Dördüncü mesele

Mübâh hakkında "işlenmesinde bir günah (haraç) yoktur" denil­diğinde —ki bu üçüncü meselede geçen mubahın iki anlamından birisi olmaktadır— bu mânâda mübâh, "işlenmesi ve terki tercihe bırakıl­mış" mânâsı altına girmemektedir. Delilleri: 1.
Biz bu ayırımı, şerîatte bunların tefrik edilmelerine yönelik bir kasdın bulunduğunu gördükten sonra yaptık. Küll olarak işlenmesi matlûp olan kısım, bizzat işlenmeleri ya da terkleri hakkında tercihe bırakma hükmü vârid olan kısımdır. Meselâ şu âyetlerde olduğu gibi: "kadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlanıza istediğiniz gibi gelin."[80]... Orada olandan, istediğiniz yerde bol bol yiyin.[81] "şu şehre girin ve orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin ... Demiştik."[82] bu hakîkaten bir tercihe bırakmadır. Keza, mutlak surette vâki olan emirler —eğer ibâha içinseler— gerçek anlamda tercihe bırakma mânâsını gerekti­rirler: "ihramdan çıktığınız zaman avlanın.[83] "namaz bitince yeryüzüne yaydın; Allah'ın lutfundan nzık isteyin.[84] "verdiğimiz rızıfa ların iyi ve güzel olanlarından yiyin.[85] ve buna benzer âyetler, bun­ların, çeşitli şekillerde ortaya konma imkanları bulunmakla birlikte mutlak surette mübâh kılınmaları —aksine bir delîl bulunmadıkça— o şekiller arasında bir tercih sözkonusu olduğunda açıktır.
Küllî olarak terki matlûp olan kısma gelince, bukısımda ştırîntın gerçek anlamda tercihe bırakmaya «lelâlet edecek bir q,ass getirdiği n i bilmiyoruz. Aksine bunlar hakkında ya sükût geçilmiş (meskûüııı anh) ya da bazısına sarîh tercihe bırakma hükmünden çıkaracak bir ifade ile işarette bulunulmuşlardır. Meselâ dünyanın, ona meyledon kimselerin kötülenmesi sadedinde "oyun ve eğlence" olarak isimlendi­rilmesi gibi. Böyle bir üslûp eğlencenin işlenmesi ve terki arasında as­lında tercihin bulunmadığını ihsas ettirmektedir. Bu meyandâ gelen âyetlerden bazıları şöyle: "onlar bir kazanç veya bir eğlence gördükle­rinde, seni ayakta bırakarak oraya yöneldiler.[86] buradaki eğlence­den maksat (kervanın gelişini bildiren) davul ya da onun gibi bir goy. Dir. "insanlar arasında bir kısmı vardır ki, gerçeği boş sözle değişir­ler...[87] daha önce de geçtiği üzere, ashab biraz sıkılmış ve:
—Yâ rasûlallah! Bize (kur'ân haricinde) bir şeyler anlat; demiş-lerdi de, bunun üzerine "Allah, sözlerin en güzelini indirmiştir."[88] ayeti inmişti. Hadiste de "bütün eğlencelerin bâtıl olduğu"[89]ifâde edil­miştir. Bu ve buna benzer tercih kavramı ile birlikte düşünülmedi im kanı olmayan daha başka ifâdeler bulunmaktadır. Şimdi, şerîatte bu gibi şeylerden bazılarına belli bir hale mahsûs olmak üzere izin verilmişse[90] veya bazı vakitlerde ya da bazı hallerde müsamaha (tole­rans) gösterilmişse[91] işte bunlar, "şâri'in sükût geçmiş olduğu şey af-tır.[92] yani affedilen şeylerdendir; şeklindeki başka bir hadis mânâ­sına yormak suretiyle "haracın nefyi" yani bir günahın olmaması mânâsındadırlar. Bu tür şeyler, genelde böyle ifâde edilir ki, bununla onda affedilen bir şey bulunduğu, yahut da o şeyin affa mahal bulun­duğu; ya da âdetin cereyan ettiği hususlarda onun atfedilebileceği ihsas ettirilmiş olur.
Farkın neticesi şudur: mubahın "bir sakınca ve günah yoktur"anlamındaki kullanılış şekli —her ne kadar işlenmesi ya da terki ko­nusunda bazan izin mânâsı çıkarılması lazımsa da[93]— asıl olarak gü­nahın kaldırılmış olduğu mânâsında sarihtir; bu çerçevede lafzın asıl amacı özellikle günahın nefyedilmesidir. Fiile izin verilip verilmediği konusuna gelince, o "vacibin varlığı için gerekli olan şeyin de vâcib olup olmaması" yahut da "bir şeyin emredilmiş olması, zıddının da ya­saklandığı anlamını da içerir mi?"; "bir şeyi yasaklamak aynı zaman­da o şeyin zıtlarından birini emretmek midir?" konularıyla ilgilidir. Diğerinde ise, bazan fiilden günahın nefyini gerektirse de, tercihe bı­rakma mânâsı sarihtir. Bu kısımda lafızdan gözetilen maksat, husûsiyle tercihe bırakmadır. Günahın kaldırılması konusu ise zikri geçen konularla ilgilidir. Buna şu husus delildir.[94] günahın kaldırıl­ması ifâdesi "kim ka'be'yi hacceder veya umre yaparsa safa ile mer-ve'yi tavaf etmelerinde bir günah (beis) yoktur"[95]âyetinde olduğu gibi bazan vâcible; bazan da "gönlü imanla dolu olduğu halde, zor (teh-dîd) altında kalan kimse müstesna... "[96]âyetinde[97] olduğu gibi men-dûba muhalefetle birlikte kullanılabilir. Eğer bir fiilden günahın kal­dırılmış olması, onun terki ya da işlenmesi konusunda tercihi gerekti­recek olsaydı, vâcible ve mendûba muhalefetle sahih olmaması gere­kirdi. Tercihe bırakıldığı açıkça belirtilen fiiller böyle değildir; çünkü bir fiilin terki caiz olmadan vâcib ya da mendûb olması halinde ya da aksi durumda tercihe başvurmak doğru olmaz.

İkincisi: "tahyîr" (tercihe bırakma) lafzından, o şeyin terk ya da işlenmesi konusunda her iki tarafa da izin verildiğinin bildirilmesine yönelik şâri'in kasdı bulunduğu, her iki tarafın da şâri'in kasdı bakı­mından eşit olduğu anlaşılır. Güçlüğün, yani günahın kaldırılması ko­nusu ise sükût geçilmiş olur.
"günah yoktur"[98] lafzı ise, fiilin işlenmesi durumunda söz konu­su olacak günahın, sıkıntının kaldırılmasına yönelik şâri'in kasdını ifâde eder. O fiile izin verilmiş olup olmaması konusu ise, sükût geçil­miş olur. Mümkündür ki, sâri' o hususu da kasdetmiş olabilir; ancak o takdirde bu ikinci kasıtla (kasd-ı sânî) olur. Ruhsatlarda olduğu gibi. Çünkü ruhsatlar, inşAllah ileride de geleceği gibi güçlüğün kaldırılması esâsına râcidir. Bu ikisinden her birisinde tasrîh edilen şey, diğe­rinde sükût geçilmiş olmaktadır. Bu yüzdendir ki, sâri' vuku bulmu| bir şey hakkında "onda bir güçlük, sıkıntı veya günah yok." anlamın­da dediği zaman, ondan mübâhlık hükmü çıkarılanıas. Çünkü o şey, mübâh olabileceği gibi mekruh da olabilir.[99]çünkü vuku bulduktan sonra mekruh da kabilinden olur. Deliller bahsi okunurken bu husus göz önünde bulundurulmalıdır.

Hakkında "bir beis, bir günah yoktur."tabir olunan bir şeyin mutlak surette yapılması ve terki hakkında tercihin sözko-nusu olmadığını gösteren üçüncü husus:

Hakkında tercih hükmü bulunan şey, yapılması matlûp olan bir şeye hizmet ediyorsa, sırf arzu ve hevese uyma durumundan çıkılmış olunur; bilakis tercihe bırakılan hususta arzuya tabi olma ikinci kasıt­la kayıtlıdır ve aslî kasda tâbidir. Dolayısıyla da onu işleyen, küll açı­sından söz konusu olan talebin altına girmiş olur. Neticede de, o şeydo tercih ancak cüz'î çerçevede sözkonusu olur. Küllî olarak matlûp olun ca, bu açıdan arzu ve hevese uyulmuş olmaz. Biz şâri'in külliyyftl.n olan itinasını ve teklif sırasında onları nasıl göz önünde bulundurdu­ğunu biliyoruz. Şâri'in kasdına halel getirmeyen cüz'î, küllî olarak matlûp bulunan şeyin gereğini ihlal etmemekte, ona zıt da düşme­mekte; bilakis teyîd etmektedir. Tercihe bırakılan şeyde arzu ve heve­se uymak şâri'in küll açısından maksûduna tâbiliği tekit etmektedir; dolayısıyla burada arzu ve hevese uymada bir zarar yoktur. Çünkü başlangıç itibarıyla (ibtidâen) şâri'in kasdına uyulmaktadır. Arzu ve hevese uyma ise, sadece şâri'in kasdına tâbiliğe hizmet etmektedir.
Hakkında "bir sakınca, bir günah yoktur."tabiri kul­lanılan kısım ise, hemen hemen yerilen arzu ve hevese uyma kabilin­den olmaktadır. Dikkat edilirse, küllî nehiy talebi konusundaki şâri'in kasdına genelde zıtlık göstermektedir. Ancak azlığı ve devamlı olmayışı, işlenmesi matlûp olan şeye hizmet edene arazî olarak mü­şarekette bulunması —yerinde zikredilmiştir— sebebiyle, onun bu zıtlığına aldırış edilmemiş ve kaldırılan günah, güçlük (haraç) kapsa­mına alınmıştır. Çünkü bu tür bir cüz'î matlûp bir aslı ihlal etmemek­tedir. Her ne kadar onun kapısını kısmen açmaktaysa da, cüz'î olması açısından etkin değildir; dikkate alınmamaktadır. Ama kendi cinsin­den başkalarıyla birle şirse (yani devamlılık veya yaygınlık arzeder-se), bir araya gelmekten güç doğmakta ve etkin bir hal almaktadır. İş­te bu noktadan hareketle işlenmesi matlûp olan şeylere zıt düşen küllî olan hususların yasak olması uygun olmaktadır. Bu kısmın aslî maksat itibarıyla küllî bir durum altına girmeksizin arzu ve hevese uymak gibi bir şey olduğu sabit olunca, şer'î kaideler onun yapılması ve terki tercihe bırakılan bir şey olmamasını gerektirmiştir. Geçen izahlar ışı­ğı altında bu kısmın arzu ve hevese uyma olduğu ve şerîate zıt bulun­duğu sarihtir. [100]


Eser: El-Muvafakat

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

El-Muvafakat

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler