2- Kendi Nefsi, Evladı Ve Nesli İçin Vakfetmek

Bir kimse: "Şu yerim, kendi nefsime karşı vakfedilmiş bir sada­kadır." dese, muhtar olan  kavle göre,  bu  vakıf    sahihtir. Hizânetü'l-Müftin'de de böyledir.

Bu şahıs: "Nefsime vakfettim." dedikten sonra: "Benden sonra, filana; ondan sonra da fakirlere vakfettim." derse; İmâm Ebû Yûsuf (R.A.)'a göre, bu vakıf, —ancak,— bu durumda caiz olur. Hâvî'de de böyledir.

Muhtar olan kavle göre,  "şu yerim,  filana, sonra da, bana vakıftır." veya "... bana ve filana vakıftır."; "... köleme ve filana vakıftır." diyen kimsenin vakfı da sahihtir. Gıyasiyye'de de böyledir.

Bir kimse, bir yerini çocuğuna, sonra da fakirlere vakfetse, bu vakfı sahih olur.

Bu vakfa, o şahsın mevcut çocukları dâhil olurlar.

Hilâl'e göre, bu çocuklar, —vakıf akdedildiği sırada bulunsun bulunmasın,— vakfın geliri zamanında ve bundan sonra bulunurlarsa, vakfa dâhil olurlar.

Belh âlimleri de, bunu kabul etmişlerdir. Muhıyt'te de böyledir.

Bu kimse: "... Çocuklarıma ve benden meydana geleceklere; sonra, bunlardan kimse kalmayınca da fakirlere vakfettim." dese,.bu vakfı caiz olur. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimse: "Şu yerim,benden olacak çocuklarıma vakıftır." der de, çocuğu olmazsa; vakfı sahihtir.

Bu vakfın gailesi, fakirlere dağıtılır.

Bu gelir tevzi edildikten sonra, o şahsın bir çocuğu doğarsa; bu çocuk hayatta olduğu müddetçe, bundan sonraki gelirler, ona verilir.

Bu çocuk ölünce, bu vakfın gelirini yine fakirler alırlar. Felâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse: "Evlâdlanma vakfettim." derse; bu vakfa, erkek, ki/ ve hünsâ, bütün çocukları dâhil olur.

"Oğullarıma vakfettim." veya "Kızlarıma vakfettim." derse; bu durumlarda, hünsâ, vakfa dâhil oJmaz. Çünkü, hünsânın oğlan mı, kız mı olduğu belli değildir.

Bu kimse: "Oğullanma ve kızlarıma vakfettim." derse; bu durumda, hünsâ, vakfa dâhil olur. Sîrâcü'l-Vehhâc'da da böyledir.

Evladlar için vakfedilen bir yerin, her tarafında, vâkıfın evlad-larmdan her birinin hakkı sabit olur.

Ancak, bu hakka, nesebi bilinen evladlar dâhil olur. Nesebi bilin­meyenler dâhil olmazlar.

Neseb ise, ancak, vâkıfın sözü ile bilinir. Bir çocuk» başka bir yolla, bu vakfın gelirine, hak sahibi olamaz.

Meselâ: "Bir kimse: "Şu yerimi, çocuklarıma vakfettim." dedikten sonra, bir câriye gelerek, vakfın gelir zamanında altı aylıktan küçük olan bir bebek getirir ve vâkıf: "bu bebek benimdir." diye iddia ederse, onun nesebi sahih olur.

Ancak, bu durumda, bu gelirden, o bebeğe hisse verilmez.

Fakat, bu câriye veya ümm-ü veled, vâkıfın kendisine âit bulunur ve bebek de altı aylıktan küçük olursa, bu vakfın gelirinden ona da hisse verilir.

Yukarda bahsedilen câriye, vâkıfa ait bir câriye değildi. Bunun için: de, o bebeğe hisse verilmemişti. Hâvî'de de böyledir.

Şayet, çocuk, altı aylık veya daha fazla iken getirilirse; bu durumda, o, diğer çocuklara ortak olamaz. Muhıyt'te de böyledir.

Bu vâkıf ölür; vakfın gelir zamanında, vâkıfın karısı, —adamın ölümü ile o an arasındaki —iki sene içinde, bir çocuk ile gelirse, bu çocuk da, diğerleri gibi, o gelire ortak olur.

Keza, bu vâkıfın ölüm zamanında, karısı bâin bir talâkla boşanmış olsa, çocuğu aynı hakka sahiptir.

Kadın, ric'î talâkla boşanmış olursa, bu durumda verilecek cevap, nikâhlı için verilecek cevâbın aynıdır. Zahîriyye'de de böyledir.

Bu vâkıf, vakfın gelir zamanında, ona erişebilecek bir durumda yaşamakta olduğu halde, bundan sonra ölür; karısı ise, iki sene zarfında, bir bebek ile gelirse; gelirin mevcut olması hâlinde, bu çocuk da, o .gelire karışıp hissesini alır.

Ancak, gelir meydana gelmeden, doğum altı aydan az bir zamanda olmuşsa, doğan bu çocuk o gelire ortak olur.

Bu vâkıf, gelirin meydana gelmesinden, bir veya iki gün önce ölür ve karısı, onun ölümünü takip eden iki sene içinde, bir bebek getirirse, bu da, vakfın gelirine ortak olur. Fetâvâyî Kâdîhân'da da böyledir.

Gelire hak sahibi olmanın gününün bilinmesi hususunda da, âlimlerimizin kavilleri vardır:

Hilâl» şöyle demiştir:

"Vakıf gelirine hak sahibi olunduğu gün, vakfa gelir olarak bir kıymetin geldiği gündür. Bunun fazla olması da şart kılınmamıştır."

Bazıları ise: "Vakıf gelirine hak sahibi olunabilinen gün, vakfın gelirinin, verilmesi gerekli olan borçtan fazla olduğu gündür." demişlerdir. Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.

Bir kimse: "Şu yerim, bir gözü ve iki gözü kor olan çocuklarıma vakıftır." derse;  bu  vakfın  geliri,  bu  çocuklarına  ait  olur;'diğer çocuklarına verilmez.

Burada körlüğe itibar, vakfın akdedildiği günedir. Vakfın gelir zamanındaki körlüğe itibar edilmez.

Bir kimse: "Şu yerim, çocuklarımdan küçük olanlara vakfediimiştir." dediği zaman da, vakfın akdedildiği sırada küçük olan­lara itibar edilir. Vakfın gelir zamanındaki duruma itibar edilmez.Zahî­riyye'de de böyledir.

Bir   kimse:  "Şu yerim,  Basra'da oturan çocuklarıma vakfediimiştir." derse; bu vakfın gailesi (=  geliri), vâkıfın, sadece Basra'da oturan çocuklarına verilir. Başka yerde olanlara verilmez.

Bu durumda ise, vakfın gelirinin meydana geldiğinde Basra'da olanlara itibar edilir. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Velhâsıl: Bu gibi vakıflarda, gerçekten, sıfat sabit olduğu zaman, hak sahibi olunabilir. Bu sıfat ise, zail olup gitmeyen veya gittiği zaman, sonradan geri gelmiyen sıfattır.

Bu durumda, vakfın akdedildiği sırada, o sıfatın durduğu zamana itibar edilir.

Hak, giden ve gittikten sonra geri gelen bir sıfatla sabit olduğu zaman; o sıfatın, vakfın geliri zamanında, bulunması hâline itibar edilir. Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.

Bir kisme, bir yerini erkek çocuklarına vakfettiği zaman, bu vakfa kız çocukları dâhil olmaz.

Çünkü, çocuğun bu vasfı, zail olucu (= gidici) değildir. Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.

Keza, bir kimse: "Bu vakfım, erkek çocuklarıma ve onların da erkek çocuklarına mahsustur." derse; bu vakıf, vakıf akdi esnasında bulunan ve bu vasfı taşıyanlara ait olur. Hâvî'de de böyledir.

Bir kimse: "Şu yerimi, çocuklarımdan müslüman olanlara veya evlenenlere vakfettim." derse; vakfın akdedilmesinden sonra müslüman olanlara ve evlenenlere vakfetmiş olur.

Vakıf akdi sırasında müslüman veya evli bulunan çocukları, bu vakfa dâhil olmaz. Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.

Bir   kimse:    "—Şu   yerim—   çocularımdan   fakir   olanlara —vakfediîmiştir.—" der de, başka bir şey ilâve etmezse; vakfın gelir zamanı fakir olanlar!,   bu vakfa dâhil olurlar. Hâvî'de de böyledir.

Vâkıf: "... çocuklarımdan, fakir düşenlere aittir." derse; İmâm Muhammed (R.A.)'e göre, bu vakfın geliri, Önce zengin iken, sonradan fakir düşenlere verilir.

Diğer imamlarımız ise: "Vâkıfın, vakfın gelir zamanında fakir olan her evlâdına verilir. Bu ise, ister önceden zengin olduğu halde fakir düşmüş bulunsun; ister, baştan beri —hiç zengin olmadan— fakir bulunsun müsavidir. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bu kimse: "Vakfımın geliri, çocuklarımdan ihtiyaç sahiplerine aittir." derse; bu durumda gaile (= gelir), gelir zamanında, muhtaç bulunan çocuklarına verilir. Hâvî'de de böyledir.

Bir kimse, vakfının gailesini (= gelirini), fakıyh (= fıkıh âlimi) olan evladına ve bunların da, yine fakıyh olan evladlarına şart koşar; evladiarı da fakıyh olur ve bunlardan birinin küçük çocuğu senelerce, fıkıh tahsil etmesine rağmen, fukahadan olmak vasfını ibraz etmeden önce ölürse; bu çocuk bu vakfın gelirinden, —istenilen sıfatı hasıi olmadığı için—, hisse alamaz. Gunye'de de böyledir.

Bir kimse: "Şu yerim, çocuklarıma vakfedilmiş bir sadakadır." derse; bu yerin gelirine, vâkıfın sulbünden gelen, erkek, kız, hünsâ, bütün çocukları dâhildirler.

Bu vakfın cevazı devam ettiği müddetçe, kendi sulbünden gelen, tek bir çocuk bulunsa bile, gelir onun olur; başkalarına verilmez.

Batn-i evvelden (= vâkıfın kendi çocukarmdan) kimse kalmayınca, bu vakfın geliri fakirlere verilir.

Bu durumda da, çocuklarının çocuklarına bir şey verilmez.

Bu kimse, bû vakfı akdettiği zaman, —hayatta— sulbünden çocuğu olmadığı halde, oğlunım çocuğu bulunursa, bu durumda vakfın geliri, onun olur.

Çünkü, oğlun evlâdı, sülbî evlât yerindedir. Buna kız çocuğun : evlâdı dâhil değildir. Zahiru'r-rivâye'de de böyledir.  Hilâl de bu görüşü kabul etmiştir. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bu şahıs, o akarını vakfettikten sonra, sulbünden bir çocuk .dünyaya gelirse,  bu vakfın önceki geliri de,  bu çocuğa sarfedilir. Zehıyre'de de böyledir.

—Vakfının gelirini, nesli devam ettiği müddetçe, evlâdına ve 'evladının   evlâdına  (= torunlarına)  tahsis  eden bir kimsenin evladından— birinci ve ikinci batından kimse kalmadığı halde, üçüncü ve_ dördüncü batından torunları bulunsa, bu durumda, üçüncü batından olanlar, —sayılan ne kadar çok olursa olsun— bu vakfın gelirine ortak olurlar. Dördüncü batından olanlara bir şey verilmez. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kimsenin, kendi çocuklarına vakıfta bulunması hâlinde cevap ine ise, filânın çocuklarına vakıfta bulunması hâlinde de cevap odur. Zehıyre'de de böyledir.

Bir kimse: "Şu yerim, evlâdıma ve evladımın evlâdına ( = gocuklarıma ve çocuklarımın çocuklarına) vakfedilmiş bir sadakadır." derse; bu vakfın gelirine, vâkıfın kendi sulbünden olan çocukları ile vakfın  akdedildiği günde bulunan çocukarının  çocukları  ve  sonra {doğacak çocukları, —iki batın— ortak olurlar.Bu vakfın gelirine, iki ba­tından aşağısı dâhil olmaz. Vâkıfın kızlarının çocukları da, bu vakfa dâhil . olmaz. Zahiru'r-rivâye|böyledir. Fetva  da  buna  göredir.   Serahsî'nin îMuhiytı'nde de böyledir.

Bu vâkıf: "...Çocuklarıma, çocuklarımın çocuklarına ve gocuklarımın çocuklarının çocuklarına, vakıftır." derse; üçüncü batnı jda söylemiş olur.                                                                            '

Bu durumda ise, bu vakfın geliri, onların nesli devam ettiği müd­detçe, ebedî olarak onlara sarfedilir. Fakirlere verilmez. Bu evladlar arasında da yakınlık veya uzaklık farkına bakılmaz.
Ancak vâkıf, vakfettiği sırada: "... el-akrebü fe'1-akreb..." veya "... çocuklarıma, onlardan sonra onların çocuklarına..." yahut "... batnen ba'de batnin (=|bir batından sonra diğer batına...) demiş olsaydı, bu durumda, bu vakfın geliri, önce birinci sıradakine sonra da diğerlerine sırası ile verilirdi. Fetâvâyi Kâdîhâü'da da böyledir.

Bir vâkıf: "Şu yerim, evlâdlanma vakfedilmiş bir sadakadır." derse, -^evlâdjkelimesi umûmî bir isim olduğu için— bütün batınlar, bu vakfın gelirine ortak olurlar,

Ancak, bu durumda, birinci batından olanlar, bu vakfm gelirinden hisse alamazlar.

Ne zaman, birinci batından kimse kalmazsa, ikinci batından olanlar; ikinci batından kimse kaimayıeea da, üçüncü batından olanlar, bu vakfın gelirinden hisse alırlar.

Dördüncü, beşinci ve ilânihaye- batınlar, bu tertip üzere, bu vakfın gelirinden hisse alırlar. Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.           .

Vâkıf:  "...evlâdlarıma vakfettim." dediği halde, sâdece bir çocuğu olursa; bu vakfın gelirinin yarısını, bu çocuk alır; yarısı ise fakirlere verilir. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Vâkıf: "Şu yerim çocuğuma vakıftır." der ve sadece bir çocuğu bulunursa; bu vakfın gelir inin|tamarm|, bu çocuğun olur.

Keza, vakfedenin çok sayıda çocuğu olduğu halde, hepsi ölü, sadece bîri kalırsa, bu vakfın gelirinin tamamı yine bu çocuğun olur. Hâvî'de de böyledir.

Bir kimse, bir yerini, yalnız sadaka lafzı ile, iki çocuğuna ve onlar ölünce de ikisinin evlâdJarına ve nesli devam ettiği müddetçe, evlad-larının evladlarına vakfetse ve o iki çocuktan biri ölüp diğeri kalsa, bu vakfın geKrinin yarısı, kalan bu çocuğa, diğer yarısı da fakirlere verilir.

Bu şahsm ikinci çocuğu da ölünce, bu vakfın gelirinin tamamı, vâkıfın iki çocuğunun çocuklarına ve onların çocuklarına taksim edilir. Vâkifitfi'l-HBsâniyye'de de böyledir.

Vâkıf: "Şu yerim, muhtaç olan çocuklarıma vakfedilmiş bir sadakadır." der; çocuklarından da sadece birisi muhtaç bulunursa, bu vakfın gelirinin yarısı muhtaç olan bu çocuğa, diğer yarısı ise, fakirlere verilir. Hızânetü'l-Müftin'de de böyledir.

Vâkıf: "Şu yerim, oğullarıma vakfedilmiş bir sadakadır." der ve bu vakıfın da iki veya daha fazla oğlu bulunursa; bu vakfın geliri, bu oğullarına verilir.

Fetâvâyi Hindiyye

Şayet, bu vâkıfın tek oğlu olursa, bu vakfın gelirinin yarısı bu oğula, diğer yarısı da fakirlere verilir.

Bu şahsın, hem oğulları, hem de kızları bulunursa, Hilâl: "Bu durumda, bu vakfın gelirleri, ^hepsinin— aralarında eşit olarak taksim edilir." demiştir.

Sahih olan da budur.

Bu, "Şu yerim, kardeşlerime vakıftır." diyen ve kendisinin de kız ve erkek kardeşleri bulunan bir kimsenin vakfının gelirine —kız, erkek— bütün kardeşlerinin ortak olması gibidir. Zahîriyye'de de böyledir.

Bir kimse: "Şu yerim, filan şahsın oğullarına vakıftır." der; o şahsın da hem oğullan, hem de kızları bulunursa; İmâm Ebû Yûsuf (R.A.) bu hususta, İmâm Ebû Hanîfe (R.A.)'nin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bu vakfın geliri, —kızlar hariç— oğlanların olur.

Diğer bir rivayete göre ise, bu vakfın gelirine, —oğlanlar ve kızlar— hepsi ortak olurlar.

Şayet, "filan adamın oğullan" sayılamayacak kadar çok bir kabîle iseler, bu vakfın gelirine, oğul-kız hepsi ortak olurlar. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Vâkıf: "Vakfıjm.joğullanma mahsustur." dediği halde, onun oğullan olmasa; kızlan olsa bile, bu vakfın geliri fakirlerin oluf;

Keza, bir vâkıf: ^Vakfım kızlanma|mahsustur."|dediği halde, onun da kızları olmasa; oğullan olsa bile, vakfının geliri yine fakirlere verilir. Oğullarına bir şey verilmez. Vecîz'de de böyledir.                                 :

Bir kimse, bir yerini, oğluna ve oğlunun oğullarına ve nesli devam ettiği müddetçe onların da oğûllanna vakfederse; bu vakfın geliri, oğlunun çocuklarına eşit şekilde taksim edilir.

Kızının çocukları da, bu vakfın gelirine dâhil edilirler. NevâzH'den naklen Hızânetü'l-Müftîn'de de böyledir.

Bir vâkıf, mevkufu (= vakvettiği şeyi), nesline ve zürriyetine vakfetmişse, bu vakfın gelirine, oğullarının çocukları da, kızlarının çocukları da dâhil olurlar. Bunların, vâkıfa —batın itibariyle— yakın Veya uzak olması da, bir şeyi değiştirmez.

Kişi, ıtret'irie karşı vakıfta bulunmuşsa; İbnü'-A'rabf ve Sa'lebî: "Itret, zürri^t demektir." demişlerdir. Aynî ise: "Itret, aşirettir." demiştir.

Kişi, kendisine nisbet olunanlara vakıfta bulunursa, bu durumda, bu vakfın gelirine, vâkıfın kızlarının çocukları dahil olamaz. Siracü'l-Vehhac'da da böyledir.

Bir kimse;  "Şu yerim, çocuğuma ve neslime vakfedilmiş bir sadakadır." derse, bu vakfı sahih olur.

Bu vakfın gelirine, vâkıfın» erkek ve kız çocukları ve bunların da çocukları dahil olur.

Bu çocukların, yakın veya uzak olmalan ile hür veya köle olmaları da müsavidir.

Kölelerin hisseleri, efendilerinin olur.

Vâkıfın: "Neslime ve zürriyetime vakıftır." demesi de, —yukarıdaki gibi— caizdir.|Hâvî'^e de böyledir.

Bir kimse: "Veledime ve neslime vakfettim." dese ve bu sırada, bir tane oğlunun oğlu bulunduğu halde,(sonrjaclan kendi sulbündenjbir çocuk dünyaya gelse; bu çocuk da, vakfın gelirine hak sahibi olur.

Keza, vâkıf: "... yaratılacak çocuklarıma ve neslime..." derse; "nesil" lafzı ile, doğacak çocukların hepsi, bu vakfın gelirinden hak sahibi olurlar. Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir kimse: "Şu yerim, yaratılacak çocuklarıma ve neslime vakfe­dilmiş bir sadakadır." derse; bu vakfın gelirine, yaratılanlar, —ister vâkıfın neslinden, ister veledinden olsunlar— eşit şekilde dâhil olurlar.

Çocuğundan ve neslinden olmayanlar ise, bu vakfın gelirine dâhil olamazlar. Serahsî'nin Muhıytı'nde de böyledir.

Keza, bir vâkıf: "Yaratılmış olan çocuğuma ve onun çocuğuna vakfettim." dedikten sonra, kendisinin bir çocuğu dünyaya gelirse; bu durumda,  bu  çocuk  da,  vakfın  gelirine  ortak  olamaz.   Fetâvâyi Kâdîhân'da da böyledir.

Bir vâkıf: "Yaratılmış olan çocuklarıma ve onların çocuklarına ve nesiîllerine vakfettim." derse; bu vakfın gelirine, yaratılmış olan evlad-iları ve onların evladları ve nesilleri devam ettiği müddetçe bunların da ievladlan dâhil olurlar.

Bu vâkıf, şayet: "Yaratılmış olan çocuklarıma ve onların çocuklarına vakfettim." der ve buna bir ilâve yapmadan susarsa, ivakfının gelirinden, çocuklarının çocuklarına bir şey verilmez. Muhıyt'te ide böyledir.

Bir kimse:"Vakfırn,yaratılmış çocuklarıma ve bunların nesillerine :ve çocuklarımdan meydana geleceklerin nesillerine mahsustur." derse; ibundan sonra, kendi sulbünden meydana gelecek çocukları, bu vakfın ;gelirine dâhil olmazlar. Ancak, bunların çocukları dâhil olurlar.

Bir vâkıf: "... çocuklarıma, onların çocuklarına ve onların çocuklarının çocuklarına vakfettim." der ve bu vakfı akdetmeden önce vefat etmiş çocuklarının çocukları bulunursa, bunlarJbü vakfın jgelirine dâhil olmazlar.

Fakat, bu şahıs: "Çocuklarıma, çocuklarımın çocuklarına .ve onların evladlanna demiş olsaydı, onlar da bu vakfın gelirine dâhil olur­lardı. Hâvfde de böyledir.

Bir kimse; sağlığında ve sıhhatli iken: "Şu yerimi, Allah için, ebediyyen çocuklarıma, çocuklarımın çocuklarına, onların evladlarınm evladlanna ve nesillerine vakfolunmuş bir sadaka kıldım." derse; bu vakfın gelirine, vakfedildiği günde mevcut olan bütün çocukları ile vak­fedildikten sonra ve vakfın gelir gününden önce meydana gelenlerin hepsi ve çocuklarının çocukları dâhil olurlar.

Bunlardan, bu valcfın gelir gününden önce ölenler, o gelirde hak sahibi olamazlar.

Ancak, vakfın gelir gününden sonra ölenler, hisse alma hakkma sahip olurlar. Ve, bunların, bu hisseleri vârislerine kafar.

Bu hususta, yukarı (vâkıfa yakın) batın ile aşağı (vâkıftan uzak) batın da müsavidirler.

Ancak, vâkıf, vakfederken: "...Bunlardan, yukarı batın Önce, sonra da onu takip eden batınlar..." demiş olursa, bu durumda, yukarı batından, tek bir kişi kalsa bile, bu vakfın gelirinin tamamı onun olur. Bundan aşağı olan batına bir şey verilmez.

Vâkıf: "Önce, yukarı batından başlanacak, sonra, onu takip eden batına verilecek ve aralarında erkekler, kadınların iki misli alacaklar." diye şart koşarsa; bu durumda, vakfın gelir gününde, yukarı batında bulunanlar gelir ve bunların tamamı kadın veya tamamı erkek olursa, bu geliri aralarında eşit olarak paylaşırlar. Muhıyt'te de böyledir.

Vâkıf: "... çocuklarıma ve çocuklarımın çocuklarına ebedîdir..." der, "batnen ba'de batnin" demez, ancak: "...bunlardan biri öldüğü zaman, —vakfın gelirinde— hissesi vardır." derse; bu durumda, bun­lardan birinin ölümünden önce tahakkuk eden vakıf geliri, çocuğunun ve çocuğunun çocuğunun arasında eşit olarak taksim edilir.

Vâkıfın sulbünden olanlardan bir kısmı, vakfın gelir günü geldiğinde vefat eder ve bunların da çocukları kalırsa, he ne kadar, aşağı inerse insin, vaKfm gdiri, bunların hepsinin aralarında taksim edilir.

Ölenlerin hisseleri ise, onların çocuklarının olur. Hulâsa'da da böyledir.

Vâkıf: "Çocuklarıma ve çocuklarımın çocuklarına ve onların nesline ve evlâdına  ebediyyen   vakfettim.   Önce, yukarı batından başlanacak; sonra onu takip eden batna verilecek. Bunlardan ötenlerin hissesi çocuğunun, çocuğunun çocuğunun — ilânihâye— olacak; yukarı: batından başlanacak." der ve bunlardan biri öldüğü halde, çocuğu, çocuğunun çocuğu, nesli bulunmazsa; bunun vakfın gelirinde bulunan; hissesi, bu vakıftan hissesi olan diğer şahıslara verilir.

Bu vakfın geliri, önce, yukarı batından olanlara taksim edilir.        
Bu taksimden sonra, bunlardan birisi ölür ve geride çocuğunu ve çocuğunun çocuğunu bırakırsa; bu vakfın geliri; vâkıfın, vakfettiği1 sırada mevcut bulunan evladına ve bundan sonra dünyaya gelelilere verilir.

Bunlardan sağ olanlara isabet eden şeyler kendilerine verilir.

Ölenlere isabet eden hisseler ise, bunların çocuklarına verilir.

Bunlardan biri vefat edince, bunun da hissesi —vakfedenin şartına-göre— önce,|yukarıjbatmda olanlara verilir.

Ölenin kendi evlâdı bulunmaz, fakat, evlâdının evlâdı bulunursa, ölenin hissesi bunlara ait olur. Ve bunlar, üçüncü batın olmuş olurlar. Bunlar, üçüncü batından aşağı olsalar bile, durum böyledir.
Yukarı batından olanlar, on kişi olurlar; bunlardan ikisi, evlad ve torun bırakmadan ölürler; bunlardan sonra da, hem evlad, hem de torun bırakarajkiikisi daha ölür;bilâhare dejyine evlâd ve torun bırakmadan, bu on kişiden ikisi daha ölür ve[—böylece, on kişiden— geride kalan dördü, bu vakfın gelirinin taksimi hususunda niza ederler ve ayrıca evlâd ve torun bırakarak vefat eden iki kişinin vârisleri de, bu hususta niza eder­lerse; bu durumda, bu vakfın geliri altıya bölünür; Dört hissesini, sağ bulunan dört kişi alır. Kalan iki hisseyi de, geride evlâd ve torun bıra­karak ölen iki kişinin çocukları alır.

Geride evlâd bırakmadan ölen dört kişi ise, hisse alma hakkından mahrum olurlar. Muhıyt'te de böyledir.

Bir kisme, bir yerini, evlâdına, sonunda da fakirlere vakfederse, bu vakfın gelirinden, çocuklarının çocuklarına —yani torunlarına— bir şey verilmez.

Bir kimse, bir akarını , evlâdına vakfederken, "...filana, filana, filana ve sonra da fakirleredir..."der ve bu çocuklarından birisi ölürse; onun,   bu   vakfın   gelirindeki   hissesi,   fakirlere   verilir.   Fetâvâyi KâdSıân'da da böyledir.

Bir vâkıf: "Bu vakfın geliri, Abdullah'a, ZeycVe, Amr'e ve nesil­lerine mahsustur." derse; bunlar ve bunların ebediyyen nesilleri, bu vakfın gelirinden hak sahibi olurlar.

Şayet bu vâkıf: "...Abdullah'a, Zeyd'e, Amr'e ve onun nesline mahsustur." derse; bu durumda, bu vakfın gelirine Abdullah, Zeyd, Amr ve yalnız Amr'in evlâdlan hak sahibi olurlar.

Şayet, vâkıf: "Bu vakfın geliri, Abdullah'a, Zeyd'e ve Amr'e ve bu ikisinin nesline mahsustur." derse; bu vakfın gelirine, Abdullah, Zeyd, Amr ve Zeyd ile Amr'in evlâdlan dâhil ve hak sahibi olurlar.

Keza, bû vâkıf: "...Abdullah'ın çocuklarına ve Zeyd'in çocuklarına mahsustur." der ve Zeyd'in de çocuğu olmazsa, bu vakfın bütün geliri Abdullah'ın çocuklarının olur. Muhıyt'te de böyledir.

Şayet, vâkıf, vakfının gelirini Zeyd'in vârislerine vakfeder ve "sağ olan —Zeyd'in— diye ilâve ederse, —Zeyd ölmedikçe,— onun veresele­rine, bu vakfın gelirinden bir şey verilmez. Bu gelirin tamamı fakirlere verilir.

Zeyd ölünce, bu vakfın gelirinin tamamı, onun vârislerinin sayısına göre, kadın, erkek eşit şekilde olmak üzere taksim edilir.

Bu vârislerden ölenler, hisseden düşerler. Bu vakfın geliri, hazır bulunan vârislere dağıtılır.

Bu vârislerden, tek bir kişi kalırsa, bu gelirin yansı ona, diğer yarısı da fakirlere verilir.

Şayet vâkıf, "Zeydin, filan filan... çocuklarına..." diyerek beş kişi sayar ve Zeyd'in, isimleri sayılan, bu beş çocuktan fazla çocuğu bulunursa; bu fazlalara bir şey verilmez.

Zeyd'in, bundan sonra doğan çocuklarına da bir şey verilmez. Hâvî'de de böyledir.

Vâkıf: "Şu yerim, fakirlere vakfedilmiş bir sadakadır; önce sul­bümün çocuklarından başlanacak." derse, bu vakfın geliri, vâkıfın dediği gibi taksim edilir.

Sonra da, onların evladına, —şart ne ise, öylece— taksim edilir.

Sonra da, fakirlere verilir.

Vâkıf: "Vakfımın geliri, şu fakirlere..." derse; bu fakirlerden hiç biri, hariç bırakılmaz.

Vâkıf: "Vakfımın geliri, akrabalarımadır." derse, onlardan hiç kimse kalmayıncâya kadar, bu vakfın geliri, vâkıfın akrabalarının olur.

Vâkıf:"Vakfımın geliri, Ca'fer oğlu Abdullah'a ve Zeyd'in oğlünadır. Onlardan bir kişi kaldıkça ondan başlanacaktır. Ve bun­lardan hiç bir kimse kalmazsa fakirlerin olacaktır." derse; bu durumda, bu vakfın geliri, Zeyd'in ve Abdullah'ın oğulları arasında, sayılarına göre taksim edilir.

Zeyd'in beş, Abdullah'ın ise, bir çocuğu bulunursa; bu vakfın geliri altıya bölünür ve her birine birer sehim verilir. Muhıyt'te de böyledir.

Vâkıf: "Şu yerim, benim ölümümden sonra, çocuklarıma -ve onların çocuklarına   vakfedilmiş sadakadır." der; "ve.nesillerine..." diye de ilâve eder ve sonra da ölürse; bu vakfın geliri kendi çocuklarına ait olur. Bunlar sağ iken, bunların çocukları, vakfın gelirine dâhil olmazlar.  

Bu vakfın geliri, —vâkıfın çocuklarına— her sene, sayılarına göre taksim edilir. Ve bu, kendi çocuklarına isabet eden miras olur.

Vâkıf ölünce, onun bütün vârisleri (hatta karısı veya kocası ve diğerleri) bu vakfın gelirine ortak olurlar.

Vâkıfın çocuklarından Ölen olunca, bu vakıftan elde edilen gelir, bunların çocuklarının sayısına göre taksim edilir. Hulâsa'da da böyledir.

Hilâl'ın Vakıf kitabında, şöyle denilmiştir:

Bir kimse, bir yerini, evlâdlarından bir kısmına, isimlerini belir­terek, —sağlığında veya ölümünden sonra geçerli olmak üzere— vakfe­derse; bu vâkıfın sözünün, ölümünden sonra bozulması gerekmez.

Sahih olan budur.
Bu vâkıfın,vârisleri için vasıyyet etmemiş olması da,vakfın devamına hamledilir. Vecîz'de de böyledir. [25]


Eser: Fetvayı Hindiye

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Fetvayı Hindiye

 

Son eklenen ruyalar

Üye girişi


Fetvalar.COM

Guncel

Günün Sözü

"Günün Sözü."

- fetvalar.com

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
..