SULTAN V. MURAD HAN

Babası Annesi Doğum Tarihi Vefat Tarihi Saltanat MM. Türbesi

Sultan Abdülmecid Han

Şevk-efeâ Kadın Efendi 1840 1904
18761876

İstanbul'da, Yeni Camii.
Osmanlı İslâm Devletinin 33. padişahı olarak tahta çıkan veliahd Mehmed Murad Efendi, tâbiri diğerle Mehmed Mu-rad-ı Hâmis, hamisin karşılığı beş rakamı olup, 4. Mu-rad'dan, sonraki 5. Murad'ı kastetmesidir. Çırağan Sarayında Sultan Abdülmecid'in ilk şehzadesi olarak Şevkefza valide-sultan'dan 22/Eylül/1840'da dünya'ya gelmiştir. Vefatida doğduğu saray'da, 29/Ağustos/1904'de, 63 yaşını, 11 ay, 6 gün aştığında vukubulmuştur. Padişahlığı, 93 gün sürmüş olup, hâl olunan amucası Sultan Abdülaziz'in yerine tahta çı­karak, hâlden haberdar ve şerik olarak işin içinde olduğun­dan millet sevgisi kendisine müyesser olamamış, münevver takım denen bir avuç batı hayat tarzı taraftarları kendisine te'sir etmiş olduklarından ahali ile bir gönül köprüsü tesis edememiştir. Tahta çıkması, 30/Mayıs/1876'da olmuşsa da, 31/Ağustos/1876'da 93 gün sonra fetva ile tahtdan infisal ettirilmiştir. Yerine küçük kardeşi Şehzade Abdülhamid Efen­di getirilmiştir. Veliahtlığında, kışları İstanbul cihetindeki sa­raylarda başda Dolmabahçe olarak ikamet ederken, yazları Kadıköy'de Kurbağalıdere kenarındaki yalısında sayfiyeye çıkmış olurdu. Kurbağalıdere daha 1950'lerde, Kuşdili Çayı­rına doğru Moda koyundan gelen denizin dalgaları ile Yoğurt­çu köprüsünün altında buluşur ve dereye doğru bir feyezan husule getirir dereye kıyı, ahşap konak ve yalıların önündeki sandalları oynatır ve bunu gören bizler rahmetli Arif Sami Toker'in, "Kız sandalı kalbim gibi oynatma yerinden" mısra­ını terennüm ederdik. Diyeceğim odur ki, bizler dahi Kurba-ğalıdere'nin zerafetine ve yazının güzelliğine yetiştiğimize gö­re Veliahd Murad efendinin günümüzden 135 sene önce orayi tercihi elbette zevk sahibi olduğunu gösterir. Başını sağa çevirip, Moda Burnunu görürken, sola çevrilen baş ise Kala­mış koyuna bakmakla bir huzur bulurdu.
Tahtdan indirilmesine sebeb olan fetva geçici delilik, yâni cinnet-i muvakkateye istinat ettirilmiştir. Öztuna Bey, Hane­danlar adlı eserinde 2. cild 289. sahifede daha sonra iyileşti demektedir. Sanatkâr bir anlayış hâkim olup, bizzat ince ma­rangozluk, riyaziyeci (matematikçi), şâir, bestekâr, piyanist, flütist, violonist, udî, kemençecİ idi. 1862'de daha sonra İn-giltereye 7. Edvard adıyla kral olacak olan Galler Prensi ile İstanbul'a gelmiş olması sayesinde tanışmıştı. Birbirlerinden hoşlandılar. Üzün zaman mektuplaştılar ve nihayetinde 1867'de Sultan Aziz'in avrupa seyahatinde buluştular vede bu prensin dâvetiylede mason locasına İntisap etti, bizim Murad Efendi o tarihdeyse, 27 yaşındaydı ve çocuk değildi. Zâten Ziya Nur Aksun Bey; altı ciltten müteşekkil, değerli eseri olan Osmanlı Târihi adlı çalışmasının 4. cildinin 159. sahifesinde şu sözleri beyan eder:
".Daha şehza deliğinde Mason oluşu, gayet kozmopolit bir zümrenin mümessili görünüşü, hanedanının hukukunu da­hi tehdit edecek bir temayül taşıyan komitacı paşalar kliği ile temasta bulunuşu, onun başlıca talihsizliklerini teşkil etti. Şehzadeliğinde iyi bir tahsil görmüştü. Pederinin garib tema­yülleri icâbı, garblı bir prens gibi yetiştirilmişti. Guatelli Paşa ile Augusto Lombardi isimli iki İtalyan'dan piyano dersleri almış ve bâzı şarkılar bestelemişti. Gardet isimli bir Fransız-dan Fransızca öğrenmişti. Yakışıklı, hassas, nazik, serbest mizaçlı, heyecanlı bir zât idi Pek fazla te'sir altında kaldığı, etrafındaki güruhun telkinleriyle hafif davranışlarda bulun-, duğu, bunların kendisinin hiffetine ve ananelere karşı lâuba­liliğine verildiği rivayet edilmektedir." Diyen Ziya Nur Aksun Bey, şunları ilâve etmektedir:  "..Yeni Osmanlılar güruhu, onun etrafını almışlar, kendisini türlü medhiyelerle bedmest ederek, istedikleri yola imâleye ça lışmışlar, telkin ue te'sirleri altında bırakmışlardı. Şehzadenin Kurbağalıdere'deki köş­künde toplanan eclâf onu içkiye alıştırmışlar, sabahlara ka­dar cereyan eden soh bet oe rezalet âlemlerinde sarhoş et­mişlerdir. O sıralarda 2. ueliahd olan Saltan Abdülhamid: "Biraderimin, meşhur Kemâl beyle ahbâb olduğunu, gece sabahlara kadar İçtiklerini bir gün şâire, ağabeysini bu ka­dar içkiye teşuik etmemesini manen sebeb-i meuti olacağını" söylediğini anlatmakta ve "sık sık meükti muhtelifede topla­narak hâl ue kârları Sultan Aziz'i zem ü kadeh etmek ue yer­li, yabancı efkarı aleyhine çevirmek üzere plânlar tertibi ile müşarünileyh hazretlerini bir an evvel makamından düşüre­rek, yerine veliahdı geçirmek hususundan ibaretti." Demek­tedir.
Hakikaten sevgili okurlarım, insanın çevresi onun teşekkül bulmasında çok önem arzeder. Bu bir şehzade dahi olsa böy­ledir. Şimdi düşünelim ki, bir Lala var her an kulağının dibin­de bir telkinle, sen azîm bir padişah olacaksın, millet-i mer­hume senden öyle memnun kalacak ki adın kıyamete kadar anılacak, sayende ecdadın minnet ve rahmetle anılacak! Sen kimseye önem verme, işine yarayanları kullan sonra da nis-yan çukuruna kaldır at. Geriye bakma, şah yalnız yaşamak gerek, insanlar senden mutlaka bir şeyler isterler onlara yak­laşman bunları vermeni kolaylaştırır, bu sebebden kimseye fazla yüz verme gibi ifsat edici, insanlardan tecrit edici nasi­hatlerle yetişen bir şehzade nasıl olacak da, o yüce makam olan padişahlık ve buna inzimamen makam-ı hilafette adalet ve insaniyet örneği olabilecektir? Bir de böyle, 5. Murad'ın başına topladığı kimselerin, meniyata düşkünlükleri, kendile­rinden onbeş yaş küçük şehzadeyle sabahlara kadar sohbet ve içkili toplantılarla ümmet-i Muhammed'e hizmeti umulur bir insanı ne hâle getirdikleri görülmeye değer bir emsaldir, yukarıda Ziya Nur Aksun Beyefendinin yazdıkları. İnsanlar gençliklerini dikkatli geçirir ve muzır işlerle iştigal etmezlerse hele bir de iyi eğitim almışlarsa sağlıklı ve malumatlı bir in­san olarak kendisine terettüp eden işlerde başarılı olurlar mi­sâli, bir hanedan üyesi olan şehzade, cidden az rastlanır bir eğitim almış ve de kabiliyetiyle bundan haylice müstefit ol­muştur. Lisan-ı ecnebiyeye vukufiyeti de ayrıca bir avantaj olup, dünya'yı başka bir lisanla takip ve olandan bitenden haberdar olması bakımından ayrıca bir nimetken, etrafını al­mış olan batıcılar ve tatlisu frenk hayatını benimsemiş olan Ziya, Namık Kemâl ve Yeni Osmanlı'ların mensupları kavmi-yetçi düşünce sahipleriyle, varılan mertebe milletimizi millet yapan İslâm ahlâk anlayışına fransız kalmak, hududullah'a riayet etmemek, yüzyıllardır temadi ettirilen belki bir âyet ve hadis olmayan ancak, eslafın yaptığı veya bulduğu güzellik­lerle dünyanın en güzel milleti olmuş aziz milletimizin bu hasletlerinden uzak yetişmesi, milletin kalbinde yer tu-taca-ğına sofra yâranıyla iktifa etmesi yetersiz bir şehzade, göste­rişli fakat dini ve milli hasletlere yaban duran insan olarak yaşamayı sürdürmesi milletle gereken mânevi telefonu kur­masını engellemiştir. Bütün bu memnuniyetsizlik belirten sa­tırların sebebinin alıştırıldığı içki âlemlerinin üzerinde tevlid ettiği hâl olduğunu hemen ifade edelim.
Ziya Nur Aksun, yukarıda adı geçen eserinde şu tesbitie bizim yukarıdan aşağıya geldiğimiz ifadelere bir te'yit bakı­mından değerli okurlarımıza eserinin 160. sahifesinden şu alıntıyla sayfamızı süsleyelim dedik: ".Bu suttan maalesef da­ha veliahdliğinde mitti fikirlerden tamamen uzak bulunan kozmopolit cephenin ağına düşmüş ve onların mümessili ad­dedilmeğe başlanmıştı. Bu sebeble onun taht'a geçişi dışarı­da ue İçeride Jön Türklerin bir muvaffakiyeti ve zaferi olarak görülmüştü. Muhafazakâr kitlelerin gayr-i memnunluğunun en büyük sebebini de bunlar teşkil etmekteydi. Onun meş­ruti ve parlamenter rejim taraftarı olduğu, hürriyete meclîıb bulunduğu söylenmiştir. Bunun düşünülerek uerümiş dû-rendişane bir kanaat meselesi olmaktan ziyade etrafının tel­kinleriyle husule gelmiş bir hevesin mahsûlü bulunduğunu kabul etmek lazımdır. Esasen şahsiyeti ve hayatı da bunu açıkça göstermektedir." Değerli bir Târih sahibi ve kıymetli bir tarihçi olan Ziya Nur Aksun Beyefendi, dini ve milli terbi­ye ve anlayışa sahip bir zât olması hasebiyle bu anlayışa da­yalı fikri süzgeci 5. Murad'ı süzdüğünde çıkan muhassala, aynı ölçülere sahip olup, hükümleri o kıstas içinde görmeye ve de tahlile çalışan fakır de aynı kanaate varmaktan 5. Mu-rad hesabına üzülüyorsada, neticenin de bu olduğunu gör­mekten başka çâremiz kalmıyor. Nitekim İngiliz sefiri ve Mid-hat Paşanın akildânesİ Mister Elyot, dostu olan 5. Murad için, Abdülaziz'in hâl'i esnasına yakın günlerde kendini yine içki­ye vermişti, demektedir. Nitekim de Seyid Bey, 5. Murad'in biat merasiminde bu vazifeyi yerine getiremeyeciğini, dalgın­lık, çekingenlik hatta yılgınlık içinde olduğunu gözlemlemiş Erbab-ı dikkat, daha o gün padişahın rahatsızlığı bakımından müşterek bir teşhise varmış, Taht-ı Osmaniye 2. veiiahd Ha-mid Efendinin çıkışı ayan beyan hissedilmiştir. Şimdi biz, bir rivayete göre hâl'in bir gün önceye alınması ve hâl'in netice­lenmesi esnasında Süleyman Hüsnü Paşanın Sultan yapıla­cak veli ahdin ikametgâhına gidip de almak üzere varışında kapıyı çalıp taht-ı saltanata geçme zamanınız geldi hayrol-sun demesini o güne kadar hiç rûberu yâni yüzyüze gelmedi­ği Süleyman Hüsnü Paşayı tanıyamaması ve hâl işininde bir gün evvele alınmış olmasını Zât-ı Şahane tertibi öğrendi, müşevvikler toplanıyor diye yorumladığından olacak korkuya kapıldığı ve meydana gelen rahatsızlığın bu hadiseye isti­nat ettiği pek yaygındır.

Muhterem okurlarım, günümüzde parti liderleri başbakan­ların muttali olabildikleri her işi, o işleri yapanlar hakkında da malumat toplarlar, hâttâ görüşürler onlara tavsiyede bulu­nurlar, bazen yardımcı da olurlar, menfi bir işde ise devr-i sa­bık olabileceğiyle de tehdit bile ettikleri olabilir. Veiiahd de­mek ise, devletin başının ehemmiyetli bir müşaviri olduğu hatırlanırsa, padişahın ani bir gaybubetinde vekil veya asil olarak vazife düşeceğinden, ricâl-i devleti tanımak bir hayli mühim vazaifdendir.

Hele, cihet-i askeriyenin en mühim makamlarından biri olan Askerî Mektepler Nazırlığı makamında oturan Süleyman Hüsnü Paşayı tanımamış olması velîahdlik görevinde de be-şarıh olmadığının göstergesi değildir de nedir?
Yine Ziya Nur Beyefendinin eserinden şu anekdotu aktar­madan geçemeyeceğim: sahife 160: ".Sultan Murad tahta geçtiği gün, Ziya bey (paşa.) başkâtip tâyin etmiş ve başta Kemâl Bey olmak üzere Jön Türkler'i İstanbul'a getirtmek İçin emir vermiştir. Ziya Bey bu emri, Sadnazam Rüşdî Pa-şa'ya tebliğ etmiş ve ondan <her işiniz bitti de bu mu kaldı? Bu şımarıklar on gün sonra gelirse kıyametmi kopar. Dünya­mı yıkılır? Bu işleri yapan hep sizsiniz, padişahımıza söyle­yecek söz bulamadınızmı?" cevabını veren sadrıazama Ziya Bey aksi bir cevap verdiğinde, yerine Sadullah Paşa tâyin edilivermiştir.                          *

Tabii bu hâl işinde sadrıazamında haylice rolü olması ha­sebiyle bunlar hepsi beraberdi nedir bu ayrılık, sorusu akla geldiğinde bir hırsızdan öğrendiğim ifadeyi aktarayım, biz soygunda yakalanmadık, paylaşırken öyle gürültü çıkarttıkki polis bizi eliyle koymuş gibi buldu. İşte ihtilalciler yaparken birlik sonrada hân-ı yağmada birbirlerine düştüler. Meşhur­dur Yusuf Kâmil Paşanın, hâl sonrasında bu güruha "İyi b. k yediniz" demiş olması herhalde bundan kinayedir.

Bu arada meydana gelen tebeddülatı bildirmek Hâriciye Nazırının vazaifinden olduğundan, Râşid Paşa tahaddüs eden yâni meydana gelen hususâtı ecnebi devlet reislerine ve meslektaşlarına bildirmekte çektiği sıkıntılardan, sadaret mektupçusu Merriduh Bey'e şikâyetlerde bulunuyordu he­men ilâve edelimki bu Memduh Bey, meşhur Sağır Memduh Paşadırki, valilik, dahiliye nazırlıkları yapmıştır ve son. devir Osmanlı muharrirle-rinden Refi Cevad ülunay'ın kaimpederidir. Ki Râşid Paşa, mahlû padişahın vefatı sonrasında bun­ları tatmin imkansızlaşmıştı demekte zannıma göre bu terti­bin kendi ülkelerinde de kullanılması endişesi bunları bu ka­dar hassas yapıyor dediği rivayet ediliyor idi. Hakikatende bu olayda Osmanlı devleti, Rus Çarlığı politikasına meyelan gösteren tarzı ucundan hissettirmişti. Bunun İngilizler tarafın­dan kendi menfaatlerine mugayirliği görününce İstanbul'daki b. elçileri Elyot vasıtasıyla/Osmanlı'nın hâin ve ahmaklarını harekâta geçirerek cinayete kadar giden fecî bir olayı ger­çekleştirmişler kanaati bey nelşümul siyaset arenasında per­de arkası bilgiler olarak cevelan ediyordu.
Sultan 5. Murad'ın rahatsızlığı yüzünden okunur hâle gel­miş, dikkatli kimseler ise artık bir değişimi her an bekler ol­muşlardı. Bu husûsda Cİss-i İnkılap yazarı Süleyman Hüsnü Paşa: <.Hüseyin Avni Paşanın bir mecnûn padişahı taht-ı sal-tanatda bi'I-ibkaa (devama) kuvve-i askeriye ile zimâm-ı hü­kümeti (askeri güç sayesinde hükümetin idaresini) kendi dest-i istibdadına (kendi ellerinin istibdadına) alacağının an­laşıldığım yazmaktadır. Bu paşanın askeri mektepler nâzın olan paşa olduğunu da burada hemen hatırlatalım ve de ilk ve mühim Türkçülerden biri olduğunuda vurgulayalım. Böyle bir seraskerin Abdülaziz hânı şehid ettirmeye vardıracak çe­tenin fiili reisi olması bir padişah için büyük talihsizlik ise de, onun padişah yaptığı bir veliahd içinde vak'adan önce du­rumdan haberdar ve tarafdar olması hasebiyle hiyanet değil-de nedir? Sultan Abdülhamid, amucasını seven bir yeğen olarak, İslamların Halifesi, Osmanlıların Padişahı Sultan Aziz hakkında her çirkinliği bildirmiş olmasını ahlâk ölçüleri için­de değerlendirmeye kalkipda kendisi hakkında menfi kanaat ihzar edenler, yukarıdaki tahlilde ortaya koyduğumuz, Mu-rad' in davranışına hürriyet mücahidliğimi diyeceklerdir, kai-leşâne bir yeğenlikten çıkan işe.


Eser: Büyük Osmanlı Tarihi

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Büyük Osmanlı Tarihi

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
..