İkinci Mesele: Butlan (Bâtıl)
Butlandan kasdedilen mânâ nedir? 'Butlan' terimi 'sıhhat'in karşılığı olmaktadır ve iki mânâsı vardır:
a) İşlenilen amel üzerine dünyada neticelerinin terettüp etmemesi. Mesela ibâdetler hakkında "Bu ibâdet yeterli değildir; zimmeti temize çıkarmaz; kazayı da düşürmez" dediğimiz gibi, aynı mânâda olmak üzere "Bu ibâdet bâtıldır" da deriz. Ancak burada bir ko-[293] nu üzerinde durmak gerekir: Çünkü ibâdetin bâtıl olması yerinde de açıklanmış olduğu üzere ancak o ibâdetle ilgili Şâri'in kasdına muhalefet edilmiş olmasından dolayı olmaktadır. Fakat bazan muhalefet bizzat ibâdetin kendisinde bulunan bir özellikten dolayı[7] olabilir ve bu durumda da onun hakkında 'bâtıl' lafzı kullanılır. Mesela niyetsiz ya da bir rükûsu ya da secdesi eksik olarak kılınan namaz vb. gibi. Bazan da ibâdetin özünden ayrı haricî bir vasıftan dolayı olur ve yine de 'bâtıl' diye nitelenebilir. Mesela gasb edilmiş bir arazîde kılınan namaz gibi.[8] Bu konuda yasağın namazın özünden ayrı olduğu konusu üzerinde durulur ve bu açıdan bakıldığı zaman namaz sahîh olur. Zira bu namaz Şâri'in maksadına uygun olarak vuku bulmuştur. Vasıf yönünden muhalif düşmesi sıhhatine zarar vermez. Bu yaklaşımın aksine, kazandığı vasıf açısından da yaklaşılabilir ve bu açıdan ele alındığında gasbedilon bir arazide kılınan namaz sahîh olmaz; aksine bâtıl [9]hükmünde bulunur. Zira Şâri'in maksadına uygun olan namaz böyle bir vasıftan uzak bulunan namazdır; gasbedilen bir arazi üzerinde kılınan namaz böyle bir özellikte değildir. Buna benzeyen diğer konularda da durum aynıdır.
Yine muamelât hakkında da "Bu bâtıldır", deriz ve bununla mülkiyetin meydana gelmesi, kadınfardan istifâdenin iıelal olması, istenilen şeyle faydalanılması... gibi "kendisinden beklenilen faydaların şer'an meydana gelmeyeceği "mânâsını kasdederiz. Muamelât konusu genelde dünyevî maslahatların teminine yönelik olmak üzere konulmuştur. Bu itibarla'muâmelâtla ilgili hususlarda iki açıdan konuya yaklaşılır:
a) Onların şer'an izin verilmiş ya da yapılmaları emredilmiş bir şey olması açısından.
b) Kulların maslahatlarına yönelik olmaları açısından.
Bir grup birinci açıya mutlak surette itibarda bulunarak ikinci kısmı tamamen ihmalde bulunmuşlar ve aynen ibâdetlerde olduğu gibi onun emredilmesine olan muhalefeti, onun maksadına muhalefet olarak kabul etmişlerdir. Sanki bunlar bu tür emirlerin de taabbudî olduğu şeklinde bir eğilim ortaya koymuşlardır. İleride Makâsıd bahsinde de geleceği gibi, mânâsı akılla kavranılabilen her konuda bir taabbudîlik anlamı da bulunmaktadır. Durum böyle olunca, Sâri' Teâlâ'nın emrine muhalefetle karşılık vermek, o fiilde ilgili Şâri'in hitabı (emri) dışına çıkmış olma neticesini gerektirecektir. Fiiller işlenirken Şâri'in hitabından çıkılmış olması, o fiilin gayrı meşru olduğu hükmünü ortaya koyar. Gayrı meşru olan bir şey de bâtıldır. Dolayısıyla Şâri'in hitabı dışında cereyan eden ibâdetlerin sahîh olmaması gibi, bu da aynı şekilde sahîh olmayacaktır.
