece durum sekiz olur. Musannif bunların bi­rinin hükmünü açıklamıştır. Nitekim, yüz kamçının vurulmasında, vu­rulan kimse doksan kamçıdan sonra düzelir ve eser kalmaz da, son on kamçıdan ölürse; o zaman bir diyet ile yetinilir. Çünkü dövülen kim­se, doksan kamçıdan sonra iyileşince geri kalan ancük ta'zîr hakkın­da mu'teber olur. Keza, iyileşip eseri kalmayan her yara benzerinde, İmâm A'zam' (Rh.A.) a göre, hüküm budur. İmâm Ebû Yûsuf (Rlı.A.) a göre; bu işden anlayan bir âdil bilirkişinin hüküm vermesi (Hükûmet-i adi) gerekir. İmâm Muhammed' (Rh.A.) e göre; tabibin ücreti e ilâç­larının kıymeti gerekir. Eğer eser kalırsa, bir âdil bilirkişinin (Hükû­met-i adl'in) hüküm vermesi ve kati için diyet gerekir. Yakında «Di­yetler Bölümün nde açıklaması gelecektir.

Eli kesilen kimse, keseni afv eder de, o yaradan ölürse; kesen şahıs diyetini öder. Yâni bir adam, bir adamın elini kasden kesse ve eli kesilen kimse, keseni afv etse, ondan sonra, o yaradan ölse, kesen kim­senin malından diyet verilmesi gerekir. Yine, eli kesilen kimse, kes-mekden meydana gelen şeyden veya cinayetten afv etse, o afv nefsden (yâni öldürmekten) afvdir. Kaatile, bir şey lâzım gelmez. Hatâ üçtebir-den ve kasd bütününden i'tibâr edilir. Yâni cinayet, hatâen olursa ve cinayetten afv ederse; o afv, diyetten afvdir, diyetin üçtebirinden mu'-teber olur. Çünkü diyet, maldır. Ona, vârislerin hakiki teaîlûk eder. Afv ise, vasiyyettir. Şu hâlde üçtebirden sahih olur. Kasda gelince; onun gereği kısâsdır. Kısas, mal değildir. Ona vârislerin hakkı da teallûk et­mez. Şu hâlde ondan afv, kemâl üzere sahih olur. Bu, İmâm A'zam' (Rh. A.) a güredir. îmâmeyn' (Rh. Aleyhimâ) e göre; kesmekden afv, nefs­den (yâni, öldürmekten) de afvdir.

Baş yarığından afv, İmâm A'zam' (Rh.A.) a göre; kesmekten afv gibidir. İmâmeyn' (Rh. Aleyhimâ) e göre; nefsden (yâni, öldürmekten) dahî afvdir.
Bir kadın, bir adamın kasden elini kesse; adam. o kesilen eline kar­şılık kadını nikâh ettikden sonra ölse, o kadına mehr-i misi verilmesi gerekir. Kadının da, kendi malından diyet vermesi gerekir. Şayet kes­mek hatâ ile olursa, diyeti kadının âkilesi verir. Bu İmâm A'zam' (Rh. A.) a göredir. Çünkü elden veya kesmekden afv etmek, kesmekden meydana gelen şeyden afv olmaz. Keza ele veya kesmeye karşılık ev­lenmek, kesmekden hadis olan şeyden dolayı evlenmek olmaz. Bu, İmâm A'zam' (Rh.A.) a göredir. Sonra, eğer kesmek kasden olursa, kol ve ba­cakta kısasa-karşıluk evlenmek olur. Kısas ise, istendiği takdirde, mal değildir. Sükût takdirinde mal olmaması evleviyette kalır. Şu hâlde kısas, m eh re elverişli olmaz. Böyle olunca, mehr-i misi vâcib olur. Eğer, daha önce geçti ki, «Kısas, erkek ile kadın arasında, el ve ayakta carî olmaz. Şu hâlde, kısasa karşılık kadın ile evlenmek nasıl sahih olur?» denilirse, cevâb olarak biz deriz ki; kasd için mu'ceb olan asi, kısâsdır. Çünkü, Allah Teâlâ (C.C.) : «Yaralar, birbirine kısâsdır.» [114] buyurmuştur.

