Osmanlı Devletinin Vazıyetini Düzeltme Teşebbüsleri


(Osmanlı devletinde küçük devletlere bölünme- 3. Se-lim'İn tahtı terki ve ahali-Osmanlı devletinin çöküşünün ev-veli-Aîerndar Paşanın Kuvveti ve nazarı ile sened-i ittifak ve bunun menfî durumu-Fatih Camiinde Şûrâ-i Ümmet veya Mec!is-i umumî toplantısı-Sultan Mahmud'un Millete müra­caatı vede bu husustaki hattıhümayunun bir bölümü-İç ihtilal ve karışılıkların çeşitlerine İki amil:
 îstibdad fikriyle sosyal hayatımızdaki gayrimuntazam ma­neviyat. Tarihimizi derin bir tetkik süzgecinden geçirdiğimiz takdirde, ortaya bütün ağırlığıyla çıkacak olan hususların ba­sındaki maddenin çöküş dönemine girmiş bulunan Osmanlı devletinde tahta çıkışlarda olsun, meselelerin vahamet gös­terdiği sıralarda olsun "devletin ahvalinde İslahat" şeklinde sözlerin bizzat padişahın dudaklarından dökülmesi adetten olmuştu. Moda olarak da nitelendirilebilecek olan bu ifade, devlet idaresinin tersliği hususlarından pek şikayetçi ahalinin indinde büyük ümidler belirmesine yol açardı. Ahali mezkûr ifadeyi, devletin düzeltilen idaresinin kendi bozulan düzeninı-de iyiye götüreceği şeklinde telakki ederdi. Halbuki milletin durumu iyileştirilmedİkçe, devletin düzeltilmesi nasıl müm­kün olabilirki? Devlet ve milletin varlığından meydana gelen muazzam heyet, birbirlerini meydana getiren siyasi şekilden başka bir şey değildirki. 3. Seiim; devlet nizamını daha evve! başlamış bulunan istikamette güzel tedbirler yetersizliği se­bebiyle yürütememiş, ülke onun tahttan ayrıiışıyla birlikte bir anarşi girdabına varmişidi.
Sultan 2. Mahmud tahta çıktığı vakit karşısında olan kim­selerin bazıları şunlardı: Rumeli taraflarında; Sirozlu İsmail, Anadolu da, ayan ül ayan lakabıyla iftihar eden Bozok muta­sarrıfı Cebbarzâde Süleyman beylerle, Saruhan mutasarrıfı Kara Osmanoğlu Ömer ağa'yı, Bilecik ve civarında Kalyon­cu Mustafa adlı şahıs ve bunlardan başka bir takım ayan ve sülalelerin adeta, birer küçük beylik, hâttâ müstakil devlet­çikler halinde olduklarını gözlemişti. Bu tablonun sebebide. devleti Osmaniye'nin adalet dağıtışında ve idare tarzında içi­ne düştüğü ve uzun zamanalan rehavet ve ataletinin neticesindendi.
3. Selim; üzerine almış olduğu devlet idaresini Abdülha-rnid-i evvelin kendisine yadigâr ettiği devirden daha karışik ve şımarık bir hâie gelmiş ahaliyle birlikte dağınık bir manza­rayı 4. Mustafa'ya bırakmış oluyordu. Bu vaziyet ise, Os­manlı devletinin şeklen çökme dönemine girmiş olması de­mekti. Bereket versin; Sultan 2. Mahmud, yukarıda adlarını saydığımız müstakil devletçikler yolunda yürüyenlerle kendi­sine, padişahlık, şahsınada vezaretiuzmayı alan Alemdar Mustafa Paşa tesirini, pek fazlasıyla hesapladığından ağırlık Alemdar'dan yana gözüktü. Bu vaziyet karşısında her iki ta­rafı da kısa zamanda ortadan kaldırma suretiyle, lâzım gelen mutlakiyet idaresini temini mümküne, muvvaffak olacağını idrak etti. Tesbitini, bu işin halline kadar, ülkenin üç farklı gücün idaresinde olacağı istikametinde yaptı. Ne varki bu üçlünün yalnız başına bir fayda-imillet teşkil etmesi muhaldi. Çünkü üçünün de halet~i ruhiyesi ve elde ettikleri zihniyet ve irfanın derecesi hiç bir delile lüzum göstermeyecek kadar, malum ve bellidir. Bunların birincisini teşkil eden Sultan 2. Mahmudjzamanın terakkisinden medeniye-i ilmiyeden nasib sahibi idiyse de, hükümdarlığının vazifeleri ve selahiyetleri hakkından bilgi ve tahsil sahibi olmadığı gibi, diğer ikisi ise, eşkiyalıktan azıpta, türeyen paşa, bey ve ağadan ibaret kim­selerdi. Dolaysıyla bunların arasında her yönüyle fazileti, İda­reye uygun olan İslahat fikri, boğazlanacak zayıf bir kurban­dan başka bir şey olamayacaktı.
Sened-i İttifak'ın yapılması ve mühürlenmesi, Osmanlıyı sarmakta olan ellerin nerelere kadar uzandığını, mutlakiyet idaresini bir kere daha esasından ne tarz da zayıflatmış oidu-ğunun hikayesini aşağıda tafsilatlı olarak sunalım: "Maksad, hanedanve ayan denilen cabbarların itaat altına alınması idi. Büyükçe bir kuvvetin sahibi olduğu herkes tarafından görü­lüp ve kabuîedilen Alemdar Mustafa'nın İstanbul'da meşve-ret-i amme yapmak için kendi tarafından Cebbarzâde'ye> Kara Osmanoğluna, Sirozlu İsmail bey'e, Çerman mutasarrıfına, Kalyoncu Mustafa'ya hatta da Şile ayanı Ahmed gibi, diqer ayan ve ağa'lara birer davet mektubu gönderdi. Sadra­zamın gönderdiği bu davetname netice verdi. Beğenmediği­miz Kalyoncu Mustafa, beşbin askerle gelerek Çırpıcı çayırı­na indi. Cebbarzâde ile Kara Osmanzâde hemen hareket et­tiler. Sirozi İsmail bey'de onikibin askerle gelerek Davutpa-şa'da mevkii tuttu. Tarihlerin bize naklettiğine göre; bu müte-aallibenîn davete uyarak gelmeleri, padişaha değil, Alemdar Mustafa Paşa'nın sözü karşısında gösterdikleri itimat! sergili­yordu. Devlet adamlarının; böyle bir meşveret-i amme mec­lisi gerçekleştirmeleri maksadına gelince <avamil-İ devlet-1 âliyenin her tarafda bilâmâni ve mezahim-i nafiz oiması>yâ-ni, hukuİ.-u mukaddese-i padişah-i'nin her tarafça tanınması idi. Şu halde ayan ve mütegallibenin, kendi nüfuzlarında vaz­geçmelerini temin gerekmekteydi. Meşveret encümeninde Aiemdar paşa, yapağı konuşmada: <Bizim aslımız ocaklıdır. Yeniçeri hakkında tutumumuz ortadadır. Şehid padişahımız, (3. Selim/yeniçeri ocaklısına meramını aniatamayıp, onlar­dan rağbetini kaldırdı. Tai'mii asker düzenlemesine himmet buyurdu. Bu davranışı bizin-, menfurumuz (dikkat!) olduğun­dan padişah-ı şehidin arzulanna iştirak hususunda kusuru­muzun da pek açık olduğu m&iumdur. > Dedikten sonrada vezarete yükseldikten ve seraskerlik vazifesini yüklenip, sa­vaşlarda düşman askerini talim ve disiplin içinde bulmasın­dan dolayıda buna karşılık bize ait askerin bozulduğuna şa-hidliğini buna bağlı olmak üzere şehid padişaha hak verdiği­ni ifade etti. Şimdi devletin başında bulunan, padişah 2. Mahmud'un, bu ilimlere vukufu olup, rüşdünü ispat etmiş, gayretli, cesur ve ülkeyi düşman tasallutu karşısmda da, ko­rumaya öncelik veren bir kimse olduğunu be/ana ilaveten, memleketin korunmasının bütün devlet hizmetkârlarının ve bey, ağa gibi zevatında birlik ve beraberliği sayesinde imkân dahiline girdiğini, isabetle naklettikten sonra müzakere neti­cesinde: <Her hâl ve durumda padişahın emri heryerde yeri­ne getirilecek, ancak devlet adına asker toplanacak, şayed buna muhalefete geçen olursa hizaya getirilmesi hususunda da. bütün ayan ve hanedanlar davacı olmak, ancak onlardan birisini şartlardan biri hakkında, aykırı şart ittifakı yapılma­dıkça üstüne gidilmemesi>hususlarına inhisar etti. Bu vazi­yet karşısında "senedi ittifak" adı verilen bir yazı kaleme alı­nıp, imzalanarak mühürlendi. Bu kararlarla yapılan müşave­re meclisi de sonaerdi. Sened-i ittifak, yedi maddeden ibaret idi. Başlangıç maddesi, saltanatın kuvvetinin ve devlet tesiri­nin içde ve dış âlemde, esas olarak alınması, padişahın nef­sinin koruma altında bulundurulması ile beraber, emir ve murad-ı padişahinin ittifak içinde muhafazasını, devlet askeri yazılması ikinci maddesi olup, bu hususda aykırı davranan hâin sayılarak, bütünlükle cezalandırılmasına gayret edilece­ğini, üçüncüsü ise, müslümanların beytülmali ve gelirlerini devletin güzelce, biriktirip muhafazasını, dördüncüsü olarak da, Osmanlı devletinin eskiden beri de riayet ettiği usu! ve nizam gereğincede, padişahın emir ve yasakları dahilde ve hariçde bütün erkânı devlete, vekâleti mutlaka makamından çıktığı makamı sadaretten gelen müracaatı amir, kanunlara aykırı irtikâb ve rüşvete gerek taşraya, gerekse iç işlere dair acil zararı olacak davranış ile mekruhlara karşı tamamının davacı olacağını yazıyordu. Beşinci olarak, ittifak senedine dahil olan ayan ve hanedanı ve devlet adamlarını birbirleri­nin şahıslarına ve hanedanlarına kefil olmaları, altıncısı ise, istanbul'daki ocaklardan vesairelerden bir fitne çıktığı takdir­de, soru sormadan bütün hanedanların İstanbul'a gelerek iş de rolü bulunanların ve ocağında rolü varsa lağvı ve idamı ile birlikte başşehrin asayişini temin, yedincisi de, fakir halk ve reaya'nın korunması olduğuna göre, hanedanların eli ile idare olunmakta bulunan kazalarında asayişine, bunlara yapıla­cak tekellüflerde, hududu itidale riayet gösterilerek, vükelâ Üe kendileri arasında alınacak kararlar icabınca hareket, her hanedan birbirinden durumlarına nezaret etmeye, şeriata mugayir, emirlere aykırı olarak zülüm taarruzlarında bulu­nanlar olursa, hemen devleti âliye'ye haber verilerek hep be­raber engellemeğe hazır olunmasını yazmaktadır. Sened-i it­tifak, Alemdar Mustafa Paşa, şeyhülislâm, kaptan-ı derya, kadı efendiler, nâkibüleşraf, İstanbul kadı'sı, sadaret kethü­dası, yeniçeri ağası, defterdar, reisülküttab, saray kethüdası, deniz isleri nezareti, divan başçavuşu, ruznamçe-i evvel ile Cebbarzâde Süleyman, Sirozi İsmail, Kara Osmanzâde Ömer, muhasebe-İ evvel, sipahiler ağası, beylikçi ve amedi divanı, Çerman livasımutasarrıfı taraflarınca yeminler edile­rek imzalanmıştı. Görülüyorki; hükümet işlerinin yapılması kayıt ve şartlar altına alınmış. Devlet, kendi tebasından bazı türedi kimseler ileyönetim hususunda bir akit yapmaya mu­vafakat etmiş. Böylece de bir zilleti seçmeye mecbur kalmış. Bu çaresiz seçimlerin neticesinden olarak düşünülebilir ki; 2. Mahmud'un; Rusya himayesine girmesine müncer kılan Mısır meselesi, sened-i ittifak olayından, azıp gelmiş bir eğilim-i tabii olduğu hükmüne varılabilir. Yapılan sened-i ittifakın so­nu, Alemdar Mustafa paşa'nın öldürülmesi, ayanların istiklâli meselelerinin de ele alınmasını getirdi. 1225/1810 tarihinde, Rus komutanı general Kameneski'nin "ya Rusyanın talebleri-ne razı gelirsiniz, ya da İstanbul civarına kadar gelir bu taleb-leri yerine getirtiririm" mânasına gelebilen mektup üzerine, 2. Mahmud'un Fâtih Camiinde yaptırmış olduğu meşveret mecliside. mutlakıyet idaresi sahibi padişahın millete iltica­sından başka bir ad verilemez.
Toplanması temin olunan meclise, 2. Mahmud tarafından ulaştırılan hatt-ı hümayunda, Rusların Osmanlı topraklarını e!e geçirebilmek için sergilediği azmi, büyük çabayı da hika­ye ettikten sonra, milletin istişare hakkına riayet ve alacağı karan başıüstüne koyma anlayışı içinde diyorki: "..Hülasa-i kelâm, ümmeti merhume-i muvahhidin, cihad ile imdada ve ululemre inkıyad ileme'mur olub, seİli seyf-i nebevi ile harekât-ı hümayunum mutazammındır. Cilema-i islâm ve yed-i ocağım, rical-i devletim Fatih Sultan Mehmed hân gazi hz. lerinin camii şerifinde akd-i meclis-İ meşveret ve nifak-ı âmiz harekâtdan ari olarak, hasbetenlillah-i teâla, müzakereye <elmüşteşar-i mute'men> medlülünca, cümlenizi iş bilüp müşavereye me'mur eyledim. Başbaşa verilip her tarafı mü­lahaza olunsun ve mühümmat-ı seferiyeden olan hıyam ve cebehane ve devvab cümlenin mevkuf-u aleyhi olan, akça ve zahairive askeri hususları mütalaa olunup, iktizası huzur-u hilafet-i meabıma arz olunsun. Herkes hatırına hutur eden umur-u hayriyeyi söylesin. Sonra şöyle lâzım idi diyecek kal­masın. Hayır tarafını ketmeyenler zamanımda medhul kal­maz ve tekdir olunmaz. Cümlenin tasvib eyledikleri nezd-i mülükânemizde dahi tasvib olunur.."
Zamanı idarenin günahlarını büyüterek, harici ve dahili kavgaların gittikçe çoğalmasını temin eden olayların meyda­na gelmesinden geri durmayacağı cihetle Sultan 2. Mahmud biraz sonra senedi ittifakta imzası bulunmayan nice derebey­leri, ayanın kıyamı karşısında kaldı. Arnavutlukta Tepedelen-li Ali paşa, Suriye'de Genç Yusuf paşa, Mısır'da Kavaali Mehmed Ali paşa, Babantaraflarında Abdurrahman paşa, üç kıta üzerindeki hakimiyetini dört taraftan sarsıyorlardı. Sul­tan Mahmud'da yeniçerinin varlığından uğrayacağı zararları kendine ait tecrübelerle anlama işinde bilhassa, 3. Selim'in nizamını tatbik etmeye eğilimi görünmüşse de, sekban aske­ri teşkilatı gibi nakis ve yeniçeriliği azdırıcı bir teşebbüsden ileri gidememişti. Osmanlı Tarihi adlı eserimde  1225/1810 yıllarına ait bir ifademizde demişdik ki: "İki âmil vardır ki, mensubu olduğumuz içtimai çevreninde mevcut hâle gelme­sinde kurunu vusta yâni, orta çağ düşüncesi, harp arayışına göre; yükseltmiş, büyütmüş, küçültmüş, cahil, menkub ve-mağlub bıraktığı görülmüştür. Bunların biri, istibdad fikridir. Padişah, bendegân, mukarribin, nedima, nisvan, rical ve ule­ma, diğeri milletin maneviyatındaki gayrı muntazamlık; ca­hillik, taassubat, her istibdada karşı duyulan zorbalık, şaka-vet ve istiklâle ait his, derebeyliği saikleri idi. Bu iki eski can düşmanı eski bir terbiyenin eski bir müessirin, padişah ve kul adlarına koyduğu rabıta ile, yekdiğerini kaldırıp kendine çekiyor. Padişah, bütün ülkeye malı, insanlara kulu gibi ba­kıyor, milletse, bütün ülkenin padişahın aidiyetine, kendi ab-diyyetine kail olmak ile birlikte, en kaba insaniyetin bile ka­baracağı, tahakkümsü halinden usanarak, arada sırada ken­disi de mütehakkim olmak istiyor, kanun koyucu bu kaldır­ma veya cezbetme değişikliliğinde, bir hazırlama mekaniz­ması gibi duruyor, bir cünbüş içinde, idam, sürgün, müsade­re, azil, tehdid, af, lütuf, terfi yapıldığı gibi, günlerce,- aylarca, sabr-u teenni, bila havf yâni korkusuzca ince entrikalar ha­zırlanması, fırsat aramak, nifak çıkarmak, dincede mukad­des olan kaide ve şartlarından menfaat temini aramak, dinin hükümlerinin salime ve selimesini, taarruza kıyam aleti seç­mek, Örf adet, teamül gibi o cemiyete mahsus yeniliklerin, aleyhine saldırmak, karanlıkta alınan bir terbiye ile üç kıtaya yayılan çeşitli kavim ve miraçlardan meydana gelen bir ne-yetide, kendi idrâkine göre ayırıp çevirmek istemek, bilhassa harb tali'inin kendi tali'ini kutlu ve bahtsız bilerek nefsini, bü­tün milletin üstünde bilmek, bütün bu şeylere tahammül et­tirmeği hakimiyet usulü ve padişahlık tanımak, tanıtacak va­sıtalar kullanmak icad etmek, velhasıl bütün bu yıldırımların te'siri, nüfuzu, kuvveti, yardımı ile aşağılı, yukarılı değişikliklere maruz idare şeklini düzeltmeğe uğraşmak ve bununla beraber dıştan gelecek ihtiras dalgalarına ve ecnebilerin istir-kabina karşı, savunmada bulunma ümidinde olunuyordu. İş­te bu bilemeyîş devam ettikçe, Osmanlılık kuzey, doğu, gü­ney ve batı hududiarından ağır ağır çekilen, koyulaşan ve za­man geçtikçe merkeze doğru'toplanan bir mayi gibi her işten elinide ayağını da çeken oluyordu. Siyasetin iki yüzlü oluşu, menfaat takibi olduğundandır. Bütün avrupa bizi zayıf görü­yor. Yine zayıf gördürmeye çalışıyordu. MiIİet'te irfan ve ka-biliyet-i ilmiye kalmamıştı. Rusya ile ona bağlı olanlar, Avus­turya, İngiltere, Fransa, hattâ hem din vehemhal olduğu hal­de iran, böyle büyük bir hükümeti kesin kes sarsan tertible-rin ve darbe-i hükümetin seyircisi değil, oyuncusu oynatıcısı olmuşlardı. Ruslar; Sırbiye ile Mora'da hileli, sihir değnekleri­ne taktıkları istiklâl şeklini; perde de gezdirmeğe hacet gör­müyorlar, kavmiyet poltikası kendi politikalarına aykırı olsa-dahi bizimsahalarda Bulgarlara, Ulahlara. Rum unsurlara gösteriyordu. Biz bunlara isyan diyorduk. Hayır değil; başşe­hirden uzakça bir yerlerde kopub da, daha sonrada cümle kapısından girecek emaret-i ihtilâl ve devlet içinde büyük bir çöküş alametidir. Padişahda;yer yer, kıt'a kıt'a, kavim kavim hor görülüyordu, tşte fransa ihtilâlinden vaka-i hayriye'ye kadar devam edenotuzsekiz sene zarfında Osmanlı hükümeti daha da gerilemek ve kokuşmaya pek çok yaklaşmaktan gayri bir hareket gösterememiştir ve Mora meselesi doiay-sıyla da meydana gelen devletler müdehalesi karıştırıcı ve şaşırtıcıbir parmaktı! Bu parmakda, henüz boğazımız üzerin­de dolaşmaktadır. Yeniçeriliğin kaldırılışına kadar geçenza-man içindeki kanunsuzluk ve anarşinin şekli-Rus talebleride yavaş yavaş Osmanlı haritası üzerinde beliriyor.
Mapolyon: Moskova, Brezinadan sonra-  Sultan 2.  Mah-mud'un çevresi-Padişah iki kutup arasında: Enderun ve Birun, Halet efendi devri-Sened-i İttifak hazırlayıcılarından Ra-miz Paşanın idamı-Devlet; İslahı, sürgün ve idam fiillerinde, tedhiş politikasında arıyor-Viyana kongresi, milliyet politika­sı, mütegallibenin yok edilme siyaseti, Sultan 2. Mahmud Halet efendi nin manevi tesirinde mağlup kalıyor, vükelâ-i devlet, ülke coğrafyasını bilmiyorlar-Ata, arabaya izinsiz bi-nilemiyor-Yobaz ihtilâli, şeyhülislâm olmak için bir kaç beyaz kılkâfi-Yangınlara karşı, efradın kanun kesİlmesi-Devlet, cumhuriyet hayatını yaşayan cemiyetlerden korkuyor-Erme-nilerin patırdısı-Devletteki zayıflamaya dair hal ve durum-Rum patriği ve metropolidi'nin idamları-Benderli Ali paşa'nın idamı-Halk sadnazama uyuyor, İstanbulda reaya katli, cerhi, takım takım yağmacıların çıkışı, Halet efendinin;idam oluna­rak katli nazariyesi-Sübyan çocukların öğretimi hakkında ferman. Sultan 2. Mahmud'un tahta geçişini gösteren 1223/1807 senesi sonrasında yeniçerinin kaldırılması diğer bir ismi vaka-i hayrİye'ye kadar geçen 18 sene zarfında, yâ­ni 1241/1826 tarihine ulaşan zaman diliminde de, gerek is­tanbul'da gerekse taşra'dahusule gelen karışıklık ve ihtilâller yanında birde, dikkat çekici olması gereken bir çeşit vardı kî, bunların tamamı kanunsuzluklardan ve anarşiden çıkmasıy­dı. Yine her biri ayrı tarz mutlakiyet düşüncesi ve fikriyatına ait ruhiyatı, idareye yerleştirmeye bunların fesatlarına delalet etmekteydi.


Eser: Büyük Osmanlı Tarihi

  • Yeni Ekle
Yorumlar (0)

Büyük Osmanlı Tarihi

 

Son eklenen ruyalar

Sitemizde yer alan soruların cevapları özenle islami eserlerden seçilerek yazılmaktadır.
Haramiler | Bitkiler