İkinci kısma gelince, buna da bir grup ilkini ihmal etmeksizin itibarda bulunmuşlar ve meseleyi maslahata itibar mevkiinde mütâlâa etmişlerdir. Şöyle ki: Bunlara göre amelin bâtıl olmasını gerektiren mânâ üzerinde durmak gerekecektir: Eğer amelin bâtıllı-ğını gerektiren mânâ tolAfisi mümkün olmayacak şekilde hâsıl ya da hâsıl hükmünde ise, o amel kökten bâtıl olacaktır.[10] Şâri'in yaısklamıı olduğu hususlarda nail ulan da budur, Çünkü bir |«y hakkında gor'l yatağın bulunmuş olmanı, o ycydc mükellefin bir ma«l«-hntı bulunmamasını gerektirir, üurei ilk bakışta mükellefin bir marilabatımn bulunabileceği düşünülebilir; ancak iyico üzerinde durulduğunda öyle olmadığı görülecektir. Ye I Umun ki mm- farklı dü-tjünso bile Allah Teâlâ o şeyde kula yönelik bir maslahat olmadığını bilir ve o yüzden de onu yasaklar.
Eğer o şeyin bâtıllığını gerektiren mânâ bir müddet hâsıl ya da hâsıl hükmünde ise, fakat telâfi imkânı bulunuyorsa, bu takdirde o amelin bâtıllığına hükmedilmez. Nitekim İmâm Mâlik müdebber[11] kölenin satışı hakkında "Bu satış reddedilir; ancak müşteri aldığı bu köleyi azad ederse reddedilmez."demiştir. Çünkü bu satış akdi mrf kölenin azâd konusundaki hakkından ya da efendi tarafından iPİMibi ortaya konulan azâd konusuna taalluk eden Allah hakkından dolayı men edilmişti. Böyle bir kölenin satılması, efendinin ölümünden sonra o kölenin azâd edilmesi durumunu genelde ortadan kaldırıcı bir tasarruftur. O yüzden de yasaklanmıştır. Ancak müş-Lerinin o köleyi azad etmesi durumunda Şâri'in azâd konusundaki kasdı tahakkuk etmiş olacaktır; bu itibarla artık bu satış reddedilmeyecektir. Fâsid olarak akdedilen kitabet akdi de, mükâteb[12] köle azâd edilmedikçe aynı şekilde reddedilir. Keza gasbeden kimsenin gasbettiği şeyi satması hakkı gasbedilen kimsenin izin (icazet) ya da reddine bağlıdır. Çünkü bu satışın yasaklanması onun hakkı sebebiyledir. Dolayısıyla o izin verdiği zaman caiz olacaktır. Bir diğer [gB5i misal yasak olan satış ve selefle[13] ilgilidir. Eğer (akitle birlikte borç talebinde bulunma gibi) selef şartı koşan kimse, bu şartını düşürecek olursa, bazı görüşlere göre tarafların akdettikleri şey caiz ve geçerli olacaktır. Çünkü akit, ileri sürülen şartın düşürülmesiyle şer'-an telâfi edilmiş olmaktadır. Nitekim Berîre hadisinde böyle olmuştur.[14] Fâsid akidlerin tashihi konusunda Hanefîler Berîre hadisinin gereği doğrultusunda yürümüşler ve mesela şigâr nikâhı[15], ikidirhemi bir dirhemle değişme[16] gibi yapılan akitlerin, fftuid od mi unsuru ortadan kııldmıırtk lûretiylt* tashihinin mümkün olacakını kabul etmişlerdir. Onlara göre verdiğimiz misallerde ve daha benzeri bir açıdan akdin bâtıllığını (onlara göre fâsidliğini) gerektiren unsurların bulunması durumunda, eğer bu unsurlar ortadan kaldırılırsa akid sahîh ve geçerli bir hal almaktadır.[17] Bunu şöyle izah etmek mümkündür: Şâri'in yasaklaması bir durumdan dolayı idi. Bu durum ortadan kalkınca yasak* da ortadan kalktı. DolayiHiyla akit Şâri'in kasdına uygun hale geldi. Bu ya akdin ilk yapıldığı zamana doğru geriye yürüyerek meydana gelmiş olacak ya da tashihin şu anda yapıldığı nazar-ı itibara alınarak geriye doğru yürüme-den meydana gelmiş olcaEtîr.
Bu izah tarzı, kulların maslahatlarının taabbudîlik hükmüne galebe çaldırılması esâsına bina edilmektedir.
'Bâtıl' kelimesinin ikinci mânâsı: İşlenilen amel üzerine âhirette neticelerinin terettüp etmemesi şeklindedir. Bu neticoltır-den de maksat sevap olmaktadır. Bu mânâda bâtılın hem ibâdetler hem de muamelât için tasavvuru mümkündür:
İbâdetler ilk ıstılahî mânâda[18] bâtıl olurlar ve bu durumda üzerlerine bir mükâfat terettüp etmez. Çünkü ilgili emrin gereğine uygun olarak işlenmemişlerdir. Keza ilk ıstılahî mânâda sahîh de olabilirler; fakat üzerlerine bir sevap terettüp etmez. Birincisinin örneği insanlara gösteriş için ibâdette bulunan kimsenin durumudur. Bu kimsenin yaptığı ibâdet dünyada yeterli değildir ve üzerine bir sevap da terettüp etmez. İkincisinin misali de, sadakada bulunup da arkasından başa kakıp, eza veren kimsenin durumudur. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Ey inananlar! Allah'a ve âhiret gününe inanmayıp, insanlara gösteriş için malını sarfeden kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma ve eza etmekle boşa çıkarmayın (iptal etmeyin)[19]"And olsun, eğer Allah'a ortak koşarsan, işlerin şüphesiz^ boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun.[20] Hadiste de Hz. Âişe validemiz (Ümmü Muhabbet'e): "Git Zeyd b. Erkam'a söyle: Şüphesiz ki o, eğer tevbe etmezse Rasûlullah L "'^»""C | ile yapmış olduğu cihâdını iptal etmiştir." demiştir.[21] Bu hadis iptali hakîkî anlamında alan kimselerin görüşüne göre delîl olmaktadır.
Muamelâtla ilgili olan ameller de aynı şekilde "üzerine bir sevap terettüp etmez" anlamında bâtıl olabilirler. Burada bâtılın birinci anlamında kullanılışıyla ikinci anlamında kullanılışı arasında fark yoktur. Birincisine örnek olarak şer'an feshedilmiş olan akitleri gösterebiliriz. İkincisine örnek olarak da, sırf arzu ve heveslerin şevki ile yapılmış ve Şâri'in hitabına herhangi bir iltifatta bulunulmamış amelleri verebiliriz. Meselâ arzu ve heveslerin HAikiyle yeme, içme, yapılan akitler vb. bir kasıd bulunmaksızın ü'nâdüfî olarak Şâri'in izin ya da emrine uygun düşerse bu kısma örnek teşkil ederler. Bunlar Şâri'in emir ya da iznine uygun düştüğü için şer'an kabul görmüş ameller olacak ve dünyevî neticeleri üzerine terettüp edecektir. Bununla birlikte emre imtisal kasdı bulunmadığı için üzerine âhirette terettüp edecek bir sevap bulunmayacaktır. Çünkü ameller niyetlerine göredir. Kısaca arzu ve heveslerin sâikiyle işlenilen ameller, eğer Şâri'in kasdına uygun düşecek olursa, o amelde bulunan kimsenin yaşadığı sürece baki kalır; o dünyadan çıkınca, dünya hayatının sona ermesiyle amelin varlığı da sona erer ve bâtıl olur: "Sizin yanınızda olanlar biter. Allah katında olanlar ise bakîdir.[22] "Ahiret kazancını isteyenin kazancını artırırız; dünya kazancını isteyene de ondan veririz; ama âhirette bir payı bulunmaz.[23] "Dünyadaki hayatınızda sizin için güzel olan her şeyi harcadınız, onların zevkini sürdünüz; ama bugün.[24] Bu ve benzeri nass, zahir ya da işaret yoluyla delâlette bulunan deliller Şâri'in hitabını yerine getirmiş olmak için yapılmayan amellerin dünyadan öteye aşamayacağını göstermektedir. İşte bu noktadan hareketledir ki, muamelâtla ilgili amellerinin neticelerini de yarın fthirat güntindu görmok isteyen kimseler, o amellere bitişik ve kendilerine bu neticeyi sağlayacak olan bir kasıd ve niyetin bulunması konusunda son derece özen göstermişlerdir. Bu konuda İhya ve benzeri kitaplara bakılabilir. [25]
a) İşlenilen amel üzerine dünyada neticelerinin terettüp etmemesi. Mesela ibâdetler hakkında "Bu ibâdet yeterli değildir; zimmeti temize çıkarmaz; kazayı da düşürmez" dediğimiz gibi, aynı mânâda olmak üzere "Bu ibâdet bâtıldır" da deriz. Ancak burada bir ko-[293] nu üzerinde durmak gerekir: Çünkü ibâdetin bâtıl olması yerinde de açıklanmış olduğu üzere ancak o ibâdetle ilgili Şâri'in kasdına muhalefet edilmiş olmasından dolayı olmaktadır. Fakat bazan muhalefet bizzat ibâdetin kendisinde bulunan bir özellikten dolayı[7] olabilir ve bu durumda da onun hakkında 'bâtıl' lafzı kullanılır. Mesela niyetsiz ya da bir rükûsu ya da secdesi eksik olarak kılınan namaz vb. gibi. Bazan da ibâdetin özünden ayrı haricî bir vasıftan dolayı olur ve yine de 'bâtıl' diye nitelenebilir. Mesela gasb edilmiş bir arazîde kılınan namaz gibi.[8] Bu konuda yasağın namazın özünden ayrı olduğu konusu üzerinde durulur ve bu açıdan bakıldığı zaman namaz sahîh olur. Zira bu namaz Şâri'in maksadına uygun olarak vuku bulmuştur. Vasıf yönünden muhalif düşmesi sıhhatine zarar vermez. Bu yaklaşımın aksine, kazandığı vasıf açısından da yaklaşılabilir ve bu açıdan ele alındığında gasbedilon bir arazide kılınan namaz sahîh olmaz; aksine bâtıl [9]hükmünde bulunur. Zira Şâri'in maksadına uygun olan namaz böyle bir vasıftan uzak bulunan namazdır; gasbedilen bir arazi üzerinde kılınan namaz böyle bir özellikte değildir. Buna benzeyen diğer konularda da durum aynıdır.
Yine muamelât hakkında da "Bu bâtıldır", deriz ve bununla mülkiyetin meydana gelmesi, kadınfardan istifâdenin iıelal olması, istenilen şeyle faydalanılması... gibi "kendisinden beklenilen faydaların şer'an meydana gelmeyeceği "mânâsını kasdederiz. Muamelât konusu genelde dünyevî maslahatların teminine yönelik olmak üzere konulmuştur. Bu itibarla'muâmelâtla ilgili hususlarda iki açıdan konuya yaklaşılır:
a) Onların şer'an izin verilmiş ya da yapılmaları emredilmiş bir şey olması açısından.
b) Kulların maslahatlarına yönelik olmaları açısından.
Bir grup birinci açıya mutlak surette itibarda bulunarak ikinci kısmı tamamen ihmalde bulunmuşlar ve aynen ibâdetlerde olduğu gibi onun emredilmesine olan muhalefeti, onun maksadına muhalefet olarak kabul etmişlerdir. Sanki bunlar bu tür emirlerin de taabbudî olduğu şeklinde bir eğilim ortaya koymuşlardır. İleride Makâsıd bahsinde de geleceği gibi, mânâsı akılla kavranılabilen her konuda bir taabbudîlik anlamı da bulunmaktadır. Durum böyle olunca, Sâri' Teâlâ'nın emrine muhalefetle karşılık vermek, o fiilde ilgili Şâri'in hitabı (emri) dışına çıkmış olma neticesini gerektirecektir. Fiiller işlenirken Şâri'in hitabından çıkılmış olması, o fiilin gayrı meşru olduğu hükmünü ortaya koyar. Gayrı meşru olan bir şey de bâtıldır. Dolayısıyla Şâri'in hitabı dışında cereyan eden ibâdetlerin sahîh olmaması gibi, bu da aynı şekilde sahîh olmayacaktır.
İkinci kısma gelince, buna da bir grup ilkini ihmal etmeksizin itibarda bulunmuşlar ve meseleyi maslahata itibar mevkiinde mütâlâa etmişlerdir. Şöyle ki: Bunlara göre amelin bâtıl olmasını gerektiren mânâ üzerinde durmak gerekecektir: Eğer amelin bâtıllı-ğını gerektiren mânâ tolAfisi mümkün olmayacak şekilde hâsıl ya da hâsıl hükmünde ise, o amel kökten bâtıl olacaktır.[10] Şâri'in yaısklamıı olduğu hususlarda nail ulan da budur, Çünkü bir |«y hakkında gor'l yatağın bulunmuş olmanı, o ycydc mükellefin bir ma«l«-hntı bulunmamasını gerektirir, üurei ilk bakışta mükellefin bir marilabatımn bulunabileceği düşünülebilir; ancak iyico üzerinde durulduğunda öyle olmadığı görülecektir. Ye I Umun ki mm- farklı dü-tjünso bile Allah Teâlâ o şeyde kula yönelik bir maslahat olmadığını bilir ve o yüzden de onu yasaklar.
Eğer o şeyin bâtıllığını gerektiren mânâ bir müddet hâsıl ya da hâsıl hükmünde ise, fakat telâfi imkânı bulunuyorsa, bu takdirde o amelin bâtıllığına hükmedilmez. Nitekim İmâm Mâlik müdebber[11] kölenin satışı hakkında "Bu satış reddedilir; ancak müşteri aldığı bu köleyi azad ederse reddedilmez."demiştir. Çünkü bu satış akdi mrf kölenin azâd konusundaki hakkından ya da efendi tarafından iPİMibi ortaya konulan azâd konusuna taalluk eden Allah hakkından dolayı men edilmişti. Böyle bir kölenin satılması, efendinin ölümünden sonra o kölenin azâd edilmesi durumunu genelde ortadan kaldırıcı bir tasarruftur. O yüzden de yasaklanmıştır. Ancak müş-Lerinin o köleyi azad etmesi durumunda Şâri'in azâd konusundaki kasdı tahakkuk etmiş olacaktır; bu itibarla artık bu satış reddedilmeyecektir. Fâsid olarak akdedilen kitabet akdi de, mükâteb[12] köle azâd edilmedikçe aynı şekilde reddedilir. Keza gasbeden kimsenin gasbettiği şeyi satması hakkı gasbedilen kimsenin izin (icazet) ya da reddine bağlıdır. Çünkü bu satışın yasaklanması onun hakkı sebebiyledir. Dolayısıyla o izin verdiği zaman caiz olacaktır. Bir diğer [gB5i misal yasak olan satış ve selefle[13] ilgilidir. Eğer (akitle birlikte borç talebinde bulunma gibi) selef şartı koşan kimse, bu şartını düşürecek olursa, bazı görüşlere göre tarafların akdettikleri şey caiz ve geçerli olacaktır. Çünkü akit, ileri sürülen şartın düşürülmesiyle şer'-an telâfi edilmiş olmaktadır. Nitekim Berîre hadisinde böyle olmuştur.[14] Fâsid akidlerin tashihi konusunda Hanefîler Berîre hadisinin gereği doğrultusunda yürümüşler ve mesela şigâr nikâhı[15], ikidirhemi bir dirhemle değişme[16] gibi yapılan akitlerin, fftuid od mi unsuru ortadan kııldmıırtk lûretiylt* tashihinin mümkün olacakını kabul etmişlerdir. Onlara göre verdiğimiz misallerde ve daha benzeri bir açıdan akdin bâtıllığını (onlara göre fâsidliğini) gerektiren unsurların bulunması durumunda, eğer bu unsurlar ortadan kaldırılırsa akid sahîh ve geçerli bir hal almaktadır.[17] Bunu şöyle izah etmek mümkündür: Şâri'in yasaklaması bir durumdan dolayı idi. Bu durum ortadan kalkınca yasak* da ortadan kalktı. DolayiHiyla akit Şâri'in kasdına uygun hale geldi. Bu ya akdin ilk yapıldığı zamana doğru geriye yürüyerek meydana gelmiş olacak ya da tashihin şu anda yapıldığı nazar-ı itibara alınarak geriye doğru yürüme-den meydana gelmiş olcaEtîr.
Bu izah tarzı, kulların maslahatlarının taabbudîlik hükmüne galebe çaldırılması esâsına bina edilmektedir.
'Bâtıl' kelimesinin ikinci mânâsı: İşlenilen amel üzerine âhirette neticelerinin terettüp etmemesi şeklindedir. Bu neticoltır-den de maksat sevap olmaktadır. Bu mânâda bâtılın hem ibâdetler hem de muamelât için tasavvuru mümkündür:
İbâdetler ilk ıstılahî mânâda[18] bâtıl olurlar ve bu durumda üzerlerine bir mükâfat terettüp etmez. Çünkü ilgili emrin gereğine uygun olarak işlenmemişlerdir. Keza ilk ıstılahî mânâda sahîh de olabilirler; fakat üzerlerine bir sevap terettüp etmez. Birincisinin örneği insanlara gösteriş için ibâdette bulunan kimsenin durumudur. Bu kimsenin yaptığı ibâdet dünyada yeterli değildir ve üzerine bir sevap da terettüp etmez. İkincisinin misali de, sadakada bulunup da arkasından başa kakıp, eza veren kimsenin durumudur. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Ey inananlar! Allah'a ve âhiret gününe inanmayıp, insanlara gösteriş için malını sarfeden kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma ve eza etmekle boşa çıkarmayın (iptal etmeyin)[19]"And olsun, eğer Allah'a ortak koşarsan, işlerin şüphesiz^ boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun.[20] Hadiste de Hz. Âişe validemiz (Ümmü Muhabbet'e): "Git Zeyd b. Erkam'a söyle: Şüphesiz ki o, eğer tevbe etmezse Rasûlullah L "'^»""C | ile yapmış olduğu cihâdını iptal etmiştir." demiştir.[21] Bu hadis iptali hakîkî anlamında alan kimselerin görüşüne göre delîl olmaktadır.
Muamelâtla ilgili olan ameller de aynı şekilde "üzerine bir sevap terettüp etmez" anlamında bâtıl olabilirler. Burada bâtılın birinci anlamında kullanılışıyla ikinci anlamında kullanılışı arasında fark yoktur. Birincisine örnek olarak şer'an feshedilmiş olan akitleri gösterebiliriz. İkincisine örnek olarak da, sırf arzu ve heveslerin şevki ile yapılmış ve Şâri'in hitabına herhangi bir iltifatta bulunulmamış amelleri verebiliriz. Meselâ arzu ve heveslerin HAikiyle yeme, içme, yapılan akitler vb. bir kasıd bulunmaksızın ü'nâdüfî olarak Şâri'in izin ya da emrine uygun düşerse bu kısma örnek teşkil ederler. Bunlar Şâri'in emir ya da iznine uygun düştüğü için şer'an kabul görmüş ameller olacak ve dünyevî neticeleri üzerine terettüp edecektir. Bununla birlikte emre imtisal kasdı bulunmadığı için üzerine âhirette terettüp edecek bir sevap bulunmayacaktır. Çünkü ameller niyetlerine göredir. Kısaca arzu ve heveslerin sâikiyle işlenilen ameller, eğer Şâri'in kasdına uygun düşecek olursa, o amelde bulunan kimsenin yaşadığı sürece baki kalır; o dünyadan çıkınca, dünya hayatının sona ermesiyle amelin varlığı da sona erer ve bâtıl olur: "Sizin yanınızda olanlar biter. Allah katında olanlar ise bakîdir.[22] "Ahiret kazancını isteyenin kazancını artırırız; dünya kazancını isteyene de ondan veririz; ama âhirette bir payı bulunmaz.[23] "Dünyadaki hayatınızda sizin için güzel olan her şeyi harcadınız, onların zevkini sürdünüz; ama bugün.[24] Bu ve benzeri nass, zahir ya da işaret yoluyla delâlette bulunan deliller Şâri'in hitabını yerine getirmiş olmak için yapılmayan amellerin dünyadan öteye aşamayacağını göstermektedir. İşte bu noktadan hareketledir ki, muamelâtla ilgili amellerinin neticelerini de yarın fthirat güntindu görmok isteyen kimseler, o amellere bitişik ve kendilerine bu neticeyi sağlayacak olan bir kasıd ve niyetin bulunması konusunda son derece özen göstermişlerdir. Bu konuda İhya ve benzeri kitaplara bakılabilir. [25]
Konular
- Birinci Mesele
- İkinci Mesele
- Üçüncü Mesele
- Dördüncü Mesele
- Beşinci Mesele
- Altıncı Mesele
- Yedinci Mesele
- Sekizinci Mesele
- Vaz'î Hükümlerin Üçüncü Nevi: Mâni (Engel)
- Birinci Mesele
- İkinci Mesele
- Vaz'î Hükümlerin Dördüncü Nevi: Sıhhat Ve Butlan (Sahîh Ve Bâtıl)
- Birinci Mesele: Sıhhatin Anlamı
- İkinci Mesele: Butlan (Bâtıl)
- Üçüncü Mesele
- Vaz'î Hükümlerin Beşinci Nevi: Azimet Ve Ruhsat
- Birinci Mesele:Azimet
- İkinci Mesele
- Ruhsatın Hükmü:
- Üçüncü Mesele
- Dördüncü Mesele
- Beşinci Mesele
- Altıncı Mesele
- Yedinci Mesele
- Sekizinci Mesele
- Dokuzuncu Mesele
- Onuncu Mesele