Kısasın düşmesine sebeb, imkânsızlıktır. Yâni, engel bulunduğu için hakkı almak mümkün değildir. Sonra, el kesen kadına diyet vâcib olur. Çünkü evlenmek, her ne kadar afvı içine alırsa da, lâkin elde bu kısâsdan afvdır. Şayet yara sirayet ederse, anlaşılır ki eli kesmek afvı kapsamayan öldürmedir. Şu hâlde, diyet vâcib olur. Çünkü nefs-ten (yâni öldürmekten) afv, sahîh değildir. -O vâcib olan diyetin öden­mesi, kendi malı ile olur. Çünkü kasden vâki' olmuştur, Âkile ise, kas-den işlenen suçun diyetini yüklenmez. O el kesmek için diyet vâcib olunca, kadın için de mehr gerekir. Eğer mehr diyete eşit olursa, takas yapılır. Eğer ikisinden biri daha çak ise, daha çok olanın sahibi diğe­rinden fazlasını alır. Eğer el kesmek hatâ ile olmuşsa, evlenmek, elin diyetine karşılık olur. Şayet kesilen elin yarası nefse sirayet edip adam ölürse, anlaşılır ki, el için diyet yoktur. Mehr-i müsemmâ dahî bulun­mamaktadır. Şu hâlde, mehr-i misi vâcib olur. Nitekim erkek, kadın ile, elinde olan mala karşılık evlenip halbuki adamın elinde bir şey elmasa, mehr-i misi vâcib olduğu gibi. Diyet, öldürmenin kendisi ile vâcib olur. Çünkü bu, hatâdır. Mukâssa (takas) da olmaz. Çünkü di­yeti, âkılenin vermesi gerekir.

Ben derim ki: Uygun olan, muhtar olan kavle göre, diyetin takas olmasıdır. O da, âkile üzerine diyetin vâcib olmamasıdır. Belki, kaati-lin malından vâcib olur. Nitekim, yakında açıklaması gelecektir.

Eğer eli kesilen adam, elini kesen kadınla, eline ve ondan meyda­na gelen sirayete karşılık eviense, ya da, cinayete karşılık evlenip, bun­dan ölse, şayet kesmek kasden ise, kadına mehr-i misi vardır. Çünkü bu, kısasa karşılık evlenmektir. Kısas ise, mal değildir, Binâenaleyh, mehr için elverişli olmaz. Şu hâlde mehr-i misi vâcib olur. Nitekim erkek, kadım şarâb veya domuza karşılık nikâh ettiği zamanki gibi. Kadına, hiçbir şey lâzım gelmez. Yâni ne diyet ve ne de kısas vardır. Çünkü erkeğin hakkı, kısâsdır. Halbuki o, mehr olmak üzere düşmesine razı olmuştur. Kısas ise, mehre elverişli değildir. Böyle olunca, aslen düşmüştür.

Eğer kesmek yanlışlıkla vâki' oldu ise, âkıleden kadının mehr-i misli kadarı düşer. Çünkü bu takdirde, evlenmek diyete karşılıktır. Di­yet ise, mehre elverişlidir. Eğer diyet, mehr-i misle eşit olursa ve er­keğin mehr-İ mislden başka malı da olmazsa, âkıleye mehr-i mislden başka bir şey lâzım gelmez. Çünkü evlenmek aslî ihtiyâçlardandır. Bu durumda, malın hepsinden İ'tibâr edilir ve âkıleler ondan, yâni meh-rin, diyete eşit olmasından kadına bir şey borçlu olmazlar. Çünkü âikıleler, ancak kadının cinayeti sebebiyle yükü üzerlerine alırlar. O-nun için, nasıl borçlu olurlar?

Şayet mehr-i misi, diyetten daha çok olursa, fazlasını ödemek ge­rekmez. Çünkü kadın, mehr-i mislden daha azına razı olmuştur. Faz­lalık en azda mu'teberdir. Yâni mehr-i misi, diyetten daha az olursa, âkıleden mehr-i misi kalkar. Diyetten fazlası, âkile için vasiyyettir ve o vasiyyet sahîhdir. Çünkü âkile, yabancılardandır. Eğer o vasiyyet edilen fazla, üçtebir (sülüs) den çıkarsa, yine âkıleden kaldırılır. Eğer üçtebirden çıkmazsa, âkıleden üçtebir miktarı düşer ve fazlayı velîye öderler. Çünkü vasiyyet, ancak üçtebirden geçerli olur.

Bir kimsenin eli kesilirse, meselâ; Zeyd, Bekr'in elini kesip; Bekr kâciî huzurunda bunu isbâtlayip, kâdî kısasa emredersi; ve Zvyd'den Bekr için kısas yapılır, meselâ, eli kesilirse ve ilk eli kesilen —ki Bekr'-dir—- ölürse; Bekr için kısas ulunan Zeyd, daha önce kestiği el için öl­dürülür. Çünkü yara sirayet etmekle, Zeyd'in suçu kasden öldürmek olduğu belli olmuş ve Bekr'in kısâsda hakkı nefsde olduğu anlaşılmış­tır. Zeyd'den el kesmenin hakkını alması Bekr'in öldürmekde hakkı­nın düşmesini gerektirmez.

Kendisi, bankasının elini kısâsen kesen kimse,'kesilmiş elin yarası sirayet edip ölürse, kesen kimse nefsi öldürme diyeti öder. Yâni ken­disi için, başkasının kolunda kısas, hakkı olan kimse, hâkimin hükmü olmaksızın, o hakkı aldığı vakit yara nefse sirayet eder de ölürse, İmâm A'zanı' (Kh.A.) a göre, nefs diyeti öder. İmâmeyn' (Rh. Aleyhimâ) e gö­re, ödemez. İmâm Şafiî' {Rh.A.) nin sözü de budur. Çünkü ikinci ke­sici, hakkını almıştır. O da, .kesmektir. Hâl böyle olunca, sirayetin hük­mü düğer. Çünkü yaranın azıp bedene geçmesinden sakınmak, kese-, nin gücünün dışındadır. Binâenaleyh, kısas kapısı kapanmasın diye, selâmet şartiyle kaydlanmamıştır. Şu hâlde kesen kimsenin durumu, hırsızın elini kesip yara bedene sirayet edip hırsız öldüğü zaman imâ­mın durumu gibi olur. Nitekim uzvu yarıp kan çıkaran (bezzâg), kan aîıcı (lessâd), hueâmet eden (haccâm) ve sünnet eden (hattanj kim­seler de böyledir.

İmâm A'zam' (Rh.A.) in delili şudur: İkinci kesici, birinci kesiciyi haksız yere öldürmüştür. Çünkü, O'nun hakkı kesmektedir, Mevcûd olan ise, öldürmektir. Ancak şu kadar lark var ki, kısas şübheden do­layı düşmüştür. Çünkü o, hatâ edici ma'nâsmdadir. Çünkü, hakkını almayı kasd etmiştir. Öldürmeyi, kasd etmemiştir. Hatâen öldürmek ise, diyet icâb eder. Zikrettikleri ınes'eleler bunun hıîâfmadır. Çünkü onlaıUa hüküm, kadıya vazifeyi üzeıine almakla kısâsen vâcib olur. Uzvu yarıp kan çıkaran ve kan alan kimseler ve benzerleri üzerine ücret akdi ve vacibi ikâme ile amel, harbîye ak atmak gibi, selâmet şar--tına bağlanmamıştır.

Bizim mes'elemizde, ikinci kesici, hakkı almak ile afv etmek ara­sında muhayyerdir. Belki afv etmek mendûbdur. O'nun hakkını alması, selâmet şartına bağlıdır. Meselâ; ava ok almak gibi. Fıtkîhleriu de­dikleri budur.

Bunun zahirine şu soru vâıid olur: Bu surette kısasın bizzat yapıl­ması, şâyel şübhe verip, kısas düşerse; uygun olan birinci surette kâ-dunn hükmü şübhe verip, o şübhe ile kısasın düşmedi idi. Çünkü kâ-dînin hükmü, bizzat hak almaya girişmek (mübaşeret) ten daha aşağı değildir.

Bu soruya karşılık oiamk ben derim ki: Kâdînin hükmü, kısası düşürecek şekilde şübhe vermez, liulki kesmeyi (kat'ı) iddia eden kim­se üzerine kısası kâb eder. Çünkü müddeî (iddia eden), kâdi kalında, kestiğini iddia ve isbât edince; müddeînin isbâtı, kâdînin kesmek ile hüküm vermesini gerektirir. Bu durumda rnüddeî, kadı için zorlayıcı hükmünde olur. Nitekim kendisi kısası yapıp, hatâ işleyen kimsenin hükmünde olduğu gibi. Belki ikrahın ta'rîfi muktezâsı, kâdi hakikaten zorlanmış olur. O da, bir kimseyi razı olmadığı bir işi yapmaya kendi rızâsı yok iken sevketmektir. İhtiyarı bunda, dâhil değildir.

İmdi ınüddeî (iddia eden), mükrîh (zorlayıcı) veya muitten (zor­lanan) hükmünde ulunca, kûdînin kısas ile hükmetmebi gerekir. Çün­kü kâdi, bu takdirde onun âleti olur. Bu (kâdînin hükmü ile olan), kasden öldürmeye girişen (mübaşir) gibi olur. Nitekim, yerinde anla­tıldı.

Elin diyeli, üzerinde nel's kısası a hicabı SjüH.mm kimsenin elini kes­tikten sonra afv eden kimseye âiddir. Yâni, öldürülen kimsenin velîsi, öldürenin elini kesdikden sonra öldüımekden onu afv eUe, İmâm A'-zaııı' (Rlr.A.) a göre, elin diyetini öder. İnıâmeyn' (Fth. Aleyhinıâ) e gö­re, ödemez. Çünkü Öldürülen kimsenin velîsi, bütün cüzieriyle neisi telef etmeye hak kazanıp, ba'zısım itlaf etmiştir. Öldüımekden onu afv edince, bu afv itlaf ettiği cüzlerden başkasına âid olur.
İmâm A'zam E hû Ilanîie' (Rh.A.) nin delili şudur: öidüruîcn kim­senin velîsi, hakkından başkasını almıştır. Lâkin şübhe sebebiyle, kısas vâcib oimaz. [115]


Eser: Dürer

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Dürer

